5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İZMİR
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili 15.05.2023 harç tarihli dava dilekçesi ile; Müvekkili şirket nezdinde ... nolu "Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi" ile sigortalı ... plakalı araç 14/02/2022 tarihinde seyir halinde iken, maliki dava dışı ... Kiralama AŞ ve sürücüsü davalı ...' in sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı iş makinasının kusurlu olarak çarpmasıyla hasarlandığını, kaza yerinde polisler tarafından düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında KTK m. 47/1d'nin ihlal edildiği, 29.03.2022 tarihli kesin ekspertiz raporuna istinaden tazminat tutarı olarak 163.910,00 TL ödendiğini ve TTK m. 1472/1 uyarınca sigortalının haklarına halef olduğunu, davalı asli ve tam kusurlu olarak ... plakalı aracın hasara uğraması dolayısıyla müvekkil şirketçe poliçe kapsamında bakiye 113.910,00 TL (takip öncesi davalı araç sigortacısı tarafından ödenen 50.000,00 TL mahsup edildikten sonra kalan tutar) tazminatın tamamından sorumlu olduğunu, TBK ve KTK uyarınca sebebiyet verdiği zarardan sürücüyü/işleteni sorumlu tuttuğunu, rücu talebinde bulunduklarını, ödeme yapılması hususunda ihtarda bulunulduğunu, ödeme yapılmaması nedeniyle İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasıyla takip başlattıklarını, borca itiraz nedeniyle takibin durduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını belirterek itirazın iptali ile %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafa usulüne uygun tebligat yapılmış, davacı vekilinin süresi içerisinde cevap verme süresinin uzatılmasına ilişkin 07.09.2023 tarihli dilekçesiyle beyanda bulunduğu ve mahkememizce istemin reddine karar verildiği belirlenmiştir. İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası, arabuluculuk tutanağı, hasar dosyası, ekspertiz raporu, ödeme dekontları, Kasko Sigorta Poliçesi, Tramer Poliçe Uygulaması, trafik kayıtları, hasara ilişkin fotoğraflar incelenmiştir.
Davacı şirket TTK md. 1472 ile "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir." davacı şirket yönünden halefiyet kurumu tanımlanmıştır.
Davacı şirket bu kanun hükmü kapsamında kendi sigorta poliçesi ile rizikosunu üstlendiği araçta oluşan hasarı giderdiğini, buna ilişkin zararı tazmin ettiğini gösterir delilleri dosyaya sunarak aracın maliki ve işleteninin haklarına halef olduğu iddiasında bulunmuştur. Yine halefiyet ilkesi uyarınca poliçeye konu aracın zarar görmesine sebebiyet verdiği iddia edilen ve yan binanın tadilatını üstlendiği beyan edilen şirketten bu bedelin tazmini isteminde bulunmuştur.
Davacı ... kendi sigortalısının halefi olduğundan sigortalının taşıdığı hukuki hak ve talepleri karşı tarafa bildirip isteyebileceği bir konumda kabul edilmelidir. Yapılan incelemeye göre dava konusu aracın hususi kullanım amaçlı olduğu, poliçeye konu hasar gören araç malikinin tacir olmadığı, aracın ticari bir amaçla kullanılmadığı dosyaya istenen belgelerden anlaşılmıştır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu tarafından verilen 22.03.1944 tarih E.37, K.9 sayılı 03.07.1944 Resmi Gazetede yayım tarihli kararı ile "...sigortacının sorumlu kişi alıyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif Mahkemelerde dava açma hakkı var ise, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." hükmün kurulduğu görülmüştür. Somut olayımızda da verilen hüküm dikkate alındığında görevli Mahkemenin sigortalının hukuki durumu, aradaki uyuşmazlığın niteliğine göre tespiti gerektiği anlaşılmıştır.
TTK md. 4 ile ticari davaların tanımı yapılmış her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davalarında görevli Mahkemenin Ticaret Mahkemeleri olduğu, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın hangi uyuşmazlıkların ticari dava olduğu hususu ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu açıklamaya göre TBK hükümlerine göre düzenlenen haksız fiile ilişkin uyuşmazlıkların doğrudan doğruya ticari dava niteliğinde kabul edilmediği madde metninden açıkça anlaşılmaktadır.
TTK md. 5 içeriğinde, Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu hususların açıklandığı ve buna göre Asliye Ticaret Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK md. 2'de Asliye Hukuk Mahkemelerinin genel görevli mahkeme olduğu hüküm altına alınmıştır. Tüm bu hususlar dikkate alındığında uyuşmazlığın öncelikle görevli mahkemede görülmesi gerektiği anlaşılmış bu hususun öncelikle ele alınması gerektiği görülmüştür. Zira asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu nedenle de mahkemece resen gözetilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
HMK mad. 114/1-c hükmüne göre davanın görevli Mahkemede açılması hususunun dava şartı olarak düzenlendiği görülmektedir. Dava dosyamızda davacı şirket tarafından kasko poliçesi ile sigortalı araç malikinin tacir olmadığı, davacı şirketin sigortalısının halefi olduğu ve sigortalısının hak ve sorumluluklarını edindiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve bu uyuşmazlığın Türk Borçlar Kanunu ve genel hükümler uygulanmak suretiyle çözümü gerektiği, bu haliyle genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinin söz konusu uyuşmazlıkta görevli olduğu, HMK md. 114/1-c hükmüne göre, görev hususunun dava şartları içinde sayıldığı, görevin, yargılamanın her aşamasında gerek taraflarca ileri sürülebileceği gibi gerekse mahkemece resen dikkate alınması gerektiği, bu haliyle mahkememizin görevli olmadığı, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmış aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davanın mahkememizin görevsizliği nedeni ile usulden REDDİNE, görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, Karar kesinleştiğinde ve yasal süresi içinde başvuru olduğu taktirde, dosyanın görevli İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine Gönderilmesine, Harç ve yargılama giderlerinin HMK md.331 uyarınca görevli/yetkili mahkeme tarafından ele alınmasına, HMK 20. Md. uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra başvuru olmadığı takdirde dosyanın mahkememizce ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususunun dikkate alınmasına, Dair karar, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne başvuru yolu açık olmak üzere davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 21/09/2023 Yazman ...
(e-imzalıdır)
Yargıç ...
(e-imzalıdır)