Aramaya Dön

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2022/760
Karar No
K. 2021/514
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

GAZİANTEP

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: .....
KARAR NO: .....
DAVACI: .....
VEKİLLERİ: .....
DAVALI: .....
VEKİLİ: .....
DAVALI: .....
VEKİLİ: .....
DAVA İHBAR OLUNANLAR: .....
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 18/06/2021
KARAR TARİHİ: 31/05/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 19/06/2023

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

İDDİA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 02/02/2021 tarihinde davalı ..... Sigorta A.Ş. Nezdinde sigortalı olan.....plaka sayılı araç ile sigortasız olması nedeniyle ..... ..... sorumlu olduğu ..... plaka sayılı aracın çarpışması sonucu trafik kazası meydana geldiğini, kaza sırasında .....plaka sayılı araçta yolcu olarak bulunan davacının eşi ..... ..... vefat ettiğini, davacının müteveffanın desteğinden yoksun kalması nedeniyle ve belirsiz alacak olarak 10,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 10,00 TL cenaze giderleri, 10,00 TL tedavi giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA

Davalı ..... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu ..... plakalı aracın müvekkil şirket nezdinde sigortalı olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, kaza ile müteveffanın ölümü arasında illiyet bağının tespit edilmesi gerektiğini, davalının sorumluluğunun poliçe limitleri dahilinde olduğunu, kusur raporunun Adli Tıp Kurumu tarafından alınması gerektiğini, hesaplamalarda TRH 2010 yaşam tablosu yanında 1.8 teknik faiz kullanılarak zararın hesaplanması gerektiğini, tazminattan hatır taşıması indirimi ve metürafik kusur indirimin yapılması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Davalı ..... ..... vekili cevap dilekçesinde özetle;

Davacı tarafın başvuru şartlarını yerine getirmediğini, kusur raporunun Adli Tıp Kurumundan alınması gerektiğini, davalının sorumluluğunun poliçe limitleri dahilinde olduğunu, hesaplamaların 7327 sayılı yasanın 19. Maddesindeki düzenlemelere göre yapılması gerektiğini, tazminattan hatır taşıma indirimi ve müterafik kusuru indirimi yapılması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

DELİLLER

1.Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,

2.Kazaya ilişkin soruşturma dosyası ve kaza tespit tutanağı,

3.Davalı sigorta şirketi tarafından tanzim edilen ZMSS poliçesi ve hasar dosyası,

4.İlgili kamu kurumlarından celp edilen cevabi yazılar,

5.Dosyada mündemiç kusur ve aktüerya bilirkişi raporları,

6.İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava Tazminat Destekten Yoksun Kalma tazminatı talebine ilişkindir. Dava konusu bakımından yapılan hukuki nitelendirme;

Türk Borçlar Kanunu 53’üncü maddesi; “Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” Düzenlemesi ile destekten yoksun kalma tazminatının temel dayanağını oluşturmaktadır.

Destekten yoksun kalma tazminatı, Yargıtay kararlarında “Trafik kazası, bir kişinin ölümü sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda, bazı kişiler onun ekonomik desteğinden, malî yardım ve bakımından yoksun kalabilirler. İşte; ölenin destek ve yardımından yoksun kalanlarının uğradıkları bu zarara, destek kaybından doğan zarar denir.” şeklinde tanımlanmıştır. (YHGK, 2020/(17)4-191 Esas, 2021/514 Karar ve 20/04/2021 tarihli ilamı)

Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. (4.HD. 30.05.1965, 11420-488;

4.HD. 16.11.1963, 8337-10030; YHGK., 20/04/2021, 2020/17-4191, 2021/191) Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK’nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.

Eş, çocuk, anne, baba gibi aile bireyleri ile çok özel durumlarda kardeşler birbirlerinin desteği olup; ölenin parasal, bedensel ve düşünsel etkinliğiyle sağladığı yardımlardan, hizmetlerinden, bakım ve gözetiminden, koruyup kollamasından, bilgi ve deneyimleriyle yol göstermesinden yoksun kalacaklardır. Bu nedenle de destekten yoksun kalma tazminatı isteyebileceklerdir. Mahkememizin görevi açısından yapılan değerlendirme;

Yargıtay 17'inci Hukuk Dairesi'nin 2019/6195 Esas, 2020/3056 Karar ve 02/06/2020 tarihli "Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ticari davalardır.

TTK 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.

Açılan somut davada davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da bulunmaktadır. Sigorta hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6. kitabında 1401 ve devamı maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası ise 1483 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlardan olması nedeniyle dava ticari dava olup Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanı içinde olduğundan" şeklindeki ilamı doğrultusunda davayı görme konusunda mahkememizin görevli olduğu tespit edilmiştir. Davalıların sorumluluğu açısından yapılan değerlendirme;

Sigorta sözleşmesi davanın açıldığı tarih itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 1263. maddenin birinci fıkrasında (6102 sayılı TTK, m. 1401); “Sigorta bir akittir ki bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısiyle bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üzerine alır.” şeklinde tanımlanmıştır. Sigorta sözleşmelerinde sigortacı, sigorta ettirene bir prim karşılığında belirli bir rizikoya karşı koruma sağlamayı üstlenir (Avrupa Sigorta Sözleşmesi Hukuku İlkeleri, m.1:201). Sigorta sözleşmeleri tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 3. maddesinde; araç sahibi, araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişi, işleten ise; araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hâllerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişi olarak tanımlanmış ve ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimsenin de işleten sayılacağı belirtilmiştir.

İşleten ile sigorta ettiren kişi de farklı kavramlardır.

İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğuna KTK’nın 85. maddesinde yer verilmiş, aynı Kanun’un 91. maddesi ile poliçenin geçerlilik süresinde meydana gelen kaza tarihinde ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın (ZMSSGŞ) A-3. maddesinde, sigortacının poliçede belirtilen aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK’ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği düzenlenmiştir. KTK’nın 91. maddesi ile işletenlerin 85. maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanması amacıyla mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunlu kılınmıştır.

Dosyada yer alan trafik kaza tespit tutanağından ve davalının mahkememize ibraz etmiş olduğu poliçe tetkik edildiğinde kaza tarihinde aracın ZMSS poliçesi ile sigortalanıp sigortalanmadığı tetkik edildiğinde kaza tarihi itibariyle 27 H 0088 plakalı aracın ZMSS ile davalı tarafından sigortalandığı tespit edilmiştir. ..... ..... başvurulabilecek halleri düzenleyen 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14/2-b maddesi ve ..... ..... Yönetmeliği'nin 9/1-b maddesi gereği, ..... ..... sorumluluğu için, zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu bulunduğu halde, bu sigortası yapılmamış olan bir aracın, 3. kişinin zararına sebep olması gerekmektedir. Buna göre Sigortacılık Kanunu 14'üncü maddesi uyarınca davalının meydana gelen bedensel zararlardan sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

Riziko tarihinde geçerli teminat tutarlarında zorunlu sorumluluk sigortasının yaptırılmamış olması halinde Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabı Yönetmeliğinin 8/b maddesinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi yaptırılmaksızın sigorta ettirenin eylemi sonucu kişiye verdiği bedensel zararların Hesap'ın sorumluluk kapsamı içinde bulunduğu hükme bağlanmıştır.

Karayolu Trafik Garanti Sigorta Hesabı (..... .....)'nın ödemekle yükümlü olduğu tazminat miktarı, rizikonun gerçekleştiği tarihte geçerli zorunlu sorumluluk poliçesinin teminat limitleri kadardır. Bu miktarı aşan zararların ise zarara neden olan veya hukuken sorumlu olan kişilerden talep edilmesi gerekir. Sigorta Bilgi Gözetim Merkezi UYAP entegrasyon sorgusu yapıldığından davacının desteğinin yolcu olarak bulunduğu ..... plakalı aracın kazanın meydana geldiği tarihte ZMSS sigortasının bulunmadığı tespit edilmiştir.

Davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna ilişkin yapılan değerlendirme;

Davacı vekili dava dilekçesinin sonuç kısmında tazminatın "davalılardan alınarak" karar verilmesini talep etmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” ve aynı Kanunun 88. maddesi ise “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur. Birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumlarda, bunlar arasındaki ilişki bakımından zarar, olayın bütün şartları değerlendirilerek paylaştırılır. Özel durumlar ve özellikle araçların işletme tehlikeleri, zararın iç ilişkide başka türlü paylaştırılmasını haklı göstermedikçe, işletenler ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri kusurları oranında zarara katlanırlar” düzenlemeleri ile motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, ayrıca birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir.

Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir. 818 sayılı BK’nın 50 ve 51. maddelerinde de, haksız eylemin ve bunun sonucunda doğan zararın birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi durumunda, zarar görenin dilediği takdirde eyleme katılanlardan birisinden, birkaçından veyahut tamamından zincirleme olarak sorumlu tutulmalarını isteme hakkına sahip bulunduğu düzenlenmiştir. Aynı hüküm 6098 sayılı TBK’nın 61. maddesinde de tekrar edilmiştir.

Dolayısıyla, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 88/1. maddesinde trafik kazası nedeniyle müteselsil sorumluluk öngörülmüştür. Davacılar dava dilekçesinde zararın tamamını davalılardan talep etmiştir.

Davalıların sorumluluğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 88. maddesine dayanmaktadır. Davacıların zararın tamamını davalılardan talep etmesi, davacıların müteselsil sorumluluk ilkesine dayandığının bir göstergesidir. Nitekim benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi 2018/1742 Esas ve 2018/4694 Karar sayılı ilamında; "Davacılar açıkça davalıların kusurları oranında sorumlu tutulmalarını istemediklerine göre; mahkemece, davacı ..... ..... lehine hükmedilen maddi tazminatın tamamının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, davalıların kusur oranlarına göre sorumlu tutulmaları doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir." denilmiştir. (Emsal karar için bknz. Konya BAM 3'üncü Hukuk Dairesi'nin 2022/831 Esas 2022/760 Karar sayılı ilamı) Yukarıda bahse konu düzenleme ve içtihatlar nazara alınarak davacının desteğinin yolcu olduğu araç ZMSS Sigortacısı bakımından da 3. kişi konumunda olduğu nazara alınarak tazminat miktarından davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuştur. Davalı sigorta şirketlerine dava açılmadan önce yapılan başvuru ve poliçeler; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi ile zorunlu mali sorumluk sigortasından faydalanmak isteyen hak sahiplerinin dava yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapması gerektiği düzenlenmiş olmakla birlikte, bu başvuru yapılmadan dava yoluna gidilmesi halinin dahi HMK'nın 115/2. maddesi gereği tamamlanabilir dava şartı olduğu Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ile kabul edilmektedir. (Y4HD 2021/4498 Esas, 2021/7405 Karar sayılı ilamı)

Dosyada yer alan davalı sigorta şirketinin cevabi yazıları ve davacının dosyaya ibraz ettiği başvuru ile başvuruya ilişkin tebliğ mazbataları tetkik edildiğinde; davacının iş bu davayı açmadan önce 14/04/2021 tarihinde davalı .....

Sigorta A.Ş.'ne ve ..... ..... başvuru yaparak 2918 sayılı KTK m.97 hükmünde düzenlenmiş olan başvuru şartını yerine getirmiş olduğuna kanaat getirilmiştir. Arabuluculuk dava şartı bakımından yapılan değerlendirme;

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/14429 Esas, 2021/5729 Karar sayılı ve 29/09/2021 Tarihli ilamı ile Gaziantep 17. Hukuk Dairesi'nin 2021/1131 Esas, 2023/261 Karar sayılı ve 03/02/2023 Tarihli ilamında belirtildiği üzere eldeki dava bakımından arabuluculuk dava şartı bulunmadığı belirtilmiş olup bu nedenle arabuluculuk ücreti davacı üzerinde bırakılmıştır. Kusur yönünden yapılan değerlendirme; Mahkememizin ara kararı uyarınca dosya bilirkişiye tevdi edildiği, hazırlanan 07/12/2021 tarihli raporda özetle; A) ..... plakalı arıcı sürücü ..... .....’nin

Gece vakti, yol aydınlatması bulunan seyir yönüne görüş mesafesinde açık Hoca Ahmet Yesevi Caddesi üzerinden gelerek kavşak alanı girişine geldiğinde seyir yönüne hitap eden kırmızı fasılalı trafik ışığının anlamı doğrultusunda tam olarak durması, sol tarafı kavşak kolundan gelerek kendisinden önce kavşak alanına giriş yapan ve kendisine göre geçiş önceliğine haiz biçimde gelen araca ilk geçiş önceliğini verdikten sonra uygun zamanda kavşak alanına girişini yapması gerekirken, aksine davranıp kontrolsüzce geliş hızı ile giriş yaptığı kavşak alanı içerisinde aracının ön kısmı ile, sol tarafı 14 nolu cadde üzerinden gelen ve kavşak alanını terk etmek üzere olan sürücü .....’ın sevkindeki servis aracının sağ arka yan kısmı ile çarpışması olayında, trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusurlu sayılmayı gerektiren hususların sayıldığı K.T.Kanununun 84/h "Araç sürücülere trafik kazalarında kavşaklarda geçiş önceliğine uymama hallerinde asli kusurlu sayılırlar" maddesine aykırı davrandığını, meydana gelen olayda ağır ihlal ve ihmalinin olduğunu, B) .....plakalı araç sürücüsü ..... .....’ın

Seyir yönüne hitap eden kırmızı fasılalı yanan trafik ışığında giriş yaptığı kavşak alanı içerisinde kendisini durmaya zorlayacak tehlikenin varlığı halinde hızını her an duruş yapabileceği mesafeye göre ayarlayıp kontrollü seyretmesi gerekirken, aksine davranıp her iki yöne geçişlerin kırmızı fasılalı yanan trafik ışıkları ile sağlandığı kavşak alanı içerisinde emniyetsizce seyri sırasında olay yerine geldiğinde aracının sağ arka yan kısım ile sağ tarafı görüş alanı içesi kavşak kolundan gelerek kavşak alanına giriş yapan sürücü ..... .....’nin sevkindeki aracın ön kısım ile çarpışması olayında K.T.Kanununun 52/ a ve b maddelerine aykırı davrandığını, meydana gelen olayda ihmal ve ihlalinin olduğunu mahkememize bildirmiştir. 6098 sayılı TBK'nun 74'üncü maddesi gereği hakim kusur oranını belirlemede tam bağımsız ve yetkili kılınmıştır.

Denetime elverişli kusur bilirkişi raporunda kazanın gerçekleşme şeklinin doğru bir şekilde irdelendiği, Kaza Tespit Tutanağı ve Soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporu ile bilirkişi raporunun uyumlu olduğu bu haliyle de raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğuna kanaat getirilmiş,..... plakalı araç sürücüsünün %75 kusurlu,.....plakalı araç sürücüsünün ise %25 kusurlu olduğu kanaati ile hükme esas alınmıştır. Talep edilebilecek tazminat miktarının belirlenmesi yönünden yapılan değerlendirme;

Burada davacının talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesi noktasında baz alınacak yaşam tablosu ve uygulanacak hesaplama yönteminin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Bu noktada benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2019/1290 Esas, 2021/751 Karar sayılı ve 21/05/2021 Tarihli ilamında "...Mahkemece yapılacak iş, bilirkişi kuruluna anılan yönetmelik çerçevesinde yeni bir maluliyet raporu tanzim ettirdikten sonra, davacının muhtemel yaşam süresinin TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenerek, hesaplamalarda progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle tazminatın hesaplanması için yeni bir aktüerya raporu almaktan ibaret olup..." denilmektedir.

Destek paylarının dağıtımında Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre hesaplama yapılmıştır. Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi'nin 2021/22918 Esas ve 2022/647 Karar sayılı ilamında şeklinde; "Hayatın olağan akışına göre bekar olarak ölen çocuğun ileride evleneceği ve en az iki çocuk sahibi olacağı kabul edilerek, desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne ve babası için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki anne ve babaya birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönemde anne ve babanın her birine %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki eşe iki anne ve babaya birer pay verilerek, yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne ve babaya %16'şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe, iki pay eşe bir pay çocuğa ve birer pay anne ve babaya ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne ve baba için %14'er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne ve babaya birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne ve babaya 12,5'er pay verilmesinin uygun olacağı, daha sonra anne ve babadan yaşam tablosuna göre hangisi destekten çıkacaksa kalan kişiye diğerinin payının ilave edilerek destek tazminatlarının varsayımsal hesabının yapılması gerekeceği, Dairemizin yerleşik uygulaması gereğidir." bahsedildiği üzere destek paylarının dağıtımı yerleşmiş içtihat haline gelmiştir. Dosya hesaplama yapılmak üzere aktüerya bilirkişisine tevdi edildiği, bilirkişi hazırlamış olduğu 31/12/2021 tarihli raporda özetle;

Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamasının, yerleşik uygulamalar doğrultusunda işlemiş ve işleyecek dönem olmak üzere iki bölüm halinde hesaplanmakta olduğunu, işlemiş dönem hesabının müteveffanın pasif dönemde olması nedeniyle Agi'siz asgari ücret esas alınarak hesaplandığını, herhangi bir artırım ve iskontoya tabi tutulmadığını, işlemiş dönem 17/02/2021 vefat tarihinden hesaplama dönem sonu 31/12/2022 tarihleri arasını kapsadığını, işleyecek tazminat hesaplamasında, TRH 2010 bakiye yaşam tablosu yanında muhtemel ömür sonuna kadar her yıl için %10 oranında artırılacak ve hesaplama tarihi itibariyle yine her yıl için ayrı ayrı iskonto edilerek peşin değeri bulunacağını, hesaplamada 1/Kn formülünden istifade edilerek bulunan sabit katsayılardan yararlanılarak peşin değerin tespit edileceğini,

Dosya kapsamında bulunan nüfus kayıt örneğinden 01/02/1942 doğumlu davacının 17/02/2021 tarihinde vefatı sonucunda geride eşi ile dava dışı 2 oğlunun kaldığını, çocuklarının kaza itibariyle müteveffanın desteğinden çıkmış olduklarını, 16/02/2021 olay tarihi ile 17/02/2021 vefat tarihi arası için uğranılan zararın mirasçılık hükümlerine göre istenilmesi gerektiği gözetilerek desten yoksun kalma tazminatının vefat tarihinden itibarin hesaplandığını,

1.Müteveffanın 01/02/1942 doğumlu olup, 16/02/2021 olay tarihinde 79 yaşında olduğunu, TRH 2010 Erkek yaşama tablosuna göre muhtemel bakiye ömrünün 6,40 yıl olduğunu, eğer ölmese idi 14/06/2027 tarihine kadar yaşama şansının mevcut olduğunu,

2.08/02/1940 doğumlu davacının olay tarihinde 81 yaşında olduğunu, TRH 2010 Kadın yaşama tablosuna göre muhtemel bakiye ömrünün 6,55 yıl olduğunu, 16/08/2017 tarihine kadar yaşama şansının mevcut olduğunu, davacının müteveffa eşinin muhtemel ömrü sonuna kadar desteğini alacağını kabul edildiğini, Dava konusu kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranları dikkate alınmadan yapılan hesaplama sonunda; davacı eş .....'nin destekten yoksun kalması nedeniyle uğramış olduğu maddi zararın 136.184,30 TL olduğunu mahkememize bildirmiştir.

Yine mahkememizin 3 nolu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği müteveffanın pasif dönemde olduğu, 2022 yılı asgari ücretinin de bilindiği nazara alınarak asgari ücretten vergiler tenzil edilerek hesaplama yapılması için dosya kök rapor hazırlayan aktüer bilirkişisine tevdii edilmiş olup, bilirkişi tarafından hazırlanan 26/05/2022 ek raporda özetle;

Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamasının, yerleşik uygulamalar doğrultusunda işlemiş ve işleyecek dönem olmak üzere iki bölüm halinde hesaplanmakta olduğunu, işlemiş dönem hesabı müteveffanın pasif dönemde olması nedeniyle vergilerden tenzil edilmiş asgari ücret esas alınarak hesaplandığını, herhangi bir artırım ve iskontoya tabi tutulmadığını, işlemiş dönem 17/02/2021 vefat tarihinden hesaplama dönem sonu 31.12.2022 tarihleri arasını kapsadığını, işleyecek tazminat hesaplamasında TRH 2010 bakiye yaşam tablosu yanında muhtemel ömür sonuna kadar her yıl için %10 oranında artırılacak ve hesaplama tarihi itibariyle yine her yıl için ayrı ayrı iskonto edilerek peşin değerinin bulunacağını, hesaplamada 1/Kn formülünden istifade edilerek bulunan sabit katsayılardan yararlanılarak peşin değer tespit edileceğini, Dava konusu kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranları dikkate alınmadan yapılan hesaplama sonunda davacının destekten yoksun kalması nedeniyle uğramış olduğu maddi zararın 130.996,26 TL olarak hesaplandığını mahkememize bildirmiştir. Akabinde mahkememizin 5 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği dosya 2023 yılı asgari ücrete göre hesaplama yapılması için aktüer bilirkişisine tevdii edilmiş olup, hazırlanan 05/01/2023 tarihli ek raporda özetle; Dava konusu kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranları dikkate alınmadan güncel asgari ücret verileri dikkate alınarak yapılan hesaplama sonunda davacının destekten yoksun kalması nedeniyle uğramış olduğu maddi zararın 231.090,41 TL olarak hesaplandığını mahkememize bildirmiştir. Yukarıda zikredilen güncel Yargıtay içtihatları nazara alınarak TRH 2010 Ulusal Yaşam Tablosu ve prograsif rant usulüne göre ve teknik faizsiz, 2023 yılı asgari ücretine göre alınan rapor hükme esas alınmıştır. Davacının destek yoksun kalma zararının 231.090,41 TL olduğu kanaatine varılarak bu talep bakımından davanın kabulü yönünde hüküm tesis edilmiştir. Müterafik kusur indirimi bakımından değerlendirme;

Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur, Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinde düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun, zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması sözkonusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılması da gerekebilecektir. Dosya içeriğine bakıldığı zaman davacının müterafik kusurunun bulunmadığı kanaati hasıl olmuştur. Hatır taşıması bakımından yapılan değerlendirme;

Ayrıca bu noktada hatır taşıması ancak davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sigortacısı bakımından gündeme gelebilecektir. Benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3454 Esas, 2019/224 Karar sayılı ve 16/01/2019 Tarihli ilamında "...3-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığından, bu gibi taşımalarda BK.nun 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmakta ise de bu indirimin yapılabilmesi için davalının savunmasında bu hususu ileri sürmesi icap eder. Davalı sürücü ...'nun bu yönde bir savunması olmamasına rağmen mahkemece sürücü yönünden de resen hatır taşıması indirimi yapılması isabetli değilir..." denilmektedir.

İlam metninden de açıkça anlaşıldığı üzere hatır taşıması savunması defi niteliğinde olup süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde usulünce ileri sürülmedikçe mahkemece resen nazara alınamayacaktır. Dosyaya bakıldığı zaman davalı ..... ..... vekili ve ..... Sigorta A.Ş. Vekili 6100 sayılı HMK m.317/2 hükmünde düzenlenen yasal cevap süresi içerisinde cevap dilekçesini dosyaya sunmuş ve hatır taşıması indirimi yapılması gerektiği yönünde savunmada bulunmamıştır.

Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda BK'nın 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hatır taşımasından ya da kullanmadan sözedebilmek için yaralanan ya da ölen karşılıksız taşınmış olmalıdır. Taşınan veya kullananın yararının sözkonusu olduğu durumda hatır taşıması ilişkisi gündeme geleceğinden işletenin sorumluluğu genel hükümlere göre değerlendirilecek ve ödenceden indirim yapılacaktır. Bu bakımdan hatır taşıma ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma ya da kullanmanın kimin çıkar ve yararına olduğunun saptanması önemlidir. Yarar ekonomik olabileceği gibi, ortak toplumsal değerleri de ilgilendirebilir. Ancak taşıma ve kullanmada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir çıkarı veya yararının bulunması halinde hatır taşımasından söz edilemeyecektir.

Somut olayda davacının desteğinin taşındığı aracın diyaliz merkezi servisi olduğu dikkate alındığında hastanın taşınması hizmetinin taşıyan firmanın daha fazla hastaya hizmet verebilmesini amaçlayan kendi yararına olduğu bir durum olduğu da değerlendirilerek hatır taşımasının bulunmadığı da değerlendirilmiştir.

Bedel artırım talebi açısından değerlendirme; Davacının dava dilekçesinde davanın açıkça belirsiz alacak davası olduğu belirtildiğinden dava belirsiz alacak davası olarak değerlendirilmiştir. (Emsal karar için bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/9-485 Esas ve 2021/971 Karar sayılı ilamı) 6100 Sayılı HMK 107’inci maddesi 2’inci fıkrası “Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde düzenlenmiştir. 6100 Sayılı HMK 176’ıncı maddesinin 2’inci fıkrası “Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Yine HMK 107/2 maddesinin gerekçesine bakıldığında; “Maddenin ikinci fıkrasında, belirsiz alacak veya tespit davası açılabilen durumlarda, miktar ya da değerin tespit edildiği anda, alacaklının iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabileceği belirtilmiştir. Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tâbidir. Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır. Oysa, baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Davacı, sınırlama ve yasağa tâbi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Şüphesiz, alacağın belirli hâle gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü, bu hâlde belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.” şeklindeki gerekçe, davacının birden fazla değer artırım yoluna başvurması halinde karşılaşıldığı takdirde ikinci değer artırımın iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalacağı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle 27/05/2022 tarihli dilekçe, değer arttırım dilekçesi;

10/01/2023 tarihli dilekçe ise ıslah dilekçesi olarak kabul edilerek hükme esas alınmıştır. Tedavi gideri talebi bakımından yapılan değerlendirme; Mahkememizin 28/06/2022 tarihli duruşmasında davacı vekili, dava dilekçesinde talep etmiş olduğu tedavi gideri talebi bakımndan davasından feragat ettiğini mahkememize bildirmiştir.

Davacı vekilinin vekaletnamesi tetkik edilmiş olup 6100 sayılı HMK m.74 hükmü uyarınca feragat konusunda özel yetkiyi haiz olduğu tespit edilmiştir. 6100 sayılı HMK m.307 hükmünde "Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda da davanın feragate ilişkin beyan dikkate alınmıştır. Davadan feragat, kesin hükmün yasal sonuçlarını doğuran ve davayı sonuçlandıran taraf işlemi olup, davalının kabulüne de bağlı değildir. Bu durumlar karşısında davacının davasından feragat etmesi nedeniyle tedavi gideri talebi bakımından davanın reddine ilişkin hükmün kurulması gerekmiştir. Cenaze defin gideri bakımından yapılan değerlendirme; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile davacı murislerinin defin işleminin yapıldığı Gaziantep İl Müftülüğüne yazılan müzekkere cevabında yapılan cenaze ve defin işlemlerinin 750,00 TL olduğu mahkememize bildirilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesinde cenaze giderlerinin de ölüm nedeniyle meydana gelen zararlardan olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle zarar sorumlusu, ölüm halinde yapılan cenaze giderlerinden de sorumludur. Cenaze giderleri; ölümle doğrudan doğruya ilgili bulunan giderlerden ibaret olup ölenin taşınması, yıkatılması, gömülmesi, mezarlık ücreti gibi giderleri kapsar. Yüksek Mahkeme Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları gereği meydana gelen trafik kazası sonucu oluşan gerçek defin gideri zararlarının tazmini ile sorumlu olup davacı tarafın kendi milli değerlerine, yerel örf ve adetlerine göre yaptığı özel giderlerden sorumlu değildir.

Tüm dosya kapsamı alınan gelen müzekkere cevapları ile Yargıtay 17 HD 19.02.2020 tarih ve 2018/4832 E. ve 2020/1743 K. Sayılı ilamında da açıklandığı üzere davacıların gerçek defin giderine zararının 750,00 TL olduğu kanaati ile defin gideri talebi bakımından bu miktar kadar davanın kabulüne karar verilmiştir. Faiz başlangıcı yönünden yapılan değerlendirme;

Davacının iş bu davaya açmadan önce davalı sigorta şirketine yaptığı başvurulara ilişkin tebliğ mazbataları tetkik edildiğinde başvuru dilekçesinin davalılara 14/04/2021 tarihinde ulaşmış olduğu görülmektedir. Bu noktada 2918 sayılı KTK m.99/1 hükmünde "Sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar." denilmektedir. Bu haliyle davalıların temerrüde düşme tarihi ise 26/04/2021tarihidir. Neticeten;

Tüm dosya kapsamı denetime elverişli olarak alınmış bilirkişi raporları, taraf beyanları, birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davanın KISMEN KABUL ve KISMEN REDDİ ile, 231.090,41 TL destekten yoksun kalma ve 750,00 TL cenaze gideri olmak üzere toplam tazminatının 231.840,41 TL tazminatın, 130.996,26 TL'sinin davalıların temerrüt tarihi olan 26.04.2021 tarihinden bakiye kısmının davanın ıslah tarihi olan 11.01.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya dair taleplerin REDDİNE,

2.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 231.840,41 TL üzerinden alınması gereken 15.837,02 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 59,30 TL peşin harç, 449,91 TL değer arttırım harcı, 0,03 TL tamamlama harcı ve 339,31 TL ıslah harcının toplamı olan 848,55 TL'nin mahsubu ile bakiye 14.988,47 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

4.Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL peşin harç, 449,91 TL değer arttırım harcı, 0,03 TL tamamlama harcı ve 339,31 TL ıslah harcının toplamı olan 848,55 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,

5.Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen toplam 1.765,90 TL yargılama giderinin davanın kabul (%99,99) ve ret (%0,01) oranlarına göre hesaplanan 1.765,72 TL yargılama ve 59,30 TL başvurma harcının toplamı olan 1.825,02 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

6.Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın kabul edilen değeri üzerinden hesaplanan 35.457,66 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,

7.Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın ret edilen değeri üzerinden hesaplanan 10,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE,

8.Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

9.Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,

10.Dava açılmadan önce davalı ..... Sigorta A.Ş. bakımından başvurulan arabuluculuk kurumu nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

11.Dava açılmadan önce davalı ..... ..... bakımından başvurulan arabuluculuk kurumu nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda, davanın kabul edilen kısmı bakımından gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK, davanın reddedilen kısmı bakımından miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan taraflara okunmak suretiyle tefhim edildi.31/05/2023

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.