Aramaya Dön

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2020/5652
Karar No
K. 2013/7509
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

GAZİANTEP

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: ....
KARAR NO: ....
DAVACI: ....
VEKİLİ: ....
DAVALI: ....
VEKİLİ: ....
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 05/07/2021
KARAR TARİHİ: 14/06/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 14/07/2023

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket ile .... Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş. arasında kargo ve taşımaya ilişkin sözleşmeler ile ticari iş ilişkisi kurulmuş olduğunu, belirli tarihlerde borçlu şirket tarafından yapılan taşıma işlemlerinde, taşıma konusu ürünler hasar gördüğünü ve bu bakımdan müvekkil şirketin zarara uğradığını, müvekkilin zararını tazmin etmek üzere Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2021/ esas sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, borçlu şirket tarafından haksız ve mesnetsiz olarak itiraz edildiğini, takibin durdurulduğunu, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2021/ esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine yapılan itirazların reddine ve takibin devamına karar verilmesini, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA

Davalı asil cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirkete meydana gelen zarardan dolayı herhangi bir kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ("TTK") özel durumlarda gönderenin kusursuz sorumluluğunu düzenleyen 864. Maddesinin b bendi gereği söz konusu kargonun göndericisinin sorumlu tutulduğunu, taşıma senedine yazılan bilgilerdeki gerçeğe aykırılıklar ve yanlışlıklardan dolayı meydana gelen zararlardan göndericinin sorumlu olduğunu, davaya konu kargoların taşıma senetlerinde, içerik "KOLİ" ve "PAKET" olarak beyan edilmiş olduğunu, taşınan malın cinsi ve değerine ilişkin ise herhangi bir bilgi verilmediğini, basiretli bir tacirin, bu denli yüksek değerde ürünlerin içeriğini taşıma senedinde belirtmemiş olması beklenemeyeceğinden kargonun içeriğinde davacının dava dilekçesinde belirttiği ürünlerin mevcut olduğu hususunun kabul edilemeyeceğini, müvekkilin mezkûr taşımada hiçbir şekilde bir kusuru olmadığından müvekkilin tazmin mükellefiyeti de bulunmadığını, söz konusu kargonun içeriğinin ispatlanmamış olduğunu, eşyanın niteliğinin ve değerinin taşıyana teslim anında beyan edilmediğini, müvekkil şirket ile davacı firma tazmin konusunda görüşmeler yaptığını ve tazmin konusunda anlaşma yapıldığını, anlaşma üzerine davacıya 10.000,00 TL tazmin ödemesi yapılarak, davacı firmadan ibraname alındığını, dolayısı ile müvekkil şirketin davacı firmaya borcunun bulunmadığını, tüm bu nedenlerle açılan haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER

1.Tarafların iddia ve savunmaları,

2.Celp edilen kurum cevabi yazıları,

3.Davacı tarafça dosyaya ibraz edilen belgeler,

4.İlgili yasal mevzuat ve yargısal kararlar,

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ GEREKÇE

Dava Nevi İtibari İle Davalı tarafın icra takiben karşı yapmış oldukları İtirazın İptali İstemine İlişkindir. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;

i)İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.

Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.

Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse;

HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. İcra takibi açısından yapılan değerlendirme;

Dava konusu icra takibinde ödeme emrinin davalıya 29/04/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 29/04/2021 tarihinde borca itiraz talebinden bulunduğu, davalının borca itiraz talebinin davacıya tebliğ edilmediği ve bu nedenle davacının davayı 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmüştür. Uyuşmazlığa uygulanacak normların tespitine dair değerlendirme; Davalının taşıyıcı sıfatıyla sorumlu olabilmesi için öncelikle taşıyıcının sorumluluğunun belirlenmesi, sorumluluğun doğması halinde ise tazmin edilecek zararın kapsamı ve sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 875 inci maddesi gereğince; taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın zıyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumludur. Taşıyıcının bu yükümlülüğüne karşın eşyanın zıyaı veya hasara uğramış olması halinde gönderen veya gönderilene aynı Kanun'un 889 uncu maddesi gereğince bildirimde bulunma yükümlülüğü yüklenmiştir. Buna göre eşyanın açık zıyaı veya hasarının en geç teslim sırasında teslim edene bildirilmemesi halinde yani ihtirazi kayıtsız kabul edilmesi durumunda eşyanın sözleşmeye uygun olarak teslim edildiğinin varsayılacağı maddede karine olarak öngörülmüştür. Taşıyıcının sorumluluğu için karinenin aksi, eşyanın taşıyıcıya teslimden sonra gönderilene ulaşmasına kadar geçen süreçte hasara uğradığının ispat edilmesi gerekmektedir. Taşıyıcının sorumluluktan kurtulmasında genel sebepler ve özel sebepler ayrımı yapılmış olup, taşıyıcı ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 875/2, 876 ve 878 inci maddelerinde gösterilen hallerin mevcudiyetini ispat etmek suretiyle mesuliyetten kurtulabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 878 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince; hasarın gönderen tarafından yapılan yetersiz ambalajlama sonucu oluşması halinde doğan zarardan taşıyıcı sorumlu tutulamayacaktır. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise, herhangi bir zararın hal ve şartlara göre birinci fıkrada öngörülen bir sebebe bağlanmasının muhtemel bulunduğu durumlarda zararın bu sebepten ileri geldiği de kabul edilecektir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 862 nci maddesi gereğince; ambalaj ve işaretleme yükümü gönderene yüklenmiştir. Bu hükme göre eşyanın niteliği kararlaştırılan taşıma dikkate alındığında, ambalaj yapılmasını gerektiriyorsa, gönderen eşyayı zıya ve hasardan koruyacak ve taşıyıcıya zarar vermeyecek şekilde ambalajlamak zorundadır. Bununla birlikte ambalajlama gönderene ait olsa bile taşıyıcının malın sağlam ve tam olarak teslimi sorumluluğu çerçevesinde gerek istifleme gerekse ambalaj itibarıyla taşımaya uygunluğu noktasında denetleme görevi mevcuttur. Bir başka deyişle yetersiz ambalaja rağmen ihtirazi kayıt koymaksızın taşımayı kabul eden taşıyıcının meydana gelen zararda müterafik kusurunun (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52 nci maddesi) bulunduğunun kabulü gerekir.

Taşıyıcı, eşyanın tamamen veya kısmen hasarından dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulduğunda ise tazmin edilecek zararın kapsamı ve sınırları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 880 inci maddesi gereğince belirlenecek olup bu tazminat, eşyanın hasara uğraması hâlinde, onun taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki hasarsız değeri ile hasarlı değeri arasındaki farka göre belirlenmesi gerekmektedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında eşyanın değerinin piyasa fiyatına göre, bu yoksa aynı tür ve nitelikteki malların cari değerine göre tayin edileceği belirlenmiştir. Eşya, taşınmak üzere teslimden hemen önce satılmışsa, satıcının faturasında taşıma giderleri mahsup edilerek gösterilen satış bedelinin piyasa fiyatı olduğu varsayılır.

Bu şekilde belirlenerek ödenecek tazminat ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 882 nci maddesine göre, 880 ve 881 inci maddeleri uyarınca, gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır. Gönderinin münferit parçalarının zıyaı veya hasarı hâlinde taşıyıcının sorumluluğu; gönderinin tamamı değerini kaybetmişse tamamının, gönderinin bir kısmı değerini kaybetmişse, değerini kaybeden kısmının, net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır. Özel Çekme Hakkı, eşyanın taşıma amacıyla taşıyıcıya teslim edildiği tarihteki veya taraflarca kararlaştırılan diğer bir tarihteki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenen değerine göre Türk Lirasına çevrilir.

Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 886 ncı maddesi uyarınca taşıyıcı veya aynı Kanunun 879 uncu maddede belirtilen kişiler zarara, kasten veya pervasızca bir davranışla ve böyle bir zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle işlenmiş bir fiil veya ihmalle sebebiyet verdiklerinin ispat edilmesi halinde sorumluluktan kurtulma hâllerinden ve sorumluluk sınırlamalarından yararlanamayacaklardır.

Sorumluluğun kapsamı yönünden oluşan zararın belirlenmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 880 ve 882 nci maddeleri uyarınca, taşınan televizyonun kullanılamaz hale gelmesi halinde varsa hurda değeri de gözetilerek hasarsız değeri ile hasarlı değeri arasındaki farka göre zarar tutarının belirlenmesi, taşıyıcının sorumlu olduğu bu tazminatın da gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 özel çekme hakkını karşılayan tutar ile sınırlı olması gerektiği dikkate alınarak tazminatın belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece taşıma hukuku, paketleme ve ambalajlama ile hasara uğrayan eşya konusunda uzman kişilerden oluşacak bilirkişi kurulunca ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor tanzim ettirilmesi gerekmektedir. Bilirkişi incelemesi hakkında yapılan değerlendirme; Mahkememizin ara kararı uyarınca rapor hazırlanmak üzere dosya karayolu taşımacılığı konusunda uzman bir bilirkişi, ambalaj konusunda uzman bir bilirkişi ve tekstil mühendisinden oluşan bilirkişi heyetine tevdii edilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 23.03.2022 tarihli raporda özetle; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 880. Maddesinin 3. Fıkrası gereği; eşyanın piyasa fiyatını bulmak için fatura değerinden eşyanın taşıma giderlerinin çıkarılması gerektiğini, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde; taşıma esnasında aynı partide gönderilen eşyaların bir kısmının sağlam yerine ulaşırken bir kısmının hasar gördüğünün anlaşıldığını, hasar gören eşyaların kaç kg olduğu ve hasar gören eşyaya ne kadarlık bir taşıma ücreti ödendiğinin bilinmediğinden hasar gören eşyaların fatura değerinden taşıma ücreti düşülemeyeceğinden mezkur eşyaların teslim alındığı zamandaki değerinin hesaplanamadığını, yine dava dosyasında CY........ ve CR-.... takip numaralı gönderilere ilişkin kargo detay bilgilerinin yer aldığı belge olmadığından bu gönderilerle ilgili hesaplama yapılamadığını, aynı partide tamamı hasarlanan gönderilen kargo ücreti bilindiğinden fatura tutarından kargı ücreti düşülerek hesaplama yapılabildiğini,

Hasar gören halıların fotoğrafı olmadan eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı tarihteki hasarlı ve hasarsız bedeli arasındaki fiyat farkının ne olduğu konusunda net bir değerlendirme yapmak mümkün değilse de, lekeli halıların piyasada %50 civarında iskontolu satıldığının bilindiğini, dava dosyasında yer alan davacı firma çalışanı .... ...., davalı firmanın .... Şubesine attığı e-mailde hasarlı halılar için talep ettikleri tutarın 24.374,88 TL + KDV. Halılar davacı firmada kalırsa 14.500,00 TL + KDV olduğunu yazdığının görüldüğünü, Diğer taraftan davacı vekilinin beyan dilekçesinde kaybolan halılar olduğunu belirtmesine rağmen hangi halıların kaybolduğu ve kaybolan halıların değerinin ne olduğunun belirtilmediğinden bu k onuda bir hesaplama yapılamadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 882. Maddesinin 4. Fıkrası gereği Özel Çekme Hakkı kurunun, eşyanın taşıyıcıya teslim edildiği tarihteki TCMB'nin yayımlandığı kur üzerinden hesaplanması gerektiğini, 23/05/2020 tarihi resmi tatile denk geldiği için izleyen iş günü olan 27/05/2020 tarihli SDR kurunun alındığını,

Dava konusu olayda halı sektöründe halıların fabrikadan çıkarken üretim bandında otomatik olarak plastik shrink malzemeyle kaplandığını, üretim ve sevkiyat miktarları göz önüne alındığında sadece çok düşük sayıdaki halıların taşıma sırasında hasara uğradığını, bazı sevkiyatlarda aynı partide sevk edilen halıların sadece bir kısmının hasara uğradığını, halı üretimi yapan bütün üretim tesislerinde aynı fabrikasyon paketleme yönteminin uygulandığı göz önüne alındığında taşınan halıların hasar görmesine ambalajlama hatası yerine taşımadan kaynaklı hataların yol açabileceğini bu kapsamda davacı şirkete atfedilecek bir kusurunun olmadığını mahkememize bildirmişlerdir.

Akabinde mahkememizin 3 no.lu celsesi 5 no.lu ara kararı gereği taraf itirazları ve dosyadaki hesaplama eksiklerini giderecek şekilde rapor tanzim edilmesi için dosya kök rapor hazırlayan bilirkişi heyetine tevdii edilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 06.07.2022 tarihli raporda özetle; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun taşıma işlerine ait hükümlerin düzenlendiği dördüncü kitabın birinci kısmında yer alan 882. Maddesinin 2. Fıkrası gereği; sorumluluk üst sınırı, 32.379,98 TL olarak hesaplanmış olduğunu, davacı tarafın gerçek zararının 24.374,88 TL olduğunu beyan ettiğinden bu bedelin esas alınması gerektiğini, lekeli halıların %50 indirimli satıldığı bilindiğinden davacı tarafın gerçek zararının 12.187,44 TL olduğunu, ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 883. Maddesi gereği, davalı firmanın 416,66 TL tutarındaki taşıma ücretini iade etmesi gerektiğini, Bu açıklamalar ışığında; halıların taşınması sırasında hasar görmesi nedeniyle davacı tarafın davalı taraftan toplam alacağının; 12.604,10 TL olduğunu mahkememize bildirmişlerdir. Dava konusu uyuşmazlık konusunda alınan denetime elverişli ve ayrıntılı hazırlanmış bilirkişi raporuna itibar edilerek hükme esas alınmıştır.

Bilirkişi raporunda belirlenen gerçek zarara itibar edilmiş olmakla birlikte bilirkişi raporunda taşıma ücretine dair belirlemeye davacı tarafından bu alacak kalemi bakımından talepte bulunulmadığından taşıma ücretine dair belirlemeler hükme esas alınmamıştır. Tarafların kusuruna dair yapılan değerlendirme;

TTK m.862, üzerinde anlaşılan taşıma şartları göz önünde bulundurulduğunda, taşınacak eşyanın ambalajlanmayı gerektirmesi durumunda, eşyayı zıya ve hasara karşı koruyacak ve taşıyıcının güvenliğini tehlikeye sokmayacak şekilde ambalajlama mükellefiyetini gönderene yüklemiştir. Bunun yanı sıra aynı madde, göndereni, eşyanın sözleşme hükümlerine uygun şekilde işleme tâbi tutulabilmesi için işaretlenmesi gerektiği takdirde, eşyayı işaretlemekle de yükümlü kılmıştır. TTK m.864/I-(a) uyarınca, gönderen, kusuru olmasa bile, taşıyıcının, yetersiz ambalajlamadan ve işaretlemeden kaynaklanan, zararları ile giderlerini tazminle yükümlüdür.

TTK'nun 858. maddesi uyarınca taşıyıcı, eşyayı ihtirazi kayıt koymadan teslim almış ise artık o eşyanın hiçbir kusuru olmadığını kabul etmiş sayılır. Öte yandan, eşyanın taşıyıcıya teslim edildiği tarihten gönderilene teslim olunduğu tarihe kadar meydana gelen hasardan da taşıyıcı sorumludur. Fakat, taşıyıcı hasarın TTK'nun 875, 876 ve 878 maddelerinde sayılan hallerden ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

Gönderenin yetersiz ambalajlama yapmış olması halinde taşıyıcının tazminatla sorumlu tutulması düşünülemezse de, ambalaj hatasının, ayrıca bir araştırmaya gerek duyulmaksızın kolaylıkla fark edilebileceği hallerde, taşıyıcının durumu gönderene duyurarak onu uyarması MK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla uyarının yapılmadığı hallerde, zararın gönderen ile taşıyıcı arasında paylaştırılması uygun olur.

Dosya kapsamında ambalajlamanın davacı tarafından hatalı şekilde yapıldığına dair davalının ihtirazi kaydının bulunmadığı görülmüştür. Somut olayda taşıyıcı kargo şirketi emtialar ambalajsız/yetersiz ambalajlı olarak görerek almış ve ambalajsız/yetersiz ambalajlı olarak taşınması halinde emtiaların hasara uğrayabileceği konusunda gönderen davacı şirketi uyarmamıştır.Bu sebeple olayda davalı şirketin de kusuru olduğu kanaatine varılmıştır. (Emsal karar için bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/5652 Esas ve 4620 Karar sayılı ilamı) Bu kapsamda davalı ve davacının %50 oranında kusurlu oldukları kanaati ile bilirkişi tarafından hesaplanan 12.187,44 TL'nin %50'si oranına tekabül eden 6.093,72‬ TL üzerinden hüküm tesis edilmiştir. Davalının ibraname iddiası bakımından yapılan değerlendirme; Davalı cevap dilekçesinde davacı ile yapılan görüşmeler neticesinde 10.000,00 TL tazminat ödemesi yapıldığını ve davacıdan ibraname alındığını mahkememize bildirmiştir.

Davalı tarafa mahkememizin 3 ve 5 nolu duruşmasında ödeme iddiasını ve ibraname aslını mahkememize ibraz etmek üzere kesin süre verilmiştir.

Davacı taraf davalının sunmuş olduğu ibranameyi kabul etmediklerini ibraname altındaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığın iddia etmiştir.

Davalı taraf kesin süre içerisinde ödeme iddiasına dair delillerini ibraz etmemiştir. İbraname aslını da mahkememize ibraz etmemiştir. Bu nedenle davalının ödeme ve ibraname iddiasını ispatlayamadığı kanaatine varılarak hüküm tesis edilirken ödeme ve ibraname hükme esas alınmamıştır. İşlemiş faiz bakımından yapılan değerlendirme;

Davacı tarafından takip başlatılırken 1.377,88 TL işlemiş yasal faiz ve 24.374,88 TL asıl alacak talep edilmiştir. Takip talebinde işlemiş faizin 31/08/2020-14/04/2021 tarihleri arasında talep edildiği görülmüştür.

Mahkememizce asıl alacak olarak 6.093,72 TL'ye hükmedildiğinden 31/08/2020-14/04/2021 tarihleri arasında işleyecek yasal faiz hesaplanarak 335,07 TL faiz hesaplanmış ve bu miktar hükme esas alınmıştır.

Taraflara arasında borcun ifa edileceği gün taraflarca kararlaştırılmış olup artık temerrüt için ayrıca ihtara gerek bulunmadığından, davalının sözleşme hükmü uyarınca temerrüde düştüğü tarihlerden itibaren icra takip tarihine kadar işlemiş faizin tespiti ile temerrüde düşürülüp düşürülmediği araştırılmasına gerek görülmeyecektir. (Emsal karar için bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2011/5673 Esas ve 2013/7509 Karar sayılı ilamı) Taraflar arasındaki taşıma işlerinin yapıldığı tarihlerin farklı tarihler olsa da taşıma işinin yapıladığı tarihlerin hepsi davacının talep ettiği faiz başlangıç tarihi bu tarihlerden sonra olduğu için faiz başlangıç tarihi bakımından taleple bağlı kalınmıştır. İcra inkar tazminatı talebi bakımından yapılan değerlendirme;

Burada her ne kadar davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de kabul edilen kısım bakımından alacak likit nitelikte değil ve alacağın varlığı yargılama gerektirmektedir. Bu haliyle de davacı lehine 2004 sayılı İİK m.67/2 hükmünde öngörülen şartlar oluştuğuna kanaat getirilmiş ve kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmemiştir.

Ayrıca davalılar vekili her ne kadar kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuşsa da dosya kapsamında taleplerin reddedilen kısımı bakımından davacının kötü niyetli olduğunu gösteren herhangi bir delil mevcut olmadığından 2004 sayılı İİK m.67/2 hükmündeki kötü niyet şartının gerçekleşmediği kanaatiyle bu yöndeki talebin reddine karar verilmiştir. Neticeten;

Tüm dosya kapsamı, taraf beyanları, gelen yazı cevapları birlikte incelendiğinde davacının davasının kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki gibi hüküm kurumuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;

1.Davanın Kısmen KABULÜ Kısmen REDDİ ile; Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2021/36766 Esas sayılı takibine davalı tarafından yapılan itirazın 6.093,72 TL asıl alacak ve 335,07 TL işlemiş faiz bakımından İPTALİNE, fazlaya dair istemin REDDİNE,

2.Hüküm altına alınan asıl alacak miktarı olan 6.093,72 TL üzerinden %20 nispetinde hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

3.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 6.428,79‬ TL üzerinden alınması gereken 439,15 TL ilam harcının davanın kabul (%24,96) ve ret (%75,04) oranlarına göre 109,611 TL'sinin davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

4.Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen toplam 2.485,6‬0 TL yargılama giderinden giderinin davanın kabul (%24,96) ve ret (%75,04) oranlarına göre hesaplanan 620,51 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

6.Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın kabul edilen değeri üzerinden hesaplanan 6.428,79 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,

7.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın ret edilen değeri üzerinden hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,

8.Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

9.Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,

10.Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davanın kabul ve red oranına göre 329,47 TL'sinin davalıdan, 990,53‬ TL'sinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, davanın reddedilen kısmı yönünden gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK, davanın kabul edilen kısmı bakımından miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi. 14/06/202

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.