10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2022/10678 E. , 2023/2986 K.
"İçtihat Metni"
...
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
...
...
...
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili, müvekkili kurumca iş kazası sonucunda vefat eden sigortalının hak sahiplerine 17.10.2017 gelir bağlama onay tarihli 1.104.023,85 TL (...'e 547.896,55 TL, ... 'e 125.194,02 TL, ...'e 177.302,59 TL, ...'e 153.579,51 TL ve ...'e 100.051,81 TL) ilk peşin sermaye değerli gelir ve sosyal yardım zammı bağlandığını, toplam kurum zararının 1.104.023,85 TL olarak tespit edildiğini beyanla kusur ve miktar yönünden fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla alacakları belirsiz olduğundan dolayı 1.104.023,85 TL'den şimdilik 110.402,38 TL'nin ilk peşin sermaye değeri geliri bağlama onay tarihi olan 17.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, müteveffaya, görevinin ve işinin gerektirdiği her türlü eğitimin verildiğini, her türlü iş güvenliği eğitimin verildiğini, iş güvenliği ile ilgili her türlü malzemenin imza karşılığında verildiğini, müvekkili şirketin, entegre demir çelik fabrikası olan tesisi, ülkenin en yeni, en modern ve mevzuatın gerektirdiği tüm iş güvenliği önlemlerinin tamamının alındığını, teknolojik gelişmeler takip edilerek, yeni işgüvenliği önlemlerinin derhal uygulayama alındığını, ...'in tamamen kendisinin duygusal iradesi neticesinde vefat ettiğini, o an için müvekkili şirket yetkilileri ile diğer çalışanların ...’ı durdurmasının mümkün olmadığını ve böyle bir durumda beklenmeyen öngörülmeyen bir durum olduğunu, Müvekkili şirket tarafından ... Sigorta A.Ş.’de ... poliçesi ile ve ... sigorta A.Ş. ... sigorta poliçesi ile “ işveren mali mesuliyet” sigortası yaptırılmış olup, bu sigortalar kapsamında; şartları oluşması halinde rücuan tazminatın sigorta poliçeleri kapsamında olduğunu, davanın bu sigorta şirketlerine ihbarını talep ettiklerini, İş bu davanın, aralarında bağlantı nedeniyle,
HMK'nın 166 ncı madde kapsamında, mahkememizin 2017/293 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine, davanın, ... sigorta ve ... Sigorta A.Ş.’ye ihbarına, kazada müvekkili şirketin yetkilileri ile çalışanların kastı ve kusuru olmadığından, vefat tamamen müteveffanın, telsiz anonsu ile haberdar olduğu kazadan dolayı, kendi bölümünü terk ederek ve koşarak kaza mahalline gelmesi ve arkadaşlarını kurtarma refleksi ile aniden siloya girmesi nedeniyle, bu eyleminin engellenememesi ve aynı zamanda, duygusal kaçınılmazlık nedeniyle kasıt yokluğu ve kusursuzluk nedeniyle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının meydana gelen kaza nedeni ile sigortalı yakınlarına rücuya tabi ödemede bulunduğu, meydana gelen kazada işverenin % 70 Kusurlu olduğu, bu kusurun %40'ının ...'un %10'unun ise ...'nün kusurundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davalı Baştuğ şirketi çalışanlarından ... ve ...'nün işbu rücu davasında üçüncü kişi konumunda olduğu; Yargıtay 10.Hukuk Dairesi'nin 2019/3491 Esas 2020/5635 Karar Sayılı kararında; "Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur." denildiği, davalı dışındaki raporda adı geçen davalı çalışanlarının mahkememizce üçüncü kişi konumunda olduğu nazara alındığında üçüncü kişi konumunda olanların rücu davasundaki sorumluluğu bağlanan gelirin yarısının üçüncü kişilerin kusuruna denk gelen kısmı kadar olduğu, başka bir deyişle üçüncü kişi konumunda olanların kusurlarının yarısından sorumlu olduğu somut olayda üçüncü kişi konumunda olan ... ve ...'nün toplamda %50 oranında kusurlu oldukları, yukarıda açıklanan hususlar gereği bu kusurun yarısına denk gelen kısmı olan %25 oranında işverene rücu edilebileceği, sgk tarafından rücu edilebilecek kısmın ise üçüncü kişilerin kusurunun yarısı olan %25'e davalının kusuru olan %20' nin eklenmesi suretiyle bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin %45'i (Buna göre somut olayımızda davacı kurumca davalı işverene davalının kendi kusuru olan %20 ile somut olayda 3. Kişi olan ...'un %40 lık kusurunun yarısı olan %20 ve yine somut olayda 3. Kişi olan ...'nün %10 luk kusurunun yarısı olan %5 kusur oranlarının toplamının olan %20+%20+%5=%45) olduğu anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Davacının bu hususu gözetmeden ıslah dilekçesi vermiş olduğu anlaşılmış bu nedenle fazlaya ilişkin isteminin reddine dair karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;
1.467.448,13 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin gelir bağlanma tarihi olan 17.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2.Fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili, davalının etki kusuruyla birlikte işverenliği açık belli iken 5510 sayılı Kanun'un 21/1 inci maddesine göre işlem yapılması gerekirken davanın kısmen reddine verilen kararın kaldırılmasını ve ıslaha göre davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı şirket vekili, şirketin kusursuz olduğundan dolayı rapora itiraz edildiğini, şirketin tazminat ödenmesini gerektirecek illiyet bağı olmadığını, mahkeme hesaplama yaparken, mütevaffanın kusuru olan ve davacının talep edemeyeceği % 30 kusura isabet eden kısmı mahsup etmeyerek, bağlanan peşin sermaye değeri üzerinden hesaplama yapıldığından ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "... Mahkemece alınan aktüerya bilirkişi raporunda davalı iş verenin 3. Kişiler ile birlikte sorumluluğunun hesaplanması bakımından raporda hata olduğu, mahkeme hakimliğince rapor esas alınmayarak hesaplamanın 5510 Sayılı yasanın 21/4. Maddesine göre yapıldığı, ancak hesaplama hatası olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre : İş verinin 3. Kişi ile birlikte müteselsil sorumlu olacağı tutar : (gelirin ilk psd * iş verinin kusur oranı ) +(gelirin ilk psd/2* 3. Kişilerin kusur oranı toplamı ) formülü üzerinden hesaplanmalıdır.
Somut olayda, Kurumca bağlanan psd tutarının 1.104.025,85 TL olduğu, 3. Kişi şirket çalışanı ... ve ... 'nün kusur durumları toplamının 40+ 10 =50 anlaşılmakla; (1.104.025,85 * %20 ) + ( 1.104.025,85 / 2 * %50) = 220.850,17+276.006,46 =496.856,63 TL olması gerektiği halde yanlış hesapla hüküm kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır Bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b2. Maddesi gereğince mahkeme hükmünün kaldırılarak anılan gerekçelerle yeniden hüküm vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, I-HMK'nın 353/1-b.2 nci maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına , II-Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;
467.448,13 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin gelir bağlanma tarihi olan 17.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya dair istemin reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şiket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri tekrar ederek kararın bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21/1 ve 21/4 üncü maddeleri.
3.Değerlendirme
Dava, 07.04.2017 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden kazalının hak sahiplerine bağlanan gelir nedeniyle oluşan kurum zararının rücuan tazmini istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı, olay tarihinde yürürlükte bulunan ve 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21 inci maddesi olup kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, olaya etkisi olan kişi veya kişilerin kusur ve aidiyetleri belirlenmeli, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.
Kusur raporlarının, 5510 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun'un 77 nci ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün 2 vd maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 77 nci maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar...” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; İhlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74 üncü maddesi (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 53 üncü madde) hükmü uyarınca hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı değilse de kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır.
Bu tür rücu davalarında kusurun belirlenmesinde, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu, dosya içeriğindeki tüm deliller birlikte takdir olunarak ve varsa çelişkiler de giderilerek belirlenmeli; kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, tarafların kusur oran ve aidiyetleri işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilerden alınacak bilirkişi raporu uyarınca saptanmalıdır. Kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının, 5510 sayılı Kanun'un 21 ve 4857 sayılı Kanun'un 77 nci İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Eldeki dava dosyası incelendiğinde, kusur raporunun oluşa uygun olmadığı ve işveren, kazalılar ile 3 üncü kişilerin sorumluluklarının isabetli bir şekilde belirlenemediği anlaşılmaktadır.
07.04.2017 tarihinde davalı şirkete ait ark ocağına karbon sağlayan karbon depolama tankında oluşan tıkanıklığını gidermek üzere silonun üstündeki kapağı açarak tankın içine girmesi üzerine zehirlenerek olay sonucunda vefat eden ...'a yardım etmek amacıyla aynı tankın içine giren sigortalı ... 'in de geri çıkamayarak ölmesi şeklinde gelişen olayda, vefat eden sigortalıların olaya ve kusura etkileri ile ilgili mahkemece yapılan değerlendirme ve kabul hatalıdır. Zira kazalıların vefatıyla neticelenen olaylar birbirinden bağımsız olup, birbirlerine etki eden kusurlarının bulunup bulunmadığı yeterince tartışılıp değerlendirilmemiştir. Buna göre öncelikle davaya konu zararlandırıcı sigorta olayında davalıların ve dava dışı tarafların olay anındaki sıfatları ve olaya etkileri açıklığa kavuşturularak, davaya konu olan ... 'in ölümünde diğer müteveffa ...'un, işveren şirketin ve/veya 3 üncü kişilerin kusurunun olup olmadığı araştırılmalı, şahsi kusur durumlarının ayrıntılı olarak değerlendirilebilmesi ve kusur oranları arasındaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla, uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden, kusur durum ve oranlarının her bir kazalı için ayrı ayrı belirlendiği uygun bir kusur raporu alınmalı, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin yatırılan temyiz giderinin istek halinde ilgiliye iadesine,
22.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...