2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2018/266 Esas - 2023/284
TÜRK MİLLETİ ADINA
YARGILAMA YETKİSİNİ KULLANAN
T.C.
ANKARA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
3.....
Av. ....
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın hamilelik sürecinin takibi amacıyla doktor ...'na başvurduğunu ve müvekkilinin hamilelik sürecinin aynı hastaneye bağlı olarak çalışan adı geçen doktor tarafından takip edildiğini, doktorun özel bir kliniği olduğunu ve müvekkilinin takiplerinin bu klinikte yapıldığını, doktorun yapmış olduğu kontrollerde her şeyin normal gittiğini ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya geleceği bilgisini müvekkiline verdiğini, doktor tarafından bebeğin ense kalınlığının ölçüldüğünü, tarama testi yapıldığını ancak, müvekkiline küçüğün down sendromlu olma riskine dair herhangi bir bilgi verilmediğini, tarama testlerinin kesin tanı için yeterli olmayacağının söylenmediğini, küçüğün bağırsağında bir parlaklık olduğunu söylemiş ise de down sendromu ile alakalı müvekkillerini hiçbir şekilde bilgilendirmediğini, müvekkiline amniyo sentez önermediğini, hamilelik takibinin adı geçen doktor tarafından takip edildiğini ancak doğuma ilişkin fiyatların pahalı olması sebebiyle doğumunu Özel Doğuş hastanesine yaptırdığını, müvekkili Seda'nın 12/12/2016 tarihinde ... Hastanesinde doğum yaptığını ve küçük Yaman Çelik'in down sendromlu olarak dünyaya geldiğini, sadece doğumun hastanede olduğunu, takibin yapılmadığını, müvekkilinin küçüğün down sendromlu olduğunu doğumdan sonra öğrendiğini, dava dışı doktorun bilgilendirme, özen ve tedbir yükümlülüğüne aykırı davranışı neticesinde ailenin küçüğün down sendromlu olduğunu öğrenemediğini, 21.07.2010 tarih, ... Numaralı ve 30.07.2010 Yürürlük tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının, Sigortanın Konusu başlıklı A.1. bölümünde “Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine ve bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. Ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009'u geçemez.” demek sureti ile serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabiplerin, diş tabiplerinin ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyetlerini ifa ederken mesleki faaliyeti nedeni ile vermiş olduğu zararların teminatını sağladığını, olayımızda da doktorun, müvekkili küçüğün down sendromlu olarak doğacağını hamilelik döneminde tespit edebilecekken; özen yükümlülüğüne aykırı olarak bu konuda müvekkillerini bilgilendirmemiştir ve bu açıklamalar ışığında sorumluluğu doğduğunu, 1983 yılından bu yana geçerli olan yasaya göre hiçbir tıbbi gerekçe olmaksızın isteğe bağlı kürtaj (halk arasında yaygınca bebek aldırma, çocuk aldırma diye de adlandırılır) 10. gebelik haftasına kadar yapılabileceğini, ancak eğer anne ve bebek sağlığını tehlikeye atacak bir durum söz konusu ise, bebekte ciddi anomali (sakatlık) varsa bu durumda 10 haftadan büyük gebeliklerin de kürtaj veya ilaçla düşük yöntemleri kullanılarak sonlandırılmasının mümkün olduğunu, 1983 yılında yayınlanan Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük'de; kürtaj işleminin hangi koşullarda ve kimler tarafından yapılabileceğinin belirtildiğini, 10 haftadan büyük gebeliklerin kürtajla alınma gerekçelerini içeren 2 sayılı listenin N - Konjenital nedenler başlıklı bölümünde down Sendromunun da yer aldığını, olayımızda da müvekkillerinin doğacak çocuğun down sendromlu olarak doğacak olması nedeni ile isterlerse hamileliği sonlandırabileceklerini, ancak doktorun özensiz davranışı neticesinde yasal olarak kendilerine tanınmış olan bu hakkı kullanamadıklarını, Hasta ile doktor arasındaki ilişkinin genellikle sözleşmeye dayandığını, hastanın doktora güvenerek onu seçmesinin, doktorun da hastasına mesleki uzmanlığı çerçevesinde tıbbi tedavi uygulamasının taraflar arasında sözleşme kurulduğu anlamına geldiğini, bu sözleşmenin pratikte genellikle doktorun hastaya en iyi hizmeti sunma taahhüdünde bulunması, hastanın da doktorun ücretini ödemeyi kabulü şeklinde olduğunu, hekimin genellikle kabul edilen ve tıp biliminin uygulanması artık mutad usul halini almış olan ilkelerini bilmek ve sanatının kurallarına göre doğru teşhis koyup bu teşhise uygun bir tedavi tavsiye etmek ve bu tedaviye gerekli her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak uygulamak zorunda olduğunu, bu bağlamda tıp bilimi ve uygulamasının genel kabul gören kurallarının bilinmesi ve bunlara uygun davranılması için hekimin tıp alanındaki yenilikleri ve gelişmeleri de takip etmesi gerektiğini, bir meslek veya sanat erbabının meslek veya sanatını icra ederken muhakkak surette bılmesı gereken bir konuyu bilmemesi veya zararın önüne geçmek için bilimin lüzum gösterdiği tedbirleri ihmal etmesi yüzünden zarara sebebiyet verirse sorumlu olacağı, 21.07.2010 tarih,... Numaralı ve 30.07.2010 Yürürlük tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının, Sigortanın Konusu başlıklı A.1. bölümünde “sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine ve bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar.” demek sureti ile doktorun mesleki faaliyeti nedeni ile vermiş olduğu zararı geriye dönük olarak on yıl için teminat altına alındığını, bu nedenle davanın davalı Sigorta Şirketine yöneltiğini, aydınlatma yükümlülüğünü ihlali nedeniyle hastanın yaşamı, sağlığı ve bedensel bütünlüğüne zarar vermesi hallerinde bu zararın tazmini yükümlülüğü ortaya çıkacağını, zarar tazmin sorumluluğunun olmazsa olmaz şartı olup kişinin malvarlığında veya şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme olduğunu, kişinin malvarlığında meydana gelen zararın maddi zarar, kişinin maddi ve maddi nitelikte olmayan kişisel varlıklarını içeren şahıs varlığında meydana gelen zarar manevi zarar olarak adlandırıldığını hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünü ve özen yükümlülüğünün ihlalinin kimi zaman kişinin yaşam, sağlık, bedensel bütünlük gibi kişilik değerlerinde istenmeyen değişikliklere, bu değişikliklerin ise kişinin malvarlığı ya da kişisel değerlerinde eksilmeye neden olacağını, ilkinde maddi, ikincisinde ise manevi zarar oluştuğunu, olayda hekimin hastasını aydınlatma ve özen yükümlülüğünün ihlali neticesinde müvekkillerinin malvarlığında eksilme meydana geldiğini ayrıca küçüğün ileriye dönük işgücü kaybı yaşadığını, ailenin manevi açıdan hayatları boyunca yaşayacakları bir yıkıma maruz kaldığını, tüm bu nedenlerle birlikte işbu davayı açmanın zaruret haline geldiğini belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile;
a)Müvekkili Yaman ÇELİK için şimdilik 400,00-TL / (aa) Fonksiyon kaybına uğrayarak çalışma gücünün bir kısmını veya tamamını kaybetmiş olduğu için maluliyet durumu ile orantılı olarak sürekli/kısmi iş görmezlik zararı fazlaya ilişkin hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200 TL; ab) Özel bakıcı gideri fazlaya ilişkin hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200 TL ),
b)Müvekkili ... için şimdilik 300,00-TL / aa) Tedavi sırasında yapılan zorunlu harcamalar için fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL; ab) Hastanelere, sağlık kurumlarına, doktor muayenehanelerine gidip gelme yol giderleri için fazlaya ilişkin hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL; ac) Tedavi için gidilen yerde otel, lokanta, ulaşım gibi barınma ve beslenme giderleri için fazlaya ilişkin hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL,
c)Müvekkili ... için şimdilik 300,00-TL / aa) Tedavi sırasında yapılan zorunlu harcamalar için fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL; ab) Hastanelere, sağlık kurumlarına, doktor muayenehanelerine gidip gelme yol giderleri için fazlaya ilişkin hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL; ac) Tedavi için gidilen yerde otel, lokanta, ulaşım gibi barınma ve beslenme giderleri için fazlaya ilişkin hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL olmak üzere toplamda şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminatın fiilin gerçekleşmesinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı yandan tahsiline, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davanın sigortalı hekime ihbar edilmesini, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkikler eksiksiz yaptırıldığını, kaldı ki, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, zira testlerin tespit oranlarının değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmadığını, üstelik, hastanın ikili tarama testi vb. yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılmasının tıbbi açıdan mümkün olmadığını, zira bahsi geçen invazif tanı yöntemleri yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın endikasyonlarının bu testlerin yapılmasına uygun olması diğer bir deyişle yüksek risk grubunda yer almasının gerektiğini, o halde dahi, hastanın, hekimin yönlendirmelerine uygun şekilde işlem yapması (söz gelimi, amniyosentez için sevk edildi ise gönderildiği hastanede tetkiklerini yaptırması) gerektiğini, gebelik takibinde hastalar çoğu kez birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edilmekte; özellikle her test ve tetkikin her yerde yapılamadığı gözetildiğinde, farklı tıp merkezlerinde çeşitli test ve tetkikler yaptırılabildiğini, bu nedenle; doğum tarihinden 10 ay öncesini içerecek şekilde; davacı ...'ın (TC:...) gebelik tarihi ve 10 ay öncesini içerir (... kayıtlarının ... Kurumundan getirilmesini; kayıtlardan tespit edilecek hastanelerden ve tıbbi merkezlerden, tüm test ve tetkiklerin, hasta dosyalarının, raporların celbi gerektiğini, maddi vakıanın ancak hastanın gebelik sürecinde hangi merkezlerde hangi hekimler tarafından takip edildiği; ne gibi test ve tetkiklerin yapıldığının tespiti ve hasta dosyalarının celbi ile aydınlatılabileceğini, hastanın, gebelik takibinin hangi aşamalarında, hangi haftalarda sigortalı hekime muayene için geldiğinin; gebeliğin hangi haftalarında sigortalı hekim takibinde olduğunun belirlenmesini, bilirkişi incelemesiyle ve literatür taramasıyla da tespit edileceği üzere, amniyosentez-kordosentez gibi işlemler, rutin olarak her hastaya yapılan bir prosedür olmadığını; invazif tanı yöntemi olduğundan; girişimsel yani cerrahi bir prosedür olup, yüksek oranda gebelik kaybı, bebek ve anne ölümü, enfeksiyon gibi riskler içerdiğinden, ancak down sendromlu bebek dünyaya gelmesi tarama tesleri vs. soft markerlarla yüksek risk tespit edilen hastalara yapılabildiğini, aksi halde endikasyon olmadığı halde, hastayı hatalı şekilde riske atan bir işlem yapılmış olur ki bu durum tıbben ve hukuken sorumluluk doğacağını, CVS (Koryon Villus Biyopsisi), amniyosentez, kordosentez gibi tanı amaçlı invaziv işlemlerin; gerek gebe gerekse de bebek yönünden ciddi riskler taşıdığını, amniyosentezin, bebeğin doğum öncesi içinde bulunduğu sıvıdan cerrahi müdahale ile bir miktar sıvı alınması olduğunu, CVS (Kordon Villus Biyopsisi) ve kordosentezin ise gelişmekte olan plasentaya bir iğne sokularak plasenta dokusundan örnek alınması olduğunu, Kişiye, amniyosentez veya CVS işlemlerinin yapılabilmesi için; hastada amniyosentez veya CVS endikasyonunun bulunmasının zorunlu olduğunu, bu işlemlerin, her hastaya standart yapılabilecek bir kan tahlili değil, bir anlamda cerrahi prosedür olduğunu, konuya ilişkin akademik literatürün; aminiyosentez işleminde 1/100 oranında bebeğin kaybedilmesi riski bulunduğunu; bu riskin CVS'de daha yüksek (2/100) olduğunu açıkça bildirdiğini, dava konusu olayda, müvekkilinin, sigortalısı hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, zira hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için, gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standartın uygulandığı yerde, hekimin müdahalesinin tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin/hastanenin kusur veya sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, tıbbi standartın, hekimin tedavi amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekimin tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade edeceğini, öte yandan davacı tarafın tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER
Hastane kayıtları, bilirkişi raporu ve ek raporları, sigorta poliçesi, ... Esas sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE
Davanın, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine olduğu, somut uyuşmazlıkta; davacılar... ile ...'ın çocuğu olarak davacı ...'in Down Sendromlu olarak doğduğu, davacı annenin gebelik takibinin, davalının Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile eylemleri sigorta örtüsüne alınan dava dışı uzman doktor tarafından yapıldığı, davalının sigortalısı doktorun tıbbi özen yükümlülüğünün ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü ve davalının ise davanın reddini savunduğu hususları uyuşmazlık konusu değildir.
Taraflar arasındaki çekişme, davalının sigorta poliçesiyle tıbbi eylemleri sigorta örtüsüne alınan doktorun mesleki özen ve aydınlatma yükümlülüğünü ihlal edip etmediği, davacı küçüğün Down Sendromlu doğmasına neden olup olmadığı, diğer anne ve babanın yeterli aydınlatılmaması nedeniyle gebeliğe son verilmesi haklarının engellenip engellenmediği, davacıların ayrı ayrı maddi ve manevi zararlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, bu zararların sigorta teminatı kapsamında bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet akdi mahiyetinde olup, Borçlar Kanunu'nun vekalet akdini düzenleyen 386 vd (Yeni TBK 502 vd ) maddeleri uyarınca, vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK.nun 396/1 md.). O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1. (TBK 510/1.) maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazete de yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi de iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, Sözleşme'nin ''amaç'' başlıklı 1. maddesinde ''Bu sözleşmenin tarafları tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler", yine 4. maddesinde “...araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir” düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi ya da yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesinin zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır. Yine sözleşmenin 5. maddesinde “(1) Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. (2) Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. (3) İlgili kişi, muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 59/g maddesi uyarınca çıkartılan Hekim Etiği Yönetmeliği’nin ''Aydınlatılmış Onam'' başlıklı 26. maddesinde “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.“ denilmiştir.
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 11. maddesinde hastanın, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahip olduğu, tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamayacağı; bilgilendirmenin kapsamı başlıklı 15. maddesinde, hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında bilgi verileceği;
18.maddesinde ise, ''Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.
Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.'' düzenlemesi yer almaktadır.
Özetle hekim, görevini yüksek özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır. Somut olayda, alan uzmanı hekimin anne karnındaki bebekteki down sendromunu teşhise yönelik bir hatası veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı yeteri kadar aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı izahtan varestedir.
Somut olayda; dosya kadın doğum uzmanı Doç. Dr. .... Operatör doktor.... ve doktor ...'den oluşan bilirkişi kuruluna tevdi edilmiş olup,14/10/2021 tarihli rapor ve 28/01/2022 tarihli 1. ek rapor ve 05/12/2022 tarihli 2. Ek rapor alınmıştır. Söz konusu rapor ve ek raporlar ile; "Sonuç olarak aydınlatılmış onam amniyosentez yapılacağı durumda alınması gereken bir belgedir, bu hastada Dr. ...hastaya amniyosentez değil bir üst merciiye başvuru önermiştir. Hasta perinatologa gitmeyi reddetse idi ondan imza alması beklenebilirdi ama perinatoloji doktoruna gitmeyi kabul eden hastadan herhangi bir imza alması tıbben ve hukuken gerekli değildir. Ayrıca, hasta hekim sözleşmesinin yükümlülükleri tek taraflı değildir. Hekimin yükümlülükleri olduğu kadar hastanın da yükümlülükleri vardır. Hekimle işbirliği yapmayan hasta, hekimin görevini yapmasını engellemiş olursa TBK Md 52. hükmü gereği (müterafik kusur) meydana gelen zarardan sorumludur. Hekimin hastanın işbirliği yapmamasından dolayı da meydana gelen zararlar sebebiyle ceza hukuku anlamında mesuliyeti yoktur. Hasta ya da hasta yakınları, tıbbî müdahalenin başarıya ulaşmasına yardımcı olmak için hekimin tedavi ve bakım planlarına uymalıdır. Eğer yerine getirmediği için tedavide başarısızlık olursa bundan hastanın kendisi sorumludur. Bebeğin Down sendromlu olarak doğması doktorun yaptığı bir fiilin ya da tedavinin sonucunda gerçekleşmemektedir.
Sonuç olarak mevcut veriler ışığında hekimin kanıta dayalı tıp verileri ışığında gebelik takibini uygun bir şekilde sürdürdüğü düşünülmekte olup, doktora izafe edilecek herhangi bir kusur bulunmamıştır." şeklinde görüş bildirildiğini görülmüştür.
Mahkememizce bilirkişi raporu ve bilirkişi ek raporları hükme esas alınmıştır.
Mahkememizce yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı Seda'ya ait hamilelik süresince gördüğü tedaviye ilişkin kayıtlar ile diğer tüm tedavi kayıtları ve delillere göre; dava dışı hekim tarafından sağlık hizmetlerinin verilmesinde tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevinin hekime ait olduğu, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçeneklerinin ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkının bulunduğu, bu bilgilendirmenin hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerektiği, alınan bilirkişi raporu ve ek raporu ile diğer tüm delillere göre; hastayı bu şekilde aydınlatma bulunan hekimin bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiği, bebeğin down sendromlu olarak doğması doktorun yaptığı bir fiilin ya da tedavinin sonucunda gerçekleşmediği, sonuç olarak mevcut verilere göre hekimin kanıta dayalı tıp verileri ışığında gebelik takibini uygun bir şekilde sürdürdüğü, bu sebeple doktora izafe edilecek herhangi bir kusur bulunmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (... Genel Kurulunun 22/03/2022 tarih ve .... Karar sayılı emsal kararı).
1.Davanın REDDİNE,
2.Alınması gereken 179,90-TL harçtan dava açılırken peşin olarak alınan 35,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 144,00-TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3.Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4.a)Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat talebi bakımından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
b)Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden manevi tazminat talebi bakımından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 9.200,00-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5.Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333. Maddesine uygun şekilde İADESİNE,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde ...yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/04/2023 Katip... ¸ Hakim... ¸