10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2023/6537 E. , 2023/9844 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bilecik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile esas hakkında asıl davanın kabulüne birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmesi üzerine; duruşma yapılmak üzere tayin olunan 10.10.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafaalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ...'nın geldiği, gelenlerin yüzlerine karşı murafaaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra murafaaya son verilerek, incelemenin bırakılan günde yapılan incelemede dosya incelemeye alınmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili 08.12.2010 tarihli dava dilekçesinde ve 02.01.2018 birleşen dava dilekçelerinde özet olarak; müvekkili sigortalının 15.03.2008 tarihli iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 10.000 TL maddi ve 800.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle tahsilini talep etmiş, 28.06.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle asıl dava dilekçesinde talep ettiği maddi tazminat istemini 497.262,16 TL’ye artırmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının davacının işyerindeki iş güvenliği ve işçi sağlığı eğitim ve talimatlarına aykırı eylemi nedeniyle oluştuğunu, müvekkili şirketin, iş güvenliği ve işçi sağlığı yönünden işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek şartlardan işçilerini ve ilgili kişileri korumak ve daha insani bir iş ortamı meydana getirmek için metotlu çalışmalar yürüttüğünü, tüm iş güvenliği tedbirlerinin alındığını, araç ve gereçleri noksansız bulundurduğunu, davacının, işyerinde çeşitli tarihlerde birden çok işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimlerine, ayrıca taşlama taşlarını değiştirme ve temizleme eğitimleri talimatlarına da katıldığını, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kazanın, davacının dikkatsizliği, kusuru ve eylemi nedeniyle oluştuğunu, davacının iş sağlığı ve yükümlülüğü hükümlerine uymadığını, olayın oluş şekline, davacının asli ve bağışlanamaz kusuruna ve hakkaniyet kurallarına göre talep edilen tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Islah dilekçesi davalı vekili 03.07.2019 tarihinde tebliğ edilmiş davalı vekili cevap süresi içerisinde 16.07.2019 tarihli dilekçesiyle zamanaşımı def’inde bulunmuştur
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararında özetle; davacı 15.03.2008 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu malul kalmış, kaza neticesinde dava dosyası kapsamında yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde davacının maluliyet oranının %40,2 olduğu, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından düzenlenen 28.01.2016 tarih ve 128 Karar sayılı raporu ile kesinleştiği, meydana gelen iş kazasında tarafların kusur durumlarına istinaden yapılan incelemeler ve yasal mevzuata uygun heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunun kusur durumlarını ayrıntılı olarak irdelediği, düzenlenen 25.05.2012 tarihli raporun incelenmesinde; meydana gelen iş kazasında davalı şirketin % 80, davacının ise % 20 oranında kusurlu olduğunun kanaatine varıldığı, İstinaf karar evrakından sonra dosya, davalı işyerinden davacının imzalı ücret bordroları celbi istenilmiş, davacının toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanmadığı araştırılmış, gelen bilgi ve belgeler neticesinde dosyaya daha önce rapor sunan bilirkişiye tevdii edilerek istinaf karar evrakı doğrultusunda bilinen döneme ilişkin ücretlere göre hesaplama yapılması talep edilmiş, bilirkişi tarafından tanzim olunan 13.10.2021 havale tarihli raporda; 15.03.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 40,2 oranında meslekte kazanma gücünü yitiren davacının, TRH 2010 tablosuna göre muhtemel yaşam süresi, dava dosyasına ibraz edilen davacının imzası bulunan ücret bordroları bilgileri, iş kazasındaki % 20 oranındaki müterafik kusur oranı, SGK ödemeleri dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda, davacının maddi tazminat miktarının 594.509,67 TL.olarak hesaplanıp tespit edildiği, bahsi geçen raporda tüm dosya kapsamının bir bütün halinde incelendiği ve yapılan hesaplamada dosya arasına alınan tüm delillerin tartışılarak gerekli indirimlerin yapıldığı, hesaplamaların isabetli ve somut bulgulara dayandığı, hazırlanan raporun yasla mevzuat ve Yargıtay içtihatlarına uygun bir yöntemle hazırlandığı, ilgili raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmış işbu rapor ve toplanan tüm deliller ile davacı vekilinin İstinaf ilamından öncek ıslah talebi doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak davacının maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
2.Davalı tarafça davacının 15.03.2008 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası dolayısıyla ıslah yoluyla artırılan maddi tazminat talebinin ve manevi tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını beyan etmiştir.
Sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddeleri gereğince 10 yıldır uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda davacının ... Adli Tıp Kurumu tarafından sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği ve raporunun düzenlendiği tarih 28.01.2016 tarihidir. Dolayısıyla gerek dava dilekçesi gerek ıslah dilekçesi ile tahsili istenen maddi tazminat talepleri gerekse manevi tazminat talepleri dava zamanaşımı süresi dolmadan açılmıştır.
3.Davacının manevi tazminat istemi yönünden yapılan değerlendirmede; Yargıtay'ın kararlılık kazanmış ilamlarında belirtildiği şekli ile gerek mülga Türk Borçlar Kanunu'nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
4.Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez. Somut olayda iş kazasının meydana geldiği tarihten bu yana geçen süre, davacının %40,2 oranındaki maluliyet oranı, iş kazası dolayısıyla geçici iş göremezlik süresi, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü nazara alınarak, davalının kusur oranı ve davacı açısından tatmin duygusunu karşılaması da kendi içinde gözetilerek takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle . “Asıl dava yönünden fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla; asıl davanın kabulü ile; davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile; 497.262,16 TL. maddi tazminatın, kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, iş bu dava dosyasıyla birleşen Mahkememizin 2018/2 Esas sayılı dava yönünden; açılan davanın kısmen kabulü ile; 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 25.01.2022 tarih ve 2022/244 E.- 2022/82 K.
sayılı ilamı ile; tarafların 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A
. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2.Dairemizin 06.12.2022 tarih ve 2022/3087 E.- 2022/15507 K. sayılı ilamıyla tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda maddi tazminat yönünden davacının fazlaya ilişkin talep hakkı bulunduğuna işaretle taleple bağlı karar verildiği ve fazlaya ilişkin talep hakkının saklı tutulduğu, kararın davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesine rağmen; hükmün gerekçe kısmında bu kararla çelişecek şekilde “dairemizin kaldırma kararından önce ilk derece mahkemesince hükmedilen maddi tazminat yönünden davacının istinaf talebi bulunmadığı, sadece manevi tazminat yönünden istinaf talebi bulunduğu, buna göre ilk derece mahkemesinin 497.262,16 TL maddi tazminat yönünden davacının istinafı olmamakla bu miktar davalı lehine usulü kazanılmış hak niteliğinde olduğundan gerekçeli kararda bakiye miktarın saklı tutulmasına yönelik açıklama yerinde değildir.” gerekçesine yer verildiği bu yönle Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe ve hüküm arasına uyuşmazlık oluştuğu gibi, aslen Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan gerekçe doğrultusunda HMK’nun 353/2 maddesi kapsamında “düzelterek yeniden esas hakkında “ verilmesi gereken karar niteliğinde olduğu, ancak kararın hüküm fıkrasında bu duruma göre İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmediği anlaşılmaktadır gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozularak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden; tarafların kabul edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın oluş şekli, işgöremezlik oranı, olay tarihi dikkate alındığında yerel mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarı dosya kapsamına uygun olduğu belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden; kusura ilişkin olarak; hükme esas alınan 25.05.2012 tarihli kusur raporunun, iş kazasının meydana geldiği alandan seçilen ve aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişiler tarafından ve kaza tarihi itibarıyla uygulanması gerekli 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 maddesi ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenlendikleri, gerekçeli, hüküm tesisine elverişli ve yeterli oldukları, kusur oranlarının dayanakları belirtilmek suretiyle tespit edildiği anlaşıldığından mahkemece “kazanın meydana gelmesinde davacının % 20, davalı işverenin % 80 oranında kusurlu bulunduklarının kabulünde isabetsizlik görülmediği, zamanaşımı def'i yönünden; somut olayda, dava konusu iş kazasının meydana geldiği tarihi ve maluliyetin kesinleştiği tarihler dikkate alındığında, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dava ve ıslah tarihi itibariyle dolmamış olduğu, davalının istinaf talebinin yerinde olmadığı, belirtilmiş, fazlaya ilişkin talep hakkı yönünden; dairemizin kaldırma kararından sonra alınan 11.10.2021 tarihli hesap bilirkişi raporunun TRH 2010 yaşam tablosu ve %40,2 maluliyet ile davacının %20 kusuru dikkate alındığında maddi tazminat 594.509,67 TL olarak hesaplandığı, İlk Derece Mahkemesince davacının ıslahı doğrultusunda 497.262,16 TL maddi tazminata, bakiye maddi tazminat olan 97.247,50 TL maddi tazminat alacağının saklı tutulmasına karar verildiği, ancak kaldırma kararından önce ilk derece mahkemesince hükmedilen maddi tazminat yönünden davacının istinaf talebi bulunmadığı, sadece manevi tazminat yönünden istinaf talebi bulunduğu, buna göre İlk Derece Mahkemesinin 497.262,16 TL maddi tazminat yönünden davacının istinafı olmamakla bu miktar davalı lehine usulü kazanılmış hak niteliğinde olduğundan gerekçeli kararda bakiye miktarın saklı tutulmasına yönelik açıklamanın yerinde olmadığı, gerekçenin düzeltilmesi amacıyla ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 06.12.2022 tarih ve 2022/3087 E. 2022/15507 K. nolu bozma ilamına uyulması nedeniyle kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle; "1-Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine
2.Davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Bilecik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nin 09/11/2021 tarih ve 2021/84 Esas 2021/704 Karar sayılı kararının HMK'nın 353. maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına, Asıl dava yönünden: Davanın kabulü ile;
497.262,16 TL maddi tazminatının kaza tarihi olan 15/03/2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, (...) Birleşen 2018/2 Esas sayılı dava dosyası yönünden: Davanın kısmen kabulü ile;40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/03/2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; güncel asgari ücret verilerinin ve asgari geçim indiriminin hesaptan dışlanmasına dair 25.12.2021 tarihli resmi gazetede yayımlanan 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu gereğince yeniden rapor alınması ve TRH 2010 bakiye ömür tablosunun hesaba uygulanması gerektiğini, müvekkilinin yaralanması nedeniyle vücudunun belden aşağı damarlarının parçalanması nedeniyle yarım saatten fazla ayakta kalamadığı, cinsel güç kaybının ağır bir maluliyet olarak değerlendirilmesi gerektiğini emsal davalarda hüküm altına alınan tazminat miktarları dikkate alındığında manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kazanın davacı dikkatisizliği ile gerçekleştiğini, davacıya her türlü iş sağlığı ve güvenliği tebdiri kapsamında eğitim verildiğini, müvekkiline atfedilecek kusur olmadığını, sürekli iş göremezliğin hatalı tespit edildiğini, davacının cinsel fonksiyon kaybı iddiasının gerçeği yansıtmadığını kazadan sonra çocuğunun dünyaya geldiğini, hükme esas hesap raporunun hatalı olduğunu, davacının müvekkili nezdinde çalışmasının devam ettiğini, maddi kaybının olmadığını, davaya konu olayla ilgili zaman aşımının kaza tarihinden işlemesi gerektiği, sürekli iş göremezlik oranında gelişen bir durumun söz konusu olmadığını, davacının ne kadar sürede işe başladığı ve halen çalışmaya devam ettiği hususunun göz önünde bulundurulması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı gözetilerek ıslaha ıslah tarihinden faiz işletilmesi gerektiğini, davacının ticari faiz isteminin reddolması nedeniyle ret vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat alacağına ilişkindir.
2.İlgili Hukuk Temyiz incelemesi ile ilgili olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir." hükmü yer almaktadır. Aynı Kanun'un Bozma sebeplerini düzenleyen 371 inci maddesinde "Yargıtay, aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar:
a)Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması.
b)Dava şartlarına aykırılık bulunması.
c)Taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi.
ç)Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması." olarak düzenlenmiştir.
İş kazası tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyle maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı istiyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." aynı Kanun'un 98/2 nci maddesinde "Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlerede tatbik olunur." düzenlemesine yer verilmiştir. Mesuliyet hükümleri kapsamına haksız fiilden kaynaklı müruru zaman hükümlerinin girmediği açıktır.
Bu kapsamda aynı Kanun'un 125 inci maddesinde "Bu Kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir." düzenlemesi yer almaktadır.
3.Değerlendirme
1.İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125 inci maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi gereğince sözleşmeye aykırılığın meydana geldiği tarih olan iş kazası tarihinden itibaren 10 yıldır.
2.Bu kuralın istisnası ise Yargıtay içtihatlarında yerini bulan işçinin sürekli iş göremezlik durumunda “gelişen ve değişen bir durumun” bulunması halidir. Önemle belirtilmelidir ki, burada sözü edilen “gelişen durum” kavramı uygulamada çoğu kez yanlış anlaşıldığı şekilde, doğan zararın kapsamının zarar görence tam olarak öğrenilmesinin herhangi bir nedenle geciktiği (örneğin, buna ilişkin bilirkişi raporunun geç alındığı) durumlara ilişkin olan, böylesi bir durumu ifade eden bir kavram değildir. Başka bir anlatımla, gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder (Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 E., 2002/874 K.; 10.06.2015 tarihli ve 2014/21-282 E.,2015/1548 K.; 01.03.2017 tarihli ve 2014/21-2372 E., 2017/379 K. sayılı kararları ile Dairemizin 8.10.2022 tarih ve 2022/6879 E.- 2022/12624 K. sayılı, 27/12/2022 tarih ve 2020/6975 E- 2022/16771 K, aynı gün 2020/ 10755 E, 2022/16772 K, sayılı ilamları bu yöndedir.)
3.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, sigortalıyı zarara uğratan iş kazası olayının 15.03.2008 tarihinde gerçekleştiği, maddi tazminat istemini içerir asıl davanın (1086 sayılı HUMK dönemi içerisinde kalacak şekilde) 08.12.2010 tarihinde açıldığı ve fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 10.000,00 TL maddi tazminat talep edildiği, yargılamanın devamında 28.06.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle bu maddi istemin 497.262,19 TL'ye artırıldığı ve davalı vekilinin süresi içerisinde zaman aşımı def'i ileri sürdüğü, gerek ilk derece, gerek bölge adliye mahkemesince verilen kararlarda sürekli iş göremezlik oranının tespitine dair Adli Tıp Genel Kurulu raporunun 28.01.2016 tarihli olması nedeniyle bu rapor tarihinden itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresi geçmediği belirtilerek hüküm tesis edildiği anlaşılmış ise de; SGK Kurum Sağlık Kurulunun 12.01.2011 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %12,3 olarak tespit edildiği, davacı itirazları ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan 27.05.2015 tarihli raporunda bu oranınım %41,2, Adli Tıp Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli raporunda ise oranın %40,2 olduğu belirtilmiş ise de; rapor içeriğinde davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının Kurum Sağlık Kurulu raporunda tespit edilen orandan daha yüksek bir oran olarak tespitine dair gerekçenin açıkça belirtilmediği gibi iş kazasından sonraki süreçte sürekli iş göremezlik oranında değişen ve gelişen bir durum olup olmadığı hususun da rapor içeriğinde tartışılıp, %40,2 oranında tespit edilen iş göremezlik oranının sigortalının sürekli iş göremezliğe girdiği andan itibaren mi yoksa süreç içerisinde mi gelişim gösterdiği böyle bir durumun varlığı halinde ise değişim gösterdiği tarihin açıkça rapor yerinde gösterilmesi gerektiği açıktır.
4.O halde mahkemece yapılacak iş anılan hususlarda Adli Tıp 2. Üst Kurulundan rapor alınarak davalı tarafça ıslah dilekçesine ileri sürülen zaman aşımı def'ini bu kapsamda değerlendirip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
5.Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
6.O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, bu aşamada sair temyiz itirazları ile davacı vekilinin temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkındaki hükmü bozulmalıdır. VI. KARAR:
1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekilinin sair, davacı vekilinin ise bozma sebebine göre bu aşamada tüm temyiz itirazları değerlendirilmeksizin esastan BOZULMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
3.Dairemizde icra edilen duruşmada davacı ve davalı kendilerini vekille temsil ettirmiş olmaları nedeniyle AAÜT gereğince hesap edilen 17.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya, 17.100 TL duruşma vekalet ücretinin de davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4.Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.10.2023 oy birliğiyle karar verildi.