Esas No
E. 2020/1947
Karar No
K. 2023/2094
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/1947

KARAR NO: 2023/2094

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 16/09/2020

NUMARASI: 2017/991 Esas - 2020/409 Karar

DAVANIN KONUSU: Haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, tazminat- rekabet yasağının ihlali nedeniyle ceza koşulu alacağının tahsili Taraflar arasında görülen davanın ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulüne dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin taşıma, lojistik ve depolama aracılık ve operasyon hizmetlerini organize eden bir firma olduğunu, davalı ...nin 02/01/2017 tarihinde dava dışı ... tarafından tek ortaklı olarak kurulan aynı alanda faaliyet gösteren bir firma olduğunu, dava dışı ...'in müvekkili şirkette eski bir çalışan olduğunu, diğer davalıların da müvekkili şirkette eski çalışan olduklarını, davalıların müvekkili şirketin yıllardır çalıştığı müşteri bilgileri ile tedarikçilerdeki kontak ilişkileri kullanmalarından dolayı müvekkilinin itibarını kaybettiğini belirterek, davalıların eylamlarenen haksız rekabet olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydıyla, belirsiz alacak davası niteliğinde olmak üzere şimdilik 5.000 TL maddi tazminatın haksız rekabet hükümlerine göre her üç davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline; davalı ...'in hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağını ihlali nedeniyle altı aylık brüt maaşı olan 40.680,00 TL tutarındaki ceza koşulu alacağının bu davalıdan tahsiline; davalı ...'in hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağını ihlali nedeniyle altı aylık brüt maaşı olan 59.700 TL ceza koşulu alacağının bu davalıdan tahsiline, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalı taraflara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili 03/02/2020 havale tarihli beyan dilekçesi ile haksız rekabetten kaynaklanan ve belirsiz alacak davası olarak açtığı 5.000 TL maddi tazminat talebini 24.076,57 TL'ye yükselterek harcını tamamlamıştır.Davalılar vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin üç ortaklı bir şirket olduğunu, davalılar yönünden davanın tefrikinin gerektiğini, tefrik neticesinde davalı şahısların adresi itibariyle Bakırköy Adliyelerinin yetkili olduğunu, davacının iddia ettiği gibi haksız rekabetin varlığına ilişkin talebin gerçeği yansıtmadığını, asıl davalının eylemlerinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine aykırı olduğunu, davacı şirketten ayrılmış olan pek çok çalışanın başka firmalarda çalışmaya başladıklarını, sektörde çalışan ve rekabet halinde olan firmaların aynı firmalara teklif vermelerinin haksız rekabet oluşturmayacağını, yerleşik Yargıtay içtihadı uyarınca, davacı şirkette çalışan işçi veya yöneticilerin ayrılıp başka firmada işe girmelerinin, işe alan firma bakımından haksız rekabet oluşturmadığını, müvekkili şirketin de davacı şirket gibi aynı sektörde faaliyet gösteren yüzlerce firmadan biri olduğunu, davalı gerçek kişiler yönünden dava şartının oluşmadığını, müvekkili gerçek kişilerin davacının ticari sırlarına vakıf olmadıklarını, davacının zarara uğrama ihtimalinin bulunmadığını, rekabet yasağı anlaşmasının TBK'nın 445.maddesindeki şartlara uygun olmadığını, rekabet yasağı anlaşmasında yer bakımından bir sınırlandırma bulunmadığını, bu nedenle geçersiz olduğunu, rekabet yasağının konu bakımından çok geniş tutulduğunu, bu nedenle de rekabet yasağı anlaşmasının geçersiz olduğunu, kararlaştırılan ceza koşulunun da fahiş olduğunu ve tenkise tabi olduğunu savunarak, tüm davalılar hakkındaki haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Hükme elverişli kök rapordaki tespitler neticesinde, davalıların davacıya ait olan müşteri portfoyünden 14 tane birbirinden farklı müşteriyi kendi müşteri portföyüne eklediği ve bundan 24.076,57 TL kâr elde ettiği, davalıların söz konusu hareketleri bir haksız fiilin varlığı olgusunu somut olarak gösterdiğinden davacıya karşı gerçekleştirmiş oldukları haksız rekabetin varlığı tespit edilmiş olup TTK m. 55/2 kapsamında davalıların rekabet yasağını ihlal ettiği kanaatine varılmakla haksız rekabet sonucunda oluşan zarar bakımından davacının dava dilekçesinde ilk olarak 5.000 TL lik bir zarar talep ettiği, akabinde ise bilirkişi raporunda tespit edilen miktar üzerinden 03/02/2020 tarihinde ıslah dilekçesi vererek zararının 24.076.57 TL bedel üzerinden davasını ıslah etmiş ise de TTK m. 60 kapsamında haksız rekabetin gerçekleştiği tarih ve ıslah tarihi bakımından haksız rekabetin gerçekleştiği tarih olan yeni şirkette işe giriş tarihi olan 10.01.2017 ile ıslah tarihi olan 03.02.2020 tarihi arasında 3 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği anlaşıldığından ıslah edilen miktar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Bu nedenle davacının dava dilekçesiyle talep ettiği 5.000 TL tazminatın davalılardan dava tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Davacı ile davalı arasında sözleşmeye konu olan cezai şart bakımından geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı tespit edilmiş olup sözleşmeye aykırılık sebebiyle cezai şartın davalılar tarafından ödenmesi gerektiği kanaatine varılarak davalıların davacı şirkette çalıştıkları süre ve aldıkları ücret dikkate alınarak ...’in 16/09/2011 ile 02/01/2017 arasında 5 yıl 17 gün "satış uzmanı" olarak çalıştığı, aldığı son ücretin 6.780 TL olduğu, diğer davalı ...’in "operasyon yöneticisi" olarak 33 ay çalıştığı, aldığı son ücretin 9.950 TL olduğu tespit edilmekle bilirkişi raporunda davalı ... yönünden cezai şartın 40.680 TL olduğu ve diğer davalı ... yönünden ise cezai şartın 59.700,00 TL olduğu hesaplanmış ise de davacı zararının 24.076,57 olduğu gözetilerek TBK m. 182/3 kapsamında mahkememizce re'sen %50 takdiri indirim yapılmış olup buna göre davalı ... yönünden 20.340,00 TL cezai şartın ve davalı ... yönünden 29.850,00 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak bu davalılardan alınarak davacı şirkete verilmesine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların haksız rekabetlerinin tespiti ile davalı şirketin TTK'nın 55/b-2 maddesine uygun olarak haksız rekabetlerinin menine, diğer davalıların ise rekabet yasağı sözleşmelerindeki hükümlere bu sözleşmelerle belirlenen şart ve sürede uymalarına, 20.340,00 TL ceza koşulu alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 29.850,00 TL ceza koşulu alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 5.000 TL zararın davalılardan dava tarihi itibariyle işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, karar verilmiştir.

Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

İlk derece mahkemesince, tazminatın artırılan kısmı hakkındaki zamanaşımı değerlendirmesinin isabetsiz olduğunu çünkü talep artırımına konu haksız rekabet nedeniyle tazminat talebinin HMK'nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını, belirsiz alacak davasında zamanaşımının tüm alacak bakımından dava tarihinde kesildiğini, mahkemenin bu hususu dikkatten kaçırdığını ve sanki kısmi dava gibi değerlendirme yaptığını; ayrıca, davalı tarafın haksız rekabet eylemlerinin aynı zamanda suç teşkil etmesi nedeniyle ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin dikkate alınmadan karar verildiğini, zamanaşımının başlangıç tarihinin de yanlış belirlendiğini, Mahkemece hüküm altına alınan ceza koşulundan tenkis yapılması hukuka aykırı olduğu gibi, yapılan tenkisin de fahiş olduğunu, Müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücretinin Tarife hükümlerine göre eksik hesaplandığını, üç ayrı davalı için davacı yararına üç ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve istinaf sebepleri doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı gerçek kişiler hakkındaki uyuşmazlığın iş- hizmet sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu, bu nedenle alınan davalılar hakkındaki davanın tefriki ile görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, bu davalılar bakımından esas hakkında karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, Dava dosyasında alınan bilirkişi raporundaki tespitlerin, dava dosyasına sundukları uzman görüşü ile uyumlu olmadığını, mahkemece çelişki giderilmeden karar verildiğini,

Bilirkişi raporunda lojistik ve taşıma sektörüne ve işleyişine dair herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sadece müşteri isimlerinden hareketle kâr ve zarar hesabı yapılarak sonuca gidildiğini, raporun hiçbir yerinde taşıma sektörünün işleyişine dair bir değerlendirme yapılmadığını, oysa davadaki asıl uyuşmazlığın sektör içindeki işleyişin nasıl olduğuyla ilgili olduğunu, mahkemece de bu konuda bir değerlendirme yapılmadığını, mahkemenin aldığı bilirkişi raporlarının hükme esas almaya elverişli olmadığını, heyette lojistik ve taşıma sektöründe bir uzmanın bulunmadığını, müvekkilinin İskandinav ülkelerine taşıma yaptığını, davacının bu yöne hiçbir taşıma faaliyetinin bulunmadığını, müvekkilinin bu taşımalar bakımından müşteri bulmasının olağan olduğunu, bilirkişilerin bu hususları da dikkate almadığını, Davalı şirketin kurularak taşıma ve lojistik sektöründe faaliyette bulunmasının tek başına haksız rekabet olarak kabul edilemeyeceğini, davalıların davacı şirketten ayrılarak benzer iş kolunda iş yapmalarının da hukuka aykırılık oluşturmadığını, iş kolunun taşıma ve lojistik olduğunu, bu alanda müşterilerin bilgilerinin sır niteliğinde olmadığını, bilgilerin tüm lojistik sektöründeki firmalar tarafından ulaşılabilen bilgiler olduğunu, şirketlerin web sayfalarından bilgilere ulaşılabileceğini, müşterilerin ve taşıma fiyatlarının sır niteliğinde olmadığını, her lojistik faaliyetinin yer, zaman ve konu bakımından farklılık arz ettiğini, piyasa koşulları dâhilinde her firmanın bu alanda faaliyette bulunmasının mümkün olduğunu, dolayısıyla davalının bu alanda faaliyette bulunmasının tek başına haksız rekabet olarak kabul edilemeyeceğini, Kendileri tarafından dosyaya sunulan bilimsel mütalaada belirtildiği üzere, haksız rekabetten söz edebilmek için öncelikle hukuka aykırı bir fiilin bulunması gerektiğini ve bu eylem ile davacının uğradığını iddia ettiği zarar arasında uygun illiyet bağının kanıtlanması gerektiğini, somut olaya bu açıdan bakıldığında davalıların haksız rekabet oluşturan bir eyleminin tespit edilmediğini, hukuka aykırı bir eylem bulunmadığını, davalıların davacı şirketten ayrıldıktan sonra davalı şirkette çalışmaya başlamalarının tek başına haksız rekabet oluşturmayacağını, yerleşik Yargıtay içtihadının bu yönde olduğunu, Davalı şirketin TTK'nın 55. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı bir davranışının bulunmadığını, mahkemenin aksi yönündeki tespitlerinin dayanaksız olduğunu, Davalı gerçek kişiler ile davacı arasında rekabet yasağı içeren sözleşmenin çeşitli bakımlardan geçersiz olduğunu, yer, zaman ve konu bakımından uygun sınırlama içermeyen rekabet yasağı anlaşmalarının geçersiz olduğu yönündeki Yargıtay içtihadının yerleşik olduğunu, davalı gerçek kişilerin haksız rekabet teşkil eden bir eylemlerinin bulunmadığını, herhangi bir ticari sırrın söz konusu olmayıp iş tecrübesinin kullanılmasının rekabet yasağı anlaşmasına aykırılık oluşturmayacağını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle; her üç davalı bakımından TTK'nın 56. maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat taleplerine; davalı gerçek kişiler bakımından ayrıca hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağının ihlali nedeniyle ceza koşulu alacağının tahsili talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf incelemesi,

HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Öncelikle davalı gerçek kişiler hakkındaki rekabet yasağının ihlaline dayalı ceza koşulu alacağı, işçinin hizmet sözleşmesi sona erdikten sonraki dönemdeki rekabet yasağına ilişkin olup TTK'nın 4/1.c maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğundan, davalılar vekilinin göreve ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.

İlk derece mahkemesince dilekçelerin teatisi tamamlanmış akabinde duruşmalı olarak ön inceleme yapıldıktan sonra tahkikata geçilmiş ve tarafların ticari defterleri de incelenmek suretiyle bilirkişi kök ve ek raporları alınarak dava sonuçlandırılmıştır.

İlk derece mahkemesince alınan kök bilirkişi raporu 11.02.2019 tarihli olup bu raporda; tarafların ticari defterlerindeki tespitler müşteri kayıtları değerlendirilmiş davacıya ait olup dava dilekçesinde açıkça isimleri zikredilen üç adet müşterinin davalı şirketle iş yaptığı, bunların dışında on dört adet şirketin daha davacının müşterisi iken davalıyla iş yapmaya başladığı tespitlerine yer verildikten sonra davacının bu şirketlerle yaptığı işler nedeniyle elde ettiği kâr 24.076,57 TL olarak hesaplanmış, davalı şirketin sicilde ortaklık bilgilerine yer verilmiş, davalı gerçek kişilerin davacı şirketten ayrılıp davalı şirkette çalışmaya başladığı tarihler tespit edilmiş, hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağı maddesi alıntılanmış ve ceza koşulu alacağı hesabı yapılmıştır. Ardından davalı şirketle iş yapan ..., ... ve ... firmalarına ilişkin davacı iddiaları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. ...'le ilgili olarak davacı şirketin ileri sürdüğü haksız rekabet iddialarına katılmanın mümkün olmadığı, Dystar yönünden haksız rekabet iddialarına katılmanın mümkün olmadığı, ... yönünden yapılan bir haksız rekabet eyleminin tespit edilmediği belirtildikten sonra, alınan bu şirketler dışındaki diğer on dört müşteri şirket bakımından sadece, "...Davacı ..., dava dilekçesinin 8.5 maddesinde davalı ...'in davalı şahısları ayartarak müşterileri kendisine bağladığını iddia etmiştir. Yukarıda 'B.4' maddesinde ...'in, davacı ... nın 2016 yılı müşterilerinden on dört adedi ile çalışmaya başladığı ve 206.922,44 TL'lik ciro yaptığı ve 11.636,66 TL kar elde ettiği görülmüştür. C.1.5-(Bu başlık altında yapılan incelemede davalı ...'in TTK 55.b.2 maddesinde yer alan yasağını ihlal ettiği ve sonucuna varılmıştır." tespitine yer verildiği, varılan bu sonucun hangi maddi olgulara ve delillere dayandığına dair hiçbir değerlendirme yapılmadığı, raporun bundan sonraki bölümünde ise rekabet yasağı ile ilgili değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmıştır. Kök rapora karşı davalı vekili 27.02.2019 tarihli dilekçe ile oldukça ayrıntılı itirazlar ileri sürmüştür.

İlk derece mahkemesince 26.06.2019 tarihli ara kararla ek rapor alınmasına karar verilmiş ancak bu kez heyete SGK ve işçilik uzmanı ... dâhil edilmiştir. Bu bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 06.11.2019 tarihli ek raporda; ilk yedi sayfada sadece taraf itirazları açıklanmış, "mali açıdan itirazların değerlendirilmesi" başlığı altında, tarafların itiraz sebeplerinin haksız rekabet bakımından kök raporda değerlendirildiği, bu konuda yeniden hesaplama yapılmasına mahal olmadığı, delillerin mahkemece değerlendirilmesi gerektiği belirtildikten sonra "iş ve sosyal güvenlik hukuku yönüyle konunu değerlendirilmesi" başlığı altında davalı gerçek kişilerin davacı ve davalı şirketlerdeki pozisyonları ve çalışma tarihleri konusunda açıklamalar yapıldığı, ardından davalı şirketin tescil tarihinin belirtildiği ve davalı şirket yöneticisinin davacı şirketteki çalışma tarihinin ve görevinin belirtildiği, bunun dışında davadaki uyuşmazlıklara ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.

Davalı vekili tarafından dosyaya sunulan ve iki öğretim üyesi tarafından düzenlendiği anlaşılan 06.05.2020 tarihli hukuki mütalaanın mevcut olduğu, bu mütalaada davalıların haksız rekabet teşkil eden bir eylemlerinin mevcut olmadığının ve rekabet yasağı anlaşmalarının geçerli olmadığı yönünde tespitlere yer verildiği anlaşılmıştır.

İlk derece mahkemesince gerekçeli kararda uzman görüşüne ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.

İlk derece mahkemesi uzman görüşünü dikkate almadan ve bu konuda hiçbir değerlendirme yapmadan karar verdiği gibi, hükme esas aldığı bilirkişi kök ve ek raporları da davadaki uyuşmazlık noktalarını aydınlatmaya yeterli değildir. Bilirkişi kurulu kök raporunda davacının dava dilekçesinde isimleriyle zikrettiği müşteriler bakımından davalıların haksız rekabet teşkil eden bir eylemlerinin kanıtlanmadığı belirtildiği hâlde, dava dilekçesinde ismi geçmeyen diğer on dört adet davacı müşterisinin salt davalı ile de ticari ilişkiye girmiş olmasından hareketle TTK'nın 55/1.b.2 maddesindeki haksız rekabetin gerçekleştiği sonucuna varıldığı belirtilmiş, bu sonuca nasıl varıldığı hangi olgulardan ve delillerden bu sonucun çıkarıldığı konusunda hiçbir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Ek raporda da bu konuda kök raporda açıklama yapıldığı gerekçesiyle itirazları karşılayan bir değerlendirme yapılmamıştır.

Davalı vekili lojistik ve taşıma sektöründe müşteri çevresinin ve navlun bedellerinin belirli olduğunu, bunların kolayca ulaşılabilen bilgiler olduğunu, sektörde faaliyet gösteren taşıma firmalarının teklif göndermelerinin olağan olduğunu, bunların haksız rekabet kabul edilemeyeceğini savunmuş, bilirkişi kurulu ve mahkeme bu savunma sebepleri hakkında hiçbir değerlendirmeye yer vermemiştir. Gerçekten de ticaret hayatında rekabet esas olup kanunun yasakladığı şey "haksız" rekabettir. Davacı, davalının haksız rekabet ettiğini kanıtlamakla yükümlüdür.

Davacı vekili dava dilekçesinde pek çok yazışmaya ve belgeye dayanmış ise de bilirkişi kurulunca ve mahkemece bu belge içeriklerine hiç değinilmeden ve davalının rekabetinin haksız olup olmadığına dair hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve gerekçeleri gösterilmeden sonuca varılmıştır.

Davacı vekili dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış daha sonra 13.03.2018 tarihli dilekçeyle tanıklarını bildirmiştir. Mahkemece tanıklar konusunda herhangi bir usul işlemi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Haksız rekabet iddiasıyla ilgili olarak açıldığı anlaşılan Küçükçekmece 9.As. Ceza Mahkemesinin 2020/338 E sayılı dosyasının da ilk derece mahkemesince değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.İlk derece mahkemesince anılan ceza dava dosyasının tam bir örneği celbedilip, ceza davasında verilen kararın kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği de değerlendirildirilerek tüm deliller usulüne uygun şekilde toplanmalı ve oluşturulacak yeni bir uzman bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, bilirkişi kuruluna dosyaya sunulan delil ve belgelerin her birinin içeriklerini ve hangi olguyu ispat ettiğine dair değerlendirme yaparak sonuca gitmeleri gerektiği hatırlatılarak, davadaki tüm uyuşmazlık noktalarını aydınlatan bir rapor alınmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.

HMK'nın 297.maddesi uyarınca mahkeme kararları gerekçeli olmalıdır. Gerekçede ise tüm deliller değerlendirilmeli ve her bir uyuşmazlık noktasının nasıl aşıldığı gösterilmelidir.

İlk derece mahkemesi kararında bu şekilde yeterli değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporu denetime elverişli ve hükme esas alınabilecek nitelikte değildir.

HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin davanın çözümünü etkili delilleri toplamadan ve yeterli gerekçe yazmadan karar verilmesi halinde istinaf mahkemesince kararın kaldırılması gerekir. Kabule göre ise davacının haksız rekabet iddiasına dayalı maddi tazminat talebini belirsiz alacak davası olarak açtığı dikkatten kaçırılarak artırılan kısım yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilirken, belirsiz alacak davasının zamanaşımı bakımından etkileri üzerinde durulmaması da usul ve yasaya aykırı olmuştur. Açıklanan bu gerekçelerle,

HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, işin esasına dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine, 4-İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Davacılar tarfından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;

HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 20.12.2023

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog