3. Hukuk Dairesi
T. C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/391
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/11/2022
NUMARASI: 2021/722 Esas, 2022/839 Karar
DAVA KONUSU: Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
İSTİNAF KARARININ
VERİLDİĞİ TARİH: 19.01.2024
Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/722 Esas, 2022/839 Karar sayılı ilamı taraf vekilleri tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle inceleme aşamasında dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; trafik kazası sonucunda davacılar ... ve ... 'ün oğulları, davacı ... 'ün kardeşi ... 'ün hayatını kaybetmiş olduğunu, 21.08.2020 günü, davalı ... 'ye ait olan ve sürücü ... nun sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç; ... ili ... İlçesi ... Mahallesi ... Bulvarı üzerinde ... önünde davacıların çocuğu/kardeşi (yaya) ... ’e çarpmasından kaynaklı ölümlü trafik kazası meydana gelmiş olduğunu, kaza sonucunda, davacıların oğlu/kardeşi ... (yaş: 9; TC: ... ) vefat etmiş olduğunu, kaza nedeniyle davalı ... hakkında Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2020/467 Esas sayılı dosyası ile cezalandırılması talepli Kamu Davası açılmıştır ve davalı sanık ... ceza almış olduğunu, kazadaki kusur, araç sürücüsü ... 'da olup; mezkur araç davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanmış olduğunu, mezkur kaza, ... plaka sayılı araç sürücüsü davalı ... 'nun hız kurallarına riayet etmemesi, görüş, yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uygun olarak seyir etmemesi sonucunda meydana gelmiş olduğunu, bu kapsamda kazada asli ve tam kusurlu kişi, davalı araç sürücüsü ... olduğunu, davalı sürücü ... 'nun kullanmış olduğu ... plaka sayılı araç davalı sürücünün çalıştığı şirket olan ... adına kayıtlı olduğunu, yine bu araç kaza tarihinde davalı ... .'ye ... poliçe numarası ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile Sigortalı olduğunu, mezkur elim kaza, poliçe süresi devam ederken meydana gelmiş olduğunu, KTK'e göre meydana gelen zararlardan işleten ve sigorta şirketi müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, kaza sonrasında Trafik ekipleri tarafından düzenlenen Trafik Kazası Tespit Tutanağına göre, kaza, ... ’nun dikkatsizlik, tedbirsizlik ve aşırı hız nedeniyle yolda menfez üstü tümseğininde etkisi ile direksiyon hâkimiyetini kaybederek çarpması sonucu meydana gelmiş olup, tutanakta davalı sürücü tali kusurludur denilmiş olsa da; kazaya esas sebebiyet veren sürücü olduğundan, kusur oranının da mahkemece yeniden tespit edilmesini talep ettiklerini, davacılar, oğullarının/kardeşinin vefatı ile onun desteğinden yoksun kalmış olduklarını, davacılar ... ve ... 'ün, oğullarını kaybetmesi nedeniyle maddi zararları meydana gelmiş ve bilhassa onun desteğinden yoksun kalmış olduklarını, ölüm nedeniyle maddi tazminat talepleri bakımından TBK’nın haksız fiile ilişkin kısmının ölüm başlıklı 53.maddesi dikkate alınacak olduğunu, bu nedenle uzman bilirkişi tarafından hesap edilecek olan destekten yoksun kalma tazminatını davalılardan tahsili ile davacılara verilmesini talep ettiklerini, yine müteveffanın cenaze giderlerini de ölüm nedeniyle uğranılan zarar kapsamında talep etmekte olduklarını, cenaze giderlerinden sigorta şirketi de sorumlu olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2010/7361 K. 2011/7290 T. 21.6.2011 tarihli kararının dikkate alınması gerektiğini, davacıların oğullarının/kardeşinin henüz 9 yaşında hayatını kaybetmesi, ailesini derinden etkilemiş ve çok üzmüş olduğunu, davacıların, ruhsal ve psikolojik olarak son derece yıpranmış olduklarını, bu husus, davacıların duygusal ve sosyal kişilik değerlerine açık bir saldırı niteliğinde olduğunu, davacı anne ve babada oğullarının kaybı sonrası panik atak başlamış olduğunu, psikolojik olarak tedaviye ihtiyaç duymakta olduklarını, günlük yaşam içerisinde meydana gelen olaylara ani tepkiler vermekte ve diğer çocuklarının da yine bu denli büyük bir kazaya uğrayacağından bahisle olağan dışı korku duymakta olduklarını, diğer davacı ... ise anne ve babasının gerek ilerleyen yaşları gerekse de kaza sebebiyle anne ve babasının yaşadığı travma sonucunda artık bir daha kardeşi olmayacağı/olamayacağı için ömrünün sonuna kadar kardeş sevgisinden, desteğinden, ihtiyacından mahrum kalacak olduğunu, davacıların oğullarının/kardeşleririn geçirdiği trafik kazası neticesinde manevi yönden zarar gördüğü çok açık olan davacı baba, anne ve kardeş için Borçlar Kanunu 56.maddesi gereği davalılar ... ve ... den manevi tazminat talep ettiklerini, Yargıtay 4. HD. 2011/11166 E. 2012/13394 K. 24.09.2012 sayılı ilamının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, arabuluculuğa başvurulmasına rağmen sonuç alınamadığını, ayrıca 18.12.2020 tarihinde davalı sigortaya karşı kep aracılığıyla başvuru yapılmış; ancak davalı sigorta tarafından davacıların talepleri karşılanmamış olduğunu, bu kapsamda davalı sigorta şirketinden arabuluculuk sürecine ilişkin vekalet ücreti talebimiz de bulunmakta olduğunu, davacılara ödenmesi gereken alacağa ticari avans faiz uygulanması gerektiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 76. maddesi gereğince değerlendirme yapılması ile, trafik kazası tespit tutanağı göre sürücü davalı ... 'nun kusuru bulunmakta olduğunu, davacıların şu anda gerek maddi yönden gerek manevi yönden oldukça mağdur durumda olduklarını, davacıların psikolojik tedavisi devam ettiği için ayrıca masrafları olmakta olduğunu, Türk Borçlar Kanunu’nun 76.maddesi uyarınca davalılardan alınarak davacılara verilmek üzere 30.000,00 TL geçici ödeme yapılmasına karar verilmesini öncelikle talep ettiklerini, fazlaya ilişkin talep, dava, ek dava, ıslah, bedel artırım haklarımız saklı tutulmak kaydı ile; (6100 Sayılı Yasa’nın 107.maddesine göre belirlenecek maddi tazminatın daha sonra artırılmak üzere); davalı ... adına kayıtlı olup kazaya karışan ... plaka sayılı araca ve işleten ve sürücünün taşınır-taşınmaz malları ( ... , ... , ... ve ... Tapu Sicil Müdürlüğü) ile bankalardaki ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine, dava sonunda sayın mahkeme tarafından takdir edilecek tazminatların sonuçsuz kalmaması için takdiren teminatsız olarak ve duruşma günü beklenmeksizin alacak para alacağı olduğu için İhtiyati haciz kararı verilmesine, sayın mahkeme aksi kanaatte ise dava sonuçlanıncaya kadar söz konusu aracın üçüncü şahıslara devir ve satışının önlenmesi için duruşma günü beklenmeksizin ihtiyati tedbir kararı verilmesine, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı tutulmak kaydı ile, 6100 sayılı Yasa’nın 107.maddesine göre belirlenecek maddi tazminatın daha sonra artırılmak üzere; şimdilik 10.000,00TL ... için 10.000,00TL ... için destekten yoksun kalma tazminatı’nın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketi poliçe limitleri ile sorumlu olmak üzere tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine; davacıların uğradığı manevi zararlar için ... İçin 50.000,00 TL, ... için 50.000,00TL, ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 21.08.2020 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar ... ve diğer davalı ... ’den müştereken ve müteselsilen tahsiline ve davacılara verilmesine, cenaze ve defin giderleri kapsamında şimdilik 100,00 TL'nin kaza tarihi olan 21.08.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve davacılara verilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde: Davacıların hak düşürücü süreye ve zamanaşımına uğramış taleplerine itiraz ettiklerini, ceza mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile sonuçlanan kararı, kesinleşmiş bir mahkumiyet niteliğinde olmadığı gibi,
TBK’nun 74. maddesi anlamında hukuk hakimi yönünden bağlayıcılığı olmadığını, davacıların dava dilekçesinde davalının tam ve asli kusurlu olduklarına ilişkin beyanları gerçeği yansıtmadığını, ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında müteveffanın asli kusurlu olduğunun sabit olduğunu, davalının en alt dereceden tali kusur isnat edilmişse de bu tespit hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, davaya konu olaya ilişkin Kayseri 13. ACM 2020/467 E sayılı ceza dosyasına davalının hızı ile ilgili olarak yapılan tespit MOBESE kamera görüntüsüne dayandırılmakta olduğunu, ancak dosya incelendiğinde görülecektir ki kameranın görüş açısı kaza mahallinin tam zıt yönüne doğru olduğunu, bir başka ifade ile kameranın sırtı olay mahalline dönüktür, kameranın bakış açısı ise kaza mahallinin tam zıt istikametine doğru olduğunu, olay mahallinin ters istikametine bakan (sırtı olay mahalline dönük olan) kamera ile yapılan hız tespitinde, davalının hızının tespit edildiği nokta ile kaza noktası arasında 473 metrelik bir mesafe olduğunu, hız tespiti yapılan nokta kaza noktasından 473 metre geride olduğunu, yani davalının 473 metre önceki hızı kaza anında da koruduğuna ilişkin olarak bir varsayımda bulunulmuş olduğunu, halbuki davalının bu 473 metrelik mesafede hızını düşürmüş olması, hızında değişiklik olması mümkün olduğunu, bu durumda davalının hızına ilişkin tespit bir varsayıma ve bir akıl yürütmeye dayanmış olduğunu, davalının kaza anındaki hızı mevcut yöntem ile tespit edilebilecek durumda olmadığını, kazaya ilişkin olarak Kayseri 13. ACM 2020/267E sayılı dosyasının 08.03.2021 tarihli celsede tanık ... , davalının hızı ile ilgili olarak şu ifadeyi kullanmıştır: ''Hızının tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ancak tahmini 50 km idi'' aynı tarihli duruşmada dinlenen, olay esnasında davalının kullandığı araçta bulunan tanık ... davalının hızı ile ilgili olarak ''Olay sırasında aracın hızını tam olarak bilemiyorum ancak yavaş olarak ilerlemekteydik'' ifadesini kullanmış olduğunu, ceza dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu Raporunda kaza noktası ile aracın son bulunduğu nokta arasındaki mesafenin 28 metre olduğu tespit edilmiş olduğunu, bu mesafenin kısa oluşu davalının hızının düşük olduğunun bir göstergesi olduğunu, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan Durma ve İntikal Süreleri Tablosu her ne kadar kesin bir sonuç vermese de yaklaşık olarak davalının hızı ile ilgili fikir verecek olduğunu, bu tabloya göre bilirkişi raporunda iddia edildiği gibi davalının hızı 88.2 km/s olsa idi kaza noktası ile aracın son bulunduğu nokta arasındaki mesafe 70 metre civarı olması gerektiğini ancak raporlarda yer alan 28 metrelik mesafe ve bahsi geçen tablo bize göstermektedir ki davalının hızı 50 km/s civarı olduğunu, bu durum tanık beyanları ile de desteklenmekte olduğunu, söz konusu tablo ortalama bir binek araca göre hazırlanmış olup, davalının aracının kamyonet oluşu ve sair hususlarda göz önünde bulundurulduğunda davalının aracının hızının bu tabloda belirtilen hızdan bile daha düşük olduğu aşikar olduğunu, müteveffa yaya geçidi olmayan ve yaya geçişini engellemek için demir bariyer ile ayrılmış olan bir yola kontrolsüz bir şekilde atlamış olduğunu, müteveffanın çocuk oluşu ve boyunun araç boylarından kısa oluşu trafikte seyreden diğer araçlar tarafından perdelenmesine neden olmuş olduğunu, davalının müteveffayı fark eder etmez frene basmasına rağmen kazaya engel olamamış olduğunu, müteveffanın perdelenmesine ilişkin olarak ceza davasının 08.03.2021 tarihli celsesinde tanık ... şu ifadede bulunmuştur: ''Biz yolda ilerlemekteyken önümüzde bir araç yoğunluğu oluştu daha sonra öndeki araç perdelediği için karşıya geçen çocuğu göremedik.'' aynı celsede tanık ... ise müteveffanın perdelenmesini destekler şekilde ''Sanığın kullandığı aracın sağ tarafında bir araç bulunmaktaydı. Sağ taraftaki araç çocukları görünce çocuklara yol verdi...'' beyanında bulunmuş daha sonra ifadesine ''Çocukları görse de zaten durma ihtimali bulunmamaktaydı.'' şeklinde devam etmiş olduğunu, her ne kadar kabul etmeselerde ceza davasında alınan Adli Tıp Raporunda davalının alt düzeyde tali kusurlu olduğu tespit edilmiş olduğunu, davalının kusursuz olduğu yönündeki savunmamızın kabul görmemesi halinde sadece tali kusurlu değil, alt düzeyde tali kusurlu olduğu göz önünde bulundurulması gerektiğini, davalının yaşanan kazadan dolayı psikolojik olarak ağır bir süreç geçirmektedir, psikolojik destek ve ilaç tedavisi görmekte olduğunu, davalının kusursuz olduğu bir olay neticesinde yaşadıkları psikolojisini tamamı ile yerle bir etmiştir, davalı yaşadığı depresyondan dolayı çalışamamaktadır, işinden ayrılmış olduğunu, yaşanan olayın vahameti, müteveffanın asli kusurlu oluşu, davalının çektiği manevi ızdırap yargılama sürecinde göz önünde bulundurulması gerektiğini, davalının yaşanan olayda kusursuz olduğunu, böyle bir olaya şahit olmaktan ve kusuru olmaksızın böyle bir olayın ortasında kendini bulmaktan dolayı elem ve acı içerisindedir, yaşamını yitiren çocuğun acısını bütün kalbinde hissetmekte geride kalanlara sabır ve güç dilemekte olduğunu, davacıların ticari avans faizi, avans faizi taleplerinin reddini talep ettiklerini, Şartları oluşmayan ihtiyati hacze itiraz etmekte olduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: 21.08.2020 tarihli ölümlü trafik kazasının gerçekleşmesinde davalıya ait aracı kullanan ... 'nun kusuru bulunmamakta olduğunu, kazanın oluşuna ilişkin keşif yapılıp, tanıkların dinlenilmesi suretiyle ve Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/467 E. sayılı dosyasının celp edilerek, dosya içerisinde keşif, bilirkişi raporu ve tanık beyanlarının dikkate alınması kusur tespiti yapılmasını talep ettiklerini, diğer davalı ... , trafikte seyrederken müteveffanın yaya geçidi olmayan ve yaya geçidini engellemek için demir bariyer ile ayrılmış yola, ... 'nun kullandığı araca ilk geçiş hakkını vermeden ve yeterli kontrolleri sağlamadan çıkması, müteveffanın çocuk olması ve boyunun araç boyundan kısa oluşu sebebiyle trafikteki diğer araçlar tarafından perdelenmesi sonucu her ne kadar ... , kendisini fark eder etmez frene basmışsa da bu elim kazaya engel olamamış olduğunu, nitekim davacı vekilince dava dilekçesi ekinde sunulan trafik kaza tutanağında da bu husus; "Kazanın oluşumunda yaya ... 'ün 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda yer alan 68/b (Taşıt yolundan karşı tarafa geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu yaya ve okul geçidi ile kavşak girişi ve çıkışları dışında herhangi bir yerden geçmek yasaktır. Ancak yüz metreye kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartıyla yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu kullanabilirler.) maddesini ihlal ettiği ve Asli kusurlu olduğu" demek suretiyle açıklanmış olduğunu, Trafik kaza tespit tutanakları aksi sabit oluncaya kadar resmi belge niteliğine sahip olması, yine kaza nedeniyle sürücü ... ile ilgili açılan Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/467 E. Sayılı dosyasında alınan 06.04.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin raporunda; (EK-1) "Mağdur yaya ... 'ün yaşı nedeniyle davranış faktörlerinin sonuç üzerinde etken olduğu" kanaati bildirilmiş olması göz önünde tutulduğunda asli kusurun müteveffada olduğu anlaşılmakta olduğunu, kusuru kabul etmemekle beraber Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 202/467 E. sayılı dosyasında alınan 06.04.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin raporunda, ... 'nun "dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışları ile alt düzeyde tali kusurlu" olduğu kanaati bildirilmiş olduğunu, bu tespit MOBESE kamera görüntülerine dayandırılmakla birlikte; kamera görüş açısının tam zıt yönde olması, hız tespiti yapılan nokta ile kaza yeri arasında 473 metrelik mesafe olması dolayısıyla tespitin 473 metre önceki hızın korunduğuna ilişkin olarak varsayıma dayanılarak yapılması, ceza dosyasında dinlenilen tanık beyanlarında ... 'nun yavaş ilerlediğinin belirtildiği, kaza noktası ile aracın son bulduğu nokta arasındaki mesafenin 28 metre olduğunun tespit edildiği Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yayınladığı durma ve intikal süreleri tablosuna göre müvekkil şirket aracının hızının 50 km/s civarında olduğu da dikkate alındığında ... 'nun trafik kazası ile ilgili kusuru olmadığının kabulü gerekmekte olduğunu, davacıların çocuklarını trafik kazası sonucu kaybetmesi ile duydukları acı ve üzüntü tartışmasız olduğunu, davalı şirketçe de kendi araçlarının karıştığı kaza sonucu küçük bir çocuğun toprağa verilmesinden oldukça üzüntü duyulmakta olduğunu, bununla beraber manevi tazminatın cezalandırma yöntemi olarak kullanılmaması gerektiği de Yargıtay kararlarında benimsenmiş olduğunu, davacılar tarafından talep edilen manevi tazminat miktarı fahiş olduğunu, Yüksek Mahkeme kararlarında, manevi tazminatın tazminat alacaklısını zenginleştirmeyecek, tazminat borçlusunu da yoksul duruma düşürmeyecek, tarafların kusuru, olayın gerçekleşme şekli dikkate alınacak şekilde verilmesi gerektiği kabul edilmiş olduğunu, tarafların kusuru durumu dikkate alındığında davalı şirketin ve aracı kullanan diğer davalı ... 'nun kazanın gerçekleşmesinde bir kusuru olmadığı dikkate alınması gerektiğini, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2016 tarih, 2016/699 E. 2016/326 K. sayılı kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi gereğince; ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları talep edebileceklerini, ölenin küçük çocuk olması halinde ölmeseydi anne babasına bakması muhtemel olan çocuğun 18 yaşına gelmesi ile gelir elde edebileceği varsayılmakta olduğunu, Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi hükmü gereğince anne ve baba çocuklarının bakımından beraber sorumlu olduklarını, Aynı yasanın 327. maddesi gereği "çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır." Dolayısıyla çocuğunun gereksinimlerini belli bir yaşa kadar karşılamak her anne ve babanın ödevi olup, çocuğun vefat etmesi durumunda artık yapılması gerekmeyecek yetiştirme giderlerinin destekten yoksun kalma tazminatından düşülmesi gerektiği Yargıtay kararlarında mevcut olduğunu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 22.12.2016 tarih, 2014/13819 E. 2016/11838 K. sayılı kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, davacılar vekilince dava dilekçesinde, ticari avans faizi talep edilmişse de, kazaya karışan araç, ticari amaçla kullanılmamakta olduğunu, aracın ticari olmaması durumunda alacağa yasal faiz işletilmesi gerekmekte olduğunu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 26.12.2016 tarih, 2014/21429 E. 2016/11892 K. Sayılı kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, Trafik kazalarında kazaya karışan aracın Zorunlu Trafik Sigortası var ise sigorta şirketi maddi zararlarda sorumlu olduğunu, davaya konu trafik kazasına karışan ... plakalı araç, ... ile yapılan 17.04.2020 başlangıç- 17.04.2021 bitim tarihleri arasında geçerli olmak üzere, ... Poliçe numaralı, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta Poliçesi ile sigorta ettirilmiş olduğunu,
Davacılar vekilince dava dilekçesinde, ihtiyati haciz veya kazaya karışan aracın üçüncü kişilere devir ve satışının engellenmesi için ihtiyati tedbir talep edilmiş olduğunu, mahkemece 25.10.2021 tarihli ara karar ile hukuka uygun olarak, söz konusu dava para alacağına ilişkin olduğundan ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olmakla beraber 05.11.2021 tarihli itiraz dilekçemizde de ayrıntılı şekilde açıkladığımız gerekçelerle maddi tazminat yönünden 20.000,00 TL alacağın tahsili için müvekkilimizin borca yeter miktarda malvarlığına ihtiyati haciz konulması hukuka uygun olmadığını, nitekim davacı tarafça geçici koruma tedbirleri, dava sonucu bir alacak elde etmeleri halinde alacağa kavuşmanın imkansız hale gelmemesi için talep edilmiş olmakla davalı şirket alanında bilinen Kayseri'de önemli bir yere sahip bir şirket olup, dava sonucu bir alacak elde edilmesi halinde davacıların alacağına kavuşmasını zorlaştıracak bir durum mevcut olmadığını, İhtiyati haczin şartları, 2004 S.K. madde 257'de düzenlenmiş olmakla, işbu davada bu şartlar gerçekleşmemiş, Mahkemece belirlenen teminat da yatırılmamış olduğunu, bu sebeple 05.11.2021 tarihli itiraz dilekçemizdeki talepleri doğrultunda maddi tazminat yönünden verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; her ne kadar davalı tarafça davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, 21/08/2020 tarihinde meydana gelen kazada tarafların kusur durumunun tespiti amacı ile Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden ... arihli rapor alındığı ve raporda sürücü ... ’nun kazada %10 oranında, vefat eden çocuk yaya ... ’ün ise %90 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği görülmüştür. Bu rapor ile 26/04/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 sayılı kanun ile 2918 sayılı kanunun 92 maddesine eklenen g bendi ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2019/5206 E, 2020/8874 K sayılı ilamı gibi güncel ilamlar dikkate alınarak düzenlenen aktüer bilirkişisinin 18/07/2022 tarihli raporunda ise, davacı baba ... ’ün ölenin kusuru da dikkate alınarak 26.249,53 TL, davacı anne ... ’ün ise 31.859,89 TL destek tazminatı alacağının bulunduğunun belirtildiği görülmüştür. Davalı ... ’nun kusurlu araç sürücüsü, davalı ... ’nin aracın işleteni ve davalı sigorta şirketinin ise aracın olay tarihinde geçerli ZMMS poliçesini düzenlemekle zarardan sorumlu olduğu anlaşılmış, davacı vekilinin 20/10/2022 tarihli ıslah dilekçesi de dikkate alınmış ve böylece MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ İLE, davacı ... için 31.859,89 TL ile davacı ... için 26.249,53 TL olmak üzere toplam 58.109,42 TL destekten yoksun kalma tazminat bedelinin davalı ... ile davalı ... den olay tarihi olan 21/08/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı Sigorta Şirketinden temerrüt tarihi olan 31/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsiline tahsili ile davacıya verilmesine ve davacı vekilinin 28/10/2022 tarihli cenaze ve defin giderine ilişkin taleplerinden feragat ettiklerine ilişkin beyan dilekçesi nazara alınarak Cenaze ve defin giderine ilişkin talebin Feragat nedeni ile Reddine karar vermek gerekmiştir. Davacıların manevi tazminat talebine ilişkin olarak ise, davacıların müteveffanın ölümü nedeni ile yaşadıkları acı ve üzüntüler, davalının ekonomik ve sosyal durumu, olayın meydana gelmesinde kusur durumu, tanık beyanları hep birlikte dikkate alınmış ve böylece MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE, davacı ... için 10.000 TL, davacı ... için 10.000 TL ve davacı ... için 5.000 TL olmak üzere toplam 25.000 TL manevi tazminat bedelinin davalı ... ile davalı ... ’den olay tarihi olan 21/08/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, dair karar verildiği anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili süresi içinde verdiği istinaf dilekçesi ve istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı ... 'nin hükmonulan maddi ve manevi tazminat miktarlarının davacı tarafı zenginleştireceği ve davalı tarafı da yoksul duruma düşüreceği sebebi ile ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmelerini kabul etmediklerini, davaya konu trafik kazası nedeniyle davacıların ruhsal ve psikolojik olarak son derece yıprandıklarını, bu hususun davacıların duygusal ve sosyal kişilik değerlerine açık bir saldırı niteliğinde olduğunu, davacıların kazadan sonra hayatlarını normal bir şekilde devam ettiremediklerini, müvekkili ... 'ün asgari ücret mukabilinde çalıştığını, şahısları adına kayıtlı herhangi bir menkul veya gayrimenkul kayıtları bulunmadığını, somut olayda müvekkillerinin ekonomik durumlarının zayıf oluşu, kazanın oluş şekli birlikte değerlendirildiğinde ilk derece mahkemesi kararını manevi tazminat yönünden verilmiş olduğu hükmün fahiş olmaktan ziyade yetersiz olduğunu, meydana gelen kazadan dolayı müvekkillerinin oğlu/kardeşinin hayatını kaybettiğini, müvekkillerinin destekten yoksun kaldıklarını, ilk derece mahkemesinin maddi ve manevi tazminat ve dektekten yokusn kalma tazminatı hükümlerinin bedel yönünden fahiş olmayıp aksine yetersiz olduğunu, buna rağmen davalı tarafça mesnetsiz bir şekilde bu hususuların istinaf gerekçeli yapılmasının kabulünün mümkün olmadığını, istinaf nedenlerinin; ilk derece mahkemesi tarafından kusur raporuna itirazlarının değerlendirilmeksizin aldırılan hesap raporuna göre müvekkilinin %90 kusurlu kabul edilerek hükmün tesis edilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, takdir edilen tazminat miktarlarının somut olay ve ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik durum gözetildiğinde oldukça yetersiz kaldığını, müteveffanın ailesinin bundan sonraki hayatlarında ne evlat/kardeş hasretinin verdiği derin üzüntü sebebiyle olağan yaşamlarına devam edebileceklerini, ne de genç bir evladın, kardeşin sağlayabileceği dektekten faydalanabileceklerini, müvekkillerinin yaşadığı manevi acının kederin bir nebze telafi edilebilmesi adına takdir edilen manevi tazminat miktarı taeplerinden dahi düşük hükmedildiğini, kısmen kabul edilen manevi tazminatın somut durumlar gözetildiğinde hiçbir şekilde müvekkillerinin zararını giderebilecek durumda olmadığını, ilk derece mahkemesi tarafından böylesine düşük meblağda manevi tazminata hükmedilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak kusur durumunu gösterir yeni bir bilirkişi heyetinden alınacak rapor doğrultusunda taleplerini karşılar nitelikte yeni bir karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili süresi içinde verdiği istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın hatalı olduğunu, işbu davada temel olarak çözülmesi gereken hususun kusur olduğunu, çünkü yapılacak bütün hesaplamaların kusur oranı gözetilerek yapılacağını, davacıların dava dilekçesinde müvekkilinin tam ve asli kusurlu olduklarına ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında müteveffanın asli kusurlu olduğunun sabit olduğunu, müvekkiline en alt dereceden tali kusur isnat edilmişse de bu tespiütin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, her ne kadar kabul etmeseler de ceza davasında alınan Adli Tıp Raporunda müvekkilinin alt düzeyde tali kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin kusursuz olduğu yönündeki savunmalarının kabul görmemesi halinde sadece tali kusurlu değil alt düzeyde tali kusurlu olduğu göz önünde bulundurulması gerektiğini, ilk derece mahkemesince kusur raporuna itiraz yapılması beklenmeden dosyanın hesap raporuna gönderildiğini, tarafların kusura itiraz ettiklerinde dosyanın zaten hesap konusunda bilirkişiye tevdi edildiğini, bu nedenle yargılamanın adil bir şekilde yapıldığı, tarafların delillerinin adil bir şeklide toplandığı ve etkili bir yargılama yapıldığının söylenemeyeceğini, müvekkilinin kusurlu olmadığını, bu nedenle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin kusurlu olmadığını, tayin edilen manevi tazmiat miktarının kanunlara ve yerleşik içtihatlara aykırı tayin edildiğini, ilk derece mahkemesince hükmedilen miktarı kabul etmediklerini, müvekkilinin adına kayıtlı taşınır ya da taşınmaz bir malvarlığının olmadığını, emekli babasının verdiği harçlıklar ile geçimini sağladığını, aynı zamanda müvekkilinin psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğünü, bu nedenle adli yardım talebinde bulunduklarını, ilk derece mahkemesince verilen karara bütün yönleri ile itiraz ettiklerini, bu nedenlerle adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesini, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırlırak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili süresi içinde verdiği istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yargılama sırasında alınan kusur raporları arasında çelişki bulunduğunu, kazanın oluşumunda sigortalı araç sürücüsünün herhangi bir kusurunun bulunmadığını, sürücünün hız kurallarına uymadığı görüşünü kabul etmediklerini, ilk derece mahkemesince alınan bilirkiiş raporundaki kusur oranının kabulünün mümkün olmadığını, kusur ihtilaının giderilmesi gerekirken eksik inceleme nedeniyle kararın bozulması gerektiğini, Hazine Müsteşarlığının 05/02/2010 tarih ve 2010/4 sayılı genelgesi uyarınca, aktüer hesaplamalarının Müsteşarlık nezdinde tutulan Aktüerler Siciline kayıtıl aktüer tarafından yapılmasının öngörüldüğünü, yine genelgede tazminat hesaplamalarında asgari TRH2010 kadın ve erkek mortalite tablolarının, teknik faiz oranlarının kullanılası gerektiğini, bilirkişi hesaplamasına ilişkin bu hususlarında göz önünde bulundurulmasını talep ettiklerini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili süresi içinde verdiği istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya akırı olduğunu, ilk derece mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, yüksek mahkkeme kararında manevi tazminatın tazminat alacaklısını zenginleştirmeyecek, tazminat borçlusunu da yoksul duruma düşürmeyecek, tarfların kusuru, olayın gerçekleşme şekli dikkate alınacak şekilde verilmesi gerektiğinin kabul edildiğini, hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda desteğin 18 yaşından itibaren ailesine dektek olacağı varsayımı ile hesap yapıldığını, günümüzde işsizlik oranlarının çok yüksek olduğu ve üniversite mezunu olanların dahi iş bulmakta zorlandığı düşünüldüğünde müteveffanın 18 yaşında işe başlayıp ailesine destek olması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada yetiştirme giderlerinin çok düşük hesaplandığını, ilk derece bu hesaplamalar dikkate alınarak karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacılar vekili lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira ortada tek bir trafik kazası, aynı kaza neticesinde ortak bir zararın söz konusu olduğunu, bu nedenlerle tehir-i icra taleplerinin kabulü ile, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dairemizce, HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınmak suretiyle yapılan incelemede; Dava, trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada toplanan deliller ve kusura ilişkin alınan raporda davacıların çocuğu (davacı ... 'ın kardeşi) olan yaya ... 'e davalı sürücü ... 'nun çarpması nedeniyle ... 'ün vefatı ile sonuçlanan kazada ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan raporda davalı sürücü ... 'nun %10 oranında, yaya ... 'ün %90 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, alınan kusur raporunun ceza yargılamasının yapıldığı Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/467 Esas sayılı dava dosyasında alınan kusur raporu ile uyumlu olduğu anlaşılmakla mahkemece hükme esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı ve davalıların kusur oranına ilişkin istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır.
Tarafların kazadaki kusur oranları, kaza tarihindeki paranın satın alma gücü ve tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında ilk derece mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla tarafların hükmedilen manevi tazminat miktarına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Aktüerya bilirkişi tarafından hazırlanan raporun Yargıtay kararlarına uygun şekilde TRH 2010 yaşam tablosu ve %10 iskonto yöntemine göre hazırlandığı anlaşılmakla, tarafların Aktüerya raporlarına karşı ileri sürdükleri istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan her bir davacı için hükmedilen tazminat miktarları açısından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olup, davalı ... . vekilinin bu hususa ilişkin istinaf sebebi yerinde bulunmamıştır.
Bu haliyle; ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucu vakıa ve hukuki değerlendirmede kanuna aykırılığın bulunmadığı, maddi tazminat davasının kabulü, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne yönelik ilk derece mahkemesinin verdiği kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : (Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere) A-) 1-) Davacıların, davalı ... , davalı ... . ve davalı ... 'nin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan REDDİNE,
2.) a-) Davacıların istinaf talepleri reddedilmiş olmakla; alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının istinaf başvurusu sırasında davacılar tarafından peşin yatırılan 492,00 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 64,40 TL'nin talep halinde davacılara iadesine, b-) Davalıların istinaf talepleri reddedilmiş olmakla; maddi tazminat talebi yönünden alınması gerekli olan 3.969,45-TL istinaf karar harcından davalılar ... ve ... . tarafından peşin yatırılan 1.985,43 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 1.984,02 TL harcın davalılar ... , ... ve ... den müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına, c-) Manevi tazminat talebi yönünden alınması gerekli olan 1.707,75 TL istinaf karar harcından1.707,75 TL istinaf karar harcından davalı ... . tarafından peşin yatırılan 426,93 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 1.280,82 TL harcın davalılar ... ve ... 'den müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına, d-) Davalı ... 'nun adli yardım talebinin Dairemizce kabul edilmesi nedeniyle kendisinden istinaf başvuru harcı alınmamış olduğundan ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmakla alınması gerekli olan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının bu davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydedilmesine,
3.) Davacılar ve davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacılar ve davalılar üzerinde bırakılmasına,
4.) İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından AAÜT md. 2/2 uyarınca taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5.) Taraflarca istinaf yargılaması bakımından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının, HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümlerine göre yatırana İADESİNE,
6.) Kararın kesin olması nedeniyle taraflara tebliği ve gider avansı iadesi işlemlerinin 6100 sayılı HMK md. 302/5 ve 359/3 uyarınca ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; tarafların yokluğunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1 - a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 19/01/2024