2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:
Davacı vekili, dava dilekçesi ile; ..., ("... Şarap AŞ") ...'nın ("Davalı") ticari işlerinin kötüye gittiğini, bu nedenle ticari hayatına devam etmesi ve işlerini toparlayabilmesi için paraya ihtiyacının olduğunu söylemesi üzerine borç para verdiğini, ... Şarap AŞ, 7/7/2023 tarihinde ... kanalıyla ve "Borç" açıklamasıyla 250.000,00-TL tutarında ki parayı davalıya gönderdiğini, borç olarak verilen tutar davalı tarafından müvekkiline ödenmemesini takiben 25/7/2023 tarihinde İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas numaralı dosyası dahilinde icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibi başlatıldıktan sonra 26/7/2023 tarihinde banka kanalıyla "Borç iade kalan tutar 200 bin" açıklamasıyla 50.000,00-TL ödeme yaptığını, yapılan kısmi ödeme icra dairesine bildirildiğini, 1.135,00-TL haricen tahsil harcı müvekkili tarafından yatırıldığını, davalı tarafından ise haksız ve kötüniyetli bir şekilde mezkur icra takibine itiraz edilmek suretiyle takibin durdurulmasının sağlandığını, takibin haksız olarak durdurulmasının akabinde arabuluculuğa başvurulduğunu, süreç anlaşamama ile nihayete erdiğini, işbu dava itirazın iptal edilerek takibin devamının temini amacıyla ikame edilmediğini, gelinen aşama itibarıyla davalı 26/7/2023 tarihli banka dekontu ile iade borcunun bulunduğunu kabul ettiğini, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 257/1 maddesinde yer alan "Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir" hükmü temel alınarak ihtiyati haciz talebimizin kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını, müvekkilinin alacağının vadesi gelmiş bir para alacağı olduğu gözetilerek (2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu m. 257/1) davalının taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve diğer haklarının dosya borcu tutarında ihtiyaten haczine, davalı tarafından İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalının takibe itirazının haksız olduğu gerekçesiyle alacağın %20’sinden aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalıya dava dilekçesinin tebliğ edildiği, ancak davaya cevap vermedikleri görülmüştür.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE;
1.Dava, para alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine yapılan davalı itirazının iptali davasıdır.
2.Görev hususu kamu düzeninden olup mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerekmektedir.
3.Bir davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülebilmesi için davanın ticari dava niteliğinde olması gerekmektedir. Ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,
TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz.
TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır.
TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
4.Davalı hakkında tacir olup olmadığı hususunda yapılan inceleme ve araştırmalarda davalının şahsi olarak ticaret sicili kaydının bulunmadığı, vergi mükellefi olmadığı ancak dava dışı 2F Reklam Pazarlama Sanayi Dış Ticaret Limited Şirketi'nin ortağı ve yöneticisi olduğu görülmüştür.
Davacı tarafça davalının para borcunu ortağı ve yöneticisi olduğu şirket ihtiyacının karşılanması için alındığı ileri sürülmüştür. Davacının kendisi adına bir ticari işletme işletmediği ancak şirket yöneticisi olarak faaliyette bulunduğu dikkate alınarak görev hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Tacirlik, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12.maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." olarak açıklanmıştır. Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 03/12/2018 tarih ... Karar sayılı ilamında; "Mahkemece,yapılan yargılama ve toplanan delillere göre,
HMK'nın 17. maddesi uyarınca sadece tacirler veya kamu tüzel kişilerinin kendi aralarında yetki sözleşmesi yapabileceğine, davalı kefilin dava dışı borçlu şirketin ortağı ve yetkilisi olmasının TTK anlamında tacir olduğu anlamına gelmeyeceği, bu nedenle davalı kefil açısından yetki sözleşmesinin geçerli olmadığı ve gerçek kişi hakkında genel yetki kuralının geçerliliğini koruduğu, aynı zamanda sözleşmenin ifa yerinin de İstanbul İcra Müdürlüklerinin yetki alanında bulunmaması sebebiyle davalının icra müdürlüğünün yetkisine olan itirazının haklı olduğu gerekçesiyle yetkisiz icra müdürlüğünde açılan takip nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 03/12/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi." şeklinde verilen kararda şirket ortağı ve yetkilisi olmanın kişinin tacir sıfatı kazanmasını sağlamayacağı, şirket ortağı ve yetkilisinin tacir olmadığının değerlendirildiği görülmüştür.
Somut uyuşmazlıkta davalının kendisi adına bir ticari işletmesinin bulunmadığı, şirket ortağı ve yöneticisi olduğu ancak bu hususun tacir sıfatı kazanılması için yeterli olmadığı, görülmekte olan davada şirketin taraf olarak yer almadığı ve davacı şirketin para borcunu vermiş olduğu davalıdan tahsilini talep ettiği, bu haliyle uyuşmazlığın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde görülmesi gerektiği değerlendirilmekle mahkememizin görevsizliğine karar verilmiştir.
1.DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA,
2.HMK'nun 20.maddesi uyarınca bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının yetkili ve görevli İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, kesinleşmeden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmezse davanın açılmamış sayılacağının İHTARINA,
3.Yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı .21/12/2023 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)