Esas No
E. 2014/5251
Karar No
K. 2015/23703
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

4. Ceza Dairesi         2014/5251 E.  ,  2015/23703 K.MÜŞTEKININ YAPTIĞI TELEFON KAYDI HUKUKA UYGUN DELILMIŞ.

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 172

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 170

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 160

"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.Tehdit  ve  tehdit suçuna azmettirme suçlarından şüpheliler  M. D.  ve M. D. haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca verilen 20/05/2013 tarihli ve 2013/65543 soruşturma, 2013/30178 sayılı kovuşturmaya  yer  olmadığına  dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02/08/2013 tarihli ve 2013/3085 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından  kanun  yararına bozulmasının istenilmesi üzerine,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 27/01/2014  gün ve 23379 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, müşteki şüpheli Mustafa Çapraz'ın vekilleri aracılığı ile tehdit ve tehdit suçuna azmettirme iddiaları üzerine yürütülen soruşturma sonucu, dosyaya sunulan M. D. ve M. D. arasında geçen telefon görüşmelerini içerir  cd  içeriğinin  hukuka aykırı şekilde kayda alındığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına  dair  karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza  Muhakemesi  Kanunu'nun 160. maddesinde yer  alan "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." şeklindeki düzenleme karşısında,

Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/11/2007 tarihli ve 2007/9636-9375 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, müşteki şüpheli M. Ç.'ın tarafı bulunduğunu belirttiği şüpheli M. D. ile aralarında yaptığı telefon görüşme kayıtlarının bulunduğu cd üzerinde herhangi bir çözümleme yaptırılmaksızın, kaydın hukuka aykırı olduğunun  kabul  edilerek  herhangi  bir araştırmanın yapılmadığı, ortada 5271 sayılı Kanun'a  uygun bir soruşturmanın bulunmadığı bir durumda, anılan Kanun'un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapılmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

I-Olay:

Tehdit ve tehdit suçuna azmettirme suçlarından şüpheliler M. D. ve M. D. haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 20/05/2013 tarihli kararıyla, müşteki M. Ç. ile şüpheli M. D. arasında yapılan telefon görüşmelerinin hukuka aykırı olarak kayda alındığı, dolayısıyla dosyaya ibraz edilen CD’nin delil mahiyetinde bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, müşteki M. Ç. vekilinin karara süresinde itirazı üzerine, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/08/2013 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verildiği, kesin olan bu karara karşı müşteki vekilinin eksik soruşturma yapıldığına ilişkin müracaatı üzerine, kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.  II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı: Kendisine karşı suç işlendiği gerekçesiyle bir kişinin, bir başkasıyla yaptığı telefon görüşmeleri  ile  ortam  konuşmalarını  kayda  almasının,  hukuka uygun olup olmadığı  ve bu kayıtların delil olarak kullanılıp kullanılamayacağının belirlenmesine  ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme: Kanun  yararına  bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme  karar  tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinin 1. fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya  başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını  açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar." 2. fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için,  emrindeki  adli  kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine  ve  aleyhine   olan  delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler." 172. maddesinin 1. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi  sonunda,  kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 6545 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinde ise;  “(3) Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir.

Cumhuriyet  savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) Mahkeme istemi yerinde bulursa,

Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.” hükümleri yer almaktadır. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. 

Bir fiilin  işlendiği haberinin alınması üzerine, suçu takibe yetkili makamlar tarafından derhal hazırlık soruşturmasına başlanmasını ifade eden ilkeye "araştırma mecburiyeti ilkesi"; hazırlık soruşturmasının neticesinde fiilin takibini gerektirecek hususlarda fiilin ve failin belli olması, yeterli emareler teşkil edecek vakıaların bulunması, başka bir ifade ile, şüphelerin ciddî olduğunun tespit edilmesi ve dava şartlarının gerçekleşmiş olması durumunda, yetkili makam tarafından kamu davasının açılmasını ifade eden  ilkeye  ise "kamu davasını açma mecburiyeti ilkesi" denilmektedir.

Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 13. maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma  hakkı tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, (Örn: Vilko E. - Finlandiya kararı 2007; Sürmeli - Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun  hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir.

İncelenen dosyada, müşteki M. Ç. vekilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermiş olduğu şikayet dilekçesinde, müvekkili M.Ç. ile aralarında gayrimenkulün  tahliyesi ve mülkiyeti hususunda var olan husumet nedeniyle, şüpheli M. D.’nın azmettirmesiyle  kardeşi  M. D.’nın, telefonla M. Ç.’ı arayarak tehdit ettiğini, bu görüşmelerin  M. Ç. tarafından kayda alındığını bildirerek, dilekçe ekinde CD ibraz etmesine karşın, müşteki ile şüpheli arasında geçen telefon konuşmalarının hukuka aykırı olarak kayda alındığı, bu nedenle delil vasfında bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı  verildiği  görülmektedir. Ancak, Yargıtay Ceza Genel  Kurulu’nun 21.06.2011 tarihli ve 187-131 sayılı kararında; “Kendisine karşı suç işlendiği gerekçesiyle bir kişinin, bir başkasıyla yaptığı telefon görüşmeleri ile ortam konuşmalarını kayda alması işleminin 5237 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir. Çünkü yapılan işlemin anılan madde kapsamında değerlendirilmesi için maddede belirtilen işlemlerin bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında bir üçüncü kişi tarafından yerine getirilmesi gereklidir.

Katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt ettiği sırada, sanıklar hakkında yetkili organlarca başlatılmış bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığından, dolayısıyla  5271 sayılı CYY'nın  2. maddesinde tanımı yapılan şüpheli veya sanık  kavramlarının  konuşmaların  kayıt edildiği aşamada sanıklar yönünden söz konusu olmaması, 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesinde düzenlenmiş olan iletişimin denetlenmesi tedbirinin yalnızca şüpheli veya sanık sıfatına sahip kişiler hakkında uygulanmasının mümkün bulunması  karşısında da, katılan tarafından elde edilen kayıtların 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi  ve hakim  kararı  olmaksızın gerçekleştirildiklerinden bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi isabetli bir yaklaşım tarzı değildir. …Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının  bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.” şeklindeki  gerekçeyle,  kendisine karşı suç işlenen kişinin, bu suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme imkanının  bulunmaması ve  yetkili  mercilere  başvuramayacağı aniden  gelişen  olaylarda,  delil  tespiti  tarzında  yaptığı kayıt işleminin hukuka uygun olduğu  belirtilerek, bu işlemin CMK’nın  135. maddesi  kapsamında değerlendirilemeyeceğine  karar  verilmiştir.

Bu nedenle, müşteki M.Ç. vekili tarafından dosyaya ibraz edilen ve bilirkişiye  çözümü yaptırılmış olan telefon görüşmesine ilişkin CD’nin, yukarıda yer verilen Yargıtay Ceza  Genel  Kurulu kararında da belirtildiği üzere, delil tespitine yönelik hukuka  uygun delil niteliğinde bulunduğu değerlendirilerek, itirazın kabulüyle Ceza Genel Kurulu'nun 04.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararı uyarınca, soruşturmanın tamamlanması için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekirken, itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır. IV- Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği  tebliğnamedeki  düşünce yerinde görüldüğünden,

1.Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02/08/2013 tarihli ve 2013/3085 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2.Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, 05/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.