Esas No
E. 2014/11546
Karar No
K. 2015/20995
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

4. Ceza Dairesi         2014/11546 E.  ,  2015/20995 K.CMK DA ŞÜPHELININ SAVUNMASININ ALINMASINI ZORUNLU KILAN BIR HÜKÜM BULUNMAMAKTA ISE DE, BU DURUM HER KOŞULDA SAVUNMA ALINMADAN DAVA AÇILABILECEĞI ŞEKLINDE YORUMLANMAMALIDIR.

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 170

"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.Tehdit suçundan şüpheli H. T. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Kdz. Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2013 tarihli ve 2013/4806 soruşturma sayılı iddianamenin,  5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle, aynı Kanun'un 174/1-b. maddesi gereğince iadesine dair, Kdz. Ereğli 1. Sulh Ceza Mahkemesinin  06/12/2013 tarihli ve 2013/528 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, Kdz. Ereğli 2. Asliye  Ceza  Mahkemesinin  23/12/2013 tarihli ve 2013/320 değişik iş sayılı kararının,  Adalet Bakanlığı  tarafından  kanun  yararına bozulmasının istenilmesi üzerine,

Yargıtay Cumhuriyet  Başsavcılığının 17.02.2014  gün ve 51339 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun'un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hâllerde  iadesine  karar verileceğinin belirtildiği, şüphelinin ifadesi alınmadan dava açılmasının iddianamenin iadesi sebebi yapılamayacağı gibi, anılan Kanun'un 170/2. maddesi gereğince; "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa;

Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." hükmü gereğince, soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması durumunda,

Cumhuriyet savcısının kamu davası açması gerekeceği, somut olayda da Cumhuriyet savcısı tarafından toplanan delillerin kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturması sebebiyle iddianame düzenlenmiş olması karşısında, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

I-Olay:

Tehdit suçundan şüpheli H. T. hakkında yapılan soruşturma sonucunda, Kdz. Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2013 tarihli iddianamenin, Kdz. Ereğli 1. Sulh Ceza Mahkemesince şüphelinin savunmasının alınmamış olduğu gerekçesiyle iadesine karar verildiği, Kdz. Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığının iade kararına itirazı üzerine, itirazı inceleyen  Kdz. Ereğli 2. Asliye Ceza Mahkemesince itirazın reddine karar verildiği, kesin olan bu  karara karşı kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu  anlaşılmıştır. II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı: Tehdit suçundan şüpheli hakkında düzenlenen iddianamenin,  savunmasının alınmadığı  gerekçesiyle  iade edilmesi üzerine,  bu  karara karşı yapılan  itirazın reddine dair merci kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İddianamenin iadesi” başlıklı 174. maddesinde; Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;  a) 170 inci Maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b)Suçun sübûtuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,    c) Önödemeye veya uzlaşmaya tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,  İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.  (2) Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.  (3) En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır......   (5) İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.” hükümleri yer almaktadır.

Kdz. Ereğli 1. Sulh Ceza Mahkemesince CMK’nın 174. maddesi uyarınca verilen iddianamenin iadesi kararının gerekçesi, savunması alınmayan şüpheli  hakkında eksik soruşturma yapılmasına ilişkindir. Cumhuriyet Başsavcılığınca bu karara itiraz edilmesi üzerine, itirazı inceleyen mercii tarafından aynı gerekçelerle itirazın reddine karar verildiği görülmektedir. 5271 sayılı CMK'da düzenlenen iddianamenin iadesi kurumu, uzun süren yargılama süreçlerinin önüne geçilebilmesi ve davaların “tek oturum” da bitirilebilmesini temin amacıyla getirilen  düzenlemelerden biridir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de soruşturma safhasında tüm delillerin toplanmış olması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 2/e maddesinde “kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre” olarak tanımlanan soruşturma safhasında asıl görevli ve yetkili makam Cumhuriyet savcısıdır.  Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır.   

Soruşturma safhasında ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için tüm süjelerin sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Her sanığın derdini anlatabilmesini, ne istediğini söyleyebilmesini, hiç veya gereği gibi dinlenilmeden mahkûm edilememesini, öne sürülen iddiaları ve aleyhine olan delilleri çürütebilmesini ve bu sayede muhakemenin gidişine etki edebilmesini ifade eden ilkeye “meram anlatma ilkesi” denmektedir. Çağdaş Ceza Muhakemesi Hukukunda sanık, hiç bir hakkı olmayan bir soruşturma konusu, objesi değil, belli hakları ve yükümlülükleri bulunan ve muhakemenin gidişine etki edebilen bir muhakeme süjesidir.  

Nitekim bu husus uluslararası metinlerde;  “Her sanık, şahsına tevcih edilen isnadın mahiyet ve sebebinden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek; müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olma hakkına sahiptir (m. 6/3 İHAS m. 9/2 MvSHS).” şeklinde formüle edilmiştir.

Diğer  taraftan  Avrupa  İnsan  Hakları  Sözleşmesinin (AİHS) 13. maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma  hakkı tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında ( Vilko E. - Finlandiya kararı 2007; Sürmeli - Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun  hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir.

Bütün bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; müşteki F. T.’nin  28.10.2013  tarihinde Kdz. Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, depresyon tedavisi gören ve aynı evde ikamet ettikleri oğlu H. T.’nin kendisini ölümle tehdit ettiğini, can güvenliğinin bulunmadığını beyanla şikayetçi olması üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca müşteki ve tanık ifadeleri alındıktan sonra, şüphelinin savunması alınmadan kamu davası açıldığı görülmektedir.

Bir çok Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, şüphelinin savunmasının alınmasını zorunlu kılan açık bir hükme CMK’nın 170 ve 174. maddelerinde yer verilmemiştir. Ancak bu durum her koşulda savunma alınmadan dava açılabileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Şüphesiz kendisine ulaşılamayan şüpheli hakkında, toplanan deliller kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturuyorsa,

Cumhuriyet savcısı savunma almadan dava açabilecektir. Ancak şüphelinin savunmasının alınması için hiçbir girişimde bulunulmadığında bu ilke işletilemeyecektir.

CMK’nın 170/5. fıkrasında “İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.” hükmüne yer verilmiştir. Emredici nitelikte bulunan bu kuralın yerine getirilmesi çoğu zaman şüphelinin savunmasının alınmasıyla işlerlik kazanacaktır.

Öte yandan Anayasamızın 90/4. maddesi uyarınca iç hukukumuzun bir parçası olan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmenin yorumunu yapan bağlayıcı nitelikteki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin adil yargılanma hakkına ilişkin kararları uyarınca da  etkili,  yeterli ve adil bir soruşturmanın yürütülebilmesi için, şüphelinin suçlamalardan en kısa zamanda haberdar edilip, savunma hakkının tanınması gerekmektedir.  

Bu itibarla, ceza muhakemesi hukukunun temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşılabilmesi ve adil bir yargılama yapılabilmesi  için, kendisine ulaşmanın mümkün olduğu durumlarda şüphelinin savunmasının alınması gerekli bulunduğundan, bu hususun ikmali amacıyla yapıldığı anlaşılan iddianamenin iadesi ve bu karara yapılan itiraz üzerine verilen ret kararı yerinde görülmekle, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir IV- Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden,

CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,  19.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog