40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2021/1738
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 08/04/2021
NUMARASI: 2014/1231 (E) - 2021/292 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 26/02/2012 tarihinde, davalılardan ...'in işleten, ... Sigorta Şirketinin ZMS sigortacısı olduğu, ...'ın idaresindeki ... plakalı ticari taksi ile asli kusurlu bir şekilde müvekkiline çarparak yaralanmasına neden olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK'nın 107. maddesine göre belirlenecek maddi tazminat miktarının işleten ve sürücü yönünden olay tarihinden, sigortacı yönünden sigorta limitini aşmamak üzere temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan, 300.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 02/01/2020 tarihli dilekçesi ile ileride artırılmak ve ıslah edilmek kaydıyla 100.000 maddi tazminatın şimdilik 30.000 TL'sinin tedavi gideri, 40.000 TL'sinin işgörmezlik tazminatı, 30.000 TL'sinin de maluliyet tazminatı olduğunu beyan etmiş, 19/11/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile tüm hakları saklı kalmak kaydıyla işgörmezlik ve maluliyet tazminatı talebini 150.921,42 TL'ye artırarak, tedavi gideri toplamı olan 2.945,56 TL de olmak üzere toplam maddi tazminat taleplerini 153.866,98 TL'ye artırmıştır. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelmesinde davacının asli kusurlu olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini, davacının avans faizine yönelik taleplerinin reddi gerektiğini, tedavi masraflarından müvekkili şirketin sorumlu olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; kazanın oluşumunda kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat açısından 150.921 TL iş göremezlik ve maluliyet tazminatı, 2.945,56 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 153.866,98 TL'nin davalı sigorta şirketinden dava tarihinden, diğer davalılar ... ve ...'dan olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, manevi tazminat açısından 30.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili, davalı ... Sigorta Şirketi vekili, davalı ... vekili ve ... vekili istinaf kanun yoluna başvurmuş, ayrıca davalı ... vekili ve ... vekili katılma yoluyla da istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacının vasisi ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin kaza nedeniyle hayatını tek başına idame ettiremeyecek durumda olduğunu, hayattan hiçbir beklentisi kalmayan müvekkilinin yaşadığı psikolojik ataklar ve öfke nöbetleri nedeniyle kendisine ve ailesine zarar verdiğini, müvekkilinin çene kırığına başlı çene üzerindeki 4 cm yara izi ve sağ kol ve parmaklardaki istem dışı kasılma nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda müvekkili için hükmedilen manevi tazminat miktarının çok düşük kaldığını, davalı sürücünün kazanın gerçekleştiği yerin okul olduğu ve metro çıkışı olduğu göz ardı edilerek yüksek bir hızla seyir halindeyken emniyet şeridindeki müvekkiline çarptığı için asli kusurlu olduğunu, müvekkilinin ise olay yerinin trafiğe kapalı olması, emniyet şeridinin bulunması, üst geçidi kullanması gerektiğini düşünmemesi nedeniyle ancak tali kusurlu sayılması gerektiğini, günümüzde 65 yaşın orta yaş grubu olarak kabul edildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 60 yaşa kadar aktif dönem tablosu, 67 yaşına kadarki pasif dönem tablosunun bu yaşlar üzerinden hesaplanmasının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin 80 yaşına kadar yaşayacağı göz önünde bulundurularak hesaplama yapılması gerektiğini, müvekkilinin kaza sırasında her ne kadar asgari ücretle çalışıyor olarak görünse de kazadan önce ağabeyi olan vasi ... ile şirket kurduğunu, şirket faaliyete geçip para kazanmaya başlayana kadar da başka bir şirkette müşteri temsilcisi olarak çalışmaktayken kazanın gerçekleştiğini, müvekkilinin tedavilerinin devam ettiğini, dosya kapsamında müvekkilinin geçirdiği tedavilere ilişkin dekontların yer aldığını, müvekkilinin kaza esnasında 3 tane dişinin kırıldığını ve bunun için implant tedavisi gördüğünü, buna ilişkin dekontların da dosyada bulunduğunu, ayrıca kazaya bağlı bir dişin yan yatması ve müvekkilinin komadayken böyle kaynaması nedeniyle diş teli tedavisi görmesi gerektiğini, bu nedenle hükmedilen tedavi giderinin kabulünün mümkün olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... Sigorta Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; davayı kabul etmemekle birlikte 06/04/2016 ve 08/12/2016 tarihli Adli Tıp Kurumu raporlarında davacının meslekten kazanma gücü kaybı çıkmamış olmasına, 04/01/2018 tarihli bilirkişi raporunda davacıya %31 oranında meslekten kazanma gücü kaybı tayin edilmesine rağmen 10/01/2019 tarihli bilirkişi raporunda davacıya %62 oranında iş göremezlik atfedilmesinin isabetsiz olduğunu, maluliyete ilişkin bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden %62 maluliyet oranı üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin geçici iş göremezlik zararından sorumlu olmadığını, tedavi giderinin teminat kapsamında bulunmadığını, bilirkişi tarafından hiçbir somut veri olmadan afaki olarak 2.945,56 TL tedavi gideri yapılacağı yönündeki tespitin yerinde olmadığını, dava konusu olayın haksız fiilden kaynaklandığını ve ticari iş niteliğinde olmadığını, bu nedenle ticari faiz üzerinden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, sigortalı araç sürücüsüne kusurun tamamının atfedilmesinin dayanaksız olduğunu, rapor hesap tarihi itibariyle güncel değerler üzerinden tazminat hesabı yapıldığından davacının faiz talebine yer olmadığı, ancak rapor hesap tarihi 03/05/2016 tarihinden itibaren faiz talep edebileceğinden dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, sonuç olarak kaza tarihindeki verilere göre hesap yapılması halinde müvekkili şirkete karşı tazminata temerrüt tarihinden itibaren faiz işletileceğini, ancak güncel veriler kullanılarak hesaplanan işleyecek dönem zararına ayrıca faiz işletilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, gelecek dönem zararına geçmiş tarihten faiz işletilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, bu nedenle ıslah tarihinden bu talep kabul görmez ise rapor hesap tarihinden faiz işletilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren işletilmesinin isabetsiz olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının kendi başına hayatını idame ettiremeyeceği yönündeki değerlendirme ve buna ilişkin yapılan tazminat hesabının açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararına esas alınan 10/01/2019 tarihli İ.Ü. Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen rapora göre davacının kendi başına hayatını idame ettirmeyeceği belirtilmiş ise de Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 15. maddesinde kişilerin başka birinin sürekli bakımına muhtaç duyacağı hallerin belirtildiğini, davacıda bu hallerden birisi yer almadığı halde sürekli olarak bir başkasının bakımına muhtaç olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, davacıda tanımlanan sekeller göz önüne alındığında ATK Genel Kurulu kararının hükme esas alınması gerekirken 10/01/2019 tarihli maluliyet raporunun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, belirtilen raporun somut tespitler içeren denetime elverişli nitelikte ve tarafların beyan ve itirazlarını giderir nitelikte olmadığını, davacının klinikte yatmayı gerektirir tedavi edilemeyen ağır psikotik hastalığı olmadığı gibi davacının klinikte değil ailesinin yanında yaşadığını, dosyaya 51 farklı raporun sunulmasının yasaya, usule hukuka, hakkaniyete aykırı olduğunu, bu bağlamda anılan maluliyet raporları arasındaki çelişkinin giderilemediğini, mahkemece yetkili kurumlar tarafından alınan ve sürekli iş göremezlik oranı %0 çıkan her rapordan sonra davacının vasisinin Bursa Devlet Hastanesine giderek doktorlara davacıya ait birtakım videolar izletmek suretiyle doktorlar baskı altına alınarak yüksek oranda raporlar alınmasının sağlandığını, mahkemece hükme esas alınan 10/01/2019 tarihli raporun 3. sayfasında da bu videolardan etkilenilerek rapor düzenlendiğinin belirtildiğini ancak bu videoların dava dosyasında bulunmadığını, sürekli maluliyet oranı çıkana kadar yerel mahkemece rapor alındığını, hükme esas alınan raporlarda Bursa Devlet Hastanesinin 13/04/2018 tarihli Engelli Sağlık Kurulu raporunda %64, 10/01/2019 tarihli İ.Ü. Tıp Fakültesi heyet raporunda ise %62 oranında kalıcı iş göremezlik durumu tespit edilmesi ve bu orana göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, ATK Genel Kurulu kararının dikkate alınmaması ve diğer raporlara üstünlük tanınmasının nedeninin gerekçelendirilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, hükme esas alınan maluliyet raporunun kazadan tam 7 yıl sonra 2019 tarihinde gerçekleştirilen bir başvuruya dayandığını, dava konusu olayla bir illiyet bağı bulunmadığını, Acıbadem Fulya Hastanesinin 27/09/2012 tarihli raporunda davacının madde kullanımının olduğu tespitinde bulunulduğunu, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 07/01/2013 tarihli özürlü sağlık kurulu raporunda "kişinin simülasyon yaptığı düşünülmüştür. Bununla ilgili ayrı bir testte yapılmış ve onda da simülasyon yönünde bulgular izlenmiştir" şeklinde görüş bildirildiği halde yerel mahkemece bu raporun da göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu, davacının vasisinin dilekçelerinde ikrar ettiği gibi davacının sevgilisinden ayrılmış olması, uzun zamandır işsiz olması ve madde kullanımı gibi kötü alışkanlıklarının olması gibi etmenlerden kaynaklı var olan hafif depresyon rahatsızlığının dava konusu trafik kazasıyla hiçbir bağlantısı bulunmadığını, davalının %30 kusurlu sayılmasının hukuki dayanağının bulunmadığını, davacının talep etmiş olduğu manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Katılma yoluyla da istinaf başvurusunda bulunan ... vekili dilekçesinde istinaf başvuru dilekçesini tekrar etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının kendi başına hayatını idame ettiremeyeceği yönündeki değerlendirme ve buna ilişkin yapılan tazminat hesabının açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararına esas alınan 10/01/2019 tarihli İ.Ü. Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen rapora göre davacının kendi başına hayatını idame ettirmeyeceği belirtilmiş ise de Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 15. maddesinde kişilerin başka birinin sürekli bakımına muhtaç duyacağı hallerin belirtildiğini, davacıda bu hallerden birisi yer almadığı halde sürekli olarak bir başkasının bakımına muhtaç olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, davacıda tanımlanan sekeller göz önüne alındığında ATK Genel Kurulu kararının hükme esas alınması gerekirken 10/01/2019 tarihli maluliyet raporunun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, belirtilen raporun somut tespitler içeren denetime elverişli nitelikte ve tarafların beyan ve itirazlarını giderir nitelikte olmadığını, davacının klinikte yatmayı gerektirir tedavi edilemeyen ağır psikotik hastalığı olmadığı gibi davacının klinikte değil ailesinin yanında yaşadığını, dosyaya 51 farklı raporun sunulmasının yasaya, usule hukuka, hakkaniyete aykırı olduğunu, bu bağlamda anılan maluliyet raporları arasındaki çelişkinin giderilemediğini, mahkemece yetkili kurumlar tarafından alınan ve sürekli iş göremezlik oranı %0 çıkan her rapordan sonra davacının vasisinin Bursa Devlet Hastanesine giderek doktorlara davacıya ait birtakım videolar izletmek suretiyle doktorlar baskı altına alınarak yüksek oranda raporlar alınmasının sağlandığını, mahkemece hükme esas alınan 10/01/2019 tarihli raporun 3. sayfasında da bu videolardan etkilenilerek rapor düzenlendiğinin belirtildiğini ancak bu videoların dava dosyasında bulunmadığını, sürekli maluliyet oranı çıkana kadar yerel mahkemece rapor alındığını, hükme esas alınan raporlarda Bursa Devlet Hastanesinin 13/04/2018 tarihli Engelli Sağlık Kurulu raporunda %64, 10/01/2019 tarihli İ.Ü. Tıp Fakültesi heyet raporunda ise %62 oranında kalıcı iş göremezlik durumu tespit edilmesi ve bu orana göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, ATK Genel Kurulu kararının dikkate alınmaması ve diğer raporlara üstünlük tanınmasının nedeninin gerekçelendirilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, hükme esas alınan maluliyet raporunun kazadan tam 7 yıl sonra 2019 tarihinde gerçekleştirilen bir başvuruya dayandığını, dava konusu olayla bir illiyet bağı bulunmadığını, ... Hastanesinin 27/09/2012 tarihli raporunda davacının madde kullanımının olduğu tespitinde bulunulduğunu, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 07/01/2013 tarihli özürlü sağlık kurulu raporunda "kişinin simülasyon yaptığı düşünülmüştür. Bununla ilgili ayrı bir testte yapılmış ve onda da simülasyon yönünde bulgular izlenmiştir" şeklinde görüş bildirildiği halde yerel mahkemece bu raporun da göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu, davacının vasisinin dilekçelerinde ikrar ettiği gibi davacının sevgilisinden ayrılmış olması, uzun zamandır işsiz olması ve madde kullanımı gibi kötü alışkanlıklarının olması gibi etmenlerden kaynaklı var olan hafif depresyon rahatsızlığının dava konusu trafik kazasıyla hiçbir bağlantısı bulunmadığını, davalının %30 kusurlu sayılmasının hukuki dayanağının bulunmadığını, davacının talep etmiş olduğu manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Katılma yoluyla da istinaf başvurusunda bulunan ... vekili dilekçesinde istinaf başvuru dilekçesini tekrar etmiştir. HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, 26/02/2012 tarihinde, davalılardan ...'in maliki, ... Sigorta Şirketinin ZMS sigortacısı olduğu, ...'ın idaresindeki ... plakalı aracın yolun karşısına geçmekte olan davacı yayaya çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığı anlaşılmıştır.
1.Kusura yönelik istinaf itirazlarının incelenmesi; İlk derece mahkemesince alınan 25/04/2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; davacı yaya ...'in yolun karşısına geçmek için kaza yerine çok yakın mesafede olan yaya üst geçidini veya İTÜ metrosunu kullanmayıp can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde taşıt yolunu kullanması ve KTK'nin 68. maddesine göre taşıt yoluna girmeden güvenle duramayacak kadar yaklaşmış taşıtlar varsa ilk geçiş hakkını onlara verip taşıt trafiği için bir zorluk veya engel yaratmamak şartıyla ve yoldan gelen taşıtların uzaklık ve hızını kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yoluna geçmesi gerekirken bu kurala riayet etmeyip ana yoldan gelen otomobili ve hızını kontrol etmeden ana yola girmesi sonucu kazaya yol açtığından ve KTK'nin 84/h (ilk geçiş önceliğine uymama) maddesine göre de asli kusurlu olduğundan %70 oranında, ... plakalı otomobilin sürücüsü davalı ...'ın ise KTK'nin 52. maddesine göre otomobilinin hızını görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara göre ayarlayıp dikkatli bulunması gerektiğinden bu kurala riayet etmeyip meskun mahalde ve yaya trafiğinin yoğun olduğu üniversite kampüs alanında dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde seyretmesi sonucu yolun karşısına geçmek için yola giren yayayı gördüğü anda otomobilinin ses ve ışık cihazlarıyla zamanında uyarmayıp akabinde yaya yolda geriye hareket ettiğinde duramayıp veya kurtarmak için gerekli manevrayı yapamayıp yayaya çarptığından %30 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir.Ceza yargılamasının yapıldığı İstanbul 34. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/144 Esas sayılı dosyasında Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan raporda ve İstanbul 62. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/482 Esas - 2016/204 Karar sayılı dosyasında alınan bilirkişi kurulu raporunda davalı sürücü davalı ...'ın tali, davacı yaya ...'in asli kusurlu olduğu belirlenmiştir. İlk derece mahkemesince hükme esas alınan kusur tespitine yönelik bilirkişi kurulu kök ve ek raporunun dosya kapsamı ile oluşa uygun ve ceza mahkemesinde alınan kusur raporlarıyla uyumlu olduğu anlaşılmakla davacı vekili ve davalılar vekillerinin kusura yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Maluliyet raporuna yönelik istinaf itirazlarının incelenmesi; İlk derece mahkemesince İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan 10/01/2019 tarihli raporda; Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak davacının olaya bağlı vücudunda meydana gelen organik beyin zedelenmesinden sonra oluşan psikotik olmayan özgül bozukluklar (ağır derecede kişilik ve davranış bozukluğu ile seyreden ve tedaviyle çalışma olanağı vermeyen post kontüzyon sendromu) arızasının davacıda % 62 oranında sürekli iş göremezlik (maluliyet) durumuna neden olduğu, davacının kendi başına hayatını idame ettiremeyeceği, iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayacağı, geçici iş göremezlik süresi ve kalıcı maluliyet oranı ile davacının 26/09/2012 tarihinde maruz kaldığı araç dışı trafik kazası yaralanması arasında doğrudan nedensellik bağı bulunduğu tespit edilmiştir.Mahkemece, davacının maluliyet durumunun tespitine yönelik olarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan 10/01/2019 tarihli maluliyet raporunun, davacının kaza sonrası tedavilerine ilişkin kayıtların ve raporların irdelenerek, raporlar arasındaki çelişki giderilmek suretiyle ve kaza ile maluliyet arasında nedensellik bağını ortaya koyacak biçimde belirlenmiş olmasına göre hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.Davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.3-Davalı sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatına yönelik istinaf itirazının incelenmesi; kaza tarihi 26/02/2012 olup, kaza tarihi itibariyle geçici iş göremezlik zararı teminat kapsamında olduğundan davalı sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu tutulmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
4.Tedavi giderine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesi; 25/02/2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13/02/2011 tarihli 6111 Sayılı Kanunun 59. maddesi ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi değiştirilmiş, buna göre "trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı" kanunun geçici 1. maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanun'un 59. maddesine göre belirlenen tutarın % 20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve ...nın yükümlülüklerinin sona ereceği" öngörülmüştür. Sigorta şirketi, motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza nedeniyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanunun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk davalı Sosyal Güvenlik Kurumuna geçmiştir.Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu, açıklanan madde kapsamında kalan "belgeli tedavi giderlerinden" sorumludur. Belgeli olmayan tedavi giderlerinden ve Kanun kapsamında olmayan tedavi giderlerinden SGK sorumlu olmayıp sigorta şirketi ile araç işleteni ve sürücüsünün sorumluluğu devam etmektedir.Somut uyuşmazlıkta, doktor bilirkişi ve aktüer bilirkişinin yer aldığı bilirkişi kurulundan alınan 18/02/2020 tarihli ek raporda, davalıların kusuruna göre davacının talep edebileceği tedavi gideri toplamının 2.974,56 TL olduğu tespit edilmiştir.Bilirkişi raporunun dosya içeriğine uygun, denetim ve hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmakla hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin ve davalı sigorta şirketi vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir.
5.Davacı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf itirazlarının incelenmesi; Mahkemece hükme esas alınan 09/07/2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, maluliyet raporuna göre dava konusu kaza nedeni ile iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, %62 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı tespit edilen davacı için asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamaya göre sürekli iş görmezlik zararının 148.835,43 TL, geçici iş görmezlik zararının 2.085,99 TL olduğu tespit edilmiştir.Asgari ücretin üstünde gelir elde ettiği davacı tarafça ispatlanamadığından tazminat hesaplanmasında asgari ücretin esas alınmasında ve aktif ve pasif dönem hesabında dosya içeriğine göre isabetsizlik bulunmamaktadır.
6.Hükmedilen manevi tazminat miktarına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesi; Kaza tarihi, kazanın oluş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur durumu ile İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının, TBK'nın 56/1. maddesinde düzenlenen manevi tazminat müessesesinin amacına ve hakkaniyet ilkesine uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin ve davalı gerçek kişiler vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
7.Davalı sigorta şirketinin faiz başlangıç tarihine ve türüne yönelik istinaf itirazının incelenmesi;Sigortacının temerrüde düştüğü hallerde faizin başlangıç tarihi temerrüt tarihi olup, hak sahiplerinin sigortacıyı dava tarihinden önce temerrüde düşürdüğü kanıtlanamaz ise sigortacının faiz yükümlülüğü dava tarihinden itibaren başlayacaktır. Somut olayda; davalı sigorta şirketinin temerrüt tarihi dava tarihi olmakla mahkemece dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde ve kazaya karışan aracın ticari araç olmasına göre avans faizine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin ve davalılar vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davacı vekili, davalı ... vekili, ... vekili ve davalı ... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurularının HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, 2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 12.559,92 TL karar ve ilam harcından (davalı ... Sigorta Şirketi 10.510,65 TL'sinden sorumlu olmak kaydıyla) peşin alınan 7.882,99 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.676,93 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı ve davalıların istinaf başvuruları nedeniyle sarf ettikleri yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/01/2024