20. Hukuk Dairesi
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/994
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/04/2021
NUMARASI : 2019/219 Esas - 2021/405 Karar
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/04/2021 tarihli, 2019/219 Esas ve 2021/405 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 20.02.2010 tarihinde, davacının içerisinde yolcu olarak bulunduğunu, dava dışı sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın direksiyon hakimiyetinin kaybı nedeniyle yola yan yatmış halde duran dava dışı sürücü ... sevk ve idaresindeki yabancı plakalı tır aracına çarpmasıyla meydana gelen trafik kazasında, davacı ...'in yaralandığını beyan ederek, bakıcı giderine ilişkin maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Trafik Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümleri gereği, yabancı plakalı bir aracın sebebiyet verdiği trafik kazası sonrası ortaya çıkan hasarlar için kusur esasına göre ve yabancı sigorta şirketine izafeten Mali Sorumluluk Sigortası limit ve şartları çerçevesinde müvekkili büronun sorumluluğunun doğduğunu, davacının taleplerinin 5237 sayılı yasanın 89/4 ve 66 e bendine göre zamanaşımına uğradığını, İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/204 E sayılı dosyası geldiğinde zamanaşımı itirazının haklılığının ortaya çıkacağını, davacının müvekkilinin ...na yaptığı müracaatla tüm evraklarının incelendiğini, aktüerin yaptığı hesaplamaya göre de 138.562,27 TL davacı ...'e 10.02.2011 tarihinde ödendiğini, davacının mahkemedeki işbu davayı 10.06.2019 tarihinde açmış olmakla KTK 111/2 anlamında ibranamenin iptal edilmesi mümkün olmadığından ve müvekkili kurumun yabancı sigorta şirketi adına tüm sorumluluğunu yerine getirdiğinden davanın zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, davacı imzalamış olduğu ibranamede işbu kazadan doğan tüm zimmetlerini tam ve mutlak surette ve rücuu kabil olmamak üzere ibra ve iskatı hak eylediğini, büro ve karşı taraf aleyhine açacağı tüm davalardan feragat edeceğini kabul beyan ve taahhüt ettiğini, davacının 10.06.2019 tarihinde açtığı dava ile 10.02.2011 tarihinde imzaladığı ibranameyi iptal etmesinin mümkün olmadığını, yabancı plakalı araç sürücüsünün kusurunun ve kusur oranının Kararyolları Fen Heyetinden seçilecek 3 kişilik bilirkişi heyetiyle tespit edilmesinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte yabancı plakalı araç sürücüsünün kusurunun tespiti halinde; davacı ...’in 20.02.2010 tarihli kaza sonucunda kazaya bağlı maluliyetinin ve maluliyet oranının, iyileşme süresinin, daimi bakıma ihtiyacı olup olmadığının adli tıp kurumu üçüncü ihtisas kurulu tarafından tespit edilmesinin gerektiğini, davacı ...’in daimi bakıcı tutulmasının zorunlu olup olmadığının da bilirkişiden alınacak rapor ile tespit edilmesinin gerektiğini, ayrıca Trafik Sigortası Genel Şartları gereği kazaya bağlı maluliyetin tespitinden sonra ki bakıcı ihtiyacı sakatlanma teminatı içinde olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte kaza tarihinde sakatlanma teminatı 150.000,00 TL ile sınırlı olup davacı için ödenebilecek en fazla tutarın 11.437,73 TL sı olduğunu, davacı yanın herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan mağduriyeti ile ilgili bir tazminat ve/veya bakıcı gideri alıp almadığının da tespitinin zaruri olduğunu, eğer böyle bir durum söz konusu ise davacı tarafın talep ettiğini ve hüküm altına alınabilecek miktarlardan, sosyal güvenlik kuruluşlarının ödediğini veya ödeyeceği tazminatın mahsup edilmesinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, yabancı plakalı aracın kazada kusuru bulunsa dahi her halükarda gerek yeşil kart poliçesini düzenlemiş bulunan yabancı sigorta şirketinin gerekse bu şirket adına müvekkili ...’nun limit üstü taleplere ilişkin sorumluluğunun bulunmadığını, izah edilen nedenlerle, öncelikle gerek TCK 66/1-e gerek KTK 111/2 maddeleri uyarınca zamanaşımı itirazının kabulü ile davacının talepleri zamanaşımına uğradığından reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN KARAR:
Mahkemece; "Davacının fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla, 1.000,00 TL bakıcı giderinin 24/10/2018 temerrüd tarihinden itibaren yasal faizi ile, 149,000,00TL bakıcı giderinin ıslah harcının yatırıldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, (sigorta poliçesi ile sınırlı olmak suretiyle), faizin başlangıcına yönelik talebin şartları oluşmadığından reddine, bu konuda davalı lehine vekalet ücretinin takdirine yer olmadığına, .." şeklinde hüküm kurulmuştur.
Karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; zaman aşımı itirazlarının doğru değerlendirilmediğini, açılan davada 8 senelik dava açma süresi 20.02.2018 tarihinde dolduğunu, açılan dava tarihinin ise 10.06.2019 olup, 8 senelik dava açma süresinin 20.02.2018 tarihinden 1,5 sene geçtikten sonra açıldığını, bu durumda 5237 sayılı yasanın TCK nın 66/e bendine göre dava zamanaşımı süresi dolmuş olmakla davacının tüm talepleri zamanaşımına uğradığını, İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/204 Esas sayılı dosyası incelendiğinde zamanaşımı itirazının haklılığının ortaya çıkacağını, davacının müvekkilinin ...na yaptığı müracaat sonucu aktüerin yaptığı hesaplamaya göre 138.562,27 TL'nin davacı ...'e 10.02.2011 tarihinde ödendiğini, davacının mahkemedeki işbu davayı 10.06.2019 tarihinde açmış olmakla 2918 Sayılı KTK'nın 111/2 anlamında ibranamenin iptal edilmesi mümkün olmadığından ve müvekkili kurum yabancı sigorta şirketi adına tüm sorumluluğunu yerine getirdiğinden davanın zamanaşımı yönünden ve esastan reddi gerektiğini, davacı imzalamış olduğu ibranamede işbu kazadan doğan tüm zimmetlerini tam ve mutlak surette ve rücuu kabil olmamak üzere ibra ve iskatı hak eylediğini, Büro ve karşı taraf aleyhine açacağı tüm davalardan feragat edeceğini kabul beyan ve taahhüt ettiğini, davacının 10.06.2019 tarihinde açtığı dava ile 10.02.2011 tarihinde imzaladığı ibranameyi iptal etmesinin mümkün olmadığını, davanın zamanaşımından ve tümden reddi gerekirken kabulü kararın kaldırılmasının gerektirdiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte kaza tarihinde sakatlanma teminatı 150.000,00 TL ile sınırlı olup davacı için ödenebilecek en fazla tutar 11.437,73 TL sı olduğunu, ödemenin yapıldığını ve ibranamenin verildiğini, mahkemenin bu yöndeki itirazlarını dikkate almadığını, yabancı plakalı aracın kazada kusuru bulunsa dahi her halükarda gerek yeşil kart poliçesini düzenlemiş bulunan yabancı sigorta şirketinin gerekse bu şirket adına müvekkilinin ...’nun limit üstü taleplere ilişkin sorumluluğunun bulunmadığını, kararın kaldırılarak, davanın müvekkili açısından tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, trafik kazası sonucu uğranılan bedensel zarar nedeni ile maddi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece: davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi, HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebebleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
1.Davayı açan davacı ... olmasına rağmen, gerekçeli karar başlığında sadece vasisi ...'nün davacı olarak gösterilmesi HMKnın 297. maddesine aykırı olmuştur.
2.Davalı vekilinin 2918 Sayılı KTK'nın 111/2maddesine yönelen istinaf itirazlarının incelenmesinde; 2918 Sayılı KTK'nın 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre hak düşürücü süre olup, hakim tarafından re’sen dikkate alınması gerekir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/12871 Esas, 2022/7059 Karar sayılı ilamı aynı doğrultudadır).
Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde, davacıya maluliyet tazminatı ödediğini beyanla ibraname alındığını, sorumluluklarının kalmadığını, KTK 111/2 maddesi gereğince 2 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu belirtmiş, ancak anılan ibranameyi dosyaya sunmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece davalı yana kesin süre verilerek, ibraname içeriğinde, davacıya, davalı tarafça bakıcı giderine ilişkin bir tazminat ödemesi yapılıp yapılmadığı araştırılarak, KTK'nın 111/2 maddesi uyarınca davanın hak düşümüne uğrayıp uğramadığı değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davalı vekilinin bu yöne ilişen istinaf itirazları yerinde görülmüştür.
3.Davalı vekilinin, davanın zaman aşımına uğradığı yönündeki istinaf itirazlarının incelenmesinde ise; 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 (6098 Sayılı TBK'nun 49. maddesi) maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK'nun değişik 72. maddesi) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK'nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür.) tabi bulunduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 2918 Sayılı KTK'nun 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir.
Görüldüğü gibi, BK'nun 60. ve 2918 Sayılı KTK'nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir.(TBK'nun 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) 2918 Sayılı Kanun'un anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 5.6.2015 gün 2014/17-2198 2015/1495 sayılı kararı ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; davaya konu trafik kazası 20/02/2010 tarihinde gerçekleşmiş, bu kaza sonucu Alsancak Nevval Salih İşgören Hastanesi tarafından hazırlanan 26/05/2010 günlü heyet raporunda davacının beden gücü kaybı oranının %95,0 olduğu tespit edilmiştir.
Davalı süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı definde ve KTK 111/2 maddesi uyarınca hak düşürücü itirazında bulunmuş, mahkemece ceza davasının 17/06/2013 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle davalının zaman aşımı definin reddine karar verildiği, hak düşürücü süre ile ilgili itirazı ile ilgili bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
Davacının yolcu olarak bulunduğu ve dava dışı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araca, dava dışı ...'in sevk ve idaresindeki ... yabancı plakalı aracın çaptığı ve kaza sonucu davacının yaralandığı, İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/204 esas sayılı dosyasında ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan 21/06/2010 tarihli raporda ...' adlı sürücünün asli ve tam kusurlu bulunduğunun belirtildiği görülmüştür.
Davacının maluliyeti ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı TCK'nun 89/1 maddesinde düzenlenen ve Taksirle Bir Kişinin Yaralanmasına Sebep Olma olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nun 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK'nun 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra 10/06/2019 tarihinde açıldığı hususları gözetildiğinde, dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakta ise de bazı hallerde, zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır. Zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir.
Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumun ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. (HGK, 15.11.2000 gün ve: 2000/21-1609 K: 2000/1699, 4.HD 13.05.1980 gün ve 1980/3493-6206 sayılı; 26.01.1987 gün, 1986/7532 esas, 1987/485 karar sayılı kararı).
Dava konusu olay yönünden tedavinin devam ediyor olması ve gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren 2918 sayılı yasanın 109/1. maddesinde belirtilen 2 yıl içinde dava açılması gerekir. Gelişen durum; olay sonucu meydana geldiği halde, başlangıçta bilinen yaralanmalar dışında, sonradan ortaya çıkan veya gelişen, olaya bağlı vücut bütünlüğünü bozan sonuçlar olarak tanımlanabilir. Gelişen durumun olup olmadığı ise her olaya özgü olarak kanıtlara göre değerlendirilir.
Mahkemece; dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek; davacının yaralanması nedeniyle tedavileri tamamlanarak hangi tarihte sağlığına kavuşmuş sayılacağı, gelişen bir durum bulunup bulunmadığı, tedavilerinin ne zaman sona ereceği, vücut çalışma gücü kaybının hangi tarihte kesin olarak belirlenebilir duruma geldiği konusunda rapor alınarak, davalının zamanaşımı itirazı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmemiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/300 Esas, 2014/699 Karar sayılı ilamı da aynı doğrultudadır.)
Açıklanan bu durum karşısında; davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın. 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir.
1.Davalı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE,
2.6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/04/2021 tarihli, 2019/219 Esas ve 2021/405 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3.Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a-)-6) maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4.İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5.İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6.Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 353/(1)-a/6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 11/01/2024 tarihinde oybirliği ile verildi.