Danıştay 5. Daire Başkanlığı
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/8027 E. , 2021/2076 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
DAVANIN KONUSU : :Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ...sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ya da irtibatlı olduğuna ilişkin belirlenen kriterlerden hiçbirinin şahsında gerçekleşmediği, meslek hayatı boyunca tarafsız ve bağımsız hareket ettiği, verilen meslekten çıkarma kararı ile "hukuk devleti", "kusursuz ceza olmaz", "cezaların şahsiliği" ve "kanunilik" ilkelerinin ihlal edildiği, davalı idarenin karar verirken nesafet, eşitlik ve orantılılık ilkelerine uygun hareket etmediği, FETÖ/PDY terör örgütünün gerçek yüzünü 17-25 Aralık sürecinden bir yıl önce görerek bu örgüte tavır aldığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu seçiminde kararı veren Kurula oy verdiği, davalı idarenin dava konusu kararı verirken hangi somut delillere dayandığını açıklaması gerektiği, kişilerin kendi masumiyetlerini ispatlamak zorunda olmadığı, bu şekilde ispat yükünün tersine çevrildiği, savunma hakkının kullandırılmadığı, bu durumun AİHS'de düzenlenen adil yargılanma hakkına, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na aykırı olduğu, FETÖ/PDY terör örgütünün cemaat olarak adlandırıldığı döneme ilişkin olarak tanık olduklarını devlete yardımcı olmak adına anlattığı, bu dönemde sadece barınma ihtiyacını karşıladığı, bu yapılanmanın örgüt olduğunun anlaşılmasından seneler önce ilişkisini bitirmesine rağmen dava konusu kararların tesis edilmesinin "suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesi" ve "masumiyet karinesi" ne aykırı olduğu, dava konusu meslekten çıkarma kararının sebep, şekil, konu ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu, davalı idarenin FETÖ/PDY terör örgütü ile bağının koparan ya da koparmayan ayrımını yapamayarak şahsındaki adalet duygusunu zedelediği ileri sürülmüştür.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ...tarih ve ...sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ...tarih ve ...sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır. Dava dilekçesinde, anılan Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin sadece bu kararların davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından, iptal isteminin bu kapsamda incelenmesi gerekli görülmüştür.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir. 667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun dava konusu kararlarıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu kararların savunması alınmadan verildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Nitekim, davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:...; K:...sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 17/06/2021 tarihinde, davacı ve vekilinin gelmediği; davalı idare vekili Av. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1.Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2.Davacıya İlişkin Süreç ...tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacı hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın kesinleşmediği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT
1.Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2.AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.
Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydl... / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.
Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.
Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.., Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "..BİRİNCİ KALMIŞ OLDUĞUM ERKEK HAKİM SAVCİ ÇALİŞMA EVİ İLE İLGİLİ BİLDİKLERİM...Bu evde benimle beraber kalan ve yukarıda anlattığım kurallara tabi olan şahıslar M. İSİMLİ ŞAHIS, İ. İSİMLİ ŞAHIS, Y. YADA Y. İSİMLİ ŞAHIS, ...(...,...) ...isimli şahıslarla birlikte kaldım. Bu evde kalaslardan M. ÎSÎMLi SAHIS, İ. İSİMLİ ŞAHIS, Y. YADA Y. İSİMLİ ŞAHIS, ...(...,...) ..., isimli şahıslar çalışma evinden dışarıya çıkacakları zaman murakıbımız oiaa M. KOD ÂDLI sahsı çalışma evimize bırakmış olduğu cep numarasından dışarıda ankesörlü telefondan arayarak îzin alıyorduk..Bu evde kaldığım süre zarfında evde kalan şahıslar beni B., olarak ismim ile bilmekteydi. Benim yapı içerisinde bulunduğum süre içerisinde herhangi bir kod adım olmadı, Çalışma evinde de benimle beıabeı bulunan M. İSİMLİ ŞAHIS, İ. İSİMLİ ŞAHIS, Y. YADA Y. İSİMLİ ŞAHIS, ...(...,...) ...isimli şahısların da kod adı yoktu. Biz birbirimize isimlerimizle hitap ediyorduk. Ancak beraber kaldığım şahısların ben gerçek isimleri olduğunu düşünüyorum, Eğer kod isimleri ise bundan haberim yoktur. ...Ben 201I yılı kasım ayında yapılan idari yargı sınavına da birinci hakim savcı çalışma evinde iken girdim. Bu sınav öncesinde herhangi bir soru verilme olayı olmadı. Bu sınava evde kalanlardan M. İSİMLİ ŞAHIS, İ. İSİMLİ ŞAHIS, Y. YADA Y. İSİMLİ ŞAHIS, ...(...,...) ...isimli şahıslar da girdi. Ben 2011 yılı idari yargı sınavından 50-60 civarında puan atarak kazanamadım. Hatırladığım kadarıyla çalışma evinde beraber kaldığım M.isimli şahıs bu sınavı kazanmıştır. Diğer şahısların kazanıp kazanmadığım hatırlamıyorum.BEN 2011 YİLİ ARALIK AYINDA YAPILAN ADLÎ YARGI SINAVI ÖNCESİNDE SINAV SORULARIN VERİLMESİ İLE ALAKALI BİLDİKLERİMİ ANLATMAK İSTİYORUM: 2011 yılıaralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce akşam saatlerinde M.KOD ADLI murakıbımız hakim savcı çatışma evimize geldi Bu esnada çalışma evinde M. İSİMLİ ŞAHIS, İ. İSİMLİ ŞAHIS, Y. YADA Y. İSİMLİ ŞAHIS, ...(...,...) ...isimli şahıslar vardı. Bu şahısların olduğu ortamda bana hilahen; ''annen baban rahatsız gel seni onlarla görüştüreceğiz diyerek beni evden aldı. Dışarıya çıktığımızda M. KOD ADLI MURAKIBIMIZIN arabasıyla ikimiz birlikte açık adresim bilmediğim yapının evi olduğunu tahmin ettiğim eşyalı içerisinde kimse olmayan bir eve gittik, Ben yolda M. KOD ADLI murakıbımıza ailemden kim hasta hayırdır diye sorduğumda tekrardan acele etme seni bir yere götüreceğim ve arada bahsedeceğim dedi M.KOD ADLI murakıbımız ile açık adresini bilmediğim eve gittiğimizde salona oturduk.
M. KOD ADLI murakıbımız bana "Böyle yerlere yani hakim savcılık makamlarına namazında niyazında olan insanlar gelmeli" şeklinde söyledi.
Bende kendisine ' "eee sonra" dedim. Bana eliyle beyaz bîr poşeti göstererek bu poşet içerisinde ertesi gün gireceğim adli yargı sınav sorularının olduğunu söyledi Bu sorulara bakmamı bu soruların cevaplarının olmadığını bu evden çıkmayarak bu soruların tamamının ezberlememi, takıldığım soru olur ise kendisine danışmamı hatta konu anlatımlı kitapta getirebileceğini söyleyerek ertesi gün gireceğim 2011 yılı adli yargı sınav soruları olduğunu söyledi Bunun üzerine bende bu görüşmemiz ve bu yaşanan süreçten dolayı korktum.
M. KOD ADLI murakıbımıza "ben bu beyaz poşet içerisindeki sorulara bakamam, kul hakkına giremem" dedim.
M. KOD ADLI murakıbımız tekrardan bana ısrarcı bir şekilde "bu makamlara bizim gibi abdestli, namazlı kişilerin gelmesini tekrardan söyledi ve sana adli yargı sınav sorularını vereceğim ancak benim istediğim kadar yani soruları aldığın belli olmayacak şekilde 75-76 civarında net yapacaksın" dedi Bende bunun üzerine M.KOD ADLI murakıbımıza bunun günah olduğunu, kul hakkı olduğunu söyledim ve bana vermeyi teklif ettiği ve sonrasında ısrar ettiği 2011 adli yargı sınav soruları olarak bahsettiği poşeti kesinlikle açmadım. Sorulara bakmadım. Bu yaşanan olaylar üzerine M. KOD ADLI murakıbımız "Madem ki bu soruları almayacaksın ve bu sorulara bakmak istemiyorsun bu soruların varlığından kimseye bahsetmemen üzerine yemin edeceksin'" dedi Bende M. KOD ADLI murakıbımıza yarın sınava gireceğim o kadar çalıştım emeğim var beni soktuğun düşürdüğün duruma bakar mısındedim, M. KOD ADLI murakıbımız tekrardan yemin edeceksin dedikten sonra bende düşündüm ve haram olan, suç olan bir şeye yemin etmenin geçersiz olduğu kanaatiyle bu yaşananları ve soruların verilmesi olayıyla alakalı yaşananlar üzerine hiç kimseye bahsetmeyeceğimi yemin ederek M.KOD ADLI murakıbımızın elinde tuttuğu kuranı kerime el bastım.
M. KOD ADLI murakıbımızın sınav sorularını vermeyi teklif ettiği bu eve benden önce yada benden sonra birilerini getirip getirmediğini bilmiyorum...2011 yılı adli yargı sınavından sonra gezmek amaçlı evde bulunan M. İSİMLİ ŞAHIS, İ. İSİMLİ ŞAHIS, Y. YADA Y. İSİMLİ ŞAHIS, ...(...,...) ÇAYLAK isimli şahıslarla birlikte Konya ilinde bulunan ismini hatırlamadığım yapının bir yurduna gittik, M. KOD ADLI MURAKIBIMIZ da bizimle beraber gelmişti, 4-5 gün kadar Konya ilinde gezdik Bu geziye katılanlardan kimi arkadaşlardan kimi kitap okudu. Bende Konya'yı gezerek 4-5 günü tamamladım ve Konya dan tüm arkadaşlarımızla beraber memleketlerimize gittik ve sınav sonucunu bekledik......(..., ...) ...: Bu şahsın Karadenizli yada İç Anadolulu olduğunu biliyorum. Bu şahıs hatırladığım kadarıyla Îstanbul da bir üniversitede hukuk mezunudur. Bu şahıs uzun boylu, zayıf, beyaz tenli bir şahıstır. Görsem teşhis ederim." Aynı tanık ifadesinde .../..., .../...adlı şahıs olarak bahsettiği kişinin 27/11/2017 tarihinde düzenlenen Teşhis Tutanağı ile davacı olduğunu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı tanık davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Yaklaşık 8 yıl kadar önce yani 17-25 Aralık 2013'ten 2 yıl önce 2011 yılında sanık ile birlikte kaldığımız evden tanışıklığımız vardır. Kaldığımız bu ev o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı çalışma eviydi. Ben bu evden sonra sınavı kazanamadım. Avukatlık yapmaktayım. Bu evde şahsıma karşı soru verme meyili oldu diye düşünüyorum ancak benim böyle bir eylemim olmadı. Ben de sanık da bu evde kısa süreli kaldık. Sanığın soru alıp almadığı hususunda bir bilgim yoktur. Sanık çok başarılı bir öğrenciydi. Böyle bir ihtiyacı da olacağını düşünmüyorum. Bu tanıklığı da rızamla yapıyorum. Sanık evde kaldığı dönemde ben de dahil olmak üzere evin hiyerarşisine uymadık, dışarı çıktık, telefon kullandık yani evin kurallarına uymadık. Bu evden ayrıldıktan sonra sanık ile irtibatımız olmadı. Sanığın FETÖ/PDY ile bağlantısına ilişkin başkaca bir bilgim yoktur. Bildiklerim bundan ibarettir. Tanıklık ücreti talep etmiyorum"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.T., Kahramanmaraş Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 06/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "..2012 nisan ayı itibari ile mülakatı da kazanıp İstanbul Adliyesinde Savcılık stajına başladım, Stajdan önce Ser murakıp E.G. bana ister ailemin yanı olan Adana ister İstanbul'u Staj için yazabileceğimi söylemişti hatla İstanbul'da kalabileceğim ev olduğunu da söyledi bende İstanbul u tercih ettim. Staj döneminde cemaate ait Cevizlibağ da ...Sitesinde bulunan açık adresini bilmediğim bir evde kalıyordum, bu evde benden başka yine Stajer hakim ve savcı olan Y.S., S.D., ve ... imli şahıslar kalıyordu, bu evin yakınında aynı sitede yine cemaate ait bir ev daha vardı bu evde di yine Hakim Savcı stajı yapan E.S., M.D.T., İ.A., ve K.A. isimli şahıslar kalıyordu, bu şahıslarla haftada bir kez ya bizim evde yada diğer evde toplanıyorduk, Hakim Savcı adaylarından o dönem sorumlu olan A.Ş. isimli şahıs ta bu toplantılara geliyordu bizlere Fethullah Gülen sohbetlerini içeren sohbetler veriyordu, bu sohbetlere bizimle aynı evde kalmayan ancak sohbetlere katılan ve staj döneminde İstanbul'i da akrabasının evinde Ankara' da cemaat evinde kalan yine Hakim Adayı S.A. isimli şahıs da geliyordu. Evde kalanlardan ...maaşımızın %15 oranında himmet vermemizi istiyordu ancak zorlama yoktu isteğe bağlı olarak isteyen himmet veriyordu bende birkaç kez bu şahsa maaşımın yüzde %15 oranında o dönem maaşım olan 250O TL nin yüzde onbeşi olarak 300 TL civarında himmet verdim, bu paranın ihtiyacı olan öğrencilere verildiği söyleniyordu. İlk başlarca birkaç kez ben para verdim. Daha sonrada babamın ev alması sonrası borçlanmasından dolayı himmet vermedim. Evlerin masrafları da yine evde kalanlar tarafından karşılanıyordu, bu evde yaklaşık 3-5 ay kadar staj bitene kadar kaldım ve 2012 yılının Haziran ayı gibi Akademi stajı için Ankara iline gittim, burada da yine aynı kişilerle bir müddet Gölbaşında Toki Konutlarındaki Cemaat evinde kaldım bu ev uzak ve sapa olduğundan dolayı bir müddet soııra ben ..., M.D.T. ile beraber Balgat'ta özel bir yurda çıktık. Son akademi de ise Y.S. ile birlikte Adalet Akademisinin yurdunda kaldım, evden ayrılmamız için ya da ayrılmamamız için bir baskı görmedim. Akademi yurdunda kalıyorken de haftada bir yada iki haftada bir Ankara'daki cemaat evine gidip burada bize sohbete gelen A.Ş.'ın verdiği sohbetlere katlıyordum. " Aynı tanık 07/06/2017 tarihinde düzenlenen Teşhis Tutanağı'nda davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben 2012 yılında İstanbul adliyesinde savcı adayı olarak staj yaptığım dönemde sanık ile aynı evde kaldık, staj döneminden itibaren kendisini tanırım, akademi döneminde de biraz özel yurtta kaldık, daha sonra akademi yurdu çıktı beraber kaldık, samimi arkadaşımdır, ben ilk ifademde kimlerle kaldığım sorulduğu için ismini beyan ettim, samimi arkadaşım olduğu için de kendisini iyi tanıyorum, İstanbul'da Tokat'lı üniversiteden arkadaşım vardı, sanık da dahil olmak üzere 3 kişi beraber kaldık, bu ev cemaat eviydi ancak bu evde bizim sadece ev arkadaşlığımız vardı, hatta namaz falan da kılınmazdı, çoğu zaman ev otel gibi kullanılırdı, herkes genelde yatmaya gelirdi, kendisiyle ilgilenen hakim adayı A.Ş. diye birisi vardı, ev abisiydi, evde kalmıyordu ancak bizle ilgileniyordu, sürekli bizi uyarırdı, hatta sanıkla bir çok kez tartışıp kavga ettiklernie ben şahit oldum, sanık sohbetlere katılmazdı, tartışmanın en önemli sebebi de buydu, himmet vermiyorduk, çünkü harcamalar yüksekti, zaten verebilecek durumumuz yoktu, biz imkanımız olmadığı için ve İstanbul'u bilmediğimiz için beraber bu evde kaldık, akademiye çıktığımızda evden ayrıldık ve özel yurda çıktık, ben ... ile hiç görüşmedim ancak atandıktan sonra ihraç olduğunu listelerden gördüm"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.D., Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...2012 yılınında mülakatı kazandım. O dönemde bahsetmiş olduğum yurdun müdürü tarafından yönlendirlen bir ev abisi benimle iletişime geçti bana İstanbul Çağlayan Adliyesi'ne staj için yazmamı söyledi. Ben daha önce stajım kolay geçsin diye yazdığım Ankara'nın altına Çağlayan Adliyesi'ni yazdım, Çağlayan Adliyesi çıktı. Stajın ilk iki üç ayında abimin yanında Üsküdar'da kaldım. İstanbul'dan Fethullahçı yapının içerisinden birisi beni arayarak benim gibi hakim savcı adayı arkadaşların kaldığı bir evden bahsetti ve beni İstanbul Cevizlibağ tarafında bir eve götürdü. Bu evde eşyalar yeni konulmuştu ancak yerleştirilmemişti bu yüzden evin yeni tutulduğunu anladım. Benimle birlikte eve yine hakim savcı adayı olan isimlerini ve soy isimlerini tam olarak hatırlamıyorum E.T. kendisi Adanalıdır, ... diye hatırladığım kendisi Tokatlıdır, Y. soy ismini tam hatırlamıyorum ancak S. olması gerekiyor kendisi Tokatlıdır. Bunlarla birlikte staj süresi boyunca kaldım. Gerçek ismi A. olan kod ismi A. olan soy isimini bilmediğim kişi genelde ayda bir eve gelip giderdi. Bize işimizle ilgili herhangi bir talimat vermedi. Bize tedbirden bahsedip bir keresinde cumaya gitmememizi yada uzak camilere gitmemizi söyledi. Ben karşı çıktım. Sait Nursi'nin hayatından bahsettim, karşı çıktım. Bana tedbir için olduğunu söyledim, bana karıştırma dediler. Bu sorgularım yüzünden çokta sevilmezdim. İkindi namazını evde kılmamazı söylerlerdi, kazaya bırakmamızı yada akşam namazı ile birleştirerek kılmamızı söylerlerdi. Ben buna da karşı çıkmıştım, uygulamadım. Bu süre içerisinde beni evlendirmek istediler...Ardından Ankara'daki akademi stajı süresi başladı. Burada bana akademide oda çıktı. Burada kalmaya başladım. Buradaki arkadaşımda akademi tarafından belirlendi ancak ev arkadaşım çıktı. Bu kişi ev arkadaşım ...'tır. Evde kaldığım süre boyunca yukarıda bahsetmiş olduğum namaz konusundaki sapıklıklar ve evlendirme olayları gibi saçmalıklar nedeniyle ... ve ben iyice bu yapıdan soğuduk. Hatta himmet vermemeye başladık bu nedenle İstanbul'daki bu adam bizi arıyordu. Ara dönemde bir kere daha tekrar beni aramasın diye himmet verdim. Akademide kaldığım süre içerisinde kopmayı gerçekleştirdim, çevremi değiştirdim..."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Sanık ile birlikte o dönem cemaat olarak bilinen yapının oluşturduğu Hakim-Savcı staj evinde kalmıştık. Bunun öncesinde çalışma evine ilişkin bilgim yoktur. İstanbul stajı bitene kadar sanık o dönem cemaat olarak bilinen yapının oluşturduğu Hakim-Savcı staj evinde kaldı. Atandıktan sonra 1-2 kez konuşmuş olabiliriz ancak fazla bir bağlantımız olmadı. Sanık mesleğe atandıktan sonra bildiğim kadarıyla bu yapıdan ayrılmıştı, zaten daha öncesinde de sorunları vardı. Kendisi ile oda arkadaşıydık. Dertleşiyorduk. Kendisi bu yapıyı sevmiyordu, hoşnut değildi. Abdulkadir Şahan bizden sorumluydu, sanık Abdulkadir ile sorunlar yaşamıştı. Buradan sonra bağlantısını kopardı diye biliyorum. Bildiklerim bundan ibarettir. Tanıklık ücreti talep etmiyorum"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.S., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "• ERKEK HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVLERİ: Ben kalmış olduğum erkek hakim savcı çalışma evi ile alakalı bildiklerimi anlatmak istiyorum.
Z. KOD ADLI H.Y.
in daveti üzerine Ankara ya gittim. Aşti otogarında indim. Aynı gün benimle beraber ... isimli şahısta hakim savcı çalışma evlerine davet edilmişti. Z.KOD ADLI H.Y. beni ve ... isimli şahsı karşılayarak hususi aracıyla kalacağımız erkek hakim savcı çalışma evine götürdü. Yapının hakim savcı çalışma evinde cep telefonu kullanmak yasaktı. Ben ilk gittiğimde cep telefonumu yanımda götürmüştüm. Öncesinde getirmemem gerektiği söylenmedi. Normalde cep telefonu kullanmak yasak olduğu için kullanmayacağımız söylenmişti. Ancak önümüzde ramazan bayramı olması sebebiyle ramazan sonrasına kadar cep telefonu kullanmamıza müsaade edildi. Ben ramazan bayramını memleketimde geçirdikten sonra tekrar aynı hakim savcı çalışma evime gittim ve burada murakıbımız olan Ö.KOD ADLI ŞAHIS cep telefonlarımızı topladı ve telefonlarımızı götürdü. Hatırladığım kadarıyla Kurban bayramında cep telefonlarımızı çalışma evine getirdiklerinde telefonlarımızın bataryalarının ayrı olduğunu gördüm. Benim hakim savcı çalışma evinde herhangi BİR KOD ADIM YOKTU. Evde kalan diğer şahıslarında kod adı kullanmadığını biliyorum. Çünkü ben M.E. ve ... isimli şahsın gerçek ismiyle tanıyordum. Bize de herhangi bir kod adı kullanmamız konusunda bir şey söylenmedi. Ben 2011 yılı ağustos ayından 2012 yılı nisan ayında kadar yapının erkek hakim savcı çalışma evinde kaldım. Bu süre zarfında benimle birlikte kalan ve yukarıda belirttiğim kurallara tabi olan şahıslar ..., M.E., A.E. (E.) G., B. İSİMLİ şahıs vardı. İdari Hakimlik ve Adli Hakimlik sınavını benimle beraber evde kalanlardan ..., M.E., A.E. (E.) G. isimli şahısların kazandığını biliyorum. B. isimli şahsında her iki sınavı kazanamadığını biliyorum. 2011 yılı adli vargı sınavından sonra okuma kampı adı altında çalışma evinde beraber kaldığım ..., M.E., A.E.(E.)G., ve B. isimli şahıslarla birlikte Konya iline yapının yurduna gittik. Bu yurtta 3-4 gün kadar kaldım. Bu süre zarfında Konya yı gezdik...Ben sınavı kazandıktan sonra memleketim Tokat'a geldim. Hatırladığım kadarıyla 2012 yılı Ocak ayında tekrardan mülakat için çalışma evime gittim. Benim erkek hakim savcı çalışma evim mülakat evim olmuştu. Bu eve diğer hakim savcı çalışma evinde sınavı kazanan ve mülakat için bekleyen iki kişi daha geldi. Bu mülakat evinde önceden kaldığım ..., M.E., A.E.(E.)G. ile sınavı kazanarak sonradan katılan U.Ş., E.A. isimli şahıslar geldiler. Mülakat evimizin murakıbı ve ser murakıbı yine çalışma evimde olduğu gibi aynı kişiler olarak devam etti. SERMURAKIBIMIZ OLAN Z. KOD ADLI H.Y. ile murakıbımız olan Ö. KOD ADLI ŞAHIS daha önce görmediğim 3 KİŞİ İLE eve geldiler. Gelmeden önce mülakat provası olacağını ve takım elbisemizi giymemiz gerektiğini söylemişlerdi. Oda da gelen bu 3 şahsa masa kuruldu ve herkes sırasıyla bu mülakat provasına katıldı. Ben odaya girdiğimde öncesinde söylendiği üzere kendimi tanıttım. Önümü ilikledim. Bu şahısların karşısındaki sandalyeye oturdum. Sonrasında kısa bir süre sohbet ettik. Mülakat provasına gelen şahıslar da mülakat aşamasında uyarıarda bulunarak ayrıldılar. Yapının mülakat evine gelerek mülakat provası yaptıran 3 şahıstan 2 tanesinin sonraki süreçte 2012 yılında Yargıtay tetkik hakimi olduklarını Yargıtay albümünden gördüm. Bu şekilde mülakat provamızı tamamladık. Kendi imkanlarım ile referans aradım ve sonrasında mülakat sonuçları açıklandı ve hakim savcı adayı olarak İstanbul Çağlayan adliyesinde 2012 yılı nisan avında göreve başladım. Mülakat evinde benimle bulunan şahıslardan M.E., A.E.(E.)G., U.Ş., ve E.A. isimli şahıslar idari hakimliği kazanarak Ankara'da hakim savcı adayı olarak göreve başladıklarını biliyorum. ... isimli şahısta benimle birlikte İstanbul Çağlayan adliyesinde hakim savcı adayı olarak göreve başladı. 2012 YILI HAKİM SA VCI ADAYI OLARAK STAJ DÖNEMİ: Ben İstanbul ilinde staja başlamadan önce bizi Ankara ilinde Batıkent semtinde yapının bir evine götürdüler. Bu evde benimle beraber ..., E.T., S.D., Ö.Y., ve A. KOD ADLI A.Ş. vardı. Bu evde iken o dönem Adalet Akademisinde Koordinatör Hakim olduğunu bildiğim Ü.A. isimli şahıs geldi. Ü.A. isimli şahıs bize hitaben bundan sonra stajer hakim savcı adayı olarak görev yapacağımızı, vakit namazlarını dışarıda kılmamamız gerektiğini, Cuma namazına gitmememiz gerektiğini, maaşımızdan da her ay yapıya vermemizi söyledi. Sonrasında ben İstanbul Çağlayan Adliyesinde stajıma yapının isteği üzerine başladım. Ben mülakatı kazanınca beni Ankara'da abimin yanında iken ...KOD İSİMLİ A.Ş. isimli şahıs aradı. Öncesinde ben Ankara ilinde staj yapmayı tercih etmiştim çünkü adli ve idari yargıyı kazandığım için ikisinde de Ankara ilini yazmam söylenmişti. Ancak sonrasında adli yargı sınavını kazandığımdan dolayı hatırladığım kadarıyla Z. KOD ADLI H.Y. yada Ö. KOD ADLI murakıbımız staj yeri olarak İstanbul'u yazmamı söylemişti. Bende buna istinaden İstanbul'u yazdım. Benimle birlikte ... isimli şahsa da staj yeri için İstanbul'u yazması söylenmişti. Bu şahıslar haricindeki M.E., A.E.(E.)G., U.Ş. ve E.A. isimli şahıslara hakim savcılık stajlarını Ankara İdare Mahkemesinde yapmaları söylendi. Benim kaldığım staj evinde ise benimle birlikte E.T., ..., S.D. isimli şahıslar vardı. Bu iki staj evinden İstanbul da sorumlu kişi yine E.S. idi. İstanbul ilinde başkaca yapının staj evi varsa benim bilgim yoktur. 35-...:Bu şahıs Tokatlıdır. Bu şahıs Marmara hukuk mezunudur. Bu şahsın Ankarada hakim savcı çalışma evlerinde ve staj evinde birlikte kaldık. Bu şahsın 2013 yılı temmuz ayında mesleğe başladıktan sonra bana kimseye görüşmediğini memlekette bir kez görüştüğümüzde söylemişti. Bu şekilde ilgisi olmadığını biliyorum. Bu şahsın mesleğe başladığında sivil şahısla görüşmediğini biliyorum. Görsem teşhis ederim " Aynı tanık 19/01/2018 tarihinde düzenlenen Teşhis Tutanağı'nda davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde;"Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Sanık Tokatlıdır. Kendisi ile okullarımız birbirine yakındı. Kendisini bu nedenle tanırım. 2011 yılında mezun olduktan sonra beni Ankara'ya o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı çalışma evlerine çağırmışlardı. Ankara'ya gittim, sanık ... ile birlikte aynı evde sınavlara hazırlandık. İkimiz de Adli Yargı sınavını kazandık. Sonrasında Çağlayan Adliyesi'nde birlikte staj yaptık. Yine İstanbul'da aynı şekilde S. ve E. ile birlikte aynı evde kaldık. Bu ev o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı staj evlerindendi. 2013 yılında atandıktan sonra sanık ile memlekette yüz yüze görüştük, sonrasında da telefonla görüştük. Ancak bu yapı ile ilgili olarak 2013 yılı Temmuz ayından sonra bir görüşmemiz olmadı. Ankara'daki çalışma evinde soru vermek gibi bir durum kesinlikle olmadı. Verdikleri denemeler vardı, bunları çözüyorduk. 2013 yılı Temmuz ayından sonra sanığın FETÖ ile bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum. Bildiklerim bundan ibarettir. Tanıklık ücreti talep etmiyorum"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.O. davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde; " "Ben ... ı 2012 Yılında adalet akademisi nedeni ile tanıdım. Daha öncesinde tanımazdım. Akademinin ilk döneminde Yurtta boş yer bulamadığım için dışarıda yer aradım. Akademiye yakın ve güzergah üzerinde olan ARDIÇLAR isimli bir yurtta kalmaya başladım. ... ile orada tanışmıştım. Yurtta kalan kişilerin tamamına yakını akademide staj yapan hakim ve savcılardan oluşmaktaydı. ... i oda arkadaşlarım H. ve A. vasıtası ile tanıdım. ... onların Üniversiteden sınıf arkadaşı imiş. Benim arkadaşlarım ... in arkadaşları olduğu için kendisini zaman zaman görürdüm. Yurtta bir buçuk ay kadar kaldım. Sonrasında adliyelere döndük. Akademinin ikinci döneminde akademi yurdunda kaldım. Burada gene ... ile zaman zaman bir arada bulunduk. ... de ikinci akademi dönemi yurtta kaldığını hatırlıyorum. Birlikte akademinin düzenlediği maçlara giderdik. Sohbet esnasında ..., yapı ile geçmişte bir münasebetinin olduğunu bu nedenle örgütün mensuplarının yakasını bir türlü bırakmadığını söyleyip yakınıp dururdu. Bu olaylar ben akademinin ikinci döneminde iken yani 2012 yılı sonu 2013 yılı başına isabet ediyor. Sohbet esnasında ... ortamda herkesin duyabileceği şekilde yapı mensuplarını kendisini evlendirmek istediklerini ayrıca kendisinden para istediklerini söylemişti. Ben kendisini sadece Akademi döneminde tanıdığım için Benim hakkındaki kanaatim öncesinde bu yapı ile irtibatlı olduğu ancak sonrasında yapıdan kopmaya çalıştığı şeklindedir. ... in anlatımları bana samimi geldiğinden kendisinin gerçekten bu yapıdan kopmaya çalıştığı izlenimi edindim. Netice itibari ile akademide adaylar birbirleri ile çeşitli şekillerde Sınıfta v.s ortamlarda münasebet kurarlar. Görüştüğü kişilerin hepsinin kim olduğunu bilmem mümkün değildir. Ben ... ın FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olduğuna dair tanımış olduğum dönem itibari ile herhangi şüpheli hareketine şahit olmadım bilgim görgüm bundan ibarettir"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.D., Van Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 30/10/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "...'ın Türkiye Adalet Akademisinde staj yaptığı sırada tanıdığını, 2012 yılında staj yaptığı sırada ...'ın kendisine daha önce örgüt evlerinde kaldığını, ayrılmak istediğini ancak peşini bırakmadıklarını söylediği, İstanbul stajı sırasında Cevizlibağ tarafında örgüt evinde kaldığını, zaman zaman akademi stajı sırasında kendi arkadaşlarıyla yapmış olduğu sohbet ve örgüte yönelik eleştirilere ...'ında katıldığını, kendisinin peşini bırakmadıklarını söylediği"
Davacı tarafından bu ifadelere karşı tanık beyanlarının aleyhe olan hususlarını kabul etmemekle birlikte bu beyanların kendi ifadelerinde de belirttiği gibi, bu yapının cemaat olarak kabul edildiği dönemlere ilişkin olduğu, davalı idarenin lehe tanık beyanlarını toplamadığı, hakimlik sınavına örgüte ait evlerde hazırlandığı, ancak suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesi nedeniyle o yıllara ilişkin fiillerinin irtibat ve iltisakı olduğu şeklinde değerlendirilemeyeceği, tanıkların mülakat evinde mülakata hazırlandığı ve örgütün talimatı doğrultusunda staj yerini belirlediği şeklindeki beyanlarını kabul etmediği, mülakat sürecinde memlekti Tokat'a döndüğü, memleketinde staj merkezi olmadığından staj yeri olarak İstanbul'u seçtiği, tüm tanık ifadelerinin bu yapının cemaat olarak bilindiği döneme ilişkin olduğu ileri sürülmüştür.
Öte yandan davacının Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "Eğitim ve mesleğe giriş süreciniz ile ilgili genel bilgi veriniz? CEVABEN: İlkokulu ve ortaokulu Tokat il merkezinde devlet okulunda okudum. Liseyi de Tokat Anadolu Öğretmen Lisesinde bitirdim. Ailem evimiz Tokatta olduğu için bu süreçte ailemin yanında idim. Liseden 2007 yılında mezun oldum. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. lisede iken üniversite sınavına hazırlanmak için Final dersanesine gittim. Üniversitede FETÖ'nün İstanbul Acıbademde bulunan Alper öğrenci yurdu isimli yurtta ücret karşılığı kaldım. 2011 yılında fakülteden mezun oldum. Aynı yıl güz aylarında yapılan Hakimlik-Savcılık sınavına kazandım. 2012 yılı Nisan ayında staja başladım, 2013 yılı Temmuz ayında Antalya ili Korkuteli'ne kura çekerek göreve başladım. 2016 yılı Temmuz ayında tayinen Bitlis Adliyesinde göreve başladım. FETÖ/PDY terör örgütünü ne şekilde ne zaman tanıdınız, bu yapı bünyesinde bulundunuz mu?CEVABEN: Yukarıda anlattığım şekilde üniversiteye gidene kadar bu yapı ile ilgili hiçbir ilgim, bilgim yoktu, üniversiteyi kazandığımda örgütün Acıbademdeki yurdunda kalmaya başladım, bu şekilde yapı ile tanışmış oldum. Kısa bir süre sonra beni yurttan öğrenci evi dedikleri evlerine yerleştirmek istediler ancak ben kabul etmedim. Üniversite öğrenimim boyunca ücretini ödeyerek Alper yurdunda kaldım. Yurtta kalırken üniversite öğrencilerinden bu yurtta kalan birçok arkadaşım oldu, bu süreçte yurt tarafından sohbetler, geziler, kamplar düzenlenirdi ancak ben bunların hiçbirisine katılmadım. O yıllarda örgüt "cemaat " olarak bilinirdi, herhangi bir illegalliği bilinmezdi, üniversiteden 2011 yılı Temmuz ayında mezun oldum. Mesleğe girmeyi istiyordum. Üniversiteden mezun olmadan önce yurda Ankara'daki öğrenci evlerinden sorumlu olduğu söylenen ismini hatırlamadığım bir şahıs geldi, bizlere "hakim-savcı sınavına çalışmak ister misiniz, Ankara'da bir kamp düzenleyeceğiz katılmak isteyenler isimlerini bildirsin" dedi, bende katılmak istediğimi söyledim. Nitekim mezun olduktan sonra 2011 yılı Eylül ayında çalışma kampına katılmak üzere Ankara'ya gittim, ders çalıştığımız ev Keçiören'de idi, tam adresini bilmiyorum, biz evde 5 kişi idik, benimle birlikte kampa katılan kişilerin isimleri B.B., M.E., Y.S., A.E.G. dur. Bunlarla birlikte 3 ay boyunca ders çalıştık, bunlardan birlikte girdiğimiz sınavı B.B. kazanamadı, diğer 3 kişi kazandı. Bende aynı sınavı kazandım. M.E. ve A.E.G. İdari Hakimliği kazanmışlardı, şuan görevde olup olmadıklarını bilmiyorum. Y.S. görevden alındı diye biliyorum öyle duydum. Çalışma kampına girdiğimiz öğrenci evine bu süreçte bir kişi ara ara gelir evin eksikliklerini giderirdi, bizimle çalışmalarımızı kontrol ederdi, birkaç defa da aynı şahıs deneme sınavı getirdi, bu şahsın ismini hatırlamıyorum, bunun dışında kampta olağan dışı herhangi bir şey olmadı. Şuan kamuoyunda konuşulduğu gibi sınav sorularının kampa getirilmesi bize verilmesi söz konusu olmadı. Oldu ise de, ben şahit olmadım, sınavı kazandıktan sonra da bu konuda herhangi bir şey duymadım. Ben özveri ile çalışıp emeğimin karşılığı olarak sınavı kazandım. Mülakat aşamasında benim referanslarım o zaman ki AK Parti milletvekilleri ve Yüksek Yargıda görev yapan Tokatlı hemşehrilerimdi. Bunlardan M.A. ve R.İ. isimlerini hatırlıyorum. 2012 yılı Nisan ayında İstanbul'da Çağlayan Adliyesinde staja başladım, İstanbul da yukarıda ismini söylediğim Yasin isimli kişi ile birlikte cemaatten olduğunu bildiğim 2 hakim adayı ile beraber bir evde kaldık. Memleketim olan Tokat'ta o yıllarda staj merkezi olmadığı için İstanbul ilinde staj yaptım. Evde birlikte kaldığımız diğer iki kişinin isimleri E.T. ve S.D.'dir. Bu iki kişi de açığa alındı diye biliyorum. Akademi eğitimi boyunca yapıdan olduğunu bildiğim A.Ş. isimli hakim adayı bizimle ilgileniyordu. Benim Ankara'daki örgütün öğrenci evinde kalmamı istediler ancak ben kabul etmedim ve örgüt ile ilgisi olmayan özel bir yurtta ücretini ödeyerek kaldım. Bu sebeple bana tavır koydular, benim öğrenci evinde kalmamı istiyorlardı. Ayrıca benim Akademide örgütle ilgisi olmayan farklı dünya görüşlerine sahip birçok arkadaşım vardı, A.Ş. bu konuda da beni eleştiriyordu," sen bizi ifşa ediyorsun, sen tedbir yapmıyorsun, itaat etmiyorsun, senin KAYDER'in toplantısında ne işin var" demişti, ayrıca bizlere Cuma namazına gitmeyin diyorlardı ancak ben gidiyordum, ben muhafazakar olduğunu bildiğim dernek, cemaatlerin etkinliklerine katılırdım. Her cenahtan arkadaşım vardı, bu sebeplerle başta A.Ş. olmak üzere yapıya mensup arkadaşlar bana tavır koydular, akademi eğitiminin son dönemlerinde örgütle ilgisi olan kişilerle bu şekilde bağım koptu, hiçbir irtibatım kalmadı, bu durumdan memnunda oldum, 2013 yılı Temmuz ayında kura çekerek Korkuteli'nde göreve başladım, görevde bulunduğum süre içesinde hiçbir zaman hiçbir şekilde ne FETÖ örgütünden ne de başka bir kişiden talimat alarak karar vermedim. Zaten 2013 yılı 17-25 Aralık olayları yapının gerçek yüzünü kalleşliklerini ortaya çıkardı, akabinde MİT tırları olayı da yapının illegal bir terör örgütü olduğunu ortaya koydu, ben de bu süreçte Yargıda Birlik Derneğine üye oldum. HSYK seçimlerinde de 11 oyun 10 tanesini Yargıda Birlik adaylarına verdim, 1 oyumu da Tokatlı olduğunu bildiğim T.G.'ye verdim. Seçim sürecinde beni bağımsız adaylara oy vermem konusunda kimse aramadı çünkü akademide iken ben bu yapı ile bağlarımı koparmıştım. Yargıda Birlik Derneğinin etkinlikleri olduğunda Korkuteli'ndeki meslektaşları bilgilendirir, organize ederdim, bu hususta Antalya Başsavcı vekili A.N.A. ile telefonla görüşürdük, YBD'nin Ankara'daki kongresine de katılıp oy kullandım. Herhangi bir parti, sendika, dernek, vakıf veya kuruluşa üye misiniz? Açıklayınız. CEVABEN: Yargıda Birlik Derneği hariç herhangi bir parti, sendika, vakfa üye değilim. FETÖ/PDY Terör örgütü yapılanması ile alakalı olarak yapılan toplantılar, sohbetler ve diğer örgütsel faaliyetler hakkında bildiklerinizi anlatınız?CEVABEN : Ben hiçbir zaman bu tarz toplantı, sohbet gibi faaliyetlere katılmadım. Yemek olduğu zaman katıldığım oldu, ancak bu yemeklerde herhangi bir siyasi, ideolojik sohbetler olmadı. FETÖ/PDY Terör örgütünün yapmaya çalıştığı darbe girişimini ne zaman ve ne şekilde öğrendiniz? Bu olayla alakalı bağlantılı olduğunuz şahıs/şahıslar var mıdır?Varsa kimlerdir? CEVABEN: 15 Temmuz akşamı Bitlis adliye lojmanında evimde babam ile birlikte otururken televizyonda darbe kalkışması olduğunu öğrendim. Bu olayla bağlantılı hiç kimseyi tanımam. Paralel devlet yapılanması adına himmet adı altında para talebinde bulunuldu mu? Maaşınızdan düzenli olarak ödeme yaptınız mı? CEVABEN: Akademi sürecinde birkaç defa yardım olarak talep edildi ve bende şuan miktarını hatırlamadığım parayı ...'a verdim. Düzenli olarak maaşımdan himmet ödemedim. Düzenli olarak ödememiz talep ediliyordu, diğer arkadaşlardan düzenli olarak ödeyenler de vardı ancak ben düzenli olarak himmet ödemedim. Akademide iken bir kurban bağışında bulundum. Bunun dışında hiçbir zaman himmet adı altında ya da kurban parası olarak ödeme yapmadım. Adli arama işlemlerinde ele geçirilen telefonunuzu ne zamandır kullanıyorsunuz ve şimdiye kadar kullandığını telefonlarda Bylock, Kakao, Eagle, Tango, Lagle ve benzeri uygulamaları kullandınız mı? kullandıysanız bu program uygulamalarını ne amaçla kullandınız? CEVABEN: Ele geçirilen telefonumu 3 yıldır kullanıyorum, ancak telefonumda hiçbir zaman bana sormuş olduğunuz ugulamaları kullanmadım. Zaten telefonum incelenecektir. FETÖ'ye mensup kişiler ile görüştüğüm zamanlarda da bu tarz gizli iletişim sağlayan programların adını dahi duymadım.
TCK 221/3 maddesindeki örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlemine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz, hükmü dikkate alınarak bu maddeden yararlanmak ister misiniz? Bu çerçevede verecek bilgileriniz var mı? CEVABEN: Benim FETÖ ile ilgili hiç bir bilgim yoktur. Bu yapı içerisinde bulunduğum yıllarda ülkedeki genel kanı ve devletimizin yapıya bakışı olumlu idi, bizler bu yapının Devlet-Millet için hayırlı işler yaptığını sanıyorduk, ancak yukarıda anlattığım şekilde beni kısıtlamaya bir yerlerde kalmaya ya da kiminle görüşeceğime karar vermeye itaat etmeye zorladıklarından bunu kabul etmeyerek yapıdan uzaklaştım. 2013 yılı Mayıs-Haziran aylarında örgüt ile tüm bağlantımı kopardığım için bundan sonra örgütte kimlerin yer aldığını, ne gibi faaliyetler yaptığını herkes gibi medya üzerinden takip edip gördüm, öğrendim. Herhangi bir bilgim olsa idi devlete yardımcı olmak için kesinlikle söylerdim, her zaman devletimi, milletimi herşeyin üzerinde tutmuşumdur. Bu yapı ile birlikte olduğum günlerde de yapının devlete millete yararlı olduğunu düşündüğüm için birlikte oldum. Savunmanıza eklemek istediğiniz son bir husus var mı? CEVABEN: Ben her zaman ailemden aldığım ve kendimce geliştirdiğim prensiplerim gereği Devletime, Milletime yararlı olmaya çalıştım. Özellikle mesleğimi büyük bir titizlikle gereklerine uygun olarak ifa ettim, hiçbir zaman herhangi bir kişinin yada topluluğun yararını gözetmedim. Meslek hayatım boyunca verdiğim kararlar herkesin görebileceği incelemeye açık haldedir. Üzerime atılı hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum, kesinlikle terör örgütü üyesi suçlamasını kabul etmiyorum" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait yurtta kaldığına, hakimlik-savcılık sınavlarına örgüte ait evlerde hazırlandığına, hakimlik-savcılık staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgüte himmet verdiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6.Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7.Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4.Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.