9. Ceza Dairesi
9. Ceza Dairesi 2014/3802 E. , 2014/11821 K.
"İçtihat Metni"Tebliğname No : 9 - 2014/88708
Mahkemesi : Altıntaş Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 14.06.2012
Numarası : 2012/52 - 2012/77
Suç : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığa atılı “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçunun oluşabilmesi için, failin işlemiş olduğu bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerektiği, somut olayda ise; durumundan şüphelenilmesi üzerine görevli polis memurları tarafından kimliği sorulan sanığın, hakkındaki yakalama kararının infazını engellemek amacıyla kendisini C.. Y.. olarak tanıtarak kamu görevlisine kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması şeklinde gerçekleşen eyleminin Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 tarih, 2013/542 esas, 2014/153 sayılı kararında belirtildiği üzere TCK’nın 206. maddesinde tanımlanan “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, tayin edilen sonuç ceza yönünden kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 24.11.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY:
Kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün infazı için yakalama kararı ile aranmakta olan sanığın, suç tarihinde polis memurları tarafından durumundan şüphelenilerek kimliğinin sorulması üzerine kendisini kardeşi olan C.. Y.. olarak tanıtması, şüpheli davranışları nedeniyle karakola götürüldüğünde ise isminin M.. Y.. olduğunu kabul ederek kimliğini ibraz etmesi şeklindeki eyleminin; kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün infazından kaçmak için başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılmasının TCK'nın 268. maddesindeki suçu oluşturmadığı, ancak resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun unsurlarının da düzenlenen sahte bir resmi belge bulunmaması nedeniyle oluşmadığı, sanığın eyleminin Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğu kanaatinde olduğumdan, aşağıdaki gerekçelerle Sayın çoğunluğun sanığın resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçundan cezalandırılmasına ilişkin görüşlerine katılmıyorum.
Öncelikle TCK'nın 268. maddesinde yer alan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda madde metninde soruşturma ve kovuşturmadan kurtulmak amacından bahsedilmektedir. Mahkumiyet hükmü kesinleştikten sonra soruşturma ve kovuşturma safhası sona erdiğinden, mahkumiyet hükmünün infazı için yakalama kararı ile aranan kimselerin başkalarına ait sahte veya gerçek kimlik ibraz etmeleri veya başka şahsın kimlik bilgilerini kamu görevlilerine beyan etmeleri bu suçu oluşturmamaktadır. O nedenle yerel mahkemenin suçu vasıflandırması doğru değildir. Hükmün suç vasfında yanılgı nedeniyle bozulması gerekmektedir.
Ancak sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi sanığın eylemi TCK'nın 206. maddesindeki resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunu da oluşturmamaktadır. Çünkü ortada sahte olarak düzenlenen bir belge bulunmamaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, kişinin beyanı üzerine hukuki sonuç doğuracak ya da bir konunun delilini oluşturacak resmi bir belge düzenlenmeli ve belgeyi düzenleyen memur bu resmi belgeyi düzenlemeye yetkili olmalı, ayrıca kamu görevlisinin belgeyi sadece beyan üzerine düzenlemesi sözkonusu olmalı, görevlinin beyanın doğruluğunu araştırma yükümlülüğü bulunmamalıdır. Yani yalan beyan üzerine sahte resmi belge düzenlenmiş olsa bile görevlinin beyanı araştırma görevi bulunuyorsa bu suç oluşmamaktadır. Somut olayımızda ise, beyan üzerine kamu görevlisi yanıltılarak oluşturulan bir sahte belge bulunmadığı gibi polis memurları araştırarak sanığın gerçek kimliğini tespit edince sanık zaten gerçek kimliğini ibraz etmektedir.
Dairemizin bozma ilamında bahsedilen 01.04.2014 tarih ve 2013/542 Esas, 2014/153 Karar sayılı CGK kararında da aynı görüş kabul edilmektedir. Anılan kararda konuyla alakalı kısım aynen şöyle anlatılmaktadır: “Yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir.
Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Aksi halde yani kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanının doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilmeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılmayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte suçun oluşması için sanığın beyanda bulunması yeterli olmayıp sanığın beyanı üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.”
Sonuç itibariyle, sanık hakkında bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığı gibi kimliği hakkındaki yalan beyan üzerine sahte olarak bir resmi belge düzenlenmediğinden, sanığın eyleminin görev gereği sorulduğunda kamu görevlisine kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suretiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğu, düşüncesiyle, Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum. 24.11.2014