Aramaya Dön

13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2023/215
Karar No
K. 2024/93
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/215
KARAR NO: 2024/93
DAVA: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 28/03/2023
KARAR TARİHİ: 01/02/2024

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız-----Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan), davasının yapılan açık yargılaması sonunda, dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/

DAVA/TALEP;

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı sigorta şirketi tarafından -----poliçe numaralı kasko sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan, davacı şirkete ait ----- marka, tam otomatik, ----- model üst segment arazi aracının 11.12.2016 tarihinde meydana gelen tek taraflı kaza neticesinde araçta ciddi hasar oluştuğunu, aracın pert olduğunu, ilgili araca ilişkin olarak; davacı şirket tarafından davalı sigorta şirketine 2016 yılında başvuru yapıldığını, davalı yan kanunun emretiği yasal süre içerisinde ödemekle yükümlü olduğu tazminatı ödemediğini, akabinde başvuru tarih ve sayısı ----- ile karar tarih ve sayısı ----- olan hakem heyeti kararı, akabinde itiraz başvuru tarih ve sayısı ----- ile itiraz hakem heyet kara tarih ve sayısı ------olan itiraz hakem heyeti kararı, akabinde -----Bölge Adliye Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi ------ 12.03.2020 tarihli kararı, itiraz hakem heyeti kararının onanmasına karar verildiğini, karar üzerine sigorta şirketi tarafından davacı şirketin alacaklısı olduğu----- İcra Dairesi ------ Sayılı icra dosyasına, 19.10.2022 tarihinde, 83.839,60 TL maddi tazminat ve işlemiş faiz ödemesi yapıldığını, ilgili aracın davalı sigorta şirketinin ödeme yaptığı tarihteki 2. El değerinin dahi 800.000,00 TL civarında olduğu tahmin edildiğini, yani davalı sigorta şirketi tarafından davacı şirkete ödenen ilgili bedel aracın güncel rayiç bedelini karşılamadığını, davacı şirkete ilgili tazminatı tahsil etmek amacıyla 2016 yılında borçlu sigorta şirketini temerrüde düşürdüğünü, fakat davacı şirketin ancak 6 yıl sonra 19.10.2022 yılında icra marifeti ile alacağını tahsil edebildiğini, ilgili bedel aracın güncel rayiç bedelini karşılamadığı gibi, ilgili bedele günümüzde herhangi bir binek araç dahi alınamadığını, yani temerrüd tarihi ile tahsil tarihindeki alım gücü aynı olmadığını ve davacı şirketin ciddi oranda zarara uğradığını, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak üzere; davacı şirketin alacağını zamanında tahsil edememesi nedeniyle belirsiz olan munzam zararın şimdilik 500 TL'sinin avans faizi ile davalıdan tahsiline, davanın kabulüne, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP /TALEP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıya ait ------ plakalı aracın davalı şirket nezdinde 07/01/2016 - 07/01/2017 vadeli Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, davacının 11/12/2016 tarihinde karışmış olduğu trafik kazası neticesinde davacının aracında hasar meydana geldiğini, davacı işbu hasar bedelinin davacı şirketten tahsili talebiyle 2017 yılında Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuruda bulunduğunu, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından verilen karar ise üst mahkemelere taşınmış ve nihai olarak 2022 yılında Yargıtay tarafından verilen karar ile dosya kesinleştiğini, davacı işbu karar doğrultusunda davalı şirket aleyhine----- İcra Dairesi ----- Sayılı dosyası üzerinden ilamlı icra başlatmış olup müvekkil şirket tarafından da icra dosyasına, 19.10.2022 tarihinde 83.839,60-TL maddi tazminat ve işlemiş faiz ödemesi yapıldığını, davacı, huzurdaki dava ile kaza tarihi ve tahsilat tarihi arasında 6 yıl geçmiş olması bahsiyle yapılan ödemeye dair munzam zarar bedelinin tahsilini talep ettiğini, davacı talebinde, munzam zarar oluştuğu aracın ödeme tarihi ile kaza tarihi arasındaki rayiç değeri arasında fahiş bir farkın bulunduğu ve ödeme tarihindeki rayiç bedelinin 800.000-TL olduğunu belirttiğini, buna rağmen, huzurdaki davada 500,00-TL munzam zarar olarak belirleyerek belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, somut olayda davalı şirket davacıya ait aracın kasko sigortacısı olup yargılama sonucu tespit edilen tazminatı bedelini davacıya ödediğini, nitekim işbu munzam zarar meydana geldiği iddia edilirken, davalı şirketin temerrüte dahi düşürülmediğini, davaya konu kaza sebebiyle yargılama sürecinin uzamasında davalı şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, davalı şirketin Anayasal haklarını kullanması ile davacının iddia ettiği munzam zarar atasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını, taraflar arasında düzenlenen poliçeye göre; davacıya ait araç, kaza tarihi itibariyle aracın rayiç değerine göre teminat altına alındığını, davacı taraf ile davalı şirket arasında ticari bir ilişki bulunmadığı gibi davacının aracının ticari araç statüsünde olması ya da davalı şirketin tacir olması uyuşmazlığı tek başına ticari dava haline getirmeyeceğini, bu bağlamda uyuşmazlığa uygulanması gereken faiz türü yasal faiz olup, faizin temerrüt tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, belirtilen sebeplerden ötürü; davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.

DELİLLER

-----İcra Dairesinin -----Esas sayılı dosyası, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Kararı, Sigorta Poliçesi, Hasar Dosyası, -----Noterler Birliği Trafik Tescil Kayıtları, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Kayıtları, ----- Kayıtları,----- Kayıtları, Dosyadaki Sair Bilgi Ve Belgeler. İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIALAR, DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI: Dava, 6098 Sayılı TBK'nin 122. maddesi uyarınca davalı sigorta şirketinden munzam(aşkın) zararın tahsili istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi yollamasıyla 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak başta zorunlu arabuluculuk olmak üzere dava şartları, taraf sıfatı, hak düşürücü süre gibi resen incelemeye tabi hukuki hususlar denetlerek ön inceleme duruşması icra edilmesine müteakip uyuşmazlık belirlenmiş ve dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığından bu kez sulh teşviki yapılmasına karşın duruşmada hazır bulunan davacı vekilinin beyanına göre tarafların sulh yolunu tercih etmediklerinin anlaşılması üzerine tahkikata geçilerek tahkikat işlemleri ve delillerin incelenmesi tamamlanmış, karar duruşmasına katılan davacı vekilininin son sözleri de dinlenip zapta yazılarak aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve anlaşmazlık üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamaya değinmekte yarar vardır. 6098 Sayılı TBK’nin 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.

Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (-----). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir.

Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nin 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ------ Tarihli benzer uyuşmazlıkta verdiği emsal karar gerekçesinde işaret edildiği üzere; Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nin 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nin 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nin 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.

Mahkememizce davacı vekiline işbu konuda süre verilerek delillerin somutlaştırılması istense de davacı vekili tarafından dava dilekçesinde öne sürülen tezler ve talepler tekrarlanmakla yetinilmiştir. Bu itibarla; davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nin 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır.

Yukarıdaki yapılan genel açıklamalar ve yapılan yargılama ışığında somut olaya baktığımızda; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.

Mahkememizce hukuki dinlenilme ve ispat hakkı kapsamında davacı vekiline işbu konuda süre verilerek delillerin somutlaştırılması istense de davacı vekili tarafından herhangi bir beyanda bulunulmamış, dosyanın bilirkişiye verilerek zarar yönünden rapor alınması talep edilmiştir. Davacının iddiasının doğrudan ülkedeki enflasyondan kaynaklandığı ve uyuşmazlığın çözümü için teknik bilgiye ihtiyaç bulunmadığı anlaşılmakla usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek bilirkişi incelemesi talebi yerinde görülmemiştir. Burada olayın temelinde yer alan davalı sigorta şirketinin temerrütü olgusu kusurdan değil, doğrudan yasadan kaynaklanmaktadır. Buna göre temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde ileri sürülüp somut olarak ispat edilememiş olması ve aynı zamanda davalının temerrütünün yasadan kaynaklanması nedeniyle davanın doğrudan esastan reddine karar verilmiştir. (AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1, 6 , TBK, 122, 117/1, KTK,97,99, TTK,16/1,18/2, HMK, 25/2, 26, 27/2/b,30, 31, 107, 187/1, 190, 194, 198, 266/1, )Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Yine bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen dava şartı arabuluculuk ücretinin de taraflar toplantıya katıldığından az yukarıdaki esaslar çerçevesinde davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmiştir. Mamafih, karar tarihi itibariyle dava değeri miktar itibariyle kesinlik sınırının altında olmasına rağmen, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması karşısında ; davanın alacak tam ve kesin olarak belirlenmeden ilk açıldığı bedel üzerinden tümden reddedilmiş olmasına göre muhtemel talep artırımı halinde dava değerinin her zaman kesinlik sınırını aşma ihtimali bulunduğu anlaşılmakla, kesinlik sınırının kamu düzenini ilgilendirmesi, hak arama hürriyeti ve hukuki dinlenilme hakkı da gözetilerek istinaf kanun yolu açık bırakılmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.)Davanın REDDİNE,

2.)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3.)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 179,90 TL harçtan mahsubuyla bakiye 247,7‬0 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,

4.)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,

5.)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1, 13/2 maddeleri uyarınca hesap ve takdir olunan 500,00 TL nispi vekalet ücretinın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6.)Davalı tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka bir yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

7.)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; -----Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.