40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2021/1808
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 05/03/2021
NUMARASI: 2016/1020 (E) - 2021/110 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 19/03/2015 tarihinde, meydana gelen trafik kazası neticesinde müvekkili ...'nın yaralandığını, kazaya plakası ve sürücüsü belirlenemeyen aracın neden olduğunu, kazaya karışan araca ilişkin ZMSS poliçesi olmadığından ...'nın sorumlu olduğunu belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacı için 2.500 TL iş göremezlik tazminatının ihtarnamenin tebliğ tarihinden 8 iş günü sonrası olan 01/09/2016 tarihinden itibaren ticari temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 02/12/2020 tarihli talep artırım dilekçesiyle talebini 45.799,76 TL'ye artırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulü ile 22.899,86 TL maddi tazminatın 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı istinaf başvurusunda bulunan davalı vekili dilekçesinde özetle; dosya münderecatından plakası tespit edilemeyen aracın varlığı ve kazanın gerçekleştiği ispat edilmemişken ve bu kadar az veri mevcutken plakası tespit edilemeyen araca kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, yargılama aşamasında defaaten alınan kusur raporlarında da davaya konu kazanın oluş şekli hakkında kanaat edinilemediğinden kusur dağılımı yapılamadığını, plakası tespit edilemeyen aracın varlığının ve trafik kazasına sebebiyet verdiğinin başvuran tarafça ispatı gerektiğini ancak kaza tespit tutanağı tutulmamış olması, kaza ile ilgili başka bir aracın varlığına ilişkin hiçbir bilgi ve belge, görgü tanığı, kamera kaydı olmaması sebebiyle başka bir aracın varlığını ve kusurunu ispatlayamadığını, kaza tarihinden 5 yıl sonra yapılan keşfe istinaden alınan kusur raporunda sadece davacının beyanları alınarak plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen araç sürücüsüne kusur atfetmenin oluşa ve hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediğini, davacının fiziksel muayenesinin yapılmadığını, müvekkili kuruma ibraz edilen maluliyet raporu mevzuata uygun olmadığından başvurunun da usulüne uygun olmadığını ve davanın usulden reddi gerektiğini, maluliyet raporunun Erişkinler İçin Engellilik Degerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak tanzim edilmesi gerektiğini, aktüer raporunda davacının askerlik süresinde gelir elde edemeyeceği gözetilerek hesap yapılması gerekirken bunun yapılmadığını, temerrüt tarihinin hatalı tespit edildiğini dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir. Davacı tarafça 19/03/2015 günü, davacının idaresindeki bisiklet ile plakası tespit edilemeyen aracın çarpışması sonucu dava konusu kazanın meydana geldiği ileri sürülerek eldeki dava açılmıştır.
1.Kusura yönelik istinaf itirazının incelenmesi; Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/12887 soruşturma sayılı dosyasının incelenmesinde; mağdur ...'nın 22/03/2015 tarihinde kollukta alınan ifadesinde; bisikleti ile giderken plakasını ve modelini bilmediği, sürücüsünü görmediği bir otomobilin kendisine çarptığını, yere düştüğünü, hastanede kendisine geldiğini, çarpmadan dolayı sağ ayağının kırıldığını beyan etmiş,kollukça düzenlenen araştırma tutanaklarında olay yerini gören kamera kaydının bulunmadığı, görgü tanığı tespit edilemediği belirtilmiş, Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca suçun failleri bulunamadığından daimi arama kararı verilmiştir. Olayın hemen akabinde Batman Bölge Hastanesi tarafından düzenlenen 19/03/2015 tarihli adli rapor, Batman Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmaya ilişkin evrakı ve ATK tarafından düzenlenen maluliyet raporuna göre, olayın trafik kazası olduğu sabit olduğundan, davalı vekilinin bu yöne ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince, talimatla mahallinde keşif yapılarak alınan 25/12/2019 tarihli bilirkişi raporunda; kazanın oluşumunda plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün asli, davacı bisiklet sürücüsünün ise alabileceği herhangi bir tedbir bulunmadığı, trafik mevzuatını ihlal eden herhangi bir davranışının olmadığı tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesi tarafından ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan 20/10/2020 tarihli raporda; kazanın; yerleşim yeri içerisinde, 3 yönlü T şeklindeki kavşak mahallinde meydana geldiği, kazanın oluş şeklini detaylı bir şekilde açıklayan beyan, kamera kaydı bulunmamakla birlikte 25/12/2019 tarihli bilirkişi raporu içeriğinin kabulü ile davacı sürücü ...'nın kusursuz olduğu, plakası belirsiz aracın kimliği belirsiz sürücüsünün idaresindeki vasıta ile tali yol konumundaki Bahar caddesinden sola dönüşle ... sokağa katılım yapmadan evvel çift yönlü yoldaki araçların hız ve mesafelerine ilişkin gerekli-yeterli kontrolleri yapması, ilk geçiş hakkını yaklaşmakta olan sürücü ... idaresindeki araca bırakması ve dönüşünü geniş bir açı ile gerçekleştirmesi gerekirken bahsedilen bu hususlara riayet etmediği, dar kavisle sola dönüş yapmak üzere kontrolsüz bir şekilde manevra yaparak, Bahar caddesinde yolun sağını takiben yaklaşan motosikletin istikametini kapattığı olayda %100 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince alınan 25/12/2019 tarihli bilirkişi raporu ile ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan 20/10/2020 tarihli raporun dosya kapsamına uygun ve birbiriyle uyumlu olduğu anlaşılmakla mahkemece, plakası tespit edilemeyen aracın kimliği belirsiz sürücüsünün % 100 kusurlu kabul edilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
2.Maluliyet raporuna yönelik istinaf itirazının incelenmesi; İlk derece mahkemesince hükme esas alınan, ATK 2. İhtisas Kurulunun 24/12/2020 tarihli raporunda; Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre davacının %3.3 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceği tespit edilmiştir.TBK'nin 54. maddesi kapsamında açılan davalarda, maddede öngörülen meslekte kayıp oranının belirlenmesinde yargısal uygulamalarda, kaza tarihi itibarıyla ayırım yapılarak kaza tarihi 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartlardaki atıf gereğince 01/06/2015-20/02/2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak maluliyet raporu alınması gerektiği kabul edilmektedir.Eldeki davada olduğu gibi, TBK'nın 54. maddesi kapsamında çalışma gücünün azalmasından doğan kayıp nedeniyle açılan davalarda, beden ve ruh tamlığı ihlallerinin, zarar görenin sanatına veya mesleğine yapmış olduğu etkinin ve bunun oranının gözetilmesi ile belirlenmesi gerekir. 2918 sayılı kanunun 90. maddesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar anılan kanunda öngörülen usul ve esaslara tabi olup ayrıca bu kanunda düzenlenmeyen hususlarda TBK'daki haksız fiillere ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Bu maddedeki, maddi tazminatın genel şartlara göre hesaplanacağına ilişkin ibareler, Anayasa Mahkemesi’nin 17/7/2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının belirlenmesi bakımından (somut olayda) kaza tarihi itibarıyla yargısal uygulamalarda uygulanması kabul edilen Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği yürürlükte olduğu gibi, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği de yürürlüktedir. Bu yönetmeliğin (Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği) "Dayanak" başlıklı 3 üncü maddesinde; 5510 sayılı Kanunun 107 nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlandığı belirtilmiş; "Kapsam" başlıklı 2 nci maddesinin (1) numaralı bendinde de yönetmeliğin, "5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalıların iş kazası ile meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hâllerinin meslekte kazanma gücünü ne oranda azaltacağına, "ilişkin usul ve esasları kapsadığı belirtilmektedir. Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğinin "Dayanak" başlıklı 3 üncü maddesinde bu Yönetmeliğin, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 25 inci, 28 inci, 47 nci, 94 üncü, 95 inci ve 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 41 inci maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlandığı; yine anılan Yönetmeliğin 1 inci maddesinde Yönetmeliğin amacı, "31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre sigortalı sayılanlar ve bunların bakmakla yükümlü oldukları veya hak sahibi çocuklarının maluliyetinin tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde açıklanmıştır. Yönetmeliğin kapsamı ise 2 nci maddede; "5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre sigortalı sayılanlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları veya hak sahibi çocuklarını kapsar."olarak öngörülmüştür. Bu açıklamalara göre, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 4 üncü maddesindeki tanımıyla, çalışma gücünün en az %60 ının hangi hallerde kaybedildiğinin tespiti için düzenlenmiş, yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği liste halinde gösterilmiş, kapsama girmeyenler için bir oran belirtilmemiştir. Yönetmelikte sadece Ek-1 bölümü bulunmaktadır. Bu bölümde vücudun bölümlerinde malulen emeklilik için gerekli görülen çalışma gücünü %60 oranında kaybettiren araz ve hastalıklar yer almakta olup bu araz ve hastalıkların çalışma gücünü hangi oranda (yüzde olarak) azalttığı belirtilmemiştir. Bu nedenle sadece bu cetvel kullanılarak, tazminat hesabında en önemli parametre olan çalışma gücü kaybı oranının belirlenmesi olanağı bulunmamakta, bilirkişi tarafından Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği ekindeki cetveller kullanılmaktadır.Bunun dışında, Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde, meslek hastalıklarına, meslekte kazanma gücü kaybına, meslek grup numaralarına, arıza ağırlık ölçüsünün meslek gruplarına göre değişimine ilişkin cetveller ile meslekte kazanma gücünün kişinin yaşına göre değerini belirten cetvelin bulunmadığı, arıza ağırlık ölçülerinin karşılığında sınırlı sayıda mesleklerin yer aldığı; buna karşılık Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin, amaç ve kapsam olarak tazminat hukuku ilkeleri bağlamında hükümler içerdiği gibi haksız fiile maruz kalan kişideki travmatik lezyonlar ile birlikte meslek veya iş türü, meslek grup numaraları, iş kolları ve kişilerin yaşlarına yönelik ayrı ayrı cetveller içermektedir. Bu itibarla tıbbi kıyas/takdir metoduna elverişli olması ve bilirkişinin/adli tıp uzmanının yorumuna olanak tanıması nedeniyle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenen ATK 2. İhtisas Kurulunun 24/12/2020 tarihli raporunun hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.
3.Aktüer raporuna ve faiz başlangıç tarihine yönelik itirazların incelenmesi; 01/06/1999 doğumlu olan davacı kaza tarihinde 16 yaşındadır.Hükme esas alınan 30/11/2020 tarihli raporda askerlikte geçireceği sürede (6 ay) gelir elde edemeyecek olan davacı için, askerlik süresindeki zararın hesaba dahil edilmesi doğru değil ise de belirtilen raporda davacının toplam 45.799,76 TL maddi zararının bulunduğu tespit edilmiş, mahkemece geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerinden SGK'nin sorumlu olduğu gerekçesiyle hesaplanan tazminatın daha azına karar verilmiş ise de davacı vekilinin karara yönelik istinaf başvurusu bulunmadığından kararın kaldırılma nedeni yapılmamıştır.Davacının zararı daha fazla olmasına rağmen daha azına karar verildiğinden davalı vekilinin askerlik süresinin hesaba katılmadığına yönelik itirazı kabul edilmemiştir. Davacı tarafça 18/08/2016 tarihinde davalı ...na başvuruda bulunulduğu, davalının 8 iş günü sonrası olan 01/09/2016 tarihinden itibaren temerrüde düştüğü anlaşılmakla bu tarihten itibaren faize karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 1.564,28 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 391,07 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.173,21 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 05/03/2024