14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2202
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 01.06.2023
NUMARASI: 2021/43 Esas - 2023/491 Karar
Taraflar arasındaki tasfiye memurlarının sorumluluğuna dayalı açılan tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, taraflar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...’nin 1995 yılında kurulmuş ... A.Ş. kurumunda ... hesap adına 20.092,00 (148.443,714 TL) Amerikan doları ve ... hesap adına 4.793,36 (43.109,0832 TL) Euro yatırdığını, ancak ... A.Ş 2001 yılında kapatıldığında yaklaşık 200 bin müşteri ile birlikte Müvekkilinin mevduatının da kurumun hesabında kaldığını ve 19 yıldır da söz konusu mevduatın halen dahi Müvekkiline ödenmediğini, BDDK'nın resmi yazısı gereği iş bu kurumun "Türk Ticaret Kanununun 434 ve devamı maddeleri gereğince ve Anonim Şirketler hakkında uygulanan genel hükümlere göre" tasfiye edilmekte olduğunu, Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin tasfiyesi Türk Ticaret Kanununun 536 ve devamı maddelerine göre yürütülmekte olup; denetiminin de T.C. Ticaret Bakanlığı kanalıyla yapılmakta olduğunu, söz konusu tasfiye sürecinin tam 19 yıldır aynı Tasfiye Kurulu üyelerince kasten ve bilinçli bir şekilde sonlandırılmamakta ve tasfiye sürecinin sonlanacağı tarihe ilişkin kanuni bir üst sınırlama olmadığı gibi gerçek, resmi veya gayri resmi bir açıklamanın da yapılmamakta olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun 553. Maddesi uyarınca iş bu davanın Tasfiye Kurulu Üyelerine karşı açılmasının bir zorunluluk arz etmekte olduğunu, 23 Şubat 2001 tarih ve 5246 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nde, şirketin tasfiye kurulunun, eski yönetim kurulu üyeleri olan ..., ..., ... müteşekkil olduğunun ilan edildiği, uzun yıllar yukarıda ismi zikredilen tasfiye memurları ile tasfiye sürecini yönettiklerini, iş bu kurumun faaliyet izninin BDDK tarafından kaldırılmasının sebebi olan “yönetim ve denetimini elinde bulunduran ortaklarının Kurum kaynaklarını Kurumun emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek biçimde doğrudan veya dolaylı olarak kendi lehlerine kullanmaları konusu olduğunu, Ticaret Sicili Gazetesindeki 28.01.2001 ilanda Yönetimde yer alan yukarıda isimleri zikredilen Yönetim Kurulu Üyelerinin tamamının haklarındaki olumsuz BDDK Kararına rağmen Tasfiye sürecini yönetmek için tasfiye memuru olarak göreve başladıklarını, bu durumun tasfiyenin bitmek bilmez sürecinin zaten olumsuz başlangıcı olduğunu ve mudilerin zararlarının bu ve bunu gibi tasfiye kurulu kararları gün geçtikçe artmış olduğunu, bu kişilerin nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı aynı zamanda bir ceza davası ile de karşı karşıya kaldıklarını, ... A.Ş yöneticileri hakkında açılmış olan nitelikli dolandırıcılık davasının Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmüş ve iş bu dava neticesinde ... zarara uğrattıkları gerekçesiyle ... ve ... de bulunduğu 10 sanık hakkında açılan davada, şirkette bir sıfatı olmayan ... beraat etmiş ve oğlu ... nitelikli dolandırıcılık suçundan 1 yıl 4 ay hapis cezası aldığını, Bu davada davalı tarafın Tasfiye Kurulu mensupları olmasının en temel sebebinin; şirket malvarlığı ve değerlerini kendi çıkarlarına kullanmış olan ve bu konuda ceza kovuşturmasına dahi maruz kalan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bazılarının Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin Tasfiye Kurulu’nda bilfiil çalışmaları ve kasıtlı olarak tasfiye sürecini sabote etmeleri olduğunu, İş bu davada asli kusurlu tarafın, davalı tarafı teşkil eden Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin Tasfiye Kurulu üyeleri olduğunu, Tasfiye memurlarının sorumluluğunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda düzenlendiğini, birbirine paralel düzenlemeler olmakla birlikte, tasfiye memurlarının, tasfiye halindeki şirketlerin kanuni temsilcileri olduğunu, TTK ve esas sözleşmesine aykırı davranarak sebep olacağı zarardan şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulmakta olduklarını, Tasfiye sürecinin 2001 yılından 2020 yılına kadar devam etmiş olmasının ve halen dahi ne zaman sonlanacağının öngörülememesinin başlı başına bir kusur sebebi olduğunu, Tasfiye sürecinin tasfiye halinde ... A.Ş.’nin tasfiyeye girmesinde rol oynayan eski yönetim kurulu üyeleri tarafından uzun yıllar yürütüldüğünü, Tasfiye kurulunun ödemeleri bildirilen sürede ve bildirilen sıralama ile yapmadıklarını, Tasfiye halinde ... A.Ş.’nin sürekli bir şekilde yüksek meblağlarda malvarlığı elden çıkarmasına rağmen mudilere yapılan ödemelerin yapılmaması ve yapılmaya başlanan ödemelerde ciddi aksaklıkların mevcut olmasının iş bu tasfiye sürecinin kusurlu bir şekilde yürütüldüğünün göstergesi olduğunu, Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin tam 4 yıldır olağan genel kurulu yapmadığı gibi ilgili yıllara ilişkin faaliyet raporu tasfıye kurulu raporunun da yayınlamadığını, şirketin, aslında tasfiye sürecini sessizce fiiliyatta sonlandırmasına rağmen mudilerin bu konudan habersiz alacaklarını alabilecekleri günü beklemekte olduklarını, Ticaret Sicil Gazetesindeki ilgili şirkete ilişkin ilanlar incelendiğinde en son ilanın 26.02.2019 tarihinde olduğunu ve bu ilanda iki yıldır yapılmamış olan 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantı gün ve gündemlerinin ilan edildiğinin görüleceğini, Tasfiye Halindeki ... A.Ş.’nin 2017 -2018 – 2019 – 2020 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantılarını yapmadığını, Şirkette 2020 yılında tasfiye kurulu memurlarının faaliyetlerini tamamen sonlandırmış olduklarını, Müvekkilinin iş bu alacağını alamamaktan doğan ciddi miktarda hem maddi hem manevi zararının bulunduğunu belirterek, müvekkili ...’nin ... A.Ş firmasının hesabında bulunan mevduatın ödenmemesi nedeni ile oluşan dava tarihi itibari ile 191.552,798 TL’lik maddi zararın 50.000,00 TL’lik kısmının ve manevi zarar kalemi olarak da 50.000 TL’nin; kâr payı, munzam zarar ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince işleyen avans faizi ile birlikte taraflarına ödenmesini, iş bu davadaki yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, savunmasında özetle; davanın usul bakımından reddinin gerektiği, huzurdaki davaya konu ihtilafın, arabuluculuk işlemine tabi olup, arabuluculuk müracaatı yapılmadan açılan işbu davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, huzurdaki davada, müvekkili ... ve ... için dava şartı olan Arabuluculuk müracaatı yapılmadan ve arabuluculukla ilgili görüşme ve tutanaklar hazırlanmadan açılmış olup, bu nedenle işbu davanın öncelikle dava şartı noksanlığından dolayı usul yönünden reddinin gerektiğini, Davacı ile müvekkilleri arasında borç doğurucu hiçbir hukuki işlem ve nedenin olmadığı, bu nedenle, işbu davada müvekkili davalıların taraf olmasının hukuken mümkün olmadığını, davanın belirtilen nedenlerle pasif husumet yokluğu nedeniyle reddini talep ettikleri, davacı ile dava dışı tasfiye halindeki ... A.Ş. arasında Kar ve Zarara katılım akdinin mevcut olduğu, bu akdin tarafı olmayan müvekkillerin aleyhine açılan işbu davanın hukuken dinlenemez olduğunu, dava dilekçesinde müvekkili davalıların dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin Tasfiye Memurları gösterildiği, ancak, müvekkili ...’in 26.04.2013 ile 28.03.2014 tarihi arasında görev aldığı ve 2013 öncesi ve görevinin sona erdiği 28.03.2014 tarihinden sonra herhangi bir görev almadığ, yine müvekkili ...’ın hiçbir zaman tasfiye kurulunda görev almamış olduğu, müvekkil ...’un ise 2014 yılı mart ayında tasfiye kuruluna seçilmiş olup, 2014 yılından önce herhangi bir görevinin bulunmadığı, bu nedenle dahi işbu müvekkiller yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddinin gerektiği, dava dışı adı geçen kurumun tasfiye memurları aleyhine sorumluluk davası açılabilmesi için kurumun iflası, yöneticilerin ayrıca kusuru ve davacının net bir alacağının olması gerektiği, hâlbuki dava dışı ... A.Ş.’nin iflas etmediği, davacının dava dışı kurumdaki alacağı, kar ve zarara katılım hesabı olduğu için net bir alacağının da olmadığı, tasfiye sonucunda belli olacak bir hesap ilişkisinin var olduğu, bu nedenle adı geçen kurum yöneticilerinin de sorumluluğu bulunmadığı gibi tasfiye sürecinin ise halen devam etmekte olduğu, davanın esas bakımından da reddinin gerektiği, dava dilekçesinde alacaklı olarak bildirilen davacının alacağının kar ve zarara katılım akdine dayanmakta olup, bu hesabına yönelik olarak davacının ne dava dışı tasfiye halinde ... A.Ş.’den ne de müvekkillerden henüz kesinleşmiş, muaccel ve likit bir alacağının bulunmadığı, alacaklının dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş. uhtesindeki kar ve zarara katılım sözleşmesinden kaynaklanan hak ve alacaklarının, asıl sorumlu olan şirket yönünden henüz kesinleşmiş, muaccel ve likit olmuş bir alacak olmadığı ve dava dışı şirketin tasfiye işlemleri tamamlanmadan davacının alacak talebinde bulunamayacağının İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/508 Esas sayılı dosyası, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/304 Esas, 2019/345 Karar, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/219 Esas, 2015/805 karar, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/382 Esas ve 2017/58 Karar sayılı ve dosyalardan ve diğer birçok mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş ilam ile sabit olduğu, hal böyle iken, Tüzel Kişilik yönünden hukuken talep edilebilir nitelikte olmayan bir alacağın, aynı tüzel kişiliğin yetkililerinden talep edilebilir olacağından söz edilmesinin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, genel hükümlere göre görülen ve dava sonunda verilen hükmün kesin hüküm teşkil ettiği, sebebi ve konusu aynı ve fakat tarafları farklı olan, kar ve zarara katılma hesabına müsteniden açılmış benzer alacak davalarında, muhtelif mahkemelerden davanın reddi yönünde kararlar verilmiş ve bu kararların da Yargıtay ilgili hukuk daireleri tarafından onanmış olduğunu, davanın zamanaşımına uğramış olduğu, 6102 sayılı yasanın 285/3 maddesi gereğince; Tasfiye memurlarının vermiş olduğu zararlardan dolayı açılacak olan davaların davacının, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren iki yılda ve her halde zararı doğuran fiilden itibaren beş yılda zamanaşımına uğrayacağı, davacının Müvekkilleri tarafından uğratılmış olduğu kesin ve somut bir zararı olmamakla birlikte; böyle bir zarar olması halinde dahi davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava dışı şirketin henüz tasfiye işlemlerinin devam etmekte olduğu, bu nedenle davaların haksız taleplerinin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığı, dava dışı Şirketin tasfiyesinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı gözetiminde devam etmekte olduğu, her yılsonunda faaliyet yılına ait bilançoların çıkartılmakta, genel kurul onayına ve yetkili sicil memurluklarının tasdikine sunulmakta olduğu, Müvekkillerin, yetkili organlarda yapılan seçim üzerine başladıkları görevlerine, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının gözetim ve denetimi altında, TTK hükümlerine göre ve tüm yasal mevzuata uygun olarak tasfiye işlemlerini sürdürmekte oldukları, Müvekkillerinin tasfiye kurulu üyesi oldukları dava dışı kurumun tasfiyesinin halen devam ettiğinin onlarca kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olduğu, bu itibarla, tasfiye memurları hakkında, halen tasfiye devam etmekte iken, tasfiyenin bitmiş olduğu ve buna rağmen Kar ve Zarar dağıtımının yapılmadığından bahisle, iş bu davanın açılmasının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup, davanın iş bu yön gözetilerek de reddi gerektiğini, müvekkillerinin, davacıya hiçbir borcunun olmadığı, davacının davasına esas teşkil eden iddialarının hiçbirinin gerçek olmadığı, Müvekkillerinin davacı ile hiçbir ticari ve hukuki bir ilişkisinin olmadığı, Müvekkillerinin davacıya herhangi bir borcunun da olmadığı, bu nedenle davacıların sözleşmeden dolayı yalnızca adı geçen kuruma dava ikame etmesi gerektiği, davacının husumeti yanlış tevcih ettiği, bu nedenle dava şartları gerçekleşmeyen ve hukuki dayanaktan tamamen yoksun olan davanın reddi gerektiği, ilamları ve buna benzer birçok kesinleşmiş Yargıtay ilamları ile de dava harici kurum aleyhine açılan itirazın iptali, alacak, kar ve zarara katılım davaları gibi davaların tamamında; konunun hukuki ve ticari bir durum olduğu ve tasfiye sürecinin sonucunun beklenmesi gerektiği kesinleşen kararlar ile hükme bağlanmış olduğu belirtilerek, davanın dava şartı olan arabuluculuk işlemine tabi olması ve müvekkilleri ... ve ... yönünden arabuluculuk müracaatı tamamlanmadan açılması nedeniyle öncelikle işbu davanın usulden reddine, husumet yokluğu yönünden davanın reddine, davanın zaman aşımına uğraması sebebiyle reddine, gerek “zarar” ve “tasfiyenin sona ermemiş olması” ve bu hususların davada ön şart teşkil etmesi ve bu ön şartların bulunmaması yönünden davanın reddine, esasa dair diğer beyan ve savunmaları gereğince müvekkiller, aleyhine haksız ve yersiz olarak açılan davanın reddine, masraf ve avukatlık ücretinin de davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... somut uyuşmazlıkta tasfiye memurlarının kanuna (TTK m.
542.aykırı davrandıkları ve kusurlu oldukları kabul edilmiştir. Davalıların sorumluluğuna ilişkin olarak diğer koşul ise davacının uğradığını iddia ettiği zarara ilişkindir. Davacı, dava dışı ...’tan olan alacağının tamamını huzurdaki davada maddi zarar kalemi olarak talep etmektedir. Ancak dosya kapsamında yapılan mali incelemelerde tespit edildiği üzere, davacının dava dışı ... karşı alacak hakkı devam etmekte olup, davalıların buna ilişkin herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. Hal böyle iken, tahsil edilemeyen alacak hakkının bütünüyle zarar kalemi olarak sorumluluk davasında talep edilmesi mümkün değildir. Mahkememizce, davacının 19 yıldır alacağına kavuşamamış olması, alacağına kavuşsa dahi paranın alım gücünde meydana gelen azalma gözönünde bulundurularak takdiren TBK 50/2 uyarınca davacının 50.000TL maddi zarara uğradığı kabul edilmiş ve belirlenen bu miktarın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin ise reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.Davacı tarafın manevi tazminat talebi bakımından yapılan inceleme de; yürürlükte olan TBK'nın 58. ve TMK'nın 24. maddelerinde korunan kişisel hakların ihlalinden doğan bir eylem sözkonusu olduğunda manevi tazminat adıyla yapılacak bir ödeme kişilik hakları saldırıya uğrayan kişi ya da kişilerde manevi tatmin duygusunu tatmin eder. Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, kusur varsa zararın tazminini ve bu kapsamda manevi zarar sebebiyle de manevi tazminatın ödetilmesini isteyebilir. Bu kapsamda somut olayda davacı taraf, tasfiyenin usulüne uygun yapılmaması sebebiyle alacağına kavuşamadığını gerekçe göstererek manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de dosya kapsamı itibari ile davacı taraf, alacağına kavuşamamaktan dolayı manevi zarar gördüğünü somut deliller ortaya koyamamıştır. Bu nedenle Borçlar Kanununun 58. maddesi uyarınca manevi tazminat talebinin koşullarının oluşmaması nedeni ile reddine dair karar vermek gerek..." gerekçesiyle, davanın ... yönünden yönetici olmaması nedeniyle pasif husumetten reddine, diğer davalılar yönünden maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile TBK 50/2 uyarınca belirlenen 50.000TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin reddine, koşulları oluşmaması nedeniyle davacı tarafın manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, taraflar vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili ...' nin dava sırasında 27.09.2021 tarihinde vefat ettiğini, mirasçılarının davaya devam ettiklerini, mahkemece karar başlığında mirasçılarının gösterilmemesinin usul ve yasaya aykırı olup, düzeltilmesi gerektiğini, Müteveffa davacı ...' nin davalıların yöneticisi olduğu ... ta ... hesap numarası ile 20.092,00 USD ve ... hesap numarasında 4.793,36 EURO tasarrufunun bulunduğunu, dava dışı şirketin 2001 yılın kapatılarak tasfiyeye girdiğini, müvekkilinin halen alacağını alamadığını, tasfiyenin makul sürede sonuçlandırılmadığını, şirket kaynaklarının borç ödenmesi için kullanılmadığını, tasfiye kurulunun tasfiyeyi sonuçlandırmak gibi bir çabasının olmadığını, TTK da VUK nun da ve 6183 sy kanunda tasfiye memurlarının sorumluluğunun düzenlendiğini, mahkemece alınan son bilirkişi raporu ile davalı tasfiye memurlarının tasfiye sürecine ilişkin hukuki sorumluluklarını yerine getirmediklerinin net bir şekilde ortaya konulduğunu, mahkemenin ilk aldığı kök ve ek raporun dosya kapsamı ile uyumlu olmadığını, mahkemenin de bu raporlara itibar etmeyip aldığı yeni heyet raporunda tasfiye memurlarının sorumluluklarını ihlal ettiklerinin belirlendiğini, mahkemece maddi tazminat talebinin 50.000 TL üzerinden kabul edildiğini, ancak manevi tazminat talebinin reddedildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu, çünkü müvekkilinin manevi zararının da oluştuğunu, 21 yıldır alacağın ödenmemesi nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini, 21 yıldır bir kuruş dahi almadan müvekkilinin vefat ettiğini, buna rağmen manevi zararın oluşmadığını söylemenin mümkün olmadığını, müvekkilinin bu olayın stresi ile ilk duruşmadan dört gün sonra kalp krizinden öldüğünü, bu nedenle manevi tazminat talebinin reddi kararının hukuka aykırı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının manevi tazminata ilişkin bölümünün usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bu bakımdan kaldırılarak manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir.Davacı vekili ayrıca bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusuna karşı cevaplarını beyan etmiş ve bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.Davalılar ..., ... ve ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının hatalı değerlendirme ile ve daha önce verilip kesinleşmiş emsal yargı kararları dikkate alınmadan ve dosyada alınan bilirkişi raporları da dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, yeterli gerekçe mevcut olmadığını, kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,
TTK 542 maddesinden hareketle maddi tazminatın kısmen kabulüne dair verilen kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, Dosyaya emsal olarak sunulan kesinleşmiş mahkeme kararları ile 07.02.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda tasfiyenin usule uygun olarak devam ettiğinin,
TTK 542. Maddesi kapsamında görevlerine aykırı eylemleri bulunmadığının, tam tersine tasfiyenin halen devam etmesi nedeniyle tasfiye memurlarının sorumluluğuna gidilemeyeceğinin açıkça tespit edildiğini, daha önce verilip kesinleşen emsal yargı kararlarının da bu yönde olduğunu, Dosyada alınan 07.02.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunun sonuç kısmanda davacı idialarının yerinde olmadığının, davalıların işlemlerinden kaynaklı davacının herhangi bir zararının bulunmadığının ve dolayısıyla davalıların sorumluluklarının yasal şartlarının gerçekleşmediğinin açıkça tespit edildiğini, ayrıca davacı vekili tarafından başka müvekkilleri için aynı iddialarla açılan Bakırköy 3. ATM nin 2021/1134 E- 2023/203 K sayılı ilamında ve bu ilama dayanak bilirkişi raporunda istinafa konu eldeki dosyada alınana 07.02.2022 tarihli kök ve 01.07.2022 tarihli ek raporlardaki tespitlerde olduğu gibi; davalı tasfiye memurlarının hukuka aykırı eylemlerinin bulunmadğının, davacının dava dışı ... alacağı devam ederken, alacak hakkının bütünüyle zarar kalemi olarak talep edilmesinin mümkün olmadığını, bir zararın varılığının da kanıtlanmadığının, ... tasfiyesinin başladığı tarihten 31.12.2021 tarihine kadar 222.298 mudiden 202.417 mudiye ödeme yapılarak 19.881 mudiye gerilediği, yine 675.679.038 USD tutarlı toplam borcun 564.440.909 USD kısmının ödenerek borcun 111.238.129 USD ye gerilediğinin, yine 244.353.177 toplam EURO borcunun 190.679.954 EURO kısmının ödenerek 53.673.223 EURO ya indirildiğinin tespit edildiğinin, yine ... kullandırdığı kredilerin büyük kısmının kendi grup şirketlerine kullandırılan krediler olduğu, keza bu kredilerden toplam 130 mudiden 589.569.130 USD ve 184.945.341 EURO tahsilat yapıldığı, kalan tahsil edilecek rakamın 104 mudiden 130.593.959 USD ile 53.603.538 EURO olduğu, grup firmaları ile yapılan protokoller ile ödemelerin devam ettiği tespitlerinin yapıldığını, bu tespitlere göre ise davacıların eylemlerinden kaynaklı herhangi bir zarar bulunmadığının, dolayısıyla davalıların sorumluluğu şartlarının gerçekleşmediğinin tespit edildiğini, bu nedenlerle davanın reddi gerektiğini, Emsal nitelikteki Bakırköy 3. ATM nin 2018/304 E 2019/345 K sayılı dosyasında davanın reddine dair verilen kararın İstanbul Bam 43.HD' nin 2020/631 E- 2022/141 K sayılı kararı ile incelenerek istinaf başvurusunun reddedildiğini, anılan kararda müvekkillerinin sorumluluğu şartlarının mevcut olmadığının kesin olarak belirlendiğini, Davacı ile davalılar arasında borç doğurucu hiçbir hukuki işlem bulunmadığını, tasfiyenin de kanuna uygun devam etmesi nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ayrıca mahkemece her bir davalı bakımından sorumluluk sebebinin ortaya konulmadığını, müvekkillerinin şirket görev yaptıkları dönemde sorumluluğunu gerektiren hangi eylemleri bulunduğunun ortaya konulmadığını, ... iflas etmediğini davacının bu şirketten olan alacağının kar ve zarara katılım hesabından kaynaklı olup, net bir alacağının bulunmadığını, alacak miktarının tasfiye sonucunda belli olacağını, tasfiye devam ederken müvekkillerinin sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, Davacının dava dışı ... olan alacağının muaccel olmadığını, henüz kesinleşmiş, muaccel ve likit olmuş bir alacaktan söz edilemeyeceğini, nitekim emsal nitelikteki mahkeme kararlarında da bu hususun tespit edildiğini, kar ve zarara katılma hesabının hukuki niteliği itibariyle tasfiye süreci tamamlanmadan şirketteki kar ve zarar durumu ortaya çıkmayacağından alacağın muaccel olduğundan söz edilemeyeceğini,Bu nedenle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve müvekkilleri aleyhindeki davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.