Esas No
E. 2022/8694
Karar No
K. 2023/10391
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

10. Hukuk Dairesi         2022/8694 E.  ,  2023/10391 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2021/366 E., 2021/2533 K.
KARAR: Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 29. İş Mahkemesi

SAYISI: 2014/73 E., 2020/559 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ve davalı ... Kapı Otomatikleri San. Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar murisinin 23.11.2011 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat ettiğini belirterek müteveffanın nikahsız eşi, çocuğu ve babası için maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı Otomobil Dünyası...AŞ vekili verdiği cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... adı ile marfu Otomobil Alışveriş Mrkezinin yapı müteahhidi olduğunu, projenin dış cephesinin cam işlerinin yapılması için diğer davalı ... Kapı...Şti ile yüklenicilik sözleşmesi imzalandığını,cam işlerinin diğer davalı ... Kapı...AŞti tarafından itihdam edilen işçiler tarafından yapıldığını, ... in bu işçilerden biri olarak ilgili projede çalıştığını, 23.11.2011 tarihinde bir an dikkatsizlik ve tedbirsizliği ile ... şantiyesindeki su dolu çukura düşmek suretiyle hayatını kaybettiğini, kazada müvekkili şirketin kastı, suçu sayılı bir eylemi olmadığını, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tüm tedbirlerin eksiksiz alındığını, kazada ...'in tam kusurlu olduğunu belirterek davanın reddini talep ve müdafaa etmiştir.

2.Davalı ... vekili verdiği ceap dilekçesinde özetle; davacı ...'ın ... ile evli olmadığını, resmi nikalı olmadığını, bu nedenle bu kişi yönünden davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin müteveffanın çalıştığı şirkette iş güvenliği danışmanı olarak hizmet vediğini, bu nedenle olaylardan sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin İşverene karşı danışmanlık sorumluluğu olduğunu, başkaca mesuliyeti olmadığını, müvekkilinin iş güvenliği konusunda gerekli önlemleri aldırdığını, eksiklikleri kaydederek işverene bildirdiğini, işverenin buna uyup uymaması kendi insiyatifinde olduğunu, müvekkilinin yaptırım gücü olmadığını, kazada müteveffanın kusuru olduğunu, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini talep ve müdafaa etmiştir.

3.Davalı ... şirketi tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacı ... bakımından kısmen kabulü ile, 251.540,17 TL maddi, 70.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... bakımından kısmen kabulü ile, 28.107,83 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... bakımından kısmen kabulü ile, 70.212,99 TL maddi 50.000,00 TL, manevi tazminatın olay tarihi olan 23.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile adı geçen davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri

1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müteveffanın kusursuz olup ilk derece mahkemesinde aldırılmış olan rapordaki kusur oranına itiraz ettiklerini, iş kazasının meydana geldiği işlerinde çalışmasının yanı sıra şantiyede işveren tarafından sağlanan yerde barınma ihtiyacının karşılandığını, işçilerin barındığı yerin bodrum katta yer aldığını, bu yer ile iş kazasının meydana geldiği yerin birbirine çok yakın mesafede olduğunu, işçilerin barındırıldıkları yerden dışarı çıkabilmeleri için kaza mahallinden geçmelerinin zorunlu olduğunu, kaza mahallinin işçilerin dışarı çıkış güzergâhında bulunduğunu, dolayısıyla müteveffanın iddia edildiği gibi mesai saatleri dışında ve işi ile ilgili olmayan bir bölgede dolaşmadığını, bilakis şantiyeden dışarı çıkmak için kaza mahallini kullanmak zorunda kaldığını, kaza mahallerinde alınmış herhangi bir güvenlik önleminin bulunmadığını, işverenler tarafından alınmış bir güvenlik önlemi olmadığından müteveffanın iş güvenliği önlemine uymadığından bahsedilemeyeceğini, meydana gelen iş kazasında müteveffaya kusur izafe edilmesinin haksız olduğunu, müteveffaya kusur izafe edilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, hayatın olağan akışına göre müteveffanın inşaat işinde çalıştığı dikkate alınarak asgari ücret üzerinde bir maaşla çalıştığının açık olduğunu, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması doğrultusunda 1.300,00 TL üzerinden talep arttırımı gerçekleştirildiğini, bu dilekçesinin mahkemece dikkate alınmadığını, SGK kayıtları dışındaki tüm kayıtların müteveffanın asgari ücretin üstünde bir ücret aldığını belirttiğini, Yargıtay uygulamasında belirtildiği üzere bordroların tek başına delil olamayacağını, emsal ücret araştırması ve tanık ifadeleri dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiğinin vurgulandığını, bilirkişi tarafından asgari ücrete göre hesaplama yapılması sonucu yerel mahkemece hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak hatalı hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının, tanık beyanlarını ile sendika cevaplarının dikkate alınmadığını, Mahkemece itirazlarının neden reddedildiği, hangi sebeple dikkate alınmadığının açıklanmadığını, denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğunu, manevi tazminatın amacının zararın giderilmesinin değil, zarar görenin elem ve üzüntüsünün elden geldiği ölçüde denkleştirilerek tatmin edilmesi olduğunu, tayin edilen manevi tazminatın kişinin manevi zararını tam olarak gideremese de bir ölçüde de olsa bunu giderecek ve tatmin edecek bir miktarda olması gerektiğini, davacılardan ... müteveffanın babası olup müteveffadan başka kimsesinin olmadığını, davacılardan ...'in nüfus kayıtlarından da anlaşılacağı üzere 29.10.2010 doğumlu olup müteveffa vefat ettiğinde sadece bir yaşında olduğunu, müvekkilinin babasını hiçbir şekilde göremediğini, tanıyamadığını ve baba sevgisinden yoksun bir şekilde büyüdüğünü, davacı ... 'ın ise müteveffanın eşi olup, Hivnur Gezicierin annesi olduğunu, müteveffa vefat ettiğinde ise 26 yaşında olduğunu, müteveffadan başka desteğe sahip olmadığını, bu nedenle manevi tazminat taleplerinin tamamının kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

2.Davalı ... Kapı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olayın iş saati dışında ve müvekkilinin sorumluluğunun olmadığı bir alanda meydana geldiğini, mesai saatleri dışında barınma ve kontrol görevinin Otomobil Dünyası İnş.Tur.San.Tic.A.Ş'nin sorumluluğunda olduğunu, müvekkilinin dava konusu olayın gerçekleşmesinde hiçbir kusurunun olmadığını, olay günü mesai bitiminden sonra şantiye içinde bulunan koğuşlardan çıkarak katlarda dolaşan kazazede işçilere verilen kusur oranın az olduğunu, tanık ... ve kazazede ...'ın katların karanlık olduğunu söylediğini, işbu hal karşısında katların karanlık olduğunu ve tehlikeli ortamın mevcudiyetini bildiği halde mesai bitiminden sonra koğuşlardan çıkarak şantiye de dolaşan kazazede işçiye verilen kusur oranını az olduğunu, müteveffa işçinin kendisine bildirilen talimatlara uymayarak olayın meydana gelmesine kendi kusuru ile sebep olduğunu, olayın mesai bitiminden sonra meydana geldiğini müteveffanın gerek tanık ... gerekse diğer işçi ... ile birlikte, mesaileri bittikten sonra girmesinin yasak olduğunu ve mahiyeti gereği tehlikeli olduğunu bildiği halde ve kendisine tüm İş Güvenliği ve Sağlığı Eğitimleri verilmesine rağmen, amirlerine haber vermeden gezintiye çıktığını ve su dolu çukurun içine düştüğünü, iş bu nedenlerle müteveffa ...’e yüklenen %20 oranındaki kusur oranının az olup bu kusur oranına göre hesaplamalar yapılarak karar verilmesi hakkaniyetsiz olduğunu öncelikle kararın bu yönden de istinafen incelenerek ortadan kaldırılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna ve dosyaya sunulan diğer tüm bilirkişi raporlarına itirazlarında da belirttikleri üzere tazminatın hesaplanmasında zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net gelirinin, bakiye ömrünün, iş görebilirlik çağının, kusur dağılımının, SGK tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri gibi hususları açık ve net olarak belirtmesi gerekirken yapılan hesaplamaların kesinlik ifade etmediğini ve gerçekle bağdaşmadığını, işçinin net geliri üzerinden değil de brüt asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmasının yanlış olduğunu, bilirkişi raporlarına itirazlarının dikkate alınmadan hesaplama yapıldığını ve buna göre karar verilmiş olup öncelikle kararın bu nedenlerle de istinafen incelenerek ortadan kaldırılması gerektiğini, davacıların müteveffanın aylık maaşına ilişkin dava dilekçesinde bir beyanı olmadığını, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, hesap bilirkişisinin hesaplamalara esas aldığı asgari ücret miktarının ve asgari ücret artış oranlarının ve asgari geçim indirimi değerlerinin yanlış, abartılı ve fahiş olduğunu, düşük evlenme olasılığına göre yapılan hesaplamaların göz önünde bulundurularak verilen yerel mahkeme kararının yanlış olduğunu, eşin çalışıp kazanma yeteneğine sahip olup olmadığı ve bir kadının yeniden evlenmesi söz konusu olmasa bile çalışacağının, yaşamını devam ettirebileceğinin kabul edilmeli ve tazminat konusunda indirime gidilmesi gerektiğini, bilirkişi tarafından bu hususta değerlendirme konusu yapılmadığını, kadının çalışacağını, yaşamını devam ettirebileceğinin dikkate alınmadığını ve bu nedenle tazminat konusunda indirim yapılmadığını, yerel mahkemenin bu konudaki itirazlarını dikkate almadan karar verdiğini, destekten yoksun kalma noktasında tazminat hususunun belirlenmesi aşamasında hakkaniyet veya diğer şartların oluşması halinde çeşitli indirimlerin yapılmasının elzem olduğunu, müvekkilinin kusuru olmadığından tazminattan sorumlu tutulamayacağını beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

3.Davalı Otomobil Dünyası vekili istinaf dilekçesinde özetle; ıslah işleminin harca tabi işlem olduğunu, ıslah edilen hususun değer artırımının ise nispi tarifeye göre harç tamamlanması gerektiğini, ıslah eden tarafın harçtan muaf olsa dahi ıslah harcının alınması gerektiğini, davacıların değer artırımı yönünden davayı ıslah ettiğini ancak 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca ödenmesi gereken ıslah harcının yatırmadığını, ıslah harcı yatırılmadan yapılan ıslahın bir geçerliliğinin bulunmadığını, zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmaksızın eksik ve hatalı karar verildiğini, açık hatalar içeren bilirkişi raporu baz alınarak eksik inceleme ile kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, davalı müvekkilinin iş güvenliği ile ilgili alınması gereken her türlü tedbiri eksiksiz aldığını, tüm işçilere gerekli iş eğitimi verildiğini, koruyucu malzeme zimmetli olarak dağıtıldığını, davalı müvekkilinin suç sayılır eylemi bulunmadığı gibi işçi sağlığını korumaya yönelik ve iş güvenliği ile ilgili mevzuata aykırı davranışının da bulunmadığını, müteveffa işçi ve ...'ın birlikte, mesaileri bittikten sonra girmesinin yasak ve mahiyeti gereği tehlikeli olduğunu bildiği halde ve kendisine tüm İş Güvenliği ve Sağlığı eğitimleri verilmesine rağmen, amirlerine haber vermeden gezintiye çıktığını ve su dolu çukurun içine düştüğünü, tamamen müteveffa işçinin kendi kusurundan kaynaklanan işbu kazada müvekkili şirkete atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, mahkeme nezdinde ikame edilen davada ispat külfetinin davacılarda bulunduğunu, bu kapsamda müteveffanın davacılara destek olduğu hususunun ispatlanmasının zaruri olduğunu, iş bu hususun ispatlanmadan kurulan yerel mahkeme hükmünün kaldırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacılardan ... 'ın düşük evlenme olasılığına göre yapılan hesaplamalara göre kurulan hükmün hatalı olduğunu, yerel mahkemece bu itirazlarının değerlendirilmediğini, nikahsız eşin desteğinin ölümü ile hayatının sonuna kadar nikahlı eş gibi yaşı, sosyal durumu, yaşadığı ortam ve aile bağları dikkate alındığında müteveffanın evinde yaşamını sürdüremeyeceği, güçlü olmayan aile bağı nedeniyle müşterek haneyi terk edebileceği, yeni bir hayatı tercih edebileceği dikkate alınarak bakım ihtiyacının nikahlı eşte olduğu gibi desteğin kalan ömrünün sonuna kadar devam etmeyebileceği hususunun göz önünde bulundurulması gerekirken bunun yapılmadığını, tamamen keyfi olarak daha düşük evlenme olasılığına göre (%12) tanzim edildiğini, açık hatalar içeren hesap raporu esas alınarak eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla zararın tespiti için davacı tarafından elde edilen kazanımların tazminattan indirilmesi gerektiğini, işbu kazanımların tazminattan indirilmeden tesis edilen yerel mahkeme hükmünün taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, müteveffanın aylık ücretinin doğru tespit edilmeden salt tanık beyanları esas alınarak hatalı ücret üzerinden yapılan tazminat hesabı doğrultusunda kurulan yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasını talep ettiklerini, davacıların müteveffanın aylık maaşına ilişkin dava dilekçesinde bir beyanı olmadığını, mahkemenin gerekçesinde SGK kaydına göre mütevefanın 1.300,00 TL ücret aldığının belirtilmiş ise de SGK kaydına göre müteveffanın böyle bir ücret almadığını, kararın bu yönden de hatalı olduğunu, birden fazla davalı olmasına rağmen tüm davalılar bakımından tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin yanlış olduğunu, tüm davalılar yönünden reddedilen miktarın dikkate alınarak ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, davaya konu maddi ve manevi tazminat taleplerinin yönünden dava tarihinden ıslaha konu maddi tazminat taleplerinin ve alacaklar yönünden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini, hükmedilen alacaklara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinin hatalı olduğunu beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

4.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazlarının yerel mahkemece değerlendirilmeden eksik ve hatalı karar verildiğini, müvekkilinin hem maden mühendisi hem de A sınıfı iş güvenliği sertifikası sahibi olduğu olduğunu ancak bu sertifikaya sahip olmanın tek başına o işyerinde yetkili ve sorumlu iş güvenliği uzmanı olarak çalıştığı anlamına gelmediğini, iş güvenliği uzmanının kaçak olarak çalışması ihtimali dahi olmadığını, çünkü bu yetki ve dolayısıyla sorumluluğun ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ataması ve yetkilendirilmesi sonucunda alınabildiğini, davacının işyerinde iş güvenliği uzmanı olarak görev yapmadığını, müvekkilinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yetkilendirilmiş ve atanmış iş güvenliği uzmanı olmadığından müvekkili ile iş kazası arasında illiyet bağının kurulamayacağını, müvekkilinin aylık mesaisinin eğitmen ve danışman olarak sadece 4 gün olduğunu, müvekkilinin davalı işyeri Otomobil Dünyası isimli firmada çalıştığı döneme ilişkin SGK kayıtlarında iş kazasından önce ''işçi'' meslek kodu ile çalıştırılmış olduğunu, iş kazasından çok sonra birilerinden aldıkları tavsiyeler ile önce ''psikolojik danışman'' meslek kodu ile 8 gün çalıştırıldığını, 2013 yılında ise 16 gün ''iş güvenliği uzmanı'' olarak çalıştırıldığını, bu değişikliğin önemli bir sebebinin o dönemde işveren firma yetkililerinin ceza davasından yargılanmakta olduğunu ve iş güvenliği uzmanı görevlendirmek zorunda oldukları halde bu yükümlülüğü yerine getirmedikleri ortaya çıkmasın diye bu meslek kodu değişikliğini müvekkilinden habersiz olarak gerçekleştirdiğini, ancak bu kayıtların dahi müvekkilinin işveren tarafından iş güvenliği uzmanı olarak çalıştırılmadığını ortaya koyduğunu, iş güvenliği tespit ve öneri defterinde işveren vekili ...'ın beyanı, SGK kayıtları, ÇSGB'den gelen cevapların müvekkilinin işyerine atanmış, yetkilendirilmiş iş güvenliği uzmanı olarak çalışmadığını ispatladığını, denetleme sorumluluğu kendisine verilmeyen müvekkilinin kusurundan ve illiyet bağından bahsedilemeyeceğini, iş sağlığı ve güvenliği planının yıllık bir plan ya da rapor olmadığını, çalışmaya başlanmadan önce işverenin görevlendirdiği proje mühendisleri tarafından hazırlanması gereken o işyerindeki iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemleri içeren bir genel plan olduğunu ve hazırlama yükümlülüğünün kanun gereği işverene ait olduğunu, ancak bu plana göre, iş güvenliği önlemleri alınmaya başladığını ve varsa iş güvenliği uzmanın da bu plana göre işyerini denetlediğini, yerel mahkeme kararının verirken bu ve benzeri yasal mevzuat hükümlerinin incelemediğini, irdelemediğini ve tarafların yetki ve sorumluluklarını doğru değerlendirilmediğini, kusur oranının tespiti bakımından olayın meydana geliş şeklinin araştırılması gerektiğini, mahkeme tarafından olayın meydana geliş şeklinin araştırılmamış olup eksik incelemeye dayalı karar verildiğini, davacıların dinlettiği tanıkların müteveffa ile birlikte çalışan kişiler olmadığını, müteveffanın çalıştığı sektörle hiçbir ilgisi olmayan emsal ücretlere ve müteveffanın annesinin ve komşusunun ücret konusundaki ifadelerine göre hesaplama yapılmasının ve bu hesaplamalara göre karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacıların müteveffanın aylık maaşına ilişkin dava dilekçesinde bir beyanının olmadığını, düşük evlenme olasılığına göre yapılan hesaplamalara göre kurulan hükmün hatalı olduğunu, yerel mahkemece bu itirazlarının değerlendirilmediğini, vefat edenin sağlığında babasının ve nikahsız eşine destek olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiğini, nitekim dosyada müteveffanın gerek babasına gerekse nikahsız eşine düzenli olarak yardım ettiğine ilişkin mevcut bir delil bulunmadığını, nikâhsız eşin güçlü olmayan aile bağı nedeniyle, kendisine yeni bir yaşam seçeceği olasılık içinde olduğundan belirlenen tazminattan daha fazla bir indirim yapılması gerektiğini, bu hususların göz önünde bulundurulmadan yapılan hesaplamalar hatalı olduğunu, destek olgusunun varlığını ve kusur oranını kabul anlamına gelmemek üzere yerel mahkeme tarafından davacılar lehine verilen maddi ve manevi tazminat miktarları da abartılı ve çok yüksek olup hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları yönünden de kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, destekten yoksun kalma noktasında tazminat hususunun belirlenmesi aşamasında hakkaniyet veya diğer şartların oluşması halinde çeşitli indirimlerin yapılmasının elzem olduğunu, eşin çalışıp kazanma yeteneğine sahip olduğunun hesaplamalarda dikkate alınmadığının, kadının ve babanın sosyoekonomik durumunun değerlendirilmelerde göz önünde bulundurulmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere herkesin kusuru oranında tazminattan sorumlu olup hükmedilen toplam tazminat tutarından davalıların müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu, davaya konu maddi ve manevi tazminat taleplerinin yönünden dava tarihinden ıslaha konu maddi tazminat taleplerinin ve alacaklar yönünden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini, hükmedilen alacaklara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinin hatalı olduğunu beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların murisi ...'in davalılara ait inşaat projesinde çalışırken 23.11.2011 tarihinde iş kazası geçirerek hayatını kaybettiği, ücret miktarını ispat külfeti üzerinde bulunan davacılar vekilinin dava dilekçesinde müteveffanın aldığı ücret miktarı konusunda beyanda bulunmadığı, dinlenen davacı tanıklarının ücrete ilişkin beyanlarının duyuma dayalı olduğu, davacının ücret miktarını iddia ve ispat edememesi karşısında hükme esas alınan 12.05.2002 tarihli ek raporda müteveffanın asgari ücret aldığının kabulü ile yapılan hesaplamanın dosya kapsamına uygun olduğu, dava konusu iş kazasına ilişkin Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/357 E. sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporları ile İlk Derece Mahkemesince alınan 08/06/2018 tarihli iş güvenliği uzmanları ve makine mühendisi ..., İnşaat Mühendisleri ... ve ... tarafından düzenlenen Ek Kusur Raporunun birbiriyle uyumlu olduğu, olayın meydana gelmesinde davacıların murisi müteveffa ...'in %20, davalı Otomobil Dünyası şirketinin %40, davalı ... şirketinin %30, davalı ...'nin %5, dava dışı ...'ın %5 oranında kusurlu bulunduğuna ilişkin bilirkişi kusur raporunun iş ve sosyal güvenlik mevzuatına uygun olduğu, İlk Derece Mahkemesince 25.05.2025 tarihli celsede 1. nolu ara karar ile ''davacıların ekonomik sosyal durumlarına göre adli yardım taleplerinin kabulu ile yargılama harç ve giderlerinden muaf tutulmalarına'' verildiği gözetildiğinde harçtan muaf olan davacının ıslah harcını yatırmamasında isabetsizlik bulunmadığı, davacıların murisi ...'in 23.11.2011 tarihinde iş kazası geçirerek vefat ettiği, olayla birlikte zararın öğrenildiği ve zamanaşımı başlangıç tarihinin olay tarihi olarak kabulü gerektiğine dair Yargıtay 21.HD. içtihatları nazara alındığında (25.02.2014) dava tarihi ve ıslah tarihi olan (30.09.2019) itibariyle kazanın meydana geldiği (23.11.2011) tarihlerinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı, hükme esas alınan 12.05.2002 tarihli bilirkişi ek hesap raporunda SGK peşin sermaye değerinin kusur oranında indirilerek bulunan değerin tenzil edildiği, evlilik indiriminin yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda %12 olarak kabulü ile hesaplama yapıldığı gibi raporun hükme esas alınmaya yeterli ve dosya kapsamına uygun olduğu, davacı tanıklarının '' ...mütevefanın nikahsız eşi davacı ... 'ın kızı Hivnur ile birlikte müteveffanın babası diğer davacı ... ile birlikte yaşadıkları'' beyanları ile müteveffanın gerek davacı ... gerekse davacı ... Gezicilere destek olduğunun ispatlandığı, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedildiği, yemek ve yol ücretinin yapılan hesaplamalarda ücrete ilave edilmediği, Yargıtay uygulamaları doğrultusunda maddi ve manevi tazminat alacaklarına kaza tarihi olan 23.11.2011 tarihinden itibaren faiz işletildiği, kazanın meydana gelmesinde davacıların murisinin % 20 oranında, davalıların toplam %80 oranında kusurları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kaza tarihi, olayın oluş şekli ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde İlk Derece Mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarlarının Yargıtay uygulamaları doğrultusunda olduğu gerekçesiyle, davacılar ve davalılar ... Kapı Oto.sanve Tic. Ltd. Şti. ile Otomobil Dünyası İnş. Tur. San. ve Tic. A.Ş. tam bölünmesi ile oluşan şirketlerden 3. Nolu ... Yön.hiz.san.inş.san.ve Tic.a.ş Ve istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı ...

Kapı..Ltd.Şti. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle;istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir.

2.Davalı ... Kapı..Ltd.Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe

1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası nedeniyle vefat etmesi sonucu yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 nci, 74 ncü ve 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13 ncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi.

3.Değerlendirme

1.Davacılar için hükmedilen ve reddedilen manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir. Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5 inci maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.

25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3 üncü maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,

Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362 nci maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.

HMK 362/2 nci maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”

HMK 366 ncı maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.

Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.07000 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL’dir. Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla davacılar ve davalı ... Kapı..Ltd.Şti. vekillerinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.

2.Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

2.1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacılar ve davalı ... Kapı..Ltd.Şti. vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2.2. İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davaları nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın tahsiline ilişkindir. Bu nedenle haksız zenginleşmenin ve mükerrer ödemenin önüne geçmek için ilk peşin sermaye değerinin rücuya tabi kısmının hesaplanan tazminattan düşülmesi gerekir.

2.3. Davanın yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu oluşturmaktadır. Kanunun 55 inci maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.

2.4. Adalet Komisyonu'nun 55 inci maddesinin gerekçesinde; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafik kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” düzenlemesi mevcuttur.

2.5. Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2 nci maddesinde; “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” düzenlemesi yer almıştır. Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.

2.6. Dosya kapsamından davacı çocuk için bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerlerinin rücu edilebilir kısmının tüm davacıların maddi tazminat alacağından tenzil edildiği anlaşılmaktadır.

2.7. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, davacılar için bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerleri Kurumdan sormak ve alınacak hesap raporunda işbu bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerlerinin rücu edilebilir kısmının davacıların herbirinin kendi maddi tazminat alacağından tenzil ederek yapılacak hesabı - usuli kazanılmış hakları gözeterek- hükme esas almaktan ibarettir.

2.8. Öte yandan, gerek destek kaybından kaynaklı hak sahiplerinin, gerekse iş göremezlikten kaynaklı sigortalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.

2.9. Gerçek ücretin ise; öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.

2.10. Somut olayda, davacılar murisi sigortalının kaynakçı olarak çalışmaktayken davaya konu iş kazasına uğradığı, hesap raporlarında ücret noktasında olay tarihinde asgari ücret elde ettiği varsayımlarına göre yapılan hesaba itibarla karar verilmiş ise de davacının yaptığı işe göre asgari ücret düzeyinde ücret aldığının kabulü hatalı olmuştur.

2.11. Bu yöne ilişkin temyiz itirazları yönünden mahkemece yapılacak iş, davacılar murisi sigortalının olay tarihinde yaptığı “kaynakçı”işi dikkate alınarak, kaza tarihindeki yaşı ve kıdemi dikkate alınarak, TÜİK, Çevre Şehircilik Bakanlığı rayiç ücretleri ile sendikalı olmadığının anlaşılması halinde sendikalar haricindeki meslek odalarından davacının bilinen dönemde alabileceği ücreti belirlemek, bu yönle tespit edilecek emsal ücretleri gözeterek yapılacak hesabı - usuli kazanılmış hakları gözeterek- hükme esas alarak karar vermekten ibarettir.

2.12. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2.13. O halde, davacılar ve davalı ... Kapı..Ltd.Şti. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;

1.Davacılar ve davalı ... Kapı..Ltd.Şti. vekillerinin tüm manevi tazminatlara yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE,

2.Davacılar ve davalı ... Kapı..Ltd.Şti. vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazının kabulü ile, temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

4.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

5.Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

27.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.