40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2021/709
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 27/10/2020
NUMARASI: 2019/33 (E) - 2020/576 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Sigorta AŞ'ye (eski unvanı ... Sigorta AŞ) Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesiyle sigortalı, dava dışı ...'ın yönetimindeki ... plakalı otomobilin sola dönüş yapmak isterken, aynı yönde seyreden dava dışı sürücü ..'in yönetimindeki ... plakalı motosiklet ile çarpışması sonucu meydana gelen kazada motosiklette yolcu olarak bulunan davacı ...'nın ağır biçimde yaralandığını belirterek, belirsiz alacak davası niteliğinde, 100 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 100 TL geçici iş göremezlik tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince, kaza nedeniyle maluliyeti oluştuğu ileri sürelen davacının, bu durumunun belirlenmesi için sevk edildiği Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına başvurmadığı, dosyanın mevcut haliyle rapor hazırlanması için gönderildiği Adli Tıp Kurumu (ATK) 2'nci İhtisas Kurulu tarafından davacının muayene edilmeden rapor hazırlanması olanağının bildirildiği, buna göre ispat yükü üzerinde bulunan davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davasının reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; adli raporun düzenlenmesi için vekil olarak davacıyı hazır etme yükümlülüklerinin bulunmadığını, Anayasada güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının tam kullanılabilmesi ve bireylere tanınan hak arama özgürlüğü kapsamında davacının sürekli sakatlık durumunun tespitinin yapılması gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekiline 25/6/2019 tarihli duruşmada, davacının Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ana Bilim Dalına bizzat başvurması, gerekli tetkiklerin yapılabilmesi için ve yeniden Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına sevkinin sağlanabilmesi amacıyla mahkemeye başvuruda bulunması için 2 haftalık kesin süre veren ilk derece mahkemesince 22/10/2019 tarihli duruşmada, davacıya açıklama içeren tebligat çıkarılması talebinin reddine karar verdiği; davacının sürekli sakatlık durumunun belirlenmesi için başvurduğu tüm sağlık kuruluşlarında düzenlenen tüm tıbbi belgeler ile çekilen tüm grafilerin gönderilmesi yanında, muayenesi için bizzat kurulda hazır bulunmasını isteyen ATK 2'nci İhtisas Kurulunun ise 19/6/2020 tarihli raporunda, kişinin en yakın Eğitim ve Araştırma Hastanesi veya Üniversite Hastanesine sevki sağlanarak, kendisinde mevcut dava konusu yaralanmayla ilgili mevcut sağlık şikâyetleri ve son sağlık durumu hakkında, yeni yaptırılacak muayene ve gerekli tetkikler sonucu düzenlenecek raporların teminen gönderilmesi; yeni çekilecek, kırık/yaralanma alanını içine alan iki yönlü direk grafilerin dijital ortamda, bu incelemelerin düzenlenecek raporları ile birlikte teminen gönderilmesi; kişinin meslek grup numarasının (11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği B cetveline göre) veya mesleğinin bildirilmesi gerektiği belirtilmiş, ilk derece mahkemesince ATK 2'nci İhtisas Kurulunun ön raporundaki eksiklikleri gidermek üzere başvuruda bulunulmadığından ispatlanamayan davanın reddine hükmolunduğu anlaşılmıştır. HMK’nin "Sürelerin belirlenmesi" başlıklı 90'ıncı maddesinde, "Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler." biçiminde düzenlemeye yer verilmiştir. Aynı Kanunun 94'üncü maddesinin 2'nci fıkrası uyarınca hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Yukarıdaki düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere kanun ya da hâkim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Bu nedenle, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, Kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Ayrıca hâkim tarafından kesin süre verilirken, kesin süreye konu işlemin tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması, verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, yapılması gereken iş veya işlemlerin ayrıntılı bir şekilde açıklanması ve yapılması gereken işlemin verilen kesin sürede yapılmaması halinde, kesin sürenin sonuçlarının tarafa açıklanması, ihtar edilmesi veya buna ilişkin açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilmesi zorunludur. Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde, ATK 2'nci İhtisas Kurulunun 20/11/2019 ve 19/6/2020 tarihli raporları ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalının 19/8/2019 tarihli ek raporunda belirtilen muayene ve tıbbi işlemleri kapsayan incelemelerin yapılması için meşruhatlı davetiyenin, davacı asile tebliğ edilmesinden sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, kesin süreye konu işlemi yerine getirme olanağı bulunmayan davacı vekiline verilen kesin süreye dayanılarak davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yukarıda esas ve karar numarası belirtilen ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/6'ncı maddesi uyarınca kaldırılmasına,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine,3-İstinaf başvurusu için yatırılan istinaf karar ve ilam harcının, istekte bulunulması durumunda ilk derece mahkemesince yatıran tarafa geri verilmesine, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf kanun yolu başvurusundan ötürü davacı tarafından sarf edilen yargılama giderinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda gözetilmesine, 6-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333'üncü maddesinin, 1'inci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 353/1-a ve 362/1-g maddeleri uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 5/3/2024