Esas No
E. 2021/1618
Karar No
K. 2024/487
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

46. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1618

KARAR NO: 2024/487
KARAR TARİHİ: 07/03/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 17/02/2021

NUMARASI: 2019/630 Esas - 2021/126 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı ve davalı ... Organizasyon..Şirketi vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; davacı ile davalı menajerlik şirketi arasında akdedilen 16/08/2018 tarihli hizmet sözleşmesi kapsamında, hizmetin eksik verildiği iddiasıyla uğranıldığı iddia olunan maddi zararın ve sözleşme kapsamında kararlaştırılan ceza-i şartın tahsili istemine ilişkindir.Davalı .... vekili, davacının dayandığı sözleşmenin vekaletsiz ve kötü niyetle yapıldığını, davacı ile diğer davalının aynı adreste olduğunu ve danışıklı iş yaptıklarını, icra edilen konserlerin eski sözleşme kapsamında yapıldığını, davaya dayanak yapılan sözleşmeden haberdar olunur olunmaz davacıya ihtarname gönderildiğini, bu sözleşmenin davalı sanatçıyı bağlamadığını, menajer ile 16/08/2018 tarihinde yapılan görüşmede menajerin başka bir sözleşme imzalamadığını beyan ettiğini, akabinde bu sözleşmenin ortaya atıldığını, sanatçı ile menajer arasında İstanbul 1 Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde derdest 2019/126E. sayılı dava olduğunu, bu davanın bekletici mesele yapılmasını, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi'nce; "Davacının dayandığı sözleşmede davalı sanatçının imzası bulunmamaktadır. Davacı ile diğer davalı menajer arasında imzalanmıştır.Davacı taraf davaya konu 16/08/2018 tarihli sözleşme kapsamında 6 adet konser icra edildiğini ancak 28 konserin yapılamadığını iddia ederek bu konserlerle ilgili kar kaybı ve cezai şart talep etmiş ise de, kaç konserin ilk sözleşme kapsamında yapıldığını, kaçının 16/08/2018 tarihinden sonraya kaldığına dair bir delil ortaya koymadığı gibi, davaya konu sözleşme nedeniyle davalı sanatçıya bir çek verdiğini de ortaya koymamıştır.Davalı ... tarafından anılan tarihten sonraki konserlerin eski sözleşme kapsamında icra edildiği kanaatine varılmıştır. Davacı aksini ispatlamakla yükümlü olup iddiasını ispatlanamamıştır.Dinlenen tanık anlatımlarından da iddia ispatlanamamış olup, davalı tanığı beyanlarına göre davaya konu sözleşmenin sanatçının rızasına aykırı ve kötü niyetle yapıldığı anlaşılmaktadır. 16/08/2018 tarihli sözleşme içeriğine bakıldığında, 34 adet konser için ödenecek bedel 740.000,00 TL olarak belirtilmiş ancak 350.000,00 TL'lik kısmının önceki sözleşme kapsamında ödendiği yazılmıştır. Bu da önceki sözleşme kapsamında davalı şirkete yapılan ödemelerin bu sözleşme bedeli olarak da kabul edildiği ve bunun sanatçı için yük olduğu, menajerlik ve hizmet sözleşmesi prensiplerine, iyi niyete uymadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davalı sanatçının bu sözleşme ile bağlı olmadığı, diğer taraflar arasında danışıklı iş yapıldığı kanaatine varılarak davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.Davaya konu sözleşmeyi davalı şirket imzaladığına göre sözleşme ile bağlıdır. Bu durumda haklı olarak görülen aşağıdaki talep yönünden davlı şirketin sorumluluğu kabul edilmiştir.

Davacı taraf, hem sözleşmeye uyulmaması nedeniyle hem cezai şart hem de icra edilmeyen konserler nedeniyle tazminat talep etmesi sözleşmeye aykırı olup, sözleşmedeki cezai şart ifaya eklenen bir ceza olmayıp, ifa yerine geçen bir şart olduğu, davaya konu sözleşme kapsamında hiç konser icra edilmediği için davacının sadece cezai şart talep edebileceği anlaşılmış ve tazminat talebi red edilmiştir. Zaten sözleşmeye göre eksik konser nedeniyle tazminat ödeyecek kişi olarak davalı sanatçı gösterildiği ve sanatçı yönünden davanın red edildiği, bu tazminat yönünden davalı şirketin sorumluluğunun olmadığı anlaşılmıştır. Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart miktarı 300.000 USD olup, sözleşme miktarının çok çok üzerindedir. Bu durumda TBK'nın 182/son. Maddesi uyarınca cezai şartın indirilmesi gerekmektedir. Sözleşme bedelinin önceki dönem ödemesi hariç 390.000,00 TL olduğu anlaşıldığına göre, istenebilir cezai şart miktarının da en fazla bu kadar olması gerektiği anlaşılış ve davalı şirket yönünden bu miktar üzerinden davanın yönünden kabulüne, geri kalan kısma ilişkin istemin ise reddine karar vermek gerektiği vicdani kanat hasıl olmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davacının tazminat olarak 1.000,00 TL talep ettiği, davalı şirket lehine sadece bu miktar üzerinden vekalet ücreti hesaplanması gerektiği, cezai şartın fahiş bulunması nedeniyle mahkememizce resen indirildiği için davacı aleyhine ve davalı şirket lehine karşı vekalet ücretine hükmedilemeyeceği, davalı ... yönünden ise davanın tümden red edilmesi nedeniyle davacı aleyhine tüm dava değeri üzerinden davalı ... lehine vekalet ücretine karar vermek gerekmiş ve yargılama gideri ile vekalet ücreti de bu şekilde paylaştırılmıştır..." gerekçesi ile, "Davacının davasının davalı ... yönünden sübuta ermediğinden REDDİNE, Davanın ... şirketi yönünden KISMEN KABULÜ ile, takdiren 390.000,00 TL'nin 01.03.2019 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, geri kalan kısma yönelik talebinin REDDİNE,

Davacı tarafın tazminata ilişkin talebinin REDDİNE..." şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı ve davalı ... Şirketi vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında haklılığın ispat edilmediği belirtilmiş ise de, sunulan delillerden davalıların haksız ve kötü niyetli olarak sözleşmeyi bertaraf etmeye çalıştığının görüleceğini, Davalı ... Organizasyon sözleşmeyi sanatçı adına imzaladığını, diğer davalı ... ise sözleşmeden haberi olmadığını ve ... yetkisi dışında sözleşmeyi imzaladığını beyan ederek sözleşmeyi ifadan kaçındıklarını, sanatçı tarafından önceki sözleşme bitmiş olmasına rağmen müvekkilin organizatörlük yaptığı konsere çıkmasının hayatın olağan akışına aykırı düştüğünü, tarih itibariyle ortadan kalkan bir sözleşme mevcut bulunduğunu ve bu durumda sözleşmenin devam ettiğine ilişkin bir protokol ya da yeni bir sözleşme imzalanmadan sanatçının konserleri icra etmeye devam etmesinin kendi kusuru olup bu kusuru davacıya atfetmenin imkanının bulunmadığını, taraflar arasındaki menajerlik sözleşmesi davalı sanatçı tarafından feshedilmemiş olsaydı 2019 yılı Mart, Nisan Ve Mayıs Ayında tarihleri belli olan ve biletleri satışa çıkan organizatörlüğünü davacının yaptığı yaklaşık 15 konserinde icra edileceğini fakat konserlerin iptal edildiğini, davacının alacağı alamadığı için sözleşme imzalamak zorunda bırakıldığını, önceki sözleşme döneminde davacı tarafından ödenen bir kısım ücretin yeni sözleşmede mahsup edilmesinin sanatçıya yük olduğu ve hizmet sözleşmesinin prensiplerine aykırı olduğu ve iyi niyetle uyuşmadığı kanaatine varılmasının anlaşılamadığını, muvazaa iddiasının gerçeği yansıtmadığının bilirkişi kök raporunda belirlendiğini, davalı sanatçının da sözleşmeden sorumlu olması gerekmesine rağmen sorumsuz tutularak davalı sanatçı yönünden davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, cezai şart miktarında indirim yapılmasının hukuka aykırı olduğunu zira cezai şart bedeli fahiş miktarda olmayıp sözleşmeye uygun olduğunu, vekalet ücretinin maktu vekalet ücreti olacağı kararlaştırılmış olmasına rağmen nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, tüm bu sebeplerle kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı .....Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dosyada davanın ispatına yönelik herhangi bir delil sunulmamışken cezai şartın kabulünün mümkün olmadığını, alınan 13.08.2020 tarihli kök bilirkişi raporunda davacının sunduğu delillerin yetersiz olduğu ve sözleşme orjinallarinin sunulması gerektiğinden bahisle rapor tanzim edildiğini, 18.11.2020 tarihli ek raporda ise özetle davacı yanın sunduğu delillerle davasını açıkça ispat edemediğinin tespit edildiğini, davalının kusuru olmadığı gibi aksi bir durumun da ispatlanmadığını, dosyaya verilen raporda somut bir veri olmadığından davacının talep ettiği tazminatın tam olarak tespitinin mümkün olmadığını, davacının kendi muvazaasının varlığının tespit edildiğini, davacının danışıklı iş yaptığı muvazaaya sebep olduğu açıkken kişi kendi muvazaasına dayanamaz kuralı gereği davanın tümden reddinin gerektiğini, muvazaalı sözleşme mevcut iken bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten T.M.Y. ikinci maddesine de aykırılığın söz konusu olduğunu, ayrıca sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği davalının sorumluluğuna gidilemeyeceğini, tüm bu sebeplerle kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; Davacı ile davalı menajerlik şirketi arasında akdedilen 16/08/2018 tarihli hizmet sözleşmesi kapsamında, hizmetin eksik verildiği iddiasıyla uğranıldığı iddia olunan maddi zararın ve sözleşme kapsamında kararlaştırılan ceza-i şartın tahsili istemine ilişkin eldeki davada, yerel mahkeme tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davalılardan ... yönünden açılan davanın reddine, diğer davalı yönünden açılan davanın da kısmen kabulüne karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak, davacı ile davalılardan ... Limited Şirketi vekili tarafından yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır. Hukuk Muhakeme Kanununun 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Somut davada, taraflar arasındaki ihtilafın, davacı ile davalılardan .. Tic. Ltd. Şti.'nin diğer davalı Sanatçı ... temsilen yetkili yapımcılık ve menajerlik şirketi olarak imzaladığı 16/08/2018 tarihli hizmet sözleşmesi kapsamında verilmesi kararlaştırılan, 32 adet yurt içi ve 2 adet yurt dışı konserine ilişkin hizmetin verilip verilmediği, söz konusu sözleşmenin davalı sanatçı ... yönünden hüküm ve sonuç doğurup doğurmayacağı ve davacı yanın davalılardan iş bu sözleşme kapsamında maddi zarar ve ceza-i şart talep edip edemeyeceği, edebilecek ise miktarının ne olduğu noktalarında toplanmaktadır. Somut davada taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle, İspat, Bekletici Mesele (Ön sorun), Cezai Şart, Ceza-i Şartta indirim, Menajer, Menajerlik Sözleşmesi kavramlarını ve yasal mevzuatı açıklamakta fayda vardır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ıncı maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklinde düzenlemeye yer verilmiş olup, benzer bir düzenlemeye 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı Maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." şeklinde yer verilerek, ispat kuralları açıklanmıştır.Yine 6100 sayılı HMK'nın, "Bekletici sorun" madde başlıklı 165/1 inci maddesinde; "(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir" şeklinde düzenlemeye yer verilerek, bekletici meselenin hangi hallerde yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Cezai şart kavramı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179-182’nci maddeleri arasında yer almakta olup, kanunda “ceza koşulu” terimi kullanılmış, ancak uygulamada ve Yargıtay kararlarında halen yerleşik kavram olan cezai şart, ceza koşulu kavramı yerine kullanılmaktadır.Taraflar karşılıklı olarak edimlerin yerine getirilmesini güvence altına almak amacıyla, sözleşmelere mevzuatta yer alan yaptırımların dışında bazı ek yaptırımların konulması konusunda anlaşmaktadırlar. Tarafların bu şekilde sözleşmesel yükümlülüklerin ihlalinin önüne geçmek amacıyla koymuş oldukları bu ek yaptırımlar genel anlamda cezai şart olarak adlandırılmaktadırlar (KESER, H. 2016 İş Sözleşmelerinde Kararlaştırılan Cezai Şartlara İlişkin Bir Değerlendirme. Sicil İş Hukuku Dergisi, 35, 18-41. ISSN:1306-6153).Bu şekilde bir hukuki işlemle kararlaştırılan cezai şart, asıl borçtan ayrı nitelikte bir edimi ifade etmektedir. Bu edim, borçlu tarafından borcun yerine getirilmemesi, eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yer veya zamanda yerine getirilmemesi hallerinde, borçlunun ödemesi gereken ve ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şart, alacaklıya uğradığı zararını ispat etme yükümü atına girmeden belirli bir miktar tazminat alabilme hakkını vermektedir. Alacaklı geçerli bir cezai şartın varlığına dayanarak borcun ödenmemesi halinde cezai şartı dava veya icra yoluyla asıl alacaktan ayrı olarak talep edebilmektedir (KESER,H.2016 İş Sözleşmelerinde Kararlaştırılan Cezai Şartlara İlişkin Bir Değerlendirme. Sicil İş Hukuku Dergisi, 35, 18-41. ISSN:1306-6153).Cezai şart fer’i nitelikte bir edim olup, fer’i nitelikte bir edim olmasının sonucu olarak da, geçerliliği asıl borca bağlıdır. Asıl borç meydana gelmedikçe, onu temin eden cezai şart da hüküm doğurmayacaktır. Bu nedenle cezai şartın hukuken geçerli bir borca dayanması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki, asıl borcun geçersiz olması cezai şartı geçersiz kılmakta ve asıl borç hakkında ileri sürülebilen itiraz ve defiler cezai şarta karşı da ileri sürülebilmektedir. Asıl borcun sona ermesi durumunda da cezai şart sona ermekte ve asıl borçta bir değişiklik meydana gelmesi durumunda cezai şart değişen bu asıl borca ilişkin olmaktadır.TBK'nın 179 uncu maddesinde, seçimlik cezai şart ve ifa ile istenilebilen cezai şart hüküm altına alınmıştır.Maddenin 1. fıkrası, seçimlik cezai şartı düzenlemekte olup, kanunda yer alan ifadeye göre:“Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir”.Düzenlemeye göre, cezai şart asıl borcun hiç ifa edilmemesi veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda muaccel olacak ve alacaklı ya ifa ya da cezai şartın yerine getirilmesini isteyebilecektir. Seçimlik cezai şartta, cezai şart asıl borçla birlikte değil, asıl borcun ifasından vazgeçilerek istenebilmektedir. Burada seçim hakkına sahip olan alacaklı bu hakkını tek taraflı ve varması gerekli bir irade beyanı ile kullanacaktır. Borçlu borcunu gereği gibi ifa etmemiş veya eksik ifa etmişse ve sözleşmede cezai şart kararlaştırılmışsa alacaklı borçludan aynen ifayı talep edebilecek, borçlu borca aykırı davranıp cezai şartı ödeyerek sözleşme ilişkisini sona erdirme yetkisine sahip olmayacaktır. Alacaklı seçim hakkını, cezai şart ödenmesi şeklinde kullandıysa bundan sonra artık borçludan borcun aynen ifasını talep edemeyecektir.Maddenin 2. Fıkrasında ise ifa ile birlikte istenebilen cezai şart düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre: “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir”Görüldüğü üzere, bu düzenleme uyarınca, alacaklı borcun belirli yerde yada zamanda yerine getirilmemesi durumunda borcun ifası ile birlikte cezai şartı da talep edebilecektir. Bu durumda alacaklının bir seçim yapması gerekmemekte alacaklının hem ifayı hem cezai şartı talep etmesi mümkün olmaktadır. Ancak sözleşme tarafları bu durumun aksini kararlaştırabilmektedirler.Yine TBK'nın, 182. Maddesinin 1 inci fıkrası gereği de; “Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler.” Bu anlamda, cezai şartın miktarı, zarar miktarı ile bağlı olunmaksızın daha yüksek veya az bir miktarda da kararlaştırılabilmektedir. Maddenin 2. fıkrasında “Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.” ifadesi hüküm altına alınmaktadır. Belirtmek gerekir ki ilgili hüküm uyarınca, alacaklının cezai şart miktarını aşan zararının borçludan talep edilebilmesi ancak borçlunun kusurlu olduğunun ve aşan zararın varlığının ispat edilmesi koşuluna bağlanmıştır. Ancak taraflar sözleşme ile bu düzenlemenin aksini kararlaştırabilmektedirler.Ayrıca, ilgili maddenin 3 üncü fıkrasında da hakimin, aşırı gördüğü ceza şart miktarını kendiliğinden indireceği esasını getirmiş bir anlamda hakime sözleşmeye müdahale imkanını vermiştir. Burada kararlaştırılan cezai şart hükmüne esas bedelin aşırı olup olmadığını belirlemede başvurulması gereken ölçütler her somut olayın özelliğine göre belirlenmelidir. Bu yönde belirli bir kıstas olmamakla birlikte; ceza koşulunun sözleşenler arasındaki ilişkiye uygun düşmeyecek ölçüde yüksek tutulması ve açıkça hakseverliğe aykırı bulunması durumunda aşırılığın varlığı kabul edilmelidir. Böyle bir sonucun benimsenebilmesi için, alacaklının asıl edimi yerine getirmesindeki çıkarı ile ceza koşulu olarak saptanan miktar arasındaki oranın ve borçlunun borca aykırı davranmasındaki kusur derecesinin ve de borçlunun ekonomik durumunun göz önünde tutulması gerekir. Öte yandan alacaklının çıkarların hesabında, borçlunun ifa etmeme yüzünden sağlayacağı kazançlar da göz ardı edilmemelidir. Alacaklının, borcun yerine getirmemesinin yol açtığı zararları kapsamı üzerinde de durulmalıdır. Aşırılığın belirlenmesinde, ceza koşulunun borcun yerine getirilmesi için borçlu üzerinde ruhsal bir baskı yaptığı da gözetilmeli, böyle bir baskının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde indirimden kaçınılmalıdır. Başka bir deyişle ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranış ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınan ceza miktarı, hak, adalet ve nesafet en önemlisi iyiniyet kurallarına (TMK m.2) uygun olarak tespit edilmelidir.Fransızca kökenli olan “Menajer” kavramı, TDK’da; “Bir sporcunun veya sanatçının mesleki işlerini düzenleyen ve yöneten kimse” olarak tanımlanmıştır.Menajerlik sözleşmesi hukuki niteliği itibariyle karma bir sözleşme olup, hizmet ve vekalet sözleşmelerinin birleşiminden oluşmakta ve kapsamda da menajerin ve sanatçının/sporcunun hak ve yükümlülükleri de bu doğrultuda belirlenmektedir.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; davanın, davacı ile davalı menajerlik şirketi arasında akdedilen 16/08/2018 tarihli hizmet sözleşmesi kapsamında, hizmetin eksik verildiği iddiasıyla uğranıldığı iddia olunan maddi zararın ve sözleşme kapsamında kararlaştırılan ceza-i şartın tahsili istemine ilişkin olduğu, yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucu davalılardan ... yönünden açılan davanın aynen; "Davacının dayandığı sözleşmede davalı sanatçının imzası bulunmamaktadır. Davacı ile diğer davalı menajer arasında imzalanmıştır.

Davacı taraf davaya konu 16/08/2018 tarihli sözleşme kapsamında 6 adet konser icra edildiğini ancak 28 konserin yapılamadığını iddia ederek bu konserlerle ilgili kar kaybı ve cezai şart talep etmiş ise de, kaç konserin ilk sözleşme kapsamında yapıldığını, kaçının 16/08/2018 tarihinden sonraya kaldığına dair bir delil ortaya koymadığı gibi, davaya konu sözleşme nedeniyle davalı sanatçıya bir çek verdiğini de ortaya koymamıştır. Davalı ... tarafından anılan tarihten sonraki konserlerin eski sözleşme kapsamında icra edildiği kanaatine varılmıştır. Davacı aksini ispatlamakla yükümlü olup iddiasını ispatlanamamıştır. Dinlenen tanık anlatımlarından da iddia ıspatlanamamış olup, davalı tanığı beyanlarına göre davaya konu sözleşmenin sanatçının rızasına aykırı ve kötü niyetle yapıldığı anlaşılmaktadır. 16/08/2018 tarihli sözleşme içeriğine bakıldığında, 34 adet konser için ödenecek bedel 740.000,00 TL olarak belirtilmiş ancak 350.000,00 TL'lik kısmının önceki sözleşme kapsamında ödendiği yazılmıştır. Bu da önceki sözleşme kapsamında davalı şirkete yapılan ödemelerin bu sözleşme bedeli olarak da kabul edildiği ve bunun sanatçı için yük olduğu, menajerlik ve hizmet sözleşmesi prensiplerine, iyi niyete uymadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davalı sanatçının bu sözleşme ile bağlı olmadığı, diğer taraflar arasında danışıklı iş yapıldığı kanaatine varılarak davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir." şeklindeki gerekçeyle reddine; diğer davalı yönünden açılan davanın da; "Davaya konu sözleşmeyi davalı şirket imzaladığına göre sözleşme ile bağlıdır. Bu durumda haklı olarak görülen aşağıdaki talep yönünden davalı şirketin sorumluluğu kabul edilmiştir.

Davacı taraf, hem sözleşmeye uyulmaması nedeniyle hem cezai şart hem de icra edilmeyen konserler nedeniyle tazminat talep etmesi sözleşmeye aykırı olup, sözleşmedeki cezai şart ifaya eklenen bir ceza olmayıp, ifa yerine geçen bir şart olduğu, davaya konu sözleşme kapsamında hiç konser icra edilmediği için davacının sadece cezai şart talep edebileceği anlaşılmış ve tazminat talebi red edilmiştir. Zaten sözleşmeye göre eksik konser nedeniyle tazminat ödeyecek kişi olarak davalı sanatçı gösterildiği ve sanatçı yönünden davanın red edildiği, bu tazminat yönünden davalı şirketin sorumluluğunun olmadığı anlaşılmıştır. Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart miktarı 300.000 USD olup, sözleşme miktarının çok çok üzerindedir. Bu durumda TBK'nın 182/son. Maddesi uyarınca cezai şartın indirilmesi gerekmektedir. Sözleşme bedelinin önceki dönem ödemesi hariç 390.000,00 TL olduğu anlaşıldığına göre, istenebilir cezai şart miktarının da en fazla bu kadar olması gerektiği anlaşılmış ve davalı şirket yönünden bu miktar üzerinden davanın yönünden kabulüne, geri kalan kısma ilişkin istemin ise reddine..." şeklindeki gerekçeyle reddine karar verilmiş olup, yerel mahkeme tarafından davalı ... yönünden ret gerekçesi olarak, davalının davacı ile diğer davalı arasında akdedilen sözleşmede imzasının bulunmaması, davacı yanın davalı ...'ya davaya konu sözleşme nedeniyle çek verdiğini ispat edemediği, davacı tarafça önceki sözleşme kapsamında davalı şirkete yapılan ödemelerin bu sözleşme bedeli olarak da kabul edildiği ve bunun sanatçı için yük olduğu, menajerlik ve hizmet sözleşmesi prensiplerine, iyi niyete uymadığı, bu nedenlerle davalı sanatçının bu sözleşme ile bağlı olmadığı, diğer taraflar arasında danışıklı iş yapıldığı şeklindeki gerekçelere dayanılmış ise de, söz konusu gerekçelerin eksik inceleme ve araştırmaya dayandığı ve isabetli sayılamayacağı, söyle ki; bizzat davalı ... vekili tarafından yerel mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde; "işbu Davayı Doğrudan Etkileyecek Olması Nedeniyle; İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 E. Sayılı Dosyasının HMK.'nın 165. Maddesi Uyarınca "bekletici Mesele" Yapılmasını Talep Etmek Zaruretimiz Hasıl Olmuştur" şeklindeki üst başlıklı savunmasında; "...Müvekkil Davalı ile Diğer Davalı ... Org. Ltd. Şti. yetkilisi Menajer ... arasında 12.12.2015 tarihli “... Menajerlik Sözleşmesi” akdedilmiştir. (Ek-3: 12.12.2015 Tarihli Menajerlik Sözleşmesi) ..., İşbu Menajerlik sözleşmesi ile kendisine tanınmış olunan hak ve yetkileri açıkça kötüye kullanmıştır. Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemiş, ... ve diğer organizatörlerden aldığı tutarları Müvekkil Davalı'ya ödememiş, Müvekkilin bilgisi dışında sözleşme akdetmiş ve Müvekkil Davalı'dan onay almaksızın Müvekkil adına konser taahhüdünde bulunmuştur. Bu nedenle, kendisine sözlü ve yazılı bir çok ihtar yapılmıştır. (Ek-4:16.08.2018Tarihli İhtarname) Bu sorunlar, uzun görüşmelere rağmen çözümlenemediğinden taraflar arasındaki ilişki bozulmuş ve Menajerlik sözleşmesi Müvekkil Davalı .... tarafından sözleşmeye uygun olarak, haklı sebeple feshedilmiştir. (Ek-5: 28.01.2019 Tarihli Fesih İhtarı) Taraflar arasında akdedilen Menajerlik Sözleşmesi'ni kötüye kullanan ... Org. Ltd. Şti. yetkilisi ... tarafından Müvekkil Davalı .... adına tahsil edilen ve fakat Müvekkil Davalı'ya bugüne değin ödenemeyen 47 konser ücretinin ödenmesi için, tarafımızca İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 E. Sayılı dosyasıyla belirsiz alacak davası ikame edilmiştir.(Ek-6: İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 E.) İşbu belirsiz alacak davasının konusu, Davacı ... ve Diğer Davalı ... Org. Ltd.Şti. tarafından Müvekkil Davacıya dayatılan konserlerle ve Müvekkil'den onay almadan, bilgi vermeden, vekalet sözleşmesini kötüye kullanmak suretiyle Müvekkil adına taahhütte bulunan sözleşmelerle ilgili olmakla, Diğer Davalı'nın Müvekkil...'ın bilgisi olmadan tahsil ettiği bedelleri müvekkile ödemediğine ve dair tespitini de içermektedir. Bu davada, Davalı ... Org. Ltd.Şti. ve ... tarafından, Menajerlik Sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla karşı dava açılmıştır. Bu sebeple, Müvekkil Davacı ... ile Diğer Davalı ... Yay. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 E. Sayılı dosyasıyla görülmekte olan davada verilecek karar, işbu davanın esasına ve işbu bedellerin ve iddiaların Müvekkil Davalı'ya yükletilip yükletilmeyeceğine dair sonuca doğrudan etki edeceğinden cihetle; HMK M. 165 uyarınca Bekletici Mesele yapılmasını talep etmekteyiz." şeklinde iddia ve savunmalarda bulunduğu, yerel mahkeme tarafından 04/06/2020 tarihli müzekkere ile ilgili dosyanın; "dava ve karşı dava dilekçeleri, bilirkişi raporu ve varsa gerekçeli karar örneğinin 15 gün içerisinde gönderilmesinin" talep edildiği, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından verilen cevabi yazı ile; "İlgi sayılı yazınız ile istemiş olduğunuz Mahkememizin 2019/126 Esas sayılı dosyasına ait duruşma tutanakları ekte gönderilmiş olup, dosyada henüz bilirkişi incelemesi yapılmamıştır." şeklinde cevap verildiği, cevap içeriğinden de anlaşılacağı üzere, sadece duruşma tutanaklarının gönderildiği, ancak dava, karşı dava ve cevap dilekçesinin gönderilmediği, yerel mahkemece sonrasında tekrardan dosyanın celbinin sağlanmadığı ve yargılamaya devam olunarak karar verildiği, Dairemizce yapılan inceleme sırasında, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 Esas sayılı dosyasının incelendiği, dosyanın incelenmesinde davalı sanatçının diğer davalı organizatör şirket aleyhine olacak şekilde ve kendi aralarında akdedilen Menajerlik Sözleşmesi'nin kötüye kullanması nedenine bağlı olarak, davalı ... adına tahsil edilen, fakat davalıya ödenemeyen 47 konser ücretinin ödenmesi talebiyle açıldığı, aynı davada, iş bu davada davalı olarak gözüken, ... Org. Ltd. Şti. ve yetkilisi ... tarafından, Menajerlik Sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla karşı dava açıldığı ve zarar talebinde bulunulduğu, ilgili dosyanın yapılan yargılaması sonucu Asliye Hukuk Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verildiği kesinleştiği ve davalı-karşı davacı olan (iş bu dosyada da davalı olan), organizatör şirket vekili tarafından 2023 yılı Nisan ayında verilen dilekçe ile dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edildiği ve dosyanın halen derdest olduğunun anlaşıldığı, bu haliyle yapılan değerlendirmede de yerel mahkemece her ne kadar; davalı sanatçı yönünden açılan davayı, "Sanatçı zorlanmıştır.." gerekçesi ile ret etmiş ise de; davalı sanatçı ....'nın Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'ndeki davada menajer davalının 3. şahıslar ile akdettiği konser sözleşme bedellerini ödemediği şeklindeki iddiası karşısında meydana gelen mübayenet değerlendirilmeksizin ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'ndeki dava dosyasında yer alan Davacı ....'nın dava dilekçesi ve sair beyan dilekçesindeki beyanları tartışılmaksızın yazılı şekilde karar tesisi isabetli görülmemiş, ayrıca yerel mahkemenin, "davacı yanın davalı sanatçıya davaya konu sözleşme nedeniyle çek verdiğini de ortaya koyamamıştır" şeklindeki gerekçesi açısından da, davacı vekili tarafından yerel mahkemeye sunulan 21/05/2020 UYAP gönderim tarihli delil dilekçesindeki; "Bunun dışında önceki sözleşme döneminde (2017 tarihli) müvekkil tarafından davalı ... Prodüksiyona sözleşmede belirtilen bedellerin bir kısmı nakit bir kısmı ise çek ile ödenmiştir. Sanatçıya, müvekkil tarafından İSYAP Sanat Yapım Prodüksiyon şirketinin 6-7 adet çeki (toplam 350.000,00-400.000,00 TL bedelli) verilmiştir. Kuveyttürk bankasından alınan bu çekler sanatçı tarafından tahsil edilmiştir. Sanatçı bu çekleri Adana ilinde tahsil etmiştir. Daha önce müvekkil tarafından ödenen, konser başı aldığı ücretler ve bu çeklerin tahsili ile kazandığı paralar ile sanatçı kendisine ev almıştır. Kuveyttürk Genel Müdürlüğünden söz konusu çeklerin ne şekilde tahsil edildiği müzekkere ile talep edilebilir." şeklindeki talebine rağmen, yerel mahkemece davacı yanın davalılara yapılan ödemeye matuf iş bu iddiası yönünden de hiçbir araştırma yapılmadan hüküm tesisi yoluna gidildiği anlaşılmıştır.Bu itibarla da; davacı yanın İstinaf isteminin yukarıda yazılı gerekçelerle kabulü ile yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6. Maddesi gereği kaldırılmasına, dosyanın yerel mahkemesine iadesi ile yerel mahkemece öncelikle; İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 Esas sayılı (sonrasında görevsizlik kararı verilen) dosyasının tüm belgelerini içerir UYAP suretinin celbi ile, dosyanın görevsizlikle gittiği mahkeme tespit edilerek, görevli mahkemeden de dosyanın tüm belgelerini içerir UYAP sureti celp edilip, dosyanın tamamının fiziki bir suretinin dava dosyası arasına alınmasına, ayrıca davacı vekili tarafından yerel mahkemeye sunulan,21/05/2020 UYAP gönderim tarihli delil dilekçesinde davalılara ödemeye matuf olarak verildiği ve davalılarca da tahsil edildiği iddia edilen çeklere ilişkin olarak, çek bilgilerini sunması için HMK 31. Maddesi kapsamında açıklamada bulunmak üzere ihtaratlı kesin süre verilip, beyanda bulunulması halinde ilgili çeklerin muhatap bankadan mümkünse, kim tarafından ibraz edildiği, tahsil edilip edilmediği sorularak, ayrıca arkalı önlü fotokopilerini içerir birer sureti de celp edilmek suretiyle eksiklikler giderilip, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/126 Esas sayılı dosyasının, görevsizlikle gönderildiği mahkemece yapılan yargılama sonucu karar verilip verilmediği, verildi ise kesinleşip kesinleşmediği sorularak, ayrıca taraflar arasında akdedilen sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın ifa yerine cezai şart olduğu ve ifa yerine cezai şart kararlaştırılan hallerde cezai şart ile birlikte ayrıca tazminat istenemeyeceği ancak aksinin sözleşmeyle kararlaştırılabileceği, taraflar arasında akdedilen sözleşmede aksi yönde bir kararlaştırmanın bulunmadığı hususları da değerlendirilmek suretiyle; dosyanın içerisinde sektörel anlamda değerlendirme yapabilecek ehil bir bilirkişin de bulunduğu, 1 hesap uzmanı ve 1 de Hukukçu bilirkişiden oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden, taraf iddia ve savunmaları, dosyaya celbi sağlanan mahkeme dosyası, tüm belge ve kayıtlar ile tarafların önceki rapora yönelik beyan ve itirazları da irdelenmek suretiyle ve ayrıca TBK'da yer alan cezai şarta ilişkin düzenlemeler de ayrıntılı olarak irdelenerek rapor alınıp, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesine ve bu aşamada tarafların sair İstinaf istemlerinin Dairemiz kaldırma kararının içeriği gereği incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır. Kabule göre de; davacı ve davalılardan ... gerçek kişi olup, dosyada iş bu tarafların, gerçek kişi tacir olduğuna dair TTK 12 ve devamı maddeleri gereği herhangi bir belgenin yer almadığı, davanın niteliği gereği de, TTK'da düzenlenen mutlak ticari davalardan sayılamayacağı anlaşıldığından, davacı ve davalılardan ...'nın gerçek kişi tacir kaydı bulunup bulunmadığının ilgili ticaret sicil müdürlüğünden sorularak, ayrıca tarafların bağlı bulundukları vergi dairelerine de müzekkere yazılıp, tarafların vergi kaydının bulunup bulunmadığı, var ise hangi usulde (bilanço mu yoksa işletme esası mı) vergilendirme yapıldığının tespit edilmesi, ayrıca dava tarihinden itibaren geriye dönük 5 yıllık vergi beyannameleri de celp edilip,

VUK 177. Maddesi kapsamında da gerekli tespitler yapılarak, sonucuna göre görev hususunun da değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme yapılmış olması da isabetli görülmemiş, ancak kaldırma kararı kapsamında bu hususlara değinilmekle yetinilmiştir.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.Dairemiz kaldırma kararının içeriği gereği sair İstinaf istemlerinin incelenmesine yer olmadığına, 2.Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-6 uyarınca İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/02/2021 tarihli ve 2019/630 Esas - 2021/126 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3.Yukarıda belirtilen kapsamda deliller toplanarak esas yönden yargılama yapılması hususunda dosyanın kararı veren İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine, 4.Harçlar yasası uyarınca yatırılan 59,30 TL harcın talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,-Harçlar yasası uarınca yatırılan 6.660,25‬ TL harcın talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,5.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 6.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,07/03/2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.