Aramaya Dön

7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2023/492
Karar No
K. 2024/208
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/492
KARAR NO: 2024/208
DAVA: İtirazın İptali
DAVA TARİHİ: 27/07/2023
KARAR TARİHİ: 20/03/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının EPDK Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği 42. Maddesine göre "ilgili kullanım yerinde mevzuatlara uygun şekilde kesilen elektrik enerjisini kendi imkanlarıyla mühür sökerek elektrik enerjisi kullandığı" tespit edildiği, davalının ticarethanesinde kaçak elektrik kullandığı tespit edildiği, bu kapsamda kaçak elektrik teslim tutanağı tutulduğu, kaçak elektrik sebebiyle düzenlenen tahakkuka rağmen herhangi bir ödeme olmaması sebebiyle icra takibi açıldığı, ancak davalının icra takibinde talep edilen borca fer'ilerine ilişkin itirazları haksız olduğu, davalının icra takibinde talep edilen borcun fer'ilerine ilişkin itirazları da haksız olduğu, uygulanan faizlere ilişkin "Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'nin 15. Maddesinin 4. Fıkrasında "Düzenlenen Tarilerei Enerji ve/veya kapasite satın alan tüketicilerce zamanında ödenmeyen borçlara, görevli tedarik şirketi tarafından bu yönetmelikte belirlenen oranı aynı yönetmeliğin 4. Maddesinin i bendinde belirtildiği üzere "Gecikme zammı" 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. Maddesine göre belirlenen gecikme zammını" ifade ettiği dikkate alındığında, ödeme emrinde takip konusu asıl alacağa işletilen ve 6183 sayılı yasa gereği değişecek oranlar üzerinden işletilecek gecikme zammı usul ve yasaya uygun olduğu açıkça ortaya çıktığını, takibe konu olan ve ilgili yasa yönetmelik ve EPDK kararlarına göre hesap edilen ve icraya konu kaçak elektrik faturasını ödemeyerek itiraz eden davalı aynı zamanda haksız ve kötü niyetli olduğu, bu nedenle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili, İstanbul İli, ... İlçesi, Köyaltı Mevki 8334 parsel numaralı zemin katında bulunan Dükkan'ı 04.10.2013 tarihinde ... isimli kişiden satın almıştır. İş bu dükkanı satın aldığında 20.04.2012 tarihli kira sözleşmesine dükkanda kiracı ... bulunmakta olduğu, ..., mezkur dükkanda "ütücü" işi ile uğraştığını, dükkanın müvekkili tarafından satın alınması akabinde mevcut kiracı 2014 Nisan ayına kadar kiracı olarak dükkanı kullandığını, kiracının taşınmazı tahliyesi sonrası ... Cd. No:25/2 .../İSTANBUL adresinde bulunan iş yerini yeni satın almış olduğu yere taşımak maksatlı olarak aboneliklere başvurduğunu, bu kapsamda ... A.Ş'ye yapılan başvuru sonucu elektrik bağlama işlemleri gerçekleştirildiği, başvuru yapmasının akabinde müvekkili satın almış olduğu dükkanın kolonlarının, betonarmesinin ve durumun çok kötü olmasından mütevellit ... Cd. No:25/2 .../İSTANBUL adresinde bulunan iş yerini yeni taşınmazına taşımaktan vazgeçmiş olduğu, iş bu yeri hiç bir üretim faaliyeti olmaksızın, sadece bazı eşyalarını muhafaza etmek amaçlı olarak "atıl depo" olarak kullandığını, bu süreç boyunca elektriğe dahi ihtiyaç olmamış, ayda 1-2 kez sadece mal almak/koymak için depoya uğradığını, bu süreçte de müvekkile tahakkuk edilen tüm elektrik borçları müvekkili tarafından ödendiğini, söz konusu taşınmazın tehlikeli bir yapı olduğundan ötürü 25.01.2023 tarihinde Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkıldığını ve 06.09.2023 tarihi itibariyle yapımı devam ettiğini, ... tarafından 24.04.2023 tarihinde müvekkil elektrik sayacına fiziki müdahalede bulunduğu iddia edilerek 14.250,93 TL ve 135.252,13 TL faturalar tahakkuk ettirildiği, müvekkili hiç bir şekilde sayaca fiziki müdahalede bulunmadığını, atıl depo olarak kullanılan, hiç bir elektrik/üretim faaliyeti bulunmayan, 25.01.2023 tarihinde kentsel dönüşüm kapsamına alınan bu deponun bu denli ve cezalı bir şekilde yüklü bir elektrik kullanım bedeline maruz kalması hayatın ve teknik tespitlerin olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin usulüne uygun şekilde aboneliğini gerçekleştirmiş olduğu, her ay faturasını ödemiş ve üzerine düşen tüm yükümlülükleri fazlasıyla yerine getirdiğini, tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda müvekkillinin fiili veya kusuruyla gerçekleştirilen bir işlem bulunmadığından en üst tutardan fatura tahakkuk ettirilmesi de hukuka aykırı olduğu, bu nedenle davanın reddini talep etmiştir.

Taraflar arasında uyuşmazlık bulunan hususların; davalının kaçak elektrik kullandığından bahisle düzenlenen fatura hakkında başlatılan takibe itirazının iptalinin gerekip gerekmediği, davalının kaçak kullanım yapıp yapmadığı, yaptı ise tahakkuk ettirilen faturadaki miktarın usulüne uygun tespit edilip edilmediğinden ibarettir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;

Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için, uyuşmazlık konusu iş tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Yine, 6102 sayılı TTK'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, kanun ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir", yine aynı Kanun’un 16/1 maddesinde ise “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” hükmünü içermektedir. 26/06/2012 tarihinde kabul edilen ve 30 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı TK’ndan ve 6102 sayılı TTK’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;

1.Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Bu durumda; yukarıda açıklanan hususlar gözönünde bulundurularak tarafların tacir olup olmadığı hususu araştırılarak sonucuna göre görevli mahkemenin tayin edilmesi gerekmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2022 tarih 2021/2357 Esas, 2022/1069 Karar sayılı ilamı)

Mahkememizce ... Vergi Dairesine müzekkere yazılmış, verilen yanıtta davalının 12/03/2008 tarihinde işe başladığı, halen faal olduğu tarh dosyası ve bilgisayar kayıtları tetkikinde; ödevlinin son yıllık gelir beyannamesinde 2. Sınıf tüccar olarak işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu tespit edilmiş olup esnaf olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2023/1559 esas, 2024/216 karar sayılı kararında da 2. Sınıf tüccar olarak işletme hesabına göre defter tutan davalı yönünden " Dava, kaçak elektrik kullanımından yani haksız fiilden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan ilâmsız icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkin olup dava 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Davalının ticaret sicil kaydı veyahut esnaflık sınırını aşar şekilde vergi mükellefiyet kaydı bulunmamaktadır. Elektrik hizmeti alan yer ticarethane grubuna dahil ise de, abonelik kaydının esnaf işletmesi mi yoksa tacir sıfatının varlığının kabulünü gerektirir nitelikte ticari işletmeye mi olduğuna dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Kaçak elektrik kullanılan yerin salt iş yeri olmasının, davacıyı tacir olarak nitelendirmek için yeterli değildir. Davalının tacir ve tüketici sıfatı bulunmaması nedeniyle uyuşmazlığın genel hükümler HMK 2/2. maddesi uyarınca davanın İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." gerekçesiyle davanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Bu açıklamalar ışında vergi müdürlüğü müzekkere cevabında davalının 2. Sınıf tüccar olarak işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu tespit edilmiş olup esnaf olarak değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği, ticaret sicil sorgulamasında davalıya ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı buna göre davalı tarafın tacir olmadığı, dosya içerisinde davalının tacir sıfatı bulunduğuna ilişkin hiçbir kayıt ve belge mevcut olmadığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak davalının tacir olmadığı gibi, davanın mutlak ticari dava olmadığı sabittir. Açıklanan nedenlerle eldeki davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği ve mahkememizin görevsiz olduğu anlaşılmakla görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;

1.Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE,mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

2.Görevli Mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi OLDUĞUNA,

3.HMK 20. Maddesi gereğince süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde iki hafta içinde mahkememize müracaat ile dosyanın görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, başvurulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına,

4.Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,

5.Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,

Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda açıkça okunup, usulen anlatıldı. 20/03/2024 Katip ...

(e-imzalıdır)

Hakim ...

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog