Esas No
E. 2023/364
Karar No
K. 2023/364
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/364 - 2024/748

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 20.12.2022

NUMARASI : 2021/240 Esas - 2022/1008 Karar

İSTİNAF YOLUNA

BAŞVURAN DAVACILAR : 1-...- ...

2-...- ...

3-...- ...

VEKİLİ: Av. ...[...] UETS
DAVALI: 1 -ALLIANZ SİGORTA A.Ş.
VEKİLİ: Av. ...-... UETS
DAVALI: 2 -NEOVA KATILIM SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ

[...] UETS

VEKİLİ: Av. ...
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazm.)
BAŞVURU TARİHİ: 31.01.2023
İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 27.02.2023
KARAR TARİHİ: 17.04.2024
YAZIM TARİHİ: 17.04.2024

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; 23.05.2020 günü sürücü ... sevk ve idaresinde bulunan ... plaka sayılı çöp kamyonu ile D-100 İstanbul istikametinde Kadırga tesisleri önüne geldiği esnada direksiyon hakimiyetini kaybederek aracın sol ön kısmını önce çelik bariyerlere çarpıp aracın savrularak devrilmesi ile sağ taraf da bulunan çelik bariyerler aracın ön cam kısmından girmesi sonucu yanında bulunan personel davacıların eşi ve babası bulunan ...'ın (15.11.1974) olay yerinde vefat ettiğini, geriye 28.08.1970 doğumlu eşi ..., 27.01.1997 doğumlu ... ve 01.05.2007 doğumlu kızı ...'ın maddi destekten yoksun kaldığını, bu yönüyle eş ... için şimdilik 500 TL, çocuklar için ayrı ayrı 500 TL olmak üzere şimdilik 1.500 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı Neova Katılım Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; kazaya karışan aracın trafik sigorta poliçesi ile sigortalandığını, sorumluluklarının poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, kusur durumunun tespit edilmesi gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Birleşen Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/241 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dilekçesine; 23.05.2020 günü davacıların eş babası bulunan ... (15.11.1974)'ın olay yerinde vefat ettiğini, geriye 28.08.1970 doğumlu eşi ..., 27.01.1997 doğumlu ... ve 01.05.2007 doğumlu kızı ...'ın meydana gelen manevi zararların tahsili amacıyla, eş ... için şimdilik 10.000 TL, çocuklar için ayrı ayrı 7.500 TL nin davalı Allianz Sigortadan tazminini talep ve dava etmiştir.

Davalı Allianz Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; kazaya karışan aracın kaza başına manevi tazminat tutarı olan 25.000 TL üst sınır ile poliçesi ile sigortalandığını, sorumluluklarının poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, olayda kusur durumunun tespit edilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

İlk derece mahkemesi tarafından Asıl dava Maddi Tazminat yönünden; Davanın Kabulüne, Davacı ... için 32.623,89TL maddi tazminatın, Davacı ... için 14.117,79 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 23.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Neova Sigorta A.Ş.'den alınarak anılan davacılara verilmesine, davacı ...'ın maddi tazminat talebinin Reddine, Birleşen 2021/241 Esas sayılı dava Manevi Tazminat yönünden; Kısmen Kabulüne, davacı ... için 7.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Allianz Sigorta A.Ş'den alınarak anılan davacılara verilmesine, karar verilmiştir.

Yerel mahkemenin bu kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının kazanın meydana geliş şekli, kusur durumları ve manevi ızdıraplar dikkate alındığında yetersiz olduğunu, diğer yandan hükme esas alınan raporların da yerinde olmadığını, yerel mahkemece karar verilirken somut ve belirli bir nedene dayanılmadığını, hükme esas oluşturan gerekçelerin somut şekilde açıklanamadığını, diğer taraftan hükme esas alınan 11.11.2021 tarihli kusur raporuna göre davalı ...'ın asli kusurlu olduğu, yolcu koltuğunda oturan müteveffa ...'ın ise kusurunun olmadığının tespit edildiğini, söz konusu kusur raporun da muğlak beyanlar bulunduğunu, sürücünün %100 kusurlu olduğu halde mahkemece %75 kusurlu olduğu kanaat edildiğini ve aküterya hesabında yine %75 kusur oranı üzerinden hesaplanarak destekten yoksun kalma zararlarının eksik hesaplandığını, desteğin yolcu olduğu ve kusursuz olduğunu, Mahkemece tam kusura göre hesaplanan miktara hükmedilmesi gerekirken, kusur indirimine göre belirlenen miktara hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Asıl dava, destekten yoksun kalma tazminatı istemine, birleşen dava ise manevi tazminat istemine ilişkindir. Davaya konu 23.05.2020 tarihinde gerçekleşen tek taraflı maddi hasarlı yaralanmalı ve ölümlü trafik kazasında davacıların eş ve babaları olan ...'ın vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Asıl kazada, kazada hayatını kaybedenin eş ve çocukları davalı ZMMS sigortacısına karşı ve belirsiz alacak davası yoluyla maddi tazminat, birleşen dava dosyasında ise aynı davacılar tarafından bu kere davaya konu araç için Kasko Poliçesi kapsamında İMM teminatı sunan kasko sigortacısına karşı dava yöneltilmiş bulunulmaktadır. 6098 sayılı Borçlar Kanunun 53. maddesi gereği, ölüm neticesi olarak diğer kimseler ölenin yardımından yoksun kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir. Yasa lafzından da anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Burada korunmak istenen amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.

Destekten yoksun kalma tazminatının mahiyeti ve amacı, ölenin eylemli yardımını alanların, desteğin ölümünden sonra da bu yardımdan mahrum kalmaması olduğuna göre; destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için, herşeyden önce, destek alma hakkı olan kişinin destek alma ihtiyacının devam etmesi gerekir.

Gerekçe Hakkı ve Usûli İşlemler Yönünden Yapılan İstinaf İncelemesinde: 6100 sayılı HMK'nun 27.maddesi uyarınca davanın tarafları hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını ayrıca mahkemenin açıklamaları dikkate alınarak değerlendirilmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.

Anayasa’nın 138. ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, Kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. 6100 Sayılı HMK’nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukuki dinlenilme hakkı, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir.

Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şekli ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının/hukuki dinlenilme hakkının ihlâlidir. Hakim, gerekçe sayesinde, verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. Anayasa’nın 141.maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamı düzenlenmiştir. Buna göre; tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Gerekçenin somut dosya içeriği ile uyumlu olması gerekir.

Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi sebeple o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.(Yargıtay 9.H.D.,10/02/2016 tarih, 2015/34870 Esas,2016/3339 Karar)

Yukarıda yer verilen hususlar doğrultusunda ilk derece mahkemesinin kararının incelenmesinde, mahkemesince, birleşen dosyadaki manevi tazminat talebi hakkında kararın gerekçesinde davanın kabulüne karar verildiğinin yazılı olduğu halde birleşen davaya ilişkin hüküm fıkrasında davanın kısmen kabulüne dair hüküm verilmiş olduğu ve bu anlamda gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki meydana gelmiş olduğu görülmektedir.

Yanı sıra, kararın gerekçesinde 11.11.2021 tarihli trafik bilirkişi raporunda dava dışı araç sürücüsünün %75 oranında kusurlu olduğuna ilişkin yazıma yer verilmiş ise de raporun tetkikinden bilirkişi tarafından tek taraflı trafik kazasının gelişimde dava dışı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğuna ilişkin uzmanlık görüşü belirtmiş olduğu görüldüğünden kusura ilişkin yer verilen hususun gerekçeli kararda hatalı olarak yazıldığı anlaşılmaktadır. Kusura yönelik istinaf talebinin incelenmesinde: 6098 sayılı Borçlar Kanunun 49. Maddesinde düzenlenen "haksız fiil" olgusunun özel bir tezahürü de 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85 vd. Maddelerinde düzenlenen motorlu araçların neden olduğu kazalarla ilgili sorumluluk halleridir. Bir motorlu aracın Karayolları üzerinde işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilere karşı vermiş olduğu zararlardan dolayı araç sürücüsü, işleten, bağlı bulunduğu teşebbüs müştereken ve müteselsilen sorumludur. Motorlu taşıtların neden olduğu zararların giderilmesi için özel bir sorumluluk sistemi getirilerek motorlu araçlar için mali mesuliyet sigortası zorunluluğu getirilmiştir.(2918 sayılı Yasa madde 91).

Tazminat sorumluluğu dört temel koşulu gerektirmektedir. Bunlar : Hareket ( eylem- fiil) , Netice ( zarar veren sonuç) , illiyet bağı ve kusurdur. Türk Borçlar Kanun 49. Maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı bir eylem nedeniyle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlü olduğuna göre, haksız fiil sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğundan şüphe duyulmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. Maddesi " Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." düzenlemesine haiz olup; Yüksek Mahkeme ve Doktrin görüşleriyle kabul edilen ilkelere göre hukuk hakimi ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla bağlı olduğu gibi, ceza yargılamasındaki kesinleşen maddi olgularla da bağlıdır. Ceza Hukuku alanında suç olarak kabul edilen bir eylemin Özel Hukuk alanında tezahürünün de haksız fiil veya geçersizlik olduğunun kabulü gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun "Yargılamaya Egemen Olan İlkeler" başlıklı 30. Maddesi: "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." düzenlemesine haizdir.

HMK 266 madde (HUMK 275 md.) hükmüne göre de, kusur oranlarının belirlenmesi teknik, kusurluluğun takdiri ise hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim kusuru belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır. Bu çerçevede yukarıda da yer verildiği üzere HMK'nın 266. maddesi uyarınca hakim, bilirkişilerce tespit edilen kusur oranları ile bağlı olmayıp; kimi bazı durumlarda gerekçesinde yer vermek üzere kusura ilişkin teknik verileri kendisi değerlendirerek kusur oranlarını kendisi belirleyebilcektir.

Nitekim Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 03/12/2020 tarih 2019/5890 Esas 2020/8066 Karar sayılı ilamı bu konuda yol gösterici olmaktadır. Yüksek Mahkeme emsal içtihat gerekçesinde : "Somut olayda da, mahkemece, yasanın işaret ettiği üzere teknik bulguların tespiti amacı ile İstanbul Teknik Üniversitesinden (İTÜ) seçilen uzman bilirkişi kurulundan ve Adli Tıp Kurulu (ATK) Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınmıştır. Her iki raporda da kazaya ilişkin teknik veriler tespit edilmiş, kusur oranının tespitine yönelik ise İTÜ'den alınan raporda davalıların murisinin %25 oranında, davacıya ait otobüsün sürücüsünün %75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, daha önce alınan raporda davalıların murisinin %100 oranında kusurlu olduğunun belirtilmesi karşısında aradaki çelişkinin giderilmesi amacı ile ATK'den rapor alınmış; ATK tarafından da kazaya ilişkin teknik verilere yer verilerek alınan raporda davalıların murisinin %60 oranında, davacının sürücüsünün ise %40 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, mahkemece ATK raporunda belirtilen kusur oranı esas alınarak karar verilmiştir.

Oysa bütün raporlarda kazanın oluş şekline ilişkin teknik veriler ortak olup sadece kusur oranlarını belirlemede bilirkişi kurulları birbirinden ayrılmıştır.

Mahkemece yapılacak iş; bilirkişilerce elde edilen teknik verilerin HMK'nın 266. maddesi çerçevesinde mahkeme hakimince değerlendirilerek, olayın oluş şekline göre davacıya ait otobüs sürücüsünün daha fazla ve asıl kusurlu olduğu gözetilerek, sürücülerin kusur oranlarının tespiti ile hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibaret olup, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir." denilmektedir.

Buna göre, tek taraflı trafik kazalarında, Trafik Kolluğu tarafından düzenlenen Kaza Tespit Tutanağı, Olay Yeri İnceleme ve Görgü Tutanağı, tanık beyanları ve tanık iddia ve delillerinden yapılacak çıkarıma göre sürücüden başka üçüncü kişi veya şeylere kusur atfedilmediği durumlarda ( yol kusuru, yoldaki sahipsiz hayvan, kazaya karışmayan ama kusur ihlali nedeni ile kazanın gelişimine etkisi olduğu ileri sürülen başkaca araçlar vb.) kusur raporu alınıp alınmaması gerekliliği üzerinde durulduktan sonra, Hakim tarafından gerek görülmesi halinde kusur raporunun alınmasına karar verilebilecektir. Bu durum aynı zamanda "usûl ekonomisi ilkesinin" bir gereği olarak yapılacak yargılama giderleri nedeni ile tarafların mülkiyet hakkının ihlal edilmemesi ve adil yargılama hakkının bir gereği olarak makul süre kriteri ile ilgili bir durum olarak anlaşılmalıdır.

Bu kapsamda, somut uyuşmazlıkta tüm dosya içeriğine göre, desteğin ölümüne neden olan olayda, desteğin belediyede temizlik görevlisi olarak çalıştığı, kazaya karışan çöp toplama aracında müteveffanın yolcu konumunda olduğu, dava dışı sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeni ile kazanın geliştiği anlaşılmakla, kazanın meydana gelmesinde dava dışı araç sürücüsünün kural ihlalinin tek ve asli etken olduğu, dava dışı araç sürücüsünden başka kişilere atfedilebilecek bir kusur olmadığı anlaşılmakla dava dışı araç sürücüsünün tam kusurlu kabul edilerek; buna göre sonuca gidilmesi gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 281-(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.

Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. (Ek cümle: 22.07.2020 - 7251 S.K./24. md) (2)Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.

Mahkemesince hükme esas alınan 03.10.2022 tarihli aktüerya raporunu düzenleyen Aktüer Bilirkişi tarafından, davanın anlaşılamadığı ya da yetersiz inceleme neticesinde yahut maddi hata nedeni ile 11.11.2021 tarihli kusur raporunda kusur başlığında araç sürücüsünün %75 oranında kusurlu olduğuna ilişkin yazıma yer verilip, hak sahiplerinin destek kazancı hesaplandıktan sonra %75 oranında kusur indirimi yapılmış olduğu görülmektedir. Oysa yukarıda gerekçe hakkı başlığında yer verildiği üzere, davaya konu trafik kazasına ilişkin mahkemesince alınan 11.11.2021 tarihli Trafik Bilirkişi raporunda dava dışı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğuna ilişkin görüş belirtilmiş olduğu ancak yolcu olan desteğe kusur isnadı yapılmadığı görülmektedir. Kaldı ki davacıların, dava dışı sürücüsünün değil, kazada sürücünün yanında yolcu konumunda olarak bulunan çalışma arkadaşı ...'ın mirasçıları olduğu gözetilmeden ve davacılar desteğine kusur atfedilmemiş olmasına rağmen sebebi anlaşılamayan şekilde hak kazanılan tazminattan %75 oranında indirim yapılarak düzenlenen hatalı ve yanılgılı rapora göre hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bunun yanında bilirkişi tarafından, destek tazminatı hesaplanırken önce SGK tarafından bağlanan gelire göre bildirilen PSD ödemesi düşüldükten sonra destek payı oranlanması gerekirken önce destek payının oranlanarak sonrasında belirlen kısımdan PSD ödemesinin düşülmesi de hatalı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle, mahkemesince hükme esas alınan 03.10.2022 tarihli aktüerya raporunun mahkemesinde re'sen denetlenmediği anlaşılmaktadır.

Şu halde mahkemesince asıl davadaki maddi tazminat talebi yönünden yapılması gereken, davacılar desteğinin davaya konu tek taraflı trafik kazasında yolcu konumunda olduğu, kaza tespit tutanağı ve alınan bilirkişi raporuna göre de yolcu konumunda olan müteveffanın kusursuz olduğu, davalı sigorta şirketlerinin yasa ve sigorta sözleşmesi gereğince eylemlerinden sorumlu oldukları dava dışı araç sürücüsü ...'ın tam kusurlu olduğu kabul edilerek; 6100 sayılı HMK 266. vd. maddeleri gereğince, dosyanın alanında uzman başkaca bir aktüer bilirkişisine tevdii ile davacıların davaya konu trafik kazasından kaynaklı olarak her bir davacı yönünden önce destek alacağının belirlenmesi sonrasında PSD ödemesinin mahsup edilmesi ve sonrasında belirlenen tazminatın destek paylarına oranlanmak sureti ile davacıların ayrı ayrı tazminat alacaklarının belirlenmesi, hesaplanan toplam tazminatın, 390.000,00 TL olduğu anlaşılan poliçe limitinin aşması halinde ise her bir davacı yönünden K.T.K'nın 96. madde hükmü tartışılarak poliçe hükümlerine göre tazminat limiti aşılmadan hak sahipleri yönünden oranlama (garame) yapılarak sonucuna göre karar verilmesinden ibaret olacaktır.

Birleşen davadaki manevi tazminat talebi yönünden ise tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler ışığında, olay tarihi, olayın oluş şekli, müteveffanın tam kusursuzluk hali, desteğin yaşı, tarafların sosyal ekonomik durumları ve poliçe limitleri dikkate alınarak; kısa karar ile gerekçe arasında çelişki meydana getirilmeden, mahkemenin manevi tazminat talebine ilişkin vicdani kanaatine göre bir karar vermekten ibaret olacaktır.

İlk derece mahkemesinin yaptığı yargılama ve verdiği kararda tespit edilen ve yukarıda belirtilen eksiklik ve hatalar dairemizce HMK'nın 353/1-a-6 maddesi kapsamında "davanın esasına etki edecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması" olarak değerlendirildiğinden; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun anılan yönlerden kabulü ile sair istinaf sebepleri bu aşmada incelenmeksizin ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak yeniden karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.12.2022 tarih ve 2021/240 Esas, 2022/1008 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

2.Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Gebze Asliye Ticaret Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3.Peşin alınan istinaf karar harcının talep halinde yatırana iadesine,

4.Davacıların istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine, harcanmayan istinaf gider avansının yatırana iadesine,

5.Karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 17.04.2024 Başkan ...

(e-imzalıdır)

Üye ...

(e-imzalıdır)

*Üye ...

(e-imzalıdır)

Katip ...

(e-imzalıdır)

*İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog