3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacı vekili İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunmuş olduğu 01/12/2017 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkili şirket ile davalı arasında cari bir hesap ilişkisi bulunduğunu, müvekkili şirket ile davalı taraf arasındaki cari hesap ilişkisinin sonucu oluşan borç miktarının müvekkili şirkete ödenmediğini, tarafların ticari defter kayıtları üzerinde yapılacak incelemede bu durum rahatlıkla ortaya konabileceğini, müvekkili şirket tarafından davalı ile yapılması planlanan işlere ve aradaki güven ilişkisine istinaden, davalı tarafa bir takım avans ve ön ödemelerin verildiğini, ancak yapılması planlanan işler gerçekleşmeyince, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemelerin iade yükümlülüğü altında bulunan davalının söz konusu ödemeleri iade etmediğini, tacir olan kişilerin ticari defter tutma zorunluluğu kanun gereği olduğundan ticari defterlerin kesin deliller olduğundan, davalı tarafın daha önce aldığı ve iade yükümlülüğü bulunmasına rağmen iade etmediği ödemelerin tarafların ticari defterlerinin incelenmesi ile görüleceğini, bu nedenlerle alacaklı olduklarının tespiti ile haklı davalarının kabulüne, mahkemenin ikna olmaması haline bilirkişi incelemesi yaptırmasına, yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Dava dilekçesi ile eklerinin usulüne uygun olarak davalıya tebliğ edildiği, davalının cevap dilekçesi sunmadığı görüldü. DELİLLER VE GEREKÇE Dava, avans ödemelerinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuç- landırılmıştır. Bursa .... Asliye Ticaret Mahkemesinin .... Talimat sayılı dosyasına bilirkişi .... tarafından sunulan bilirkişi raporunda özetle ; -Tarafların tacir oldukları ve aralarında 08.07.2013 tarih ve A-002 sayılı bir Protokol düzenlenerek imzalandığı, davacının 2013 ve 2014 yıllarında kağıt ortamında 2015, 2016,2017 ve 2018 yıllarında Usul ve Esasları “Gelir İdaresi Başkanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından ortak yayımlanan 1. Sıra No.lu Elektronik Defter Genel Tebliği ile GİB tarafından yayınlanan 421 Sayılı Genel Tebliğine” göre belirlenen E-Defter tuttuğu, anılan defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile bu defterlere yapılan kayıtlara ait beratların yasal süre içerisinde düzenlendiği, bu defterlere yapılan kayıtların sahibi adına delil olma özelliğine sahip olmakla beraber takdirin mahkemeye ait olduğunu, takip veya dava tarihinin bilinmemesi nedeniyle davacı kayıtlarında; -31.12.2013 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.253.850,00 TL, -01.01.2014 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.253.850,00 TL, -31.12.2014 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.,627.310,37 TL, -01.01.2015 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.627.310,37 TL, -31.12.2015 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.037.943,76 TL olduğu, -31.12.2015 tarihinden sonra herhangi bir ticari hareketin bulunmadığı, bundan sonraki dönemlerde ise sadece açılış ve kapanış kayıtlarında aşağıda görüldüğü üzere aynı alacak tutarının yer aldığı, -01.01.2016 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.037.943,76 TL -31.12.2016 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.037.943,76 TL -01.01.2017 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19,037.943,76 TL -31.12.2017 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.037.943,76 TL -01.01.2018 tarihi itibariyle davacının davalıdan olan alacağının 19.037.943,76 TL olarak gözüktüğü yönünde görüş ve beyan bildirmiştir.
Uyuşmazlığın, ispat konusunda olması nedeniyle öncelikle ispat hususuna kısaca değinilmesi faydalı olacaktır. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
Diğer taraftan hâkim kural olarak, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.
İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; HMK'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.
Somut uyuşmazlıkta davacı vekili,davacının,davalı şirkete ticari ilişki sebebiyle müvekkili tarafından davalı şirkete yaptırılması planlanan işler amacıyla bir takım ön ödemeler ve avanslar verildiğini ancak planlanan işlerin gerçekleşmemesi ve davalı tarafından vaat edilen işlerin gerçeğe dönüşmediği gibi davalıya gönderilen avans ödemelerinin de ödenmediğinden bahisle huzurdaki davayı açmış bilirkişi incelemesinden sonrda alacağın kaynağının davalı ile imzalanan protokol ve borç nakli sözleşmesi olduğunu iddia etmiş,buna ilişkin davalıya verilen çekler ile ödeme dekontlarına delil olarak dayanmıştır.
Bilindiği gibi, kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilmektedir. Çekin ödeme dışında başka bir amaçla (örneğin avans olarak) verildiğini iddiasının davacı tarafça (HMK’nın 200. maddesi gözetilerek) ispatlanması gerekmektedir. Somut olayda, davacı bu yöne ilişkin bir delil ibraz edememiş taraflar arasındaki protokol kapsamında davalının idareden yüklendiği işin finansmanı olarak verildiği iddia edilmiş ancak protokol aslı sunulamadığı gibi söz konusu çeklerin bu amaçla verildiğine dair herhangi başka bir delil sunulamamış,davacı vekili dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığından kendisine yemin delili hatırlatılmamıştır.
Diğer yandan,davacı,banka ödeme dekontları ibraz ederez davacı tarafından yapılan bu ödemelerin de yukarıda anılan protokol kapsamında davalıya finansman desteği amacıyla verildiğini iddia etmiş ise de; havale kural olarak bir ödeme vasıtasıdır. Başka bir ifade ile havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal bir karine mevcuttur. Bu karinenin aksini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) iddia eden bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Davaya konu banka dekontlarında herhangi bir açıklama bulunmadığından ve davacı dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmadığından gönderilen paranın protokol kapsamında borç olarak gönderildiğini ispat edememiştir. Son olarak davacı vekili taraflar arasında borç nakil sözleşmesi bulunduğunu cari hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağının kaynağının bu sözleşme olduğunu iddia etmektedir.
Bu iddia ile ilgili olarak öncelikle iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekli olup davacının,dava dilekçesinde veya varsa cevaba cevap dilekçesinde bildirmediği iddiasını davalının muvafakati olmadan genişletemeyeceği gibi değiştiremezde.Somut olayda da,davacı dava veya cevaba cevap dilekçesinde ileri sürmediği bir iddia olan borç üstlenme sözleşmesini borcun kaynağı olarak iddia etmesi açıkça iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında dinlenmesi mümkün değildir.Bir an için cari hesap ilişkisine dayanan davacının sonradan ileri sürdüğü borç üstlenmesine ilişkin sözleşmenin iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmayıp tartışılması gerektiği düşünülse dahi söz konusu sözleşmenin aslı davacı tarafından sunulmadığı gibi aslının bulunduğunu iddia ettiği yerlerde de olmadığı,buna göre söz konusu sözleşmedeki imzanın davalı şirketi bağlayıp bağlamadığının,davalı şirket yetkilisinin isticvabı yoluyla denetlenemediği,buna göre davacının borç üstlenme sözleşmesinin varlığını da ispat edemediği görülmektedir.
Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;davacı vekili,davalı ile olan ticari ilişkisi kapsamında alacağınının tahsili amacıyla huzurdaki davayı açmış ve alacağının kaynağını davalı ile yapılan protokol kapsamında sağlanan finansman ile borç üstlenmesi sözleşmesine dayandırmıştır.Söz konusu finansman desteği kapsamında davacı tarafından davalıya çek verildiği ve banka yoluyla para havalesi yapıldığı,bu avans ödemelerinin ödenmediği iddia edilmiş ise de,davacı vekilinin iddialarını usulüne uygun deliller ile ispat edemediği gibi yemin deliline de dayanmadığı,davacı tarafın ticari defter ve belgelerinde alacaklı gözüktüğü ve ticari defter ve belgelerinin usulüne uygun tutulduğu ve davalının ticari defter ve belgelerini incelemeye sunmadığı buna göre HMK'nın 220/3.maddesinin uygulanabileceği düşünülse de ticari defter ve belgelerin ibrazının HMK'nın 220/3.maddesinde yapılan değişiklikten önce istenmesi ve buna göre davacının ticari defter ve belgelerindeki kayıtların dayanağını da ibraz etmesi zorunluluğuna rağmen bu belgelerin ibraz edilmediği,buna göre davacının alacağını ticari defter ve belgelere göre de ispat edemediği. Davacının sonradan alacağının kaynağının borç üstlenmesi sözleşmesi olarak ileri sürmesi iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlenr-dirilmemesi gerekmekle birlikte bir an için yasak kapsamında kalmadığı düşünülse dahi borç üstlenme sözleşmesinin aslının sunulmaması nedeniyle bir sözleşmenin var olduğunun davacı tarafından usulüne uygun deliller ile ispat edilememesi ve sözleşmenin borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi olması nedeniyle böyle bir taahhüt borçlunun alacaklıya karşı olan ifa yükümü üzerinde hiçbir etki yapmaması; üçüncü kişi ile alacaklı arasında herhangi bir hukukî bağ kurmaya yetmemesi nedenleriyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere:
1.Davanın REDDİNE,
2.Alınması gerekli 427,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 6.831,00 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 6.403,40 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 180,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı,davalının yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 22/02/2024 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."