Aramaya Dön

1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2014/1184
Karar No
K. 2024/415
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL

1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2014/1184 Esas
KARAR NO: 2024/415
DAVA: Tazminat (Distribütörlük Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 23/09/2014
KARAR TARİHİ: 30/05/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Distribütörlük Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2007 ve 2008 yıllarında davalıların ürettikleri ... marka telefon cihazlarının Türkiye'ye ithali ve pazarlanması hususunda distribitörlüğünü yapan ... şirketi, ... Şirketi ile birlikte üç firmadan biri olduğunu, müvekkilinin distribitörlük sebebiyle büyük yatırım ve masraflar yaptığını, bu masraf ve harcamaların şirket kayıtlarında mevcut olduğunu, davalılar ile müvekkili arasındaki distribitörlük ilişkilerinin uyumlu bir şekilde devam etmekteyken 2007 yılı ikinci yarısından itibaren ithal edilen ... markalı telefon cihazlarının fiyatlarında düşürmeler yapmaya başladıkları, diğer distribitörlerle birlikte hareket ederek kampanya adı altında müvekkili şirketin kendilerinin aldıkları fiyatların çok altında müvekkili şirketi zarara uğratacak şekilde fiyat indirimleri uygulayarak ve müvekkili şirketi de bu indirimleri uygulamaya zorlayarak müvekkilini zarara uğrattıklarını, müvekkili şirketin 2007 yılının son üç aylık döneminde büyük zarara uğratıldığını, fiyat indirimleri sebebiyle bu duruma son verilmesi gerektiğinin sözlü ve mail ortamında bildirilmesi ve zararın giderilmesinin talep edildiği davalıların ise müvekkilinin haklı olduğu ve zararlarının iskontolar uygulanarak giderileceğinin bildirildiği, ancak müvekkili şirketin zararlarının giderilmediğini, müvekkiline hiç mal verilmemeye başlanıldığını disribitörlük sözleşmesi gereği yapılan masraf ve harcamalar nedeniyle uğranılan zararların tazmini için dava hakkının saklı tutulduğunu, ...yetkilisinin müvekkilinin zararının giderilmesi için 13.12.2007 tarihinde müvekkiline gönderdiği mailde zararı ikrar ettiklerini ve telafi için gereğinin yapılacağını bildirdiklerini, 13.12.2007 tarihli yazışmada ... yetkilisinin ... ile görüştüklerini ve 2008 yılı başında iki modelle sınırlı bir zaman için iyi fiyat vereceklerini ve bunun Ocak ayı içinde yapılacağının bildirildiğini, 26.02.2008 tarihli yazışmada ise kampanya ve satışlar için özel fiyatların bildirileceğini ... için verilen 23.304 euro ve 2007 başında yanlış yükleme için devlete ödenen 140.000 TL'nin buradan karşılanmasının istenildiğini bu durumun imkansız olduğunun müvekkili şirket tarafından 30.05.2008 tarihli mail ile ... yetkilisine bildirildiğini, ... yetkilisinin 11.12.2007 tarihli maili ile müvekkili şirkete 353.509 euro destek ödeyeceklerini bunun 155.914 eurosunun mart, nisan, mayıs aylarında davacı için yapılan indirimden karşılandığını geriye 197.595 euro kaldığının belirtildiğini, müvekkilinin 3-4 ay gibi sınırlı bir süre ile sınırlı fiyat indirimi ile zararının karşılanmasının mümkün olmadığını müvekkili şirketin zararının karşılanması için 3-4 aylık kısıtlı sürede davalıların uyguladığı iskontolar uygulanmak ve hiç indirime gidilmeksizin 400.000 cep telefonunun ithal edilerek satılması gerektiği bu durumun ise imkansız olduğu, müvekkili şirketin indirimler sebebiyle zararının yalnız 100.000 euroluk kısmının karşılandığını daha önce aynı sebeple ...

18.Asliye Ticaret Mahkemisinini ... Esasa sayılı dosyasında açılan davanın takip edilmemesi sebebiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği açıklanan nedenlerle davalıların diğer distribitörlerle anlaşmak suretiyle kampanyalar düzenleyerek piyasa fiyatlarını düşürmeleri sebebiyle müvekkili davacı şirketin, ithal edilen telefonları maliyetinin altında satmak zorunda bırakılması sebebiyle uğranılan zararlardan fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000 euroluk kısmının tazminine karar verilmesi ayrıca davalılarca kabul edildiği belirtilen 23.304 euro ve yanlış yükleme için devlete ödenen 140.000 TL, 2008 yılı stok desteği bakiyesi 197.595 euro ve 2008 ocak ayı kampanya destek bedeli 22.000 euro olmak üzere toplam 382.899 eurodan fazlaya ilişkin kısımlar saklı tutularak belirsiz alacak davası kapsamında şimdilik 5.000 euroluk kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi dava ve talep edilmiştir.

Davalı ... Şirketi cevap dilekçesinde özetle; davanın ne belirsiz alacak davası ne de kısmi dava şartlarına uygun açılmaması sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği davacı ile davalı arasında sözleşme ilişkisinin bulunmadığı, müvekkili şirketin 01.01.2010 tarihine kadar Türkiye'deki faaliyetinin ... ürünlerinin ithalatı ve satışını kapsamadığını, müvekkilinin 01.01.2010 tarihinden önce üretici şirket olan ... ltd'nin bir nevi temsilcisi gibi hareket etmesi sebebiyle taraflar arasındaki ilişkiye vakıf olunduğunu, müvekkili yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini davacı tarafından ileri sürülen iddiaların gerçek dışı olduğunu, ticari hayatın gereği olarak zaman zaman bazı dağıtıcılara belirli indirimler uygulanmasının olağan olduğunu, yapılan indirimlerin dağıtıcılardan birine zarar verme kastıyla yapılmadığını ayrıca haksız rekabet yaratıcı boyutlara ulaşacak oranlarda olmadığını biri diğerine göre yüksek miktarda sipariş veren alıcıya daha düşük bir fiyat uygulanmasının tüm dünya ve tüm zamanlarda geçerli olmuş bir ticari uygulama olduğunu, diğer şirketlerin satın alma hacminin davacının çok üzerinde olduğunu, diğer şirketlere daha fazla indirim uygulanmasının olağan ve hakkaniyet gereği olduğunu, zaman zaman kampanyalan sebebiyle üreticinin dağıtıcısına olan borcunu nakit transferi yerine fiyat indirimi yapmak suretiyle ödeyebildiğini, davacı şirketin dilekçesinde iddia olunan dönemlerde müvekkili şirketin ithalat ya da dağıtım faaliyetinin olmadığı göz önüne alındığında piyasada fiyatları düşürme yönünde faaliyetinin bulunamayacağını davacının piyasadaki birden çok dağıtıcıdan sadece bir olduğunu, bu dağıtıcılar arasında kuvvetli bir rekabet ilişkisi olduğunu, piyasadaki fiyat farklılıkları ve fiyat indirimlerinin müvekkili şirkettin değil dağıtıcılardan kaynaklandığını nitekim davacının da diğer dağıtıcılarla rekabet etmek amacıyla yüksek indirimlere başvurduğu, davacının uyguladığı indirimlerin diğer dağıtıcılar arasında rahatsızlık yarattığı, davacının bu rekabet ilişkisi içerisinde başarısızlığa uğradığı ve pazardan çekilmek zorunda kaldığı, Kore merkezli olmakla birlikte küresel bir şirket olan ve tüm dünyada yüksek rekabet kültürü ve ticari ahlakı ile geniş bir pazar payına sahip olan müvekkili şirketin Türkiye pazarında bir distribitöre zarar vermek amacıyla diğer distribitörleriyle fiyat indirimlerine gittiği iddiasının ticari mantığa aykırı olduğunu bu durumun müvekkiline bir faydasının bulunmadığını, müvekkili şirketin diğer dağıtıcılardan zayıf olan davacının rekabet gücünü koruyabilmesi amacıyla destek olmaya çalıştığını davacı tarafından gerçekleştirilen çeşitli kampanya desteklerinin ve diğer ödemelerin müvekkili şirket tarafından karşılanması hususunda tarafların anlaştıklarını anlaşma ile bu meblağın sipariş edilen ürünlerinde fiyat indirimi yapılması suretiyle ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu anlaşma çerçevesinde fiyat indirimi suretiyle karşılanması kararlaştırılmış olan tüm meblağın müvekkili tarafından eksiksiz olarak ödendiği davacının herhangi bir alacağının kalmadığının davacınını ödenmiş olan 197.595 euroyu talep etmekle yetinmeyerek ek olarak 23.304 euro, 140.000 TL ve 22.000 euro talepte bulunduğu davacının talep ettiği bu kalemlerin zaten taraflar arasında daha önceden kararlaştırılan 353.509 Euroluk zararın içinde hesaba katıldığını davacının ilk aşamada karşılanan 155.914 Euroluk zararının aynı şekil ve yöntemle karşılandığını davanın öncelikle dava şartı yokluğundan aksi halde husumetten ve her halukarda esastan reddine karar verilmesi gerektiği iddia ve talep edilmiştir. Davalı ... Şirketi'nin ticaret sicil kaydının tetkikinden 12/06/2007 tarihinde sicile kaydedildiği anlaşılmıştır.

Davalı ....' ye dava dilekçesiyle eklerinin tebliğ edildiği Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 03.07.2015 tarihli cevabı yazısından anlaşılmıştır. Cevabi yazı eklerinden ...LTD'ne dava dilekçesinin ve eklerinin tebliğ edildiğinin ...'nin T.C Dış İşleri Bakanlığına gönderdiği 18/05/2015 tarihli yazıdan anlaşılmakla davalının süresinde cevap dilekçesi sunmadığı, davalılar vekilinin ...LTD'ye ait vekaletnamenin ibrazından önce 21/07/2017 havale tarihli dilekçe ile davalılar vekili olarak bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunduğu, davalı ... yönünden 25/10/2018 tarihinde vekaletname ibraz edildiği anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarihsiz talep arttırım dilekçesi ile; dava değerinin 17.400.841,19 TL'ye arttırıldığını belirterek 06/09/2022 tarihinde peşin harcı mahkememiz veznesine depo etmiştir.

Davalılar vekili ıslah dilekçesine karşı beyan dilekçeleri sunarak ve cevap dilekçesinin ıslah edildiğini bildirerek sundukları dilekçede özetle; Davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilemeyeceği, davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, yapılan işlemin kısmi ıslah işlemi olduğunu, talep edilen zararların tümünün zamanaşımına uğradığını, davalı taleplerin belirsiz alacak davasına konu olmasının mümkün olmadığını, bu konuda mahkemece bir karar verilmediğini, davadaki taleplerin kısmi dava konusu olabileceğini, yapılan ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunduklarını, mahkemenin 20/04/2022 tarihli duruşmada süre isteyen davacıya süre vermesine rağmen ıslahın 1 haftalık süre içinde yapılmadığını, dilekçede hangi talebi bakımından ne kadarlık ıslah yapıldığının belli olmadığını, dava dilekçesindeki taleplerin iki grupta toplandığının, davacının dilekçesinde A ve B olarak numaralandırılan taleplerinin hangisini açıkça ıslah ettiğini yazmadığını, davanın öncelikle usulden ve zaman aşımı sebebiyle reddine karar verilmesini, her halükarda esastan reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

Davalılardan ...Ltd tarafından süresinde sunulmuş bir cevap dilekçesi bulunmadığından ıslah yolu ile zamanaşımı itirazının ileri sürülmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmış, diğer davalı yönünden zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi neticesinde dava tarihi itibariyle 6762 Sayılı TTK madde 56, madde 62 ve 5237 Sayılı TCK madde 66/1-e uyarınca dava tarihi olan 04/08/2014 tarihinde 8 yıllık ceza zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla davalıların zamanaşımı itirazlarının reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili, 26/01/2023 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı uyarınca sunduğu 08/02/2023 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde " a" bendinde belirtilen zarar talebinin 17.400.841,19 TL arttırıldığının kabulüne karar verilmesi ," b" bendi yönünden mahkemece eksik harcın tamamlatılması için süre verilmesi talebinde bulundukları anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından sunulan 08/02/2023 tarihli dilekçe ile belirsiz alacak olarak talep edilen tazminat tutarı 5.000 EURO'nun 17.400.841,19 TL'ye arttırıldığı, dava dilekçesinin ''netice ve talep'' başlıklı son kısmının ''b'' maddesinde yer verilen alacak kalemleri yönünden harç yatırılmadığının belirtilmesi karşısında 23.304 EURO + 197.595 EURO + 22.000 EURO + 140.000 TL tutarlı alacak kalemleri yönünden harç yatırılmadığı belirtildiğinden davacı vekilince ( 23.304 EURO + 197.595 EURO + 22.000 EURO + 140.000 TL = 242.899 EURO + 140.000 TL = 697.095,84 TL + 140.000 TL = 837.095,84 TL x 68,31 / 4000 =) 14.295,50 TL peşin yatırılması gerektiği,

Davacı vekilinin 26/01/2023 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı uyarınca sunduğu 08/02/2023 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde " a" bendinde belirtilen zarar talebinin 17.400.841,19 TL arttırıldığının kabulü ile ," b" bendi yönünden mahkemece eksik harcın tamamlatılması için süre verilmesi talebinde bulundukları anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından sunulan 08/02/2023 tarihli dilekçe ile belirsiz alacak olarak talep edilen tazminat tutarı 5.000 EURO'nun 17.400.841,19 TL'ye arttırıldığı, dava dilekçesinin ''netice ve talep'' başlıklı son kısmının ''b'' maddesinde yer verilen alacak kalemleri yönünden harç yatırılmadığının belirtilmesi karşısında davacı dava dilekçesinde b bendinde belirtilen zarar kalemlerinin miktarını açıkça belirtmesine rağmen davasını kısmi dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından davacıya b bendinde belirtilen alacak kalemleri yönünden daha önce harç tamamlaması hususunda ihtar yapılmamış olduğu dikkate alınarak ve 23.304 EURO + 197.595 EURO + 22.000 EURO + 140.000 TL tutarlı alacak kalemleri yönünden harç yatırılmadığı belirtildiğinden davacı vekilince ( 23.304 EURO + 197.595 EURO + 22.000 EURO + 140.000 TL = 242.899 EURO + 140.000 TL = 697.095,84 TL + 140.000 TL = 837.095,84 TL x 68,31 / 4000 =) 14.295,50 TL peşin yatırılması gerektiği, belirsiz alacak davası olarak ikame edildiği belirtilen tazminat talebi yönünden 5.000 EURO olarak belirtilen tazminat talebi 17.400.841,19 TL'ye artırıldığından 296.672,76 TL harç yatırılması gerektiği, davacı vekili tarafından 296.672,76 TL harcın yatırıldığı ancak 14.295,50 TL tutarlı peşin harcın yatırılmadığı anlaşılmakla davacı vekiline dava dilekçesinin netice talep kısmının ''b'' bendinde belirtilen alacak kalemleri yönünden eksik yatırılan 14.295,50 TL peşin harcı depo etmek üzere süre verilmiş, süresinde harcın depo edildiği anlaşılmıştır.

Davacı tarafından davacı şirketin kötü yönetilmesi ve zarara uğratıldığı iddiasıyla şirket yetkilileri hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... ..., ... CUmhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma nolu dosyaları ile şikayette bulunulduğu, davacı tarafından sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle dava dışı ... aleyhine ...

10.Asliye Ticaret Mahkemesinin...Esas sayılı dosyasında tazminat davası ikame edildiği ,...

10.Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyasında davacı, dava dışı ... A.Ş. ile aralarında akdedilen 18.10.2006 tarihli sözleşmesinin haksız feshedilmesi gerekçesiyle uğradığı zararın tahsilini talep ettiği anlaşılmıştır.

Davacının talep edebileceği tazminat miktarı konusunda dosya kapsamı ve davacı defterleri incelenerek rapor düzenlenmesi için dosya bir mali müşavir bilirkişi ile sektör uzmanı elektronik yüksek mühendisi bilirkişilere tevdi edilmiş, bilirkişiler 24.04.2017 tarihli raporda özetle; davacının 2007 yılı ticari defterlerinin kapanış tasdiklerinin yapılmadığı, 2008 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin yapıldığı, envanter defterinin kapanış tasdikinin yapılmadığı, 2008 yılı ticari defterlerinin kapanış tasdiklerinin yapılmadığı bu nedenle delil niteliğine haiz olamayacağı ancak ticari defter ve belgelerin kendi içinde uyumlu olduğu, dosyaya sunulu 2007-2008 yıllarına ilişkin davacının kurumlar vergi beyannameleri ve davacının ilgili yıllardaki satış miktarı ve tutarlar, taraflar arasındaki yazışmalardan davacının piyasadaki fiyat indirimleri sonucu zararlarının çok büyük boyutlara ulaştığının şirket yetkilisi ...'in mailleri dikkate alındığında davacının uğramış olduğu zararların nakit olarak değil fiyat indirimleriyle telafi edileceğinin belirtildiği, bunların ... kampanyası 23.204 Euro, devlete ödenen 144.828 TL ceza yanlış nakliyat için 88.750 Euro, ... kampanyası için nisan son haftası E-250 21.790 Euro ... kampanyası nisan son haftası J-700 14.561 Euro, ... kampanyası nisan son haftası D-880 3.818 Euro, haziran ... kampanyası C-450 4.760 Euro, haziran ... kampanyası J-700 8.000 Euro, haziran ... kampanyası U-600 20.250 Euro, mart ayı Euro fiyat farkı 145.502 Euro, mart ayı ... kampanyası ... 22.774 Euro olmak üzere toplam 353.509 Euro olarak telafi edileceğinin belirtildiğini, davalı şirket yetkilisi ...'in mailleri doğrultusunda mart, nisan, mayıs ayları fiyat indirimleriyle toplam 364.414 Euro zararın karşılandığı, davacının 2007-2008 yıllarındaki ticari defter ve kayıtlarına göre 2007 yılındaki ... ürünlerinin toplam satışlardaki miktarının %59,08 olduğu, TL bazında %82,39 olduğu, 2008 yılında ... ürünlerinin satış miktarlarının ve satış tutarlarının artarak satış miktarının %99,01 , satış tutarının ise %99,75 olduğu, davacının davalının bir nevi distribitörü gibi çalıştığı tamamen davalının ürünlerinin dağıtıcısı konumunda olduğu, davacının, ...'un distribitörleri olan ... gibi faaliyet sürdürdüğü, davacının 2007 yılında 233.524,55 TL zarar ederken davalının fiyatları düşürmesi sebebiyle ürünler davacının deposuna gelmeden düşen fiyatlardan malları satması sonucu zararının 12.399.644,60 TL'ye ulaştığı, davacının satış pazarlama ve yatırım harcamalarının tamamen davalı ürünleri üzerine teksif edildiği, teminat mektuplarının verilmesinin bu durumu teyit ettiği, zararın tamamen .. ürünlerindeki fiyat düşmesinden değil işletmenin tüm faaliyetinden kaynaklandığı, ... ürünlerinden dolayı işletmeye yansıyan zararın ... ürünlerinin tüm satış içerisindeki payının dikkate alınarak hesaplanması gerektiği, ... ürünlerinin tüm satış içerisindeki payının %99,75 olduğu, davacının ... ürünlerinden dolayı uğradığı zararın 12.368.644,89 TL olduğu, bu zararın 364.414 Euro'luk kısmının fiyat indirimleri ile karşılanması sebebiyle davacının bakiye zararının (12.368.644,89 - (364.414 Euro x 2.966 = 1.080.851,92) 1.080.851,92 = 11.287.792,96 TLolduğu, taraflar arasında yapılan E-posta yazışmaları, kampanyalar, teminat mektupları birlikte değerlendirildiğinde distribitörlük şartlarının oluştuğu, davalı ... Türkiye'nin 2010 yılı itibarıyla ticaret odasına kaydını yapmış bir şirket olduğu belirtilse de... ile birlikte hareket ettiği ve fiyatların kontrolünde etkisinin bulunduğu, ...'nin kararlarında etkin olduğu, davalının diğer dağıtıcı ve distribütörlerle anlaşmak suretiyle kampanyalar düzenleyerek fiyatlarını düşürmeleri sebebiyle davacı şirketin ithal edilen telefonları maliyetinin altında satmak durumunda bırakıldığını gösterir belgelerin dosyada bulunmadığı, dosyadaki E-posta yazışmaları değerlendirildiğinde davalının davacıyı doğrudan zarara uğratmaya yönelik bir faaliyet içinde olmadıkları ancak davacanın zararlarının büyümeye yön tutması nedeniyle davacının uğramış olduğu zararları telafi etmeye çalıştıklarının görüldüğü, davalının diğer dağıtıcı distribitörler ile ilgili satış ve kar zarar miktarlarının davacı ile mukayese edilmemesi gerektiği, dava dışı ... ve ...'nın Türkiye'de ilk defa ... ürünlerini pazarlama satış işlemlerini gerçekleştirmeleri ve Türkiye'deki pazar paylarının kabul edilmeyecek boyutta olması nedeniyle davacının kârlılık konusundaki mukayese talebinin yerinde olmayacağı, davalı yetkilisi ...'in 24.06.2008 tarihli mailindeki taahütünde yer alan kalemler arasında dava dilekçesine konu bir kısım zarar taleplerinin mevcut olduğu, dosya kapsamında sunulmuş belge olmamakla birlikte davalının davacıya yapacağı 155.914 Euroluk ödemelerin kampanyalar ile sağlandığı bakiye kısmın haziran ve temmuz ayları içerisinde fiyat indirimleri ile yerine getirildiği, davalının dağıtıcılar arasında sık sık fiyat indirimleri yapması nedeniyle davacının sattığı ürünlerin %99,77sinin davalı ürünleri olması nedeniyle davalı tarafından yapılan kampanyalar kapsamında fiyat kırması sonucu davacı zararlarının 31.12.2008'deki gelir kalemlerinden de görüldüğü üzere kaldırılamayacak bir yük halini aldığı, örneğin, D-880, E-250 ve D-900 ürünlerindeki fiyatlar 510,495,450 ve 400 TL gibi değişken fiyatların uygulanması sonucu davacı ürünlerinin depoya girmeden davacının zarara uğradığı, davalının yanlış fiyat uygulamaları yüzünden ortaya çıkan zararlarından 353.509 Euro'nun telafi edildiği, davacının talep edebileceği zarar miktarının 11.287.792,96 TL olduğu yönünde görüş ve kanaat belirtildiği anlaşılmıştır.

Davalılardan ... Şirketi tarafından sunulan ve ... imzalı 20.02.2018 tarihli uzman görüşünde özetle; uyuşmazlığın davacı ile davalılardan ... Ltd. Arasında distribitörlük sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, davalı ....Ltd.'nin ürettiği cihazları dava dışı dağıtıcılara daha düşük bir bedelle satıp satmadığı ve satışların davacının zararına yol açıp açmadığı, davacının böyle bir zararı oluşmuş ise davalıların sorumluluklarını ikrar edip etmedikleri davalıların zarardan sorumlu olup olmayacakları noktalarında toplandığı, distribitörlük sözleşmesinin taraflardan birinin (sağlayıcının) diğerine (dağıtıcıya) karşı sürekli olarak yeniden satmak amacıyla mal temin etme yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olduğu, dağıtım sözleşmelerinin kendi içeresinde basit dağıtım sözleşmesi, münhasır dağıtım sözleşmeleri ve tek satıcılık sözleşmesi, seçici dağıtım sözleşmeleri, franchising sözleşmesi olarak dört türe ayrıldığı, davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkiyi münhasır dağıtım sözleşmesi veya tek satıcılık sözleşmesi olarak kabul etmenin mümkün olmadığı, dava dosyasında davalının Türkiye'de dağıtıcısı olan başka şirketlerin de bulunması sebebiyle davacının tek satıcı olduğunun söylenmesine hukuken imkan bulunmadığı, davalı sağlayıcının önceden belirlediği dağıtım ağına kabul kriterleri bulunmadığı gibi bu kriterler uyarınca seçtiği dağıtıcıların sürekli olarak ürün sağlamayı taahhüt etmesinin de söz konusu olmaması sebebiyle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin seçici dağıtım sözleşmesi olarak da nitelendirilemeyeceği, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin franchising sözleşmesi olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasında sağlayıcı ve dağıtıcı arasındaki ilişki yoğunluğunun en düşük derecede olduğu, basit dağıtım ilişkisinin bulunabileceği akla gelebilir ise de taraflar arasında süreklilik dışında hukuki ilişkinin dağıtım sözleşmesi olabileceğini gösteren herhangi bir olgunun dosya içinde mevcut bulunmadığı, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin uzun süre devam eden bir alım satım ilişkisi niteliğinde olduğu, davacının satın almış olduğu ürünlerin teknik destek ve bakım garantisini sağlamak amacıyla teknik servis ve yedek parça yatırımları gerçekleştirmesinin tüketici mevzuatı gereği zorunluluktan kaynaklandığı, salt bu olgunun dağıtım ilişkisi olduğunu göstermeye yeterli olmadığı, davalı tarafından davacıya yüksek sayıda ürün satışı gerçekleştirildiğinden davacı tarafından verilen teminat mektuplarının ürün bedellerinin davalıya ödenmeme ihtimalinde teminat oluşturmak amacıyla verildiğinin ticari hayatın olağan akışına daha uygun görüldüğü, taraflar arasındaki yazışmalardan davacının satın almış olduğu cihazların bedelini zamanında ödemediğinin davacıya bildirildiği, bu sebeple teminat mektuplarının aradaki ilişkinin dağıtım sözleşmesi olduğunu gösteren unsurlardan biri olmadığı, tazminat talebi açasından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin basit dağıtım sözleşmesi veya satım sözleşmesi olmasının ,sonuca herhangi bir etkisinin bulunmadığı, dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı ,fahiş hatalar içerdiği, davalılardan ... Ltd.'in üretmiş olduğu cihazların dava dışı dağıtıcılara daha düşük bedelle satılıp satılmadığı ve satışların davacının zararına yol açıp açmadığı yönünden yapılan değerlendirmede, yapılan indirimlerin davacıyı zarara uğratacak boyutta olmadığı, davacı zararının fiyat ayrımcılığından değil piyasanın işleyişi gereği diğer dağıtıcıların fiyatlarda indirim yapması suretiyle oluşan rekabetten kaynaklandığının ve gümrük belgelerinin kapsamlı olması sebebiyle davalıların bu yöndeki iddialarının bilirkişilerce incelenmediği, davanın sonucunu etkileyecek iddianın bilirkişilerce incelenmemesine rağmen kanaat belirtilmesinin çelişki teşkil ettiği, 01.09.2008 tarihinde davacı yetkilisi tarafından gönderilen E-posta'da ürün fiyatının davalılar tarafından değil dava dışı dağıtıcılar tarafından rekabet gereği indirildiğinin bizzat davacı yetkilisi tarafından ifade edildiği, bir teşebbüsün tek taraflı olarak ayrımcı fiyat uygulaması durumunda 4054 sayılı Kanunun 6/2-b bendinin, iki veya daha fazla teşebbüsün aralarında anlaşmak suretiyle ayrımcı fiyat veya satış konuları uygulaması halinde ise aynı kanunun 4/2-e bendinin uygulanmasının söz konusu olabileceği, davalının sağlayıcı davacının dağıtıcı olduğu varsayımında dağıtıcılara fiyat ayrımcılığı yaptığı ihtimalinde davacının uğradığı zarardan davalıların sorumlu olup olmadığının ve davalıların diğer distribütörlerle anlaşma yapmak suretiyle davacıyı zarara uğratıp uğratmadığının tartışılması gerektiği RKHK 4/2-e maddesi kapsamında davalılar ve dava dışı dağıtıcılar arasında rekabeti engelleme bozma ya da kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğurabilecek nitelikte bir anlaşma yapıldığı iddia edilmiş ise de dosya içinde davacının bu iddiasının ispata muhtaç kaldığı, bu hüküm kapsamında münhasır bayilik hariç olmak üzere eşit hak ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanıp uygulanamayacağının değerlendirilebileceği, anılan maddenin uygulanmasında tarafların eşit durumda bulunup bulunmadıklarının ve söz konusu uygulamanın haklı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerektiği, Rekabet Kurulunun 21.03.2012 tarihli kararında farklı özellikleri bulunan dağıtıcılara farklı uygulamaların yapılabileceği, farklı prim sisteminin uygulanabileceği bu durumun anılan maddeyi ihlal olarak kabul edilemeyeceğine dair karar verildiği, dava konusu uyuşmazlıkta ise davacı ile diğer dağıtıcıların eşit konumda olmadığı, davacının diğer dağıtıcılardan daha az ürün satın alması, dağıtıcıların iş hacminin davacı ile kıyaslanamayacak konumda olduğu bu sebeple 4054 sayılı kanunun 4/2-e maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, bir an için davacı ile diğer dağıtıcıların eşit durumda olduğu ve davalı sağlayıcının fiyat ayrımcılığı yaptığı varsayılsa dahi Rekabet Kurulunun 30.10.2008 tarihli kararında vurgulandığı gibi salt eşit durumdaki alıcılara farklı şartlar ileri sürerek ayrımcılık yapılması kötüye kullanma olarak kabul edilmediğinden davacının piyasada var olan rekabet düzeninin bozulduğu veya kısıtlandığının da davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, dava dosyası içerisinde bu hususu kanıtlayacak bilgi ve belge bulunmadığı, bilirkişi raporunda da satıcı konumunda bulunan davalıların daha fazla ürün alan dava dışı diğer alıcılara indirim yapmasının ticari işleyişin ve ticari hayattaki rekabetin gereği olduğunun ortaya konulduğu buna rağmen çelişkili kanaat beyan edildiği, davacının davalıların yapmış olduğu indirimler nedeniyle zarara uğraması halinde basireti bir tacir olarak rekabet ortamından ilk fırsatta çekilmesi gerektiği, davalıların davacıya diğer dağıtıcılarla eşit fiyatta ürün satılacağına dair taahhüdünün bulunmadığı, davacının istediği anda davalılarla olan hukuki ilişkisini tazminatsız sona erdirme imkanına sahip olduğu, davacının bu yolu tercih etmeksizin hukuki ilişkiyi sürdürdüğü bununla birlikte zarar talep etmesinin çelişkili davranış oluşturduğu, dağıtım sözleşmesinin öğretide yapılmış olan tanımları, unsurları tarafların hak ve yükümlülükleri göz önüne alındığında sağlayıcının eşit konumda olmayan dağıtıcılara eşit davranma yükümlülüğünün bulunmadığı, davacı zararının haksız fiil veya sözleşmeye aykırılığa dayanmadığı, davacının katlanması gereken bir ticari zarar niteliğinde olduğu, bilirkişilerin davalılardan 11.287.792,96 TL zarar talep edilebileceğine dair görüşlerinin hukuki değerlendirme olmasından ötürü hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, davacı ve şirketin hakim ortağı tarafından şirket yöneticilerinin şirketin içini boşalttıkları şirketi zarara uğrattıkları iddia ederek şikayetlerde bulunduğu, hukuk davaları açtıkları aynı gerekçelerle ... ve ... aleyhine açtıkları davalar göz önüne alındığında davacı zararının bu eylemlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığının irdelenmesi gerektiği, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin distribitörlük sözleşmesi olarak değerlendirilemeyeceği, davacının davalıların pazar payını arttırmak amacıyla kampanyalar yürüttüğü, dağıtım ağı kurarak araç ve istihdam ihtiyacını karşıladığı, alt yapı yatırımları gerçekleştirdiği göz önüne alındığında davacı ile davalılar arasında basit dağıtım ilişkisinin bulunabileceği söylenebilir ise de süreklilik dışında aradaki hukuki ilişkinin dağıtım sözleşmesi olduğunu gösteren herhangi bir olgunun dosyada mevcut olmadığı bu nedenle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin uzun süre devam eden alım satım ilişkisi olduğu, davacının defterlerinin usulüne uygun tutulmaması nedeniyle zararın ticari defterlerine dayanarak ispatlamasına imkan bulunmadığı, davacının zararını ispatlamak amacıyla dosyaya başka bir delil sunamadığı bu sebeple davacının zararının ispatlanamadığı, davalılardan ... çalışanı...tarafından davacıya gönderilen 13.12.2007 tarihli E-posta incelendiğinde davalıların sorumlu olduklarını ikrar edildiğinin kabulüne imkan bulunmadığı, davacıya durumunun davalı tarafından anlaşıldığının ve özellikle yardımcı olunmak istendiğinin oldukça kısa olan metin içerisinde iki defa tekrar edilmesi, karşı tarafa sorumluluğun kendilerinde olduğunun beyan edilmemesi karşısında bu beyanın ikrar olarak kabul edilmesine imkan bulunmadığı, davalının ikrara yönelik irade beyanının kuşkuya yer bırakmayacak şeklide ortaya konulmadığı, davalı çalışanının göndermiş olduğu E-posta'nın olsa olsa centilmen anlaşması olarak kabul edilebileceği, davalılar vekili tarafından davalıların yapmış olduğu indirimin davacıyı zarara uğratacak boyutta olmadığı, davacının zararının müvekkillerinin fiyat ayrımcılığından değil diğer dağıtıcıların piyasa gereği indirim yapmaları sebebiyle rekabetten kaynaklandığı, yönündeki iddialarının bilirkişiler tarafından incelenmemesinin önemli bir eksik oluşturduğu, davacı yetkilisi... tarafından ...'a gönderilen 01.09.2008 tarihli mail de aslında ürün fiyatının diğer dağıtıcılar tarafından rekabet gereği indirildiğinin kabul edildiği, dava konusu olayda davalılar ve dava dışı dağıtıcılar arasında rekabeti engelleme bozma ya da kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğuran ya da doğurabilecek nitelikte bir anlaşma yapıldığı iddia edilmiş ise de dosya içinde bu iddiayı destekleyecek herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, RKHK'nın 4/2-e bendinin dava konusu olaya uygulanmasının uygun olmadığı, davacı ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin ister alım satım ilişkisi ister dağıtım ilişkisi olduğu kabul edildiğinde, davalıların davacıyla eşit konumda olmayan alıcılara eşit davranma yükümülüğünün bulunmadığı, davacının diğer dağıtıcılara göre daha az ürünü davalıdan satın aldığının anlaşıldığı, diğer alıcıların davalıdan çok daha fazla ürün satın alması karşısında fiyat ayrımcılığı olarak kabul edilmeyeceği, davacının uğradığı zararın tamamının davalılarla aralarındaki hukuki ilişkiden kaynaklandığının ileri sürülmesine imkan bulunmadığı yönünde görüş belirtildiği tespit edilmiştir.

Taraf vekillerinin bilirkişi raporlarına itirazlarının değerlendirilmesi için dosya yeniden önceki mali müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş, mali müşavir bilirkişi 08.02.2019 tarihli raporda özetle; davacının 2007 yılı ticari defterlerinde kapanış tasdiki yapılmazken 2008 yılı envanter defterinde de kapanış tasdiki bulunmadığı defterlerin delil vasfını taşımadığı, davacı şirketin kayıtlı sermayesinin 22.500.000 TL olduğu, 31.02.2007 dönem sonu itibarıyla ödenmemiş sermaye tutarının 11.422.665,40 TL olduğu, davacının sermaye taahhüt borcunu yerine getirmek yerine işletmeden sürekli paralar çekmesi sonucu 31.12.2007 dönem sonunda 7.668.714,68 TL olan zararın 31.12.2008 dönem sonunda 10.889.028,47 TL'ye ulaştığı, şirket ortaklarının sermaye koyma borcunu yerine getirmek yerine işletmeye sermaye olarak konulan 10.889.028,47 TL'nin ortaklar tarafından çekildiği, davacı şirketin yatırımına ilişkin belge ve kayıtlara rastlanılmadığı, şirketin faaliyeti için kredi kullanmak durumunda kaldığı, şirketin kredi kullanması nedeniyle 2007 ve 2008 yılındaki borçlanma giderlerinin toplam 3.275.440,52 TL olduğu şirketin 2007 ve 2008 yılı kambiyo zararlarının 5.048.702,42 TL olduğu, davacının 31.12.2008 dönem sonu bilançosunda yer alan 14.137.248,17 TL tutarındaki zararın içinde finansman giderleri ve kambiyo zararlarının da yer aldığı, kök raporda yapılan hesaplamada davacının satmış bulunduğu ürünlerden %99,75 oranındaki miktarın davalı ürünlerinden oluştuğu dikkate alınıp zarar miktarına oranlama yapılarak hesaplama yapıldığı ancak davacının ibraz edilen bilanço ve kar zarar tabloları dikkate alındığında davacının 2008 yılındaki tüm ticari faaliyeti sonucu 14.137.242,17 TL tutarında zararının oluştuğu, davacının bilançosunda oluşan zararın davalı kusuruyla gerçekleşiğine ilişkin belge ve kayıtlara rastlanmadığı yönünde görüş ve kanaat belirtildiği görülmüştür.

Tarafların bilirkişi raporuna itirazı üzerine bu kez dosya önceki mali müşavir bilirkişi ile birlikte hukukçu bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilerek varsa davacının talep edebileceği maddi zararların tespiti konusunda rapor düzenlenmesi istenilmiş, bilirkişiler tarafından davacı defterleri ve dosya kapsamı incelenerek sunulan 12/06/2020 tarihli ikinci ek raporda özetle; taraflar arasındaki elektronik posta yazışmaları, 4.000.000 EURO miktarındaki süresiz teminat mektubunun alınması, ithal için gerekli belgelerin talep edilmesi dikkate alındığında taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesinin bulunduğu, davalı tarafından davacıya gönderilen elektronik postalar dikkate alındığında nihai satış birim fiyatlarının davalı yanca belirlenmesi nedeni ile ithal edilecek ürünlerin birim fiyatlarından indirim yapılmak sureti ile davacının zararlarının tazmin edileceğinin belirtilmiş olmasının şirketin gelecekteki bilançolarına nasıl yansıyacağının kesin olarak bilinemediği, şirketin gelecekteki zararlarının büyüyeceğinin kaçınılmaz olduğu, davacı şirketin 2007-2008 yıllarında 64.658.879,09 TL tutarında kredi kullandığı bu krediler için bakiye 13.287.046,03 TL borcunun devam ettiği, şirket ortaklarından ..'un bakiye borcunun 6.558.599,26 TL olarak beklediği, bu borcun kullanılan kredilerin %10'na tekabül ettiği, davalı şirketlerin kampanyaları sonucu davacının zor durumda kalması nedeniyle yanlış strateji ve pazarlamalar sonucu davacının 140.000,00 TL gümrük vergileri ödemesi, şirketin zararlarının tazmin edileceği belirtilmesine rağmen uygulanmamış olması yüzünden ve şirketin tüm genel faaliyetleri sonucu 14.137.242,72 TL zarar ettiği, şirketin kendi iç bünyesindeki faliyetlerden kaynaklanan gelir ve giderlerin mahsubu soncu telefon ürünlerinin satışından kaynaklanan zarar miktarının 12.475.951,04 TL olduğu davacının davalılara ait ... telefonların satışından kaynaklanan zarar miktarının ise 12.186.943,58 TL olduğu , distribütörlük sözleşmesinin TBK, TTK ve özellikle Türk Rekabet Hukuku açısından dikey anlaşma olarak nitelendirildiği, böyle bir ilişkide tarafların birbirine karşı sadakat ve belli kuralları ihlal etmeme yükümlülüğü bulunduğu, sağlayıcının birden fazla dağıtıcı arasında birinin lehine diğerinin aleyhine işlem yapmasının Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ile engellendiği, kanunla belirlenen kurallara aykırı hareket edilmiş ve dağıtıcılardan birisi rekabet edemeyecek şekilde zarar görmüş ise bu zararın üretici firma tarafından karşılanması gerektiği, ortaklardan veya başka dış kaynaklardan nakit girdileri dahi olsa davalılar tarafından tek taraflı yürütülen fiyat indirim politikaları devam ettiği sürece davalı zararlarının katlanarak büyümesine neden olacağı, ortaklardan tahsil edilecek sermayenin her birimi satış hacminde artışa ve dolayısı ile malın maliyetini daha da artırarak zararın büyümesine vesile olacağı yönünde görüş ve tespitlerde bulunulduğu anlaşılmıştır.

Tarafların bilirkişi raporuna karşı itirazları ile bu kez öncekilerden farklı bir sektör bilirkişisi, bir mali müşavir, bir ticaret hukuku uzmanı, ve bir borçlar hukuku alanında uzman bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilerek davalı şirketler arasında hakimiyet ilişkisi olup olmadığının tespiti ve davalının fiyat indiriminin sözleşmeye, rekabet kurallarına ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edip etmediği, varsa davacının talep edebileceği zarar miktarı konusunda rapor düzenlenmesi istenilmiş, bilirkişiler tarafından düzenlenen 12/01/2021 tarihli raporda özetle ve sonuç olarak; davacının 2008 yılında maliyetinin altında bir tutarla satış yapmasının davalı şirketin eylemlerinden kaynaklandığının ve davalının satış zararından sorumlu olduğu benimsenirse 2007 yılı verilerinin kıyasen uygulanması sonucu davacının 2.884.384,59 TL brüt satış kârından mahrum kaldığı, davacı ile dava dışı ... A.Ş arasında ...

10.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında alınmış raporda tespit edilen %12'lik kâr oranı benimsenirse davalının fiyat indirimleri nedeniyle 2008 yılında sattığı 42.471.884,46 TL bedelli malın satışından 5.096.626,13 TL brüt zararı bulunduğunun hesaplandığı, bunun dışında davacının esas faliyeti dışındaki zararlarından davalı şirketin sorumlu tutulabileceğine dair dosyada bir veriye ulaşılamadığı, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin basit dağıtım sözleşmesi olduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin işletilmesi için gerekli şartların bulunmadığı, Rekabet Kanunu çerçevesinde iddiaların incelenmesi için gerekli belgelerin dosya içerisinde bulunmadığı , dava dışı üçüncü kişilerin ve davalıların piyasadaki pazar payının hakim durumda olup olmadığının, dosya kapsamında değerlendirilemediği, davalılar tarafından davacıya satılan ürünün yeniden satış fiyatının davalılar tarafından belirlenmesinin ve bu rakamın davacının maliyet rakamının altında olmasının dürüstlük ilkesine aykırı olduğu ve haksız rekabet oluşturduğu yönünde görüş ve tespitlerde bulunulduğu anlaşılmıştır.

Taraf vekillerinin bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmesi için dosya son bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen 27/01/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak; kök rapordaki görüşün muhafaza edildiği, davalılar arasında organik bağ bulunduğu sabit olmakla birlikte; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin işletilmesi koşullarının oluşmadığı, davalılar tarafından davacıya satılan ürünlerin yeniden satış fiyatının davalılar tarafından belirlenmesinin haksız rekabet oluşturduğu, davacının ticari defter kayıtlarına dayanak belge ve bilgiler ile sistem raporları, ticari mallar, ticari mallar maliyeti hesaplarındaki kaydi veriler ile stok bazındaki satış raporlarının incelenmesi sonucu davacının 2007 yılında 3.944.492,81 TL kâr kaybı ve 2008 yılından da 10.117.982,97 TL kâr kaybı talep edebileceği, davacının ... markalı ürünlerin tedariki nedeniyle katlandığı finansman maliyetleri toplamının 3.338.365,41 TL olarak tespit edildiği, söz konusu giderlerin ürün tedariki için katlanılan giderler olduğu ve ithal edilen ürünün maliyetine dahil edilmesi gereken giderlerden olduğu yönünde görüş ve kanat belirtildiği anlaşılmıştır.

Davalılar tarafından ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ... imzalı hukuki mütala sunulduğu, 14/06/2022 tarihli mütalaada özetle; tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının ancak istisnai şartlarda gündeme gelebileceği, somut uyuşmazlıkta tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için gerekli şartların oluşmadığı, bilirkişi heyetinin kök ve ek raporlarında husumetin ...'ye yöneltilemeyeceği görüşünün haklı ve yerinde olduğu, davalının ...'nin temsilcisi olarak hareket ettiğinin kabulü halinde dahi temsil ilişkisinin ...'nin sorumluluğunu doğurmadığını, davacı tarafından dava dışı 2 dağıtıcıya ...tarafından indirimler uygulandığı, davacının elindeki ... cihazlarını 2007 ve 2008 yıllarında satın aldığı fiyatın altında bir fiyatla satmak zorunda kaldığının iddia edildiği, her tazminat talebinde olduğu gibi ihlal, zarar ve kusur çerçevesinde olayın tahlil edilmesi gerektiği, ihlal unsuru yönünden bilirkişi heyetince yapılan değerlendirmede Ticaret Kanunu 54. ve devamı maddelerinin ihlal edildiğine dair sonuca, gerekçelendirmeye yer vermeden ulaşıldığı, davacı ile ... arasındaki koruma ve sadakat yükümlülüğünün varlığına ilişkin sözleşmesel ilişkiye dair emare bulunmadığı, aksinin kabul edilmesi halinde dahi ...'nin fillerinin bu yükümlülükleri ihlal eder nitelikte bulunmadığı, bir an için ...'nin davacıya karşı sadakat ve koruma yükümlülüğünün olduğu varsayılsa dahi... tarafından davacıya indirimli mal sunularak davacıyı korumak yönünde yapılacak her şeyin yapıldığı, dava dışı iki dağıtıcının ...'den bağımsız oldukları diğer iki dağıtıcının ... cihazlarını indirimsiz almaları halinde dahi davacının fiyatı altında bir fiyata satabilecekleri, davalının diğer iki dağıtıcıya indirim yapmamasının davacıya koruma sağlamayacağı, bu türden bir korumanın Rekabet Kanuna aykırı olacağı, taraflar arasında distribütörlük ilişkisi bulunduğu kabul edilse dahi ...'nin kendisine düşen edimi ihlal ederek ...'nin zararına yol açtığının kabul etmenin mümkün olmadığını, Rekabet Kanuna aykırılığının ancak Rekabet Kurulu tarafından yapılabileceği, aksi düşünülecek olsa dahi varılacak sonucun değişmeyeceği, Rekabet Kanunu'nun uygulama sahasının üç hususu kapsadığı, bunların; rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaların yasak olması, pazara hakim konumun pazarda mevcut aktörleri dışlamak, sömürmek sureti ile kötüye kullanılmasının yasak olması ve pazar hakimiyeti yaratacak birleşme ve devir almaların izne tabi olması, yasaklanmasınını kapsadığı, somut olayda ...'un ceptelefonu piyasasına hakim olmadığı, bu manada 6. Maddenin uygulanamayacağı, 2007 ve 2008 yıllarında pazara hakimiyet açısında rapor tarihinde dahi geçerli olacak şeklide, ... ürünlerinin varlığının tespit edildiği bu durumda uygulanması muhtemel tek hükmün Rekabet Kanunu 4.madde olduğu, bu maddenin ihlal edildiği yönünde tespit bulunmadığı, Rekabet Kanunun 4. Maddesinde anlaşılacağı üzere birden çok teşebbüsün kendi aralarında analaşarak giriştikleri rekabet kısıtlamalarının yasaklandığı, somut olay bakımından ...'nin tek başına diğer iki dağıtıcıya yaptığı indirimlerin bu madde alanına girmediği, dosya içeriğinde davalı...Korenin diğer iki davacı ile anlaşarak davacıyı ... cihazlarının satışı işinden dışladığı şeklinde iddia bulunulsa da bu iddianın hayatın olağan akışı ile örtüşmediği, bunun için davalının diğer iki dağıtıcı ile anlaşmasına gerek bulunmadığı, rekabet hukukunda pazar hakimi dışındaki teşebbüslerin sözleşme serbestisinin sözleşmenin tarafını seçme özgürlüğünü sonuna kadar yaşayabilecekleri, pazar hakimi olmayan bir teşebbüsün kime mal vereceğini, kime mal vermeye devam edeceğini kendisinin belirleyebileceği, davalı ...'nin davacının ... cihazı satmasını istememesi halinde davacıya mal vermeyi kesmesinin yeterli olacağı ancak ...'nin davacının cihaz bedellerini ödediği sürece davacıya mal vermeye devam ettiğinin anlaşıldığı, ticaret hayatında yapılan indirimlerin belirli tutarının rekabet hukuku açısından sorun yaratabileceğini, davacının esas yakındığı hususun diğer iki dağıtıcıya indirim uygulanmış olmasına ilişkin olduğu, ticaret hayatının özü itibari ile altı tip indirim bulunduğu bunlardan ilkinin peşin ödeme indirimi olduğu, bu indirim türünün ürün bedelinin ödenmemesi riskini bertaraf etmesi ve vade farkını ortadan kaldırması sebebiyle haklı bir ticari gerekçesinin bulunduğu, diğer indirim türünün işlev indirimi olduğu, bu indirimin sağlayıcının üstlenmesi gereken stok yönetimi gibi bir işlemin dağıtıcı tarafından üstlenilmesi karşılığında verildiği ve haklı bir gerekçesinin bulunduğu, üçüncü tür indiriminin hacim iskontosu olarak anıldığı burada bir sağlayıcının kendisinden alınan ürün adedi arttıkça ürün birim bedelinin ucuzladığı, sağlayıcının taşıma, depo ve stok maliyetlerinin düşmesi ve taşıma aracı, depo ve benzeri alanların daha verimli kullanılması sebebi ile bu indirimlerin de rekabet hukuku bakımından caiz olduğu, somut olayda ...'nin diğer iki dağıtıcıya indirim uygulamasının tek sebebinin daha çok mal satın almasından kaynaklandığı, diğer indirim türünün sadakat iskontosu, birleşik ürün iskontosu, erken sipariş indirimi olarak nitelendirildiği ve rekabet hukuku açısından bu tür indirimlerin caiz olduğu, ...'nin fiillerinin TTK 54. maddesine de aykırılık teşkil etmediği, ...'nin diğer iki dağıtıcıya ticari açıdan da meşru görülebilecek indirimler yapmasının kural dışı olmadığı gibi esasen her üç dağıtıcının kendi arasında fiyat rekabetine tutuşmuş olmasının sonuç bakımından istenilen bir olgu olduğu, bu yönüyle TTK 54. maddesinin ihlal edilmesinin mümkün olmadığı, somut uyuşmazlığın TTK mad.55/1-a-6 'da geçtiği haliyle tedarik fiyatının altında satış örneği ile karıştırılmaya açık olduğu, anılan hükmün dikkatli okunduğunda haksız rekabet teşkil eden hususun bir firmanın tüm palette değil palet içinden seçtiği bir malı maliyetlerinin altına satması ve bu suretle rakiplerinden daha ucuz olduğu algısını yaratmasının haksız rekabet teşkil ettiği, ticaret hayatında herkesin maliyeti altında satış yapabileceği, rekabetin celtinmenlik yarışı olmadığı somut olayda olduğu gibi mevcut sermayesinin yeterli kapasiteye sahip olmaması sebebiyle davacı şirketin yarıştan elendiği, davacının ihlal iddiasının yerinde olmadığı, bu sebeple davanın reddi gerektiği, tazminat talebinin zarar unsuru yönünden değerlendirilmesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, davacının zarar miktarını hesaplarken üçüncü kişilerdeki verilere yaslanmak zorunda olmadığı, davacı talebinin sadece aradaki fark olmasına rağmen davacının ...'nin dava konusu ile ilgili olmayan tamamen ticari nitelikteki kaybının da bilirkişi raporunda zarar olarak hesaplandığı, hakimin taleple bağlı olduğu, davacının alış ve satış arasındaki farkı talep ettiği, davanın belirsiz alacak davası olarak görülmesinin mümkün olmadığı, davacının kendi gelir tablosundan 2007 yılında maliyetin altına satış olmadığı, 2007 yılını satış kârı ile tamamladığı, 2008 yılını ise maliyetin altında satış nedeni ile 3.000.000,00 TL civarında kaybının olduğunun anlaşıldığı, davacının ... ile anlaşmaları yüzünden ... ile ...'nın fiyatlarını takip etmeleri gerektiğinin anlaşıldığı, uygulamada ... denilen bu sözleşme hükümleri ile satıcı alıcıya karşı başka satıcıların fiyatlarının bilinmesi halinde aynı fiyatlardan aşağısına satış yapma yükümlülüğü getirdiği, ... ve ... adlı diğer iki dağıtıcının daha düşük fiyattan satmaları karşısında davacının sözleşme ile yüklendiği yükümülük sebebiyle...'a maliyet altında satış yapma zorunluluğunun bulunduğu, ...'nin indirim yapması ile davacı zararı arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, ...'ye kusur izafe edilebilecek bir durum bulunmadığı, ...'nin diğer iki dağıtıcıya hacim iskontosu uygularken davacıya zarar verme kastının bulunduğunu gösteren veya bu türden bir indirimin davacıya zarar vereceğini ön görmesinin haklı kılan emarenin bulunmadığı, davacının tazminat talebi haricinde bağımsız bir alacak talebinin olup olmadığının dahi şüpheli olduğu, davacının indirimli alımlardan faydalandığı, davacının kendi ifadesi ile kaybının telafisi için kendisine önerilen çözüm yolunda mutabık kaldığı, davacının daha sonradan indirimden yeterince istifade edemediğine dair iddiasının MK m.2 hükmünde ifadesini bulan çelişkili işlem yasağına takıldığı, davacının alacak talebinin önemli bir kısmının tazminat talebi ile örtüştüğü, davacının dava dilekçesinin sonuç ve talep bölümünün ikinci kısmında yer alan taleplerinin belirli süre ile önerilen indirim yolu ile karşılandığı yönünde görüş bildirdiği anlaşılmıştır.

Dava dilekçesindeki taleplerden media market için verilen 23.304 EURO, 2007 yılında yanlış yükleme için devlete ödenen 140.000,00 TL 2008 yılı stok desteği bakiyesi için 197.595 EURO, 2008 ocak ayı kampanya destek payı 22.000 EURO'nun davacı defterlerinde kayıtlı olup olmadığı, varsa dava tarihi itibari ile alacak miktarı konusunda davacı defterleri incelenerek rapor düzenlenmesi için dosya son bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişilere tarafından düzenlenen 28/09/2023 tarihli raporda özetle; dava dilekçesinde talep edilen 23.304 EURO fiyat desteği,140.000,00 TL ceza tutarının genel zarar ve kar kaybı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, davacı defterlerinde 140.000,00 TL olarak ifade edilen ceza tutarının 22/03/2007 tarihli yevmiye defteri kaydına göre aynı tarihte ödendiği, ancak ödemeye dair davacı defterlerinde ve dosyada belge ve bilgi olmadığı, davalı tarafından 24/06/2008 tarihinde davacıya 353.509 EURO destek verileceği, 24/06/2008 tarihine kadar 155.914 EURO destek sağlandığı, bakiye destek bedelinin 197.595 EURO olarak ifade edildiği, bakiye destek bedelinin ödendiğine dair kayıt bulunmadığı, 22.000 EURO Vodafone kampanya bedelinin davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, maillerdeki bu bedelin ödendiğine dair bilgi bulunmadığı, bu nedenle davacının 22.000 EURO alacaklı olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirdiği anlaşılmıştır. Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Dava, haksız rekabet nedeni ile maddi zararın tahsili istemine ilişkindir.

Davacı, davalılar ile aralarında distribütörlük ilişkisi bulunduğunu, davalıların davacı dışında iki dağıtıcısı daha bulunduğunu , davalıların 2007 yılı ikinci yarısından itibaren ithal edilen ... markalı telefon cihazlarının fiyatlarında indirim yapmaya başladıkları ve davalılardan ... Ltd.'in üretmiş olduğu cihazların dava dışı iki dağıtıcıya davacıya yapılan satıştan daha düşük bedelle satılması sebebiyle zarara uğranıldığını, bu zararın davacı ile yapılan yazışmalarda ikrar edildiğini, zararın bir kısmının indirimli ürün satışı ve kampanyalarla karşılandığını, yazışmalarda kabul edilen zararın kalan kısmının karşılanmadığını iddia etmiş, davalılar ise taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğinin alım-satım ilişkisi olduğu, dağıtım sözleşmesi niteliğinin bulunmadığı, davacı ile dava dışı iki dağıtıcının eşit konumda olmadıkları , diğer iki dağıtıcının davacıdan daha fazla ürün satın alması sebebiyle hacim iskontosu uygulandığı, davacıya sadakat ve davacıyı koruma yükümlülüğüne aykırı davranmadığı, davacının zararının diğer dağıtıcılarla olan rekabetten kaynaklı oluştuğu, davacı defterlerinin delil vasfı taşımadıkları ,alacağın zamanaşımına uğradığı , davalı ... 'ye husumet yöneltilemeyeceği, davacı taleplerine konu bir kısım alacakların mükerrer talep edildiği ve bilirkişilerce mükerrer hesaplama yapıldığı savunmasında bulunmuşlardır.

Mahkememizce davalı vekillerine dava dışı ... A.Ş ve dava dışı ... A. Ş. tarafından 2007 ve 2008 yıllarında verilen sipariş miktarı, dava dışı dağıtıcılara teslim edilen ürün miktarı ile davacı tarafından verilen sipariş miktarı ve davacıya teslim edilen ürün miktarını tablo halinde dayanakları ticari kayıtlar ile birlikte sunmak üzere ayrı ayrı makul süre verilmesine rağmen bu bilgilerin ve belgelerin sunulamadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki ticari ilişkinin yürütüldüğü tarihte geçerli Borçlar Kanunu’nun 182. maddesinin 1. fıkrası satış akdini şu şekilde tanımlamıştır: “Satım bir akittir ki onunla satıcı, satılan malı alıcının iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder.” Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, satış akdinin iki temel unsuru vardır ki bunlar distribütörlük sözleşmelerinde de bulunan malın semen mukabili alıcıya teslimidir.

Ancak distribütörlük sözleşmelerinde tarafların üstlenmiş olduğu “malın karşılığında belirli bir bedel ödenmesi ve bedel karşılığında alıcıya teslimi” süreklilik arzeden edimlerdir. Buna ilave olarak, tanıtım ve sürümü arttırma yükümlülükleriyle de distribütörlük sözleşmelerinde karşılaşılabilmesine rağmen satış sözleşmelerinde alıcının tanıtım ve sürümü arttırma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Distribütörlük Sözleşmeleri, satış sözleşmesinin aksine o malın tekrar satımına, dağıtımına yönelmekte ve çoğu zaman da bu tekrar satışın bazı şartlarını tayin etmektedir. Yeniden satış şartlarının üretici tarafından belirlenmesi konusu, Rekabet Hukuku bakımından ayrı bir incelemeyi gerektirmektedir.

Münhasır olmayan distribütörlük sözleşmeleri, münhasır bölge ve müşteri kısıtlamaları içermemektedir. Bir başka ifadeyle, üreticinin ürettiği malı yalnız sözleştiği münhasır distribütöre vermeyi ve münhasır distribütörün de yalnız o üreticinin mallarını satmayı taahhüt ettiği anlaşmalar ile seçici dağıtım anlaşmaları grubu dışında kalan dağıtım anlaşmaları, basit dağıtım anlaşmalarıdır.

Somut olayda davacının, ticari defterlerinde 2007-2008 yılları arası kayıtlı olan satışların sadece davalı taraf ile arasındaki ticarete ilişkin olmadığı, davalı şirket dışında yapmış olduğu ticari faaliyetlerini de kapsadığı, davacının sadece davalı yana ait ürünleri alıp satmadığı, bir başka ifade ile iştigal konusu ile ilgili olarak istediği ürünleri istediği tedarikçilerden alıp istediği müşterilere satma konusunda serbest olduğu, tüm ürünlerin satış ve pazarlaması için ticarî faaliyette bulunduğu, taraf iradelerinin münhasıran tek satıcılık sözleşmesi yapılması konusunda birleşerek yazılı akit düzenlenmediği, dosyaya sunulan ve taraflarca inkar edilmeyen elektronik posta içerikleri, iddia ve savunmalardan davalılardan ...Ltd.'in davacıya karşı sürekli olarak yeniden satmak amacıyla mal temin etme yükümlülüğünü üstlendiği, davacının satın almış olduğu ürünlerin teknik destek ve bakım garantisini sağlamak amacıyla teknik servis ve yedek parça yatırımları gerçekleştirdiği, davacı tarafından davalı ... 'den bedel ve sayı bakımından yüksek ürün alımı gerçekleştirildiği, davalı tarafından davacıdan 4.000.000 Euro bedelli süresiz teminat mektubu alındığı, davalı ... 'nin davacının satın aldığı ürünlerin yeniden satış fiyatı konusunda talimatlarda bulunduğuna dair e-mailler bir arada değerlendirildiğinde taraflar arasındaki hukuki ilişkinin münhasır olmayan distribütörlük sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır.

Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü Anayasa’nın 48/1 maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir.

Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350.).

Hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK) haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Olay tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nin 56. maddesinde haksız rekabete ilişkin genel ilke “Haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir.” şeklinde belirtilmiştir.

Buna göre haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması gibi hususlar aranmamaktadır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. 6762 sayılı TTK’nin 56. maddesinde haksız rekabetin genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 57. (6102 sayılı TTK’nin 55.) maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350.). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki 6762 sayılı TTK’nin 57. maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hâllerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hâllerine tam olarak uymuyorsa veya bu hâllerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dahil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki 6762 sayılı TTK’nin 56. maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle TK’nın 57. maddesinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Haksız rekabetin gerçekleştiği belirtilen 2007 ve 2008 yılları itibari ile yürürlükte bulunan 6762 sayılı Ticaret Kanunu'nun " Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler" başlıklı 57.maddesi " Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler hususiyle şunlardır:

1.Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek;

2.Başkasının ahlakı veya mali iktidarı hakkında hakikata aykırı malümat vermek;

3.Kendi şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı malumat vermek veyahut; üçüncü şahıslar hakkında aynı şekilde hareket etmek suretiyle rakiplerine nazaran onları üstün duruma getirmek;

4.Paye, şahadetname veya mükafat almadığı halde bunlara sahip imişçesine hareket ederek müstesna kabiliyete malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna müsait olan yanlış unvan yahut mesleki adlar kullanmak;

5.Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak;

6.Üçüncü şahısların müstahdemlerine, vekillerine veya diğer yardımcılarına, onları vazifelerini ıhlale sevk etmek suretiyle kendisine veya başkasına menfaatler sağlamak maksadiyle veya bu kabil menfaatleri sağlamaya elverişli olacak surette, müstehak olmadıkları menfaatler temin veya vadetmek;

7.Müstahdemleri, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri iğfal suretiyle, istihdam edenin veya müvekillerinin imalat veya ticaret sırlarını ifşa ettirmek veya ele geçirmek;

8.Hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde elde ettiği veya öğrendiği imalat veya ticaret sırlarından haksız yere faydalanmak veya onları başkalarına yaymak;

9.Hüsnüniyet sahibi kimseleri iğfal edebilecek surette hakikata aykırı hüsnühal ve iktidar şahadetnameleri vermek;

10.Rakipler hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele yahut mesleki veya mahalli adetlerle tayin edilmiş bulunan iş hayatı şartlarına riayet etmemek. " şeklinde düzenlenmiştir.

Bir fiil, TK'nın 57 inci maddesinde örnekseme yoluyla-tâdadî olarak sayılan haksız rekabet hâllerinin belirlediği kapsam içerisinde bulunmasa dahi aynı Kanun'un 56. maddesinde belirtildiği üzere rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı nitelikte ise haksız rekabet olarak nitelendirilerek aynı Kanun'un devamındaki haksız rekabete dair hükümler çerçevesinde yaptırımlara tabi olacaktır.

Somut olayda, haksız rekabetin gerçekleştiği belirtilen 2007 ve 2008 yıllarında yürürlükte bulunan 6762 sayılı Ticaret Kanununda "satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâli" örnekseme yoluyla sayılan haksız rekabet halleri kapsamında yer almamakla birlikte 6102 sayılı TTK 55/1-a-6 maddesinde açıkça haksız rekabet hali olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Tedarik fiyatının altında satış yolu ile haksız rekabet halinde, bir fiyat kontrol sisteminin olması gerektiği anlaşılmamalıdır.Rekabet hukukunda da fiyatların tespitine yönelik olarak getirilen sınırlamalar istisnai olarak belirlenmiştir Rekabet hukuku açısından hakim durumda olmayan bir teşebbüsün çapraz sübvansiyon yapması veya seçici fiyat uygulaması sorun olmazken; maliyetin altında satışlar yapan teşebbüsün bu davranışı, hakim durumunda olup olmadığına bakılmaksızın, diğer şartların varlığı halinde haksız rekabet olarak değerlendirilebilecektir. Dolayısıyla Rekabet Kanunu, tedarik fiyatının altında satış durumunda haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü çerçevesinde davalı ... 'nin davacı ve dava dışı dağıtıcılar arasında farklı fiyat politikaları uygulayabileceği ve dağıtıcılara indirimli satış yapabileceği, indirimli satış yapmanın başlı başına haksız rekabet teşkil etmediği, eylemin haksız rekabet teşkil etmesi için o ürünün aynı miktarda alım yapılması halinde de tedarik fiyatının altında satışa sunulması gerektiği,davalılar tarafından dava dışı iki dağıtıcıya hacim iskontosu uygulandığının ispat edilemediği, davalılar tarafından inkar edilmeyen e-mail içerikleri ve davacı defterlerinden bilirkişilerce yapılan tespite göre davacının 2007 yılında maliyetin altında satışının olmadığı, davacının 2007 yılını satış kârı ile tamamladığı, 2008 yılını ise ... markalı ürünlerin maliyetinin altında satışı nedeni ile davacının katlandığı finansman maliyetleri toplamının 3.338.365,41 TL olduğu , davalılar tarafından bilirkişi raporunda tespit edilen 3.338.365,41 TL tutarlı maliyet farkına itiraz edilmediği, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı bu sebeple zarar miktarının ispatı için davacı defterlerinin kesin delil mahiyetinde bulunmadığı, davalılar tarafından inkar edilmeyen mail içeriklerinde davacıya destek olmak amacıyla kampanya ve indirimler sağlanacağına dair yazışmalardan davacının maddi zarara uğradığının anlaşıldığı ancak yazışmaların tek başına davacı zararının ispatı için yeterli olmadığı, davacının farklı fiyat uygulaması sebebiyle uğradığı zararın 3.338.365,41 TL'den fazla olduğunu ispat edemediği, 3.338.365,41 TL zararın kadrimaruf olduğu anlaşılmakla davalı ... 'nin dava dışı iki dağıtıcıya fiyat indirimi uygulamak suretiyle davacının satın aldığı ürünleri maliyetinin altında satmak zorunda kalmasına neden olan eyleminin ( emsal Yargıtay 11.HD' nin 2007/13685 Esas, 2009/8375 K. Sayılı ilamı ile Yargıtay 11.HD' nin 2016/2803 Esas, 2017/5044 K sayılı ilamlarında belirtildiği üzere) haksız rekabet teşkil ettiği ve ...'nin davacının bu sebeple uğradığı 3.338.365,41 TL zarardan sorumlu olduğu,fazlaya ilişkin alacak ve zararın ispat edilemediği, davalı ... Türkiye'nin ise davalı ... 'nin Türkiye'deki temsilcisi olduğu, bu davalıya husumet yöneltilemeyeceği kanaatine varılmakla ...yönünden davanın reddine, ... yönünden davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davacının ...Ltd'ne yönelik davasının kısmen kabulüne;

3.338.365,41 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ....Ltd.'den tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine,

2.Davacının ... Limited Şirketi 'ne yönelik davasının reddine,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince tahsili gereken harç 228.043,74 TL olduğundan peşin yatırılan 490,15 TL ile ıslah harcı olarak yatırılan 296.672,76 TL ve tamamlama harcı olarak yatırılan 14.295,50 TL toplamı 311.458,41 TL'den, 228.043,74 TL karar harcının mahsubu ile fazla yatırılan 83.414,67 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

4.Davacı tarafından yatırılıp mahsubuna karar verilen harç miktarı 228.043,74 TL 'nin davalı ... Ltd'ten tahsili ile davacıya verilmesine,

5.Davalılar tarafından yargılama gideri yapılmadığı, davacı tarafından 33.400,00 TL bilirkişi ücreti , 565,00 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 33.965,00 TL yargılama gideri yapıldığı anlaşılmakla davanın kabul ve red oranı göz önüne alınarak hesap ve takdir edilen 6.167,70 TL yargılama giderinin davalı ... Ltd'den tahsili ile davacıya verilmesine, kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

6.Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 302.150,96 TL vekalet ücretinin davalı ...'den tahsili ile davacıya verilmesine,

7.Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 452.995,72 TL'nin davacıdan alınarak davalı ....'ye verilmesine,

8.Davalı ... Şirketi kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ve red sebebi ayrı olduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...Şirketi'ne verilmesine,

9.Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine, Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/05/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.