11. Ceza Dairesi
11. Ceza Dairesi 2008/11436 E. , 2010/7906 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
1.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.10.2008 gün ve 49/219 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Ceza Yargılamasının amacı, somut gerçeğin ortaya çıkarılması olup bunun için başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken ele geçirilen ve kendiliklerinden getirtilen ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadırlar. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının veya bunun olanaklı olmaması halinde de aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir. Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 26.maddesinde soruşturma evrakının ayrılmasına karar verildiği takdirde, belgelerin onaylı birer örneğinin ayrılan soruşturma evrakına konulacağı belirtilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında dosya içersinde bulunan ve başka bir soruşturma evrakından ayrıldığı anlaşılan bazı soruşturma evraklarının onaysız fotokopi olduklarının anlaşılmış olması karşısında; bu evrakların asılları ve onaylı suretlerinin getirtilmesi, onaysız belgelerdeki tutanak tarihinin 07.01.2002 olduğu da gözönüne alınarak, iddianamede bahsi geçen dava dosyasının celbi sağlanıp incelenmek suretiyle özetinin duruşma tutanağına geçirilmesi, bu davayı ilgilendiren bölümlerin asılları ya da onaylı örneklerinin denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini ile suç tarihinin de bu evraklara göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, onaysız olan evraklara dayanılarak yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
2.Sanığın, adli soruşturma sırasında gerçekte var olan bir kişinin kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kendi kimliği hakkında resmi mercilere yalan beyanda bulunmaktan ibaret eyleminin sübutu halinde, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 268/1 maddesi yollaması ile aynı Yasanın 267.maddesi kapsamında düzenlenen suçu oluşturacağı, sanığın bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan bir kişiye ait olduğunun anlaşılması halinde eylemin, anılan Yasanın 206/1.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği cihetle, buna göre kararın gerekçe bölümünde; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3.maddesi uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasaile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe Yasanın tespiti gerektiği gözetilmeden, bu ilkelere uyulmadan ve uygulamalı karşılaştırma yapılmadan denetime olanak vermeyecek şekilde sanığın mahkumiyetine hükmolunması,
3.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.06.2008 gün ve 148/169 sayılı kararında da açıklandığı üzere, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında, sorgu ve karar tarihleri itibariyle başka bir suçtan tutuklu bulunan sanığın, bizzat mahkemede hazır bulundurulması suretiyle sorgusunun yapılması ve hükmün sanığın yüzüne karşı verilmesi gerektiği gözetilmeyerek savunma hakkının kısıtlanması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.