7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Mahkeme
- İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Daire
- 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Esas No
- 2023/837
- Karar No
- 2024/795
- Karar Tarihi
- 17.12.2024
- Dava Türü
- DIGER
- Hukuk Alanı
- Ticaret Hukuku
- Karar Sonucu
- REDDİNE
T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davalı banka, davacı aleyhine .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosya ile icra takibi başlattığını, icra takibini de diğer davalı ... Varlık’a temlik ettiğini, iş bu icra takibinde alacağın dayanağı 750.000,00-TL miktarlı 04.03.2014 tanzim 18.06.2019 vade tarihli senet olduğunu, davacının, .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosya ile başlatılan icra takibinden ve iş bu icra takibinde alacağın dayanağı olan 750.000,00TL miktarlı 04.03.2014 tanzim 18.06.2019 vade tarihli senetten dolayı davalı bankaya ve temlik alana karşı hiçbir borcu bulunmadığını, davacı, ... İnşaat San. İth. İhr. Ve Tic. Ltd. Şti. deki hisselerini borçsuz olarak devrettiğini, bu durum Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları ile sabit olduğunu, devir işleminin sicilde ilan tarihi 29.03.2019 olduğunu, dava konusu icra takibinin tarihi ise 25.06.2019 olduğunu, davacı 2018 yılı 12. ayında yetki devri yaptığını, 2019 yılı Ocak ayında bu devir Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, davalı banka, davacıya hiç kat ihtarı tebliğ etmediğini, borç bildiriminde bulunmadığını. bu yönüyle de dava konusu senedin icra takibine konu edilmesi hukuka aykırı olduğunu, dava konusu senet, teminat senedi olduğunu, davacı, iş bu senedi avalist sıfatıyla imzaladığını, dolayısıyla dava konusu senette kayıtsız ve şartsız borç ikrarı bulunmadığını, nitekim senette malen veya nakden kaydı bulunmadığını, borcun sebebi belirtilmediğini, senetteki ödeme günü ve vade tarihinin sonradan elle doldurulduğunu yazının şeklinden ve kalemin farklılığından anlaşılmakta olduğunu, senetteki vade tarihinin sonradan elle doldurulduğunu ve vade tarihi itibariyle davacı ...’ın davalı bankaya karşı hukuki bir sorumluluğunun kalmadığını, davacı, hali hazırda ticari faaliyetini sonlandırdığını ve bankaların haksız icra takipleri sebebiyle malvarlığını kaybettiğini, bu sebeple huzurda görülen davanın harçlarını ve masraflarını ödeme olanağı bulunmadığını, adli müzaharet talebimizin kabulüyle davacının yargı harçlarından ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamasını talep ettiğini, ihtiyat-i tedbir talebinin kabulünü, ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosya ile başlatılan icra takibinin teminatsız tedbiren durdurulmasını, adli yardım talebimizin kabulünü, davacının yargı harçlarından ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamasını, davanın kabulünü, davacının ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından ve iş bu dosyanın sebebini oluşturan 750.000,00-TL miktarlı, 04.03.2014 tanzim 18.06.2019 vade tarihli senetten dolayı davalı tarafa borçlu olmadığının tespitini, davalı bankanın, dayanak icra takibinin %20’sinden az olmamak kaydıyla davacıya karşı kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutulmasını, fazlaya ilişkin haklarımızın saklı tutulmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki icra dosyasının tüm hak ve menfaatleri ile birlikte diğer davalı ... A.Ş.'ye temlik edilmiş olduğunu, davalı şirketin icra dosyasına konu iddialar bakımından taraf sıfatı kalmadığını, davanın davalı yönünden husumet nedeniyle reddini talep ettiğini, davacının sorumluluğunun ifa amacıyla verilen senede attığı aval niteliğindeki imzasından kaynaklı olup davanın reddinin gerekmekte olduğunu, İcra Mahkemelerinin kanun gereği dar yetkili mahkemeler olduğundan Mahkememizce ancak takip hukuku çerçevesinde davacının iddialarının incelenmesi ve ifa amacıyla verilen senette avalist sıfatıyla imzası bulunan davacının haksız ve dayanaksız iddialarının ve huzurdaki davanın reddedilmesi gerektiğini, arz ve izah edilen tüm bu sebeplerle haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle davalı yönünden husumet nedeniyle usulden reddine, yargılama giderlerinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir.
DELİLLER;... Anonim Şirketine müzekkere yazılarak davaya konu, dava dışı ... inş (VKN:...) ile imzalanan 2014 tarihli genel kredi sözleşmesinin ekleri ile birlikte eksiksiz bir şekilde celp edilmiştir. .... İcra Müdürlüğüne müzekkere yazılarak ... esas sayılı takip dosyasının kapak hesabı celp edilmiştir.
Mahkememizce verilen ara karar gereğince bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup 05/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle;Alacağını temlik eden davalı banka ile dava dışı kredi borçlusu (asıl borçlu) ... İnş.san. İth.ihr. Ve Tic. Ltd. Şti. arasında Genel Kredi Sözleşmesi/leri akdedildiği, anılan sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin öngörülen süre içinde ödenmemesi nedeniyle, alacaklı bankanın davacı/avalist hakkında takip ve dava hakkının bulunduğu kanaati edinildiğinin söylenebileceği, Huzurda görülmekte olan davanın dayanağı İcra takibine konu edilen bonoyu davacı ... avalist sıfatıyla imzalamıştır. Her ne kadar doğrudan bonodan dolayı kredi borcundan sorumlu olunmadığı bir an için düşünülebilinir ise de, söz konusu bonoya atfen kredi kullandırılmış olduğunun kabulü halinde, bono borçlusu ve avalist/lerin verdiği garariti-güvence kapsamında, davacının bonodan dolayı borçtan sorumlu oldukları söylenebilir. Huzurda görülmekte olan dava bir menfi tespit davası olduğu nazara alındığında hem takip ve hemde üye tarihi itibariyle yapılan hesaplama sonuçları aşağıda (A) ve (B) bentleri altında ayrı ayrı sunulmuştur. Davalı şirketin takip tarihi itibariyle alacakları Sayın Mahkemece raporun benimsenmesi halinde; fazlaya ilişkin 56.956,57 TL (514.374 09 - 457.417,52=) reddi durumunda, takip tarihinden itibaren asıl alacak tutarı 455.095,08 TL tamamen ödeninceye kadar yıllık 49,75 (Talep gibi) ve değişen oranlarda (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) basit usulde işleyecek nitelikli ticari avans faizi ile birlikte istenebileceği, Davalı şirketin dava tarihi itibariyle alacakları Sayın Mahkemece raporun benimsenmesi halinde; dava tarihinden itibaren asıl alacak tutarı 455.095,08 TL tamamen ödeninceye kadar yıllık %16,75 ve değişen oranlarda (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) basit usulde işleyeceknitelikli ticari avans faizi ile birlikte istenilebileceği, o halde davacı/avalistin takip tarihi itibariyle nakdi krediden dolayı 457.417,52 TL ve dava tarihi itibariyle ise 746.459,17 TL davalı şirkete borçlu oldukları belirtilmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın teminatı olarak verildiği iddia edilen bonoya istinaden başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi, hesap ekstreleri, hesap kat ihtarnamesi, takip konusu bono, ödeme planları, icra dosyası vs deliller dosya kapsamına alınmıştır. Alacağını temlik eden ... A.Ş. ile dava dışı (asıl borçlu) ... İnş. San....Ltd. Şti. Arasında 750.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacı avalistin, 24/05/2024 tarih ve ... sayılı yazı ekinde sunulan genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefalet imzası bulunmadığı anlaşılmıştır. ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında alacaklının ... A.Ş borçluların ..., ... İnşaat San.... Ltd. Şti olduğu takibin dayanağının 750.000,00 TL bedelli, 04/03/2014 tanzim tarihli,18/06/2019 vade tarihli bono olduğu, takip konusu bononun incelenmesinde; keşidecesinin ... İnşaat ..Ltd. Şti., lehtarın ... A.Ş,keşide tarihinin 04/03/2014, vade tarihinin 18/06/2019, 750.000,00 TL bedelli, aval verenin ... olduğu anlaşılmıştır.
Gerekçeleri itibarı ile somut olaya uygun olup, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak hazırlanan ve bu nedenle hüküm kurmaya elverişli olduğu kabul edilen bilirkişi raporuna göre; alacağını temlik eden davalı banka ile dava dışı kredi borçlusu (asıl borçlu) ... İnş.san. İth.ihr. Ve Tic. Ltd. Şti. arasında Genel Kredi Sözleşmesi/leri akdedildiği, anılan sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin öngörülen süre içinde ödenmemesi nedeniyle, alacaklı bankanın davacı/avalist hakkında takip ve dava hakkının bulunduğu, davanın dayanağı İcra takibine konu edilen bonoyu davacı ... avalist sıfatıyla imzalamıştır. Her ne kadar doğrudan bonodan dolayı kredi borcundan sorumlu olunmadığı bir an için düşünülebilinir ise de, söz konusu bonoya atfen kredi kullandırılmış olduğunun kabulü halinde, bono borçlusu ve avalist/lerin verdiği garariti-güvence kapsamında, davacının bonodan dolayı borçtan sorumlu oldukları söylenebilir. Huzurda görülmekte olan dava bir menfi tespit davası olduğu nazara alındığında hem takip ve hemde üye tarihi itibariyle yapılan hesaplama sonuçları aşağıda (A) ve (B) bentleri altında ayrı ayrı sunulmuştur. Davalı şirketin takip tarihi itibariyle alacakları Sayın Mahkemece raporun benimsenmesi halinde; fazlaya ilişkin 56.956,57 TL (514.374 09 - 457.417,52=) reddi durumunda, takip tarihinden itibaren asıl alacak tutarı 455.095,08 TL tamamen ödeninceye kadar yıllık 49,75 (Talep gibi) ve değişen oranlarda (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) basit usulde işleyecek nitelikli ticari avans faizi ile birlikte istenebileceği, Davalı şirketin dava tarihi itibariyle alacakları Sayın Mahkemece raporun benimsenmesi halinde; dava tarihinden itibaren asıl alacak tutarı 455.095,08 TL tamamen ödeninceye kadar yıllık %16,75 ve değişen oranlarda (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) basit usulde işleyeceknitelikli ticari avans faizi ile birlikte istenilebileceği, o halde davacı/avalistin takip tarihi itibariyle nakdi krediden dolayı 457.417,52 TL ve dava tarihi itibariyle ise 746.459,17 TL davalı şirkete borçlu oldukları belirtilmiştir.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
Avale ilişkin açıklama yapmak gerekirse; aval,
TTK’nın 700 üncü maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Ali Bozer, Celal Göle, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 700 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur.Türk Ticaret Kanunu’nun avalin şekline ilişkin 701 inci maddesinde; aval şerhinin poliçe veya alonj üzerine yazılacağı; avalin “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edileceği ve aval veren kişi tarafından imzalanacağı; muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imzanın aval şerhi sayılacağı; kimin için verildiği belirtilmemişse avalin düzenleyici için verilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Aval veren ile aval verilen arasındaki teminat bağı avali özellikli bir taahhüt hâline getirmektedir. Bu nedenle avale ilişkin şekil koşulları TTK'nın 701 inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Poliçenin ön yüzüne atılan aval şerhinin kimin için verildiği belirtilmez ise aval düzenleyici için verilmiş sayılır. Avale ilişkin hükümler TTK’nın 778 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır.
TTK’nın 776 ncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanun'un 778 inci maddesinin atfı ile uygulanması gereken TTK’nın 701 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne düzenleyen tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700 üncü maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.
Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile fer'î nitelikte değildir. ... ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder.
TTK’nın 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2017/(19)11-3091 Esas, 2021/965 Karar; 06.10.2020 tarihli ve 2017/12-268 Esas, 2020/729 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava, genel kredi sözleşmesi gereğince davacının aval veren olarak imzalamış olduğu bononun teminat senedi olduğundan bahisle açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Somut olayda davacı, asıl borçlu gibi sorumlu olup davacı aval veren tarafından senedin zorunlu şekil şartlarına ilişkin bir eksiklik ileri sürülmemiş, sadece bononun teminat senedi olduğundan bahisle geçersiz olduğu ileri sürülmüştür. Oysa ki, Türk Ticaret Kanunu’nun 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Başka bir deyişle, lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval veren bu geçersizliği ileri süremez çünkü bononun teminat senedi olduğunun ileri sürülmesi şahsi def'i niteliğindedir ve bu def'inindavacı avalist tarafından ileri sürülmesi mümkün olmadığından davacının davasının reddine karar verilmiştir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01/03/2023 tarih,2022/11-221 esas, 2023/134 karar)
1.Davacının davasının REDDİNE,
2.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 427,60 TL maktu red harcının davacıdan tahsiline, peşin alınan 12.808,12 TL harçtan mahsubu ile geri kalan 12.380,52 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret tarifesi gereğince hesap olunan 116.500,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak DAVALI ... ANONİM ŞİRKETİNE VERİLMESİNE,
4.Davalı ... Anonim Şirketi tarafından yargılama aşamasında yapılan 130,00 TL (posta tebliğ) giderlerinin davacıdan alınarak DAVALIYA VERİLMESİNE,
5.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6.Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17/12/2024 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)