21. Hukuk Dairesi
T. C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2021/822 Esas 2024/1632 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/01/2021 (Karar) - 31/03/2021 (Ek Karar)
NUMARASI : 2013/445 Esas 2021/15 Karar
GEREKÇELİ KARARIN
Taraflar arasındaki hisse miktarının tespiti, pay defterine işlenmesi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davalı ... hakkında açılan davanın reddine, davalı ... ve ... A.Ş. hakkında açılan davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı ... vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması, mahkemece istinaf talebinin reddine ilişkin ek karara karşı davalı ... vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06.10.1986 tarihinde davalı ...'dan borsaya kote edilmemiş nama yazılı hisselerinin %4’ünü devraldığını, bu devir işleminin aynı tarihte yönetim kurulunca kabul edilerek pay defterine işlendiğini, 20/03/1987 tarihli olağan genel kurulda hazirun cetveline yazıldığını, genel kurul kararlarının 27/04/1987 tarihinde tescil edildiğini, hisse devrinden sonra yapılan 1987-1989 yıllarına ilişkin genel kurullarda %4 payın hazirun cetvellerine işlendiğini, müvekkili tarafından imzalandığını, 1989-1996 yıllarında yapılan genel kurullarda da paylarının hazirun cetveline işlendiğini, ancak yurt dışında olmasına rağmen hazirun cetvellerine kendisi adına başkası tarafından imza atıldığını, 1997-2005 yıllarında yapılan genel kurullarda %4 payının hazirun cetvellerine yansıtılmadığını, 2005-2011 yıllarında yapılan genel kurullarda ise hazirun cetvelinde görünen 14.631,28 adet payın babası ...’ın vefatı nedeniyle kendisine veraseten intikal eden paylar olduğunu belirterek müvekkilinin davalı şirketteki ortaklığının tespitine, %4 oranındaki hissesinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ... A.Ş.’yi müvekkilinin kurduğunu, sermayenin tamamının da müvekkili tarafından şirkete konulduğunu, kanun gereği 5 ortak zorunlu olduğu için davacıya da bedelsiz hisse verildiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin 2011 yılı genel kurulu yapılması sırasında şirketin pay defterinin kaybolması nedeniyle yeni pay defterinin 27.03.2012 tarihinde onaylatıldığını, hazirun cetvelinin de buna göre hazırlandığını, davacının genel kurul toplantılarına katıldığını, hazirun cetvellerini de imzaladığını, hazirun cetvellerinin yeterli delil olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette diğer davalı ...'dan sonra en büyük hisseye sahip olduğunu, yeni pay defterinin geçerliliğinin olmadığını, davacı ...’ın %4 payına ilişkin yönetim kurulu karar defteri ve eski pay defterinin şirkette mevcut olduğunu, davalı şirket tarafından tescil ettirilen 22.03.2012 tarihli pay defterinin oluşturulmasında müvekkilinin herhangi bir etkisi ve kusurunun bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, bilirkişi raporunda davalı ...'a ait borsaya kote edilmemiş nama yazılı hisselerden %4'lük payın, Ankara 9. Noterliği'nin 11.06.1984 tarih ve 18619 yevmiye numarası ile tasdik edilen pay defterine işlendiği, şirket yönetim kurulunun 06.10.1986 tarihli toplantısında karar altına alındığı, davacının 06.10.1986 tarihinden itibaren davalı şirket sermayesinin %4'lük hissesine sahip olduğunun anlaşıldığı, buna göre 06.10.1986 tarihinden davanın açıldığı 10.10.2013 tarihine kadar, davacının ve diğer hissedarların hissesinin seyrinin bilirkişiler tarafından raporda tablo şeklinde gösterildiği, davacıya ait %4'lük hissenin 06.10.1986 tarihinden 1997 yılına kadar korunduğu, 1997 yılı itibariyle hissenin kaybolduğu, işbu davanın açıldığı 2013 yılına kadar da ortada mevcut olmadığının anlaşıldığı, 1996 yılında davalı ...'a ait %75'e tekabül eden 1175 adet hissenin 1997 yılına geçişte %24 azalışla 800 adet hisseye yani %51'e düştüğü, 1996 yılında %15 hisseye tekabül eden 235 adet hisse sahibi davalı ...'ın bu hisse adedinin 1997 yılına geçişte 721'e çıktığı, %31 artışla %46 oranına yükseldiği, dava dışı ...'ın hisselerinde %3'lük, davacının hisselerinde ise %4'lük bir azalış meydana geldiği, bu haliyle toplamda üç hissedarın hisselerinde azalış meydana geldiği, bu azalışların oranının ise %31 olduğu, (%24+%3+%4=%31) dört hissedarın hisselerinde değişiklik meydana geldiği, bunlardan üçünün (davalı ..., dava dışı ... ve davacı ...) hissesinde azalış oluşmasına rağmen sadece bir tanesinde (davalı ...) artış olduğu, bu artışın da %31 oranına karşılık gelmesi nedeniyle diğer üç hissedarın hissesindeki %3l azalış oranı ile örtüştüğü, uzman raporunda azalış oluşan bazı pay sahiplerinin paylarının dikkate alınmadığının görüldüğü, dava konusunu sadece davacı ...'ın kaybolan %4 oranındaki hissesinin oluşturduğu, davalı ...'ın bu dönemde artış gösteren %31 oranındaki payının %27'lik kısmının dava dışı ... ve davalı ...'a ait olduğu, geriye kalan kısmın ise %4'e tekabül ettiği ve bu oranın da davacının payına karşılık geldiği, davalı şirketin pay defterlerinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK'nun 68/4. maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikaların elden çıkması durumunda tacirin, ziyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde yetkili ve görevli mahkemeden bir zayi belgesi alması gerektiği, aksi halde tacirin defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılacağı, ayrıca zayi belgesi alınmış olsa dahi bu tür davaların kesin hüküm niteliği taşımayacağı, bu yolla alınan belgenin aksinin her zaman ispat edilebileceği, davalı şirketin ilk pay defterinin Ankara 9. Noterliğinin 11.06.1984 tarih ve 18619 yevmiye nosu ile tasdik edilen pay defteri olduğu, daha sonra tutulmaya başlanan ve davacı ... ile davalı ... vekili tarafından dayanak alınan 25/05/1998 tarihli 25943 yevmiye sayılı pay defteri ile ilgili olarak mahkemeden zayi belgesi alınmadığı, davalı şirketin kanuni tasdikli defterlerinde kanun dışı bir işlem yapıldığı, davalı ... vekili tarafından sunulan 23.12.2015 tarihli dilekçenin ilgili kısmında “... ve ..., 25.05.1998 tarihinde ... A.Ş. ve bağlı şirketlerden ... A.Ş., ... A.Ş., ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş. 'deki hisseleri üzerinde yazılı bir mutabakat ile yeni bir düzenleme yaparak ...'ın hisselerini %45-46'ya çıkarmışlardır. Devrin yapıldığı gün şirketlerin mevcut pay defterleri iptal edilmiş ve 25-26 Mayıs 1998 tarihlerinde yeni pay defterleri tasdik ettirilerek yazılı mutabakatla belirlenen yeni paylar pay deflerine işlenip ... ve ... tarafından imzalanmıştır. Bu devir işlemi ... paylarında artış sağlayan tek işlemdir. 25.05.1998 tarihinden sonra yapılan tüm genel kurullarda, hazirun cetvelleri düzenlenirken ...'ın yeni pay defterlerindeki %45-46 oranında pay tutarları esas alınmıştır. " hususlarının belirtildiği, bilirkişi heyeti 3. ek raporun ekinde yer alan fotokopilerden eski defterlerin iptal edildiği ve aynı tarihlerde yeni defterlerin tasdik ettirildiği, tüm defterlere herhangi bir açıklama yapılmadan pay kaydı yazıldığının anlaşıldığı, pay defterinin iptali adlı hukuki işleminin ne anlama geldiğinin mahkemece anlaşılamadığı, zayi edilmiş ticari defterler için mahkemeden zayi belgesi alınması gerektiği, ardından yeni defler tasdik ettirilebileceği, zayi edilmiş olmayan bir pay defterinin dolu sayfalarının (ilk 11 sayfanın) defteri tutmak (deftere kayıt yapmak) ve muhafaza etmekle yetkili ve sorumlu kişilerce imha edilmesi ve (bilgilerinin değiştirilerek veya değiştirilmeyerek) yenilenmesi anlamına gelen bir işlemin hukuka aykırı olduğu, davacı ...'ın ve davalı ... vekilinin dayanak gösterdiği 1998 tarihli pay defterine ilişkin (her ne kadar hissedarlarca imzalandığı ileri sürülse de) mahkemeden zayi belgesi alınmadığı, kanunun amir hükmüne uyulmadığı, davalı şirket vekili tarafından sunulan beyan dilekçelerinde davalı ... tarafından mahkemeye ibraz edilen ticari defterlerin güvenirliğinin bulunmadığı, mahkemece Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünden getirtilmiş olan belge kayıtlarından anlaşılacağı üzere Ankara 9. Noterliğinde 25 Mayıs 1998 tarih ve 25943 yevmiye nolu pay defterinde davacı ...'ın %4 hissesinin işlenmediği açıklanmış olup dilekçe ekinde 25 Mayıs 1998 tarihinde tasdik edilen pay defteri fotokopisinin ibraz edildiği, fotokopide davacı ...'ın iddia ettiği payın olmadığının görüldüğü, İç Ticaret Genel Müdürlüğünden gelen belgeler içerisinde 13.07.2013 tarihli davalı ... imzalı yazının 2. maddesinde 25/05/1998 tarihli 25943 yevmiye sayılı pay defterinde davacı ...'a ait %4 hisseye rastlanmadığı beyanının yer aldığı, daha sonra mahkemeye davalı ... tarafından ibraz edilen 25/05/1998 tarihli pay defterinde sonradan eklemeler yapıldığının açıkça görüldüğü, bu hususun bilirkişi kurulunca ve mahkemece resen dikkate alınması gerektiği hususlarının belirtildiği, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 09.12.2014 tarihli, 67300147/431.04 sayılı yazı ekinde belgelerin tetkikinden, davacı ... tarafından İç Ticaret Genel Müdürlüğüne verilen 12.07.2013 tarihli dilekçenin ekinde bulunan 25.05.1998 tarihli 25943 yevmiye nolu pay defterleri fotokopilerinde yer alan ...'a ait hisse tutarları ile daha sonra davacı ... ve davalı ... vekili tarafından mahkememize ibraz edilen 25.05.1998 tarihli 25943 yevmiye nolu pay defterinde ...’a ait bulunan hisse tutarlarının birbiri ile uyumlu olmadığı ve farklılıklar içerdiğinin tespit edildiği, bu nedenle davacı ... ve davalı ... tarafından mahkemeye sunulan 25.05.1998 tarihli 25943 yevmiye nolu pay defteri sayfalarına dayanılarak kesin bir sonuca ulaşılma imkanı bulunmadığı, alınan bilirkişi raporları ile davalı ... vekili tarafından dosyaya sunulan uzman raporunda da aynı şekilde değerlendirilen, mahkemeye ve Gümrük Ticaret Bakanlığı'na sunulan pay defterlerinin çelişkili olduğunun tespit edildiği, bu değerlendirmenin yerinde görüldüğü, davacı ... ve davalı ... tarafından sunulan 1998 yılına ait pay defterindeki kayıtlar ile davanın açılmasından önce yine davacı ... tarafından Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na sunulan kayıtların farklı olması ve çelişmesi nedeniyle tek başına defter kayıtlarının değerlendirilemeyeceği, devletin ilgili makamlarınca tescil edilmiş resmi hazirunların esas alınmasının yerinde olacağı kanaatine varıldığı, sunulan uzman raporunda, davalılardan ...'ın hissesinin %0’a düşmediği, bu durum karşısında davacıya ait %4 oranındaki hissenin kimin uhdesinde olduğunun anlaşılamadığı, bu nedenle davacının mülkiyet hakkına haksız tecavüz yapılmış olması durumunda bu belirsizliğin haksız fiil hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, hisselerin kayden yok olmasının pay defterinde yapılan değişiklik sonucunda meydana gelmesi ihtimalinden hareket edilecek olursa, hukuka aykırılığı, pay defterini tutan kişilerin gerçekleştirmiş olduğu, pay defterini tutmakla yükümlü olanların, yönetim kurulu üyeleri olduğu, bunların hangisinin tek başına davacının hissesinin kaybolmasına sebebiyet verdiğinin anlaşılamaması halinde, haksız fiil hükümlerinin müteselsil sorumluluğu öngören hükmün iade bakımından da uygulanabileceği, davacının iade talebini dilediği üyeye yöneltebileceğinden davalı ... ve davalı ...'ın %4 oranındaki davacı hissesini iadeden müteselsilen sorumlu tutulabileceği kanaatinin yerinde olmadığının görüldüğü, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin davacının kayden kaybolan hissesinden bu kayıtları tutanların şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulmasının belli koşullara bağlandığı, yönetim kurulu üyelerinin kendilerine verilen görevleri yerine getirirken ve yetkileri kullanırken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmesi ve şirketin menfaatlerini gözetmesi gerektiği, bu özen ve sadakat yükümlülüklerinin yönetim kurulu üyelerine kanun, şirketin esas sözleşmesi, iç yönergesi ve yönetim kurulu kararlarıyla verilen tüm yetki ve görevleri kapsadığı, yönetim kurulu üyelerinin bu yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde şirketin, pay sahiplerinin ve şirketin alacaklılarının uğradığı zararlardan sorumlu olacağı, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun kusura dayandığı, yönetim kurulu üyelerinin kusurlarının bulunması halinde pay sahiplerinin uğradığı zarardan sorumlu olduğundan ileride açılacak davada sorumluluklannın ve zarar tutarının kanıtlanması halinde zarardan sorumlu tutulmalarının mümkün olduğu, davacıya ait %4'lük hissenin davalı ...'ın hissesine eklendiği açıkça anlaşılmışken burada yönetim kurulu üyelerinin genel sorumluluğundan bahsetmenin doğru olmadığı, davalı ... vekili tarafından öne sürülen ve müvekkilinin şirket eski merkezinin bulunduğu Çankaya'da tesadüfen şirketin pay defterinin adıllarına ulaştığına, huzurdaki davaya da 1998 tasdik tarihli defterin aslının sunulduğuna, bu defter uyannca davacıya ait hissenin davalı ...'ın lehine kaybolduğuna ilişkin iddiasının, davacının Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü'ne ibraz ettiği 1998 tarihli pay defterine ilişkin fotokopiler ile daha sonra davacı ve ... tarafından mahkemeye sunulan 25.05.1998 tarihli ve 25943 yevmiye numaralı pay defteri kayıtlarının farklı olması nedeniyle itibar edilemeyeceğinden bu iddianın yerinde olmadığı, davacı ...'ın beyanlarında hazirun cetvellerini yönetim kurulu başkanı sıfatıyla davalı ...'ın hazırladığı, öncelikle bu davalının sorumlu tutulması gerektiğini iddia etmiş ise de, davalı şirket yanında ... ve ...'a da davayı yöneltmiş olması yanında hazirun cetvellerinde kendisinin de asaleten imzasının bulunması nedeniyle beyana itibar edilmeksizin belgeler incelenerek değerlendirme yapıldığı, mahkemece davacıya ait %4 hissenin davalı ...'ın hissesine eklendiği, yönetim kurulu üyelerinin genel sorumluluğundan bahsetmenin doğru olmadığı, davalı ...'ın uhdesinde bulunan davalı şirketin 350.000 adet hissesine tekabül eden %4 payın, ...'tan alınarak davacıya eklenmesi ve bu durumun pay defterine kaydedilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı ... hakkında açılan davanın reddine, davalılar ... ve ... A.Ş. hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, davalı ... Anonim Şirketi'nin ortaklarından davacı ...'ın şirket sermayesinin %4'lük hissesine 06/10/1986 tarihinden itibaren sahip olduğunun, bu hissenin daha sonra başka bir kimseye devredilmediğinin ve söz konusu hissenin 1997 yılında davalı ...'ın hissesine eklendiğinin tespitine, davalı ... Anonim Şirketi'nin ortaklarından davalı ...'ın 8.770.000,00 TL tutarındaki şirket sermayesinin 350.800,00 TL'lik tutara ve 350.000 adet hisseye tekabül eden %4'lük hissesinin iptali ile davalı şirket pay defterine davacı ... adına kaydedilmesine, idarenin yerine geçerek işlem yapma sonucunu doğuracak şekilde tescile ve hisse devirlerinin Ticaret Sicilinde ilanına karar verilemeyeceğinden bu taleplerin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, 31/03/2021 tarihli ek karar ile, mahkemece verilen kararın taraflara tebliğ edilerek 23/03/2021 tarihinde kesinleştiği, davalı ... vekili olduğunu beyan eden Av. ...'un 30/03/2021 tarihli dilekçe ile İflas idare memurlarının davalılar ... ve ... arasında menfaat çatışması olması nedeniyle davayı takip etmeyeceklerini beyan ettikleri, bu durumda mahkemece müflis davalıları kimin temsil edeceğine bir karar verilmeden gerekçeli kararın davalı müflislere tebliğ edilerek karara kesinleşme verildiği, yapılan tebligatların geçersiz olduğu, vekille temsil edilen ...'ın vekiline tebligat yapılması gerektiği belirtilerek verilen kararı istinaf ettiği, davalı ...'ın müflis olduğu, kararın müflis ... ile iflas idare memurlarına tebliğ edildiği, istinaf dilekçesi veren vekilin temsil yetkisinın bulunmadığı, istinaf talebinde de bulunamayacağı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili karar yönelik istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan raporların eksik ve hatalı inceleme içerdiğini, bu raporlara itibar edilmesinin yargılamadaki taraf ehliyeti açısından usul eksikliğinin giderilmemesinin yasaya aykırı olduğunu, davalılar ... ve müvekkilinin iflasına karar verildiğini, iflas tasfiye işlemlerinin Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 iflas dosyası üzerinden yürütüldüğünü, bu davalıları temsil yetkisinin haklarındaki 01.07.2015 tarihli iflas kararı nedeniyle iflas idaresine geçtiğinden mahkemece 29.05.2019 tarihli duruşmada alınan kararla icra iflas müdürlüğünden iflas idare memurları hakkında bilgi istendiğini, iflas müdürlüğünce 30.05.2019 tarihli yazı ile verilen cevapla iflas idare mamurlarının isimlerinin bildirildiğini, sonrasında ise 18.09.2019 tarihli duruşmada alınan kararla da isimleri bildirilen iflas memurlarına tebligat yapılmasa karar verildiğini, tebligat yapılmış ise de iflas idare memurları, davalı ... ve ... arasında menfaat çatışması olduğundan olduğundan davayı takip etmeyeceklerini bildirdiklerini, nitekim, huzurdaki yargılamada da davalılar ... ve ... arasında menfaat çatışmasının tüm dosya kapsamı itibariyle net olduğunu, haklarında iflas kararı olan her iki davalının kim tarafından temsil edileceği sorunu çözülmeden yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğunu, kararın iflas idare memurlarına tebliğ edildiğini, ancak iflas idare memurlarının davalılar ... ve ... arasında menfaat çatışması olduğundan kararı iade ettiğini, bunun üzerine de kararın hakkındaki iflas kararı nedeniyle davada taraf ehliyeti olmayan ...'a tebliğ edildiğinin anlaşıldığını, taraf ehliyeti olmayan ...'a yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, diğer yandan hakkındaki iflas kararına rağmen taraf ehliyeti var kabul edilse bile, bu durumda yargılamada vekille temsil edilen tarafın vekiline yapılmayan tebligat bu yönüyle de usulsüz olduğunu, yasa gereği usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmeyen tebligat içeriğinin tebliğ edilmiş kabul edilmeyeceğini, mahkemece dava şartı olan taraf ehliyeti sorunu çözülmeden yargılamaya devam edilmesinin hukuken hatalı olduğunu, her iki davalının da davada kim tarafından temsil edilmesi gerektiği noktasında bir karar alınarak usul açısında bu eksikliğin giderilmesi gerektiğini, huzurdaki davada müvekkili hakkında Ankara 6. Ticaret Mahkemesinin 2012/488 Esas sayılı dosyasıyla verilen 01.07.2015 tarihli iflas kararı sonrasında müvekkilini temsilen yargılamaya vekili olarak taraflarınca devam edildiğini, 18.09.2019 tarihli duruşmada alınan kararla da isimleri bildirilen iflas memurlarına tebligat yapılmasına karar verildiğini, ancak iflas idare memurlarıırı da her iki davalı arasında menfaat çatışması olduğundan davayı takip etmeyeceklerini bildirdiğini, kararın taraflarınca 29.03.2021 tarihinde tebliğ edilmiş olup, yasal süresi içerisinde usul ve esas yönden yasaya aykırı olan karara karşı istinaf başvurusu yapıldığını, 2013 yılında açılan davada müvekkilini temsil ettiklerini, ancak yargılama sürecinde müvekkili ile birlikte diğer davalılardan ... hakkında Ankara 6. Ticaret Mahkemesi 2012/488 Esas sayılı kararıyla 01.07.2015 tarihinde iflas kararı verildiğini, 18.09.2019 tarihli duruşmada alınan kararla, iflas masasınca isimleri bildirilen iflas memurlarına tebligat yapılmış ise de, hakkında iflas kararı olan her iki davalı arasında menfaat çatışması olması nedeniyle iflas idare memurlarının davayı takip etmeyeceklerini bildirdiklerini, vekaletin sona ermesi, vekalet verenin çıkarlarını tehlikeye düşürüyorsa, vekalet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilci, vekaleti ifaya devam etmekle yükümlü olduğunu, müvekkilini temsilen taraflarınca yargılama süreci takip edildiğini, ancak 23.12.2020 tarihli son bilirkişi raporu davalıyı temsilen taraflarına tebliğ edilmediğini, bu arada Uyap sisteminden davalı ... vekili kaydının silindiğini, dosyada yapılan incelemede, menfaat çatışması nedeniyle davayı tekip etmeyeceklerini bildiren iflas idare memurlarına bilirkişi raporunun tebliğ edildiğini, bunun üzerine iflas idare memuru tarafından dosyaya sunulan 15.01.2021 tarihli beyanla müflis davalılar arasında menfaat çatışması olduğunu, bu durumun daha önce de bildirildiğini, dosyanın iflas masası tarafından takip edilmediğinden bilirkişi raporunun müflis davalılara tebliği beyan edildiğini, müvekkilinin de, dosyaya sunduğu 18.01.2021 tarihli beyanla, davalı ... ile arasında menfaat çatışması olduğundan iflas idare memurlarının davalılar adına davayı takip etmeyeceğini bildirdiğinden, dosyadan yapılacak tebligatların adına veya vekiline tebliğ edilmesinin talep edildiğini, davada taraf ehliyeti sorunu çözülmeden, bilirkişi raporu usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmeden nihai karar verildiğini, bu şekilde de, yasaya aykırı hüküm kurulduğu gibi, müvekkilinin savunma hakkının da kısıtlandığını, adil şekilde yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının karşılanmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki tespitlerin hatalı olup, bilirkişi raporlarında bahsi geçen ve kararda da belirtilen zayi belgesinin alınıp alınmamış olmasının derdest davayla ilgisinin bulunmadığını, tacirin tutmakla zorunlu olduğu defterlerin TTK'nun 66/1. maddesinde açıklandığını, bu defterlerin yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve karar defteri olarak sınırlandırıldığını, pay defterinin bu defterle içinde sayılmadığını, bu nedenle pay defterinin zayi olması halinde mahkemeden zayi belgesi alınması gerektiği yönündeki tespitin ve kararda buna itibar edilmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, zayi belgesi alınması zorunluluğuna ilişkin düzenlemenin, tacirler arasındaki ihtilaflar bakımından tatbik kabiliyeti bulunduğunu, şirket ortakları arasındaki ihtilafta, mevcut defterin delil gücü, bizatihi ortakların defterde gördüğü pay oranını tetkik ederek, yanına imza koymasından kaynaklandığını, 1998 tarihli defter, ortakların pay oranları karşısında imza da içermesi nedeniyle, tüm ortaklar arasındaki ihtilafta, birbirleri leh ve aleyhine senet gücünü haiz bir delil olduğunu, bu defterin, dosyaya ibraz edilmediğinde hakim tarafından tesliminin emrolunacağının, tamamının bilirkişinin incelemesine açık tutulacağının hükme esas alınan bilirkişi raporlarında dosyaya ibraz edilmediğinde teslimi emrolunması gereken 1998 tarihli defterin delil gücünün olmadığı yönünde değerlendirme yapıldığını, mahkeme de kararında bu bilirkişi raporlarını esas aldığını, sonuç olarak zayi belgesi olmadığı için 1998 tasdik tarihli pay defterinin delil olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin değerlendirmenin doğru olmadığını, dava konusu edilen hisseler nama yazılı hisseler olup ancak pay defterine işlenmesi halinde hüküm ifade ettiğini, bu durumda ...'ın %4 payının mevcut olduğunun tek ispatı da bu payların işlendiği pay defteri olup, bu defterin de 1998 tasdik tarihli pay defteri olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporlarını hazırlayan bilirkişi heyeti, mahkemenin görevlendirmesine aykırı olarak yerinde inceleme yaparak diğer davalardan etkilenerek tarafsızlığını kaybettiğini, dosya kapsamından, bilirkişinin ne yerinde inceleme yapmak için ne de bu incelemesinde taraflarla görüşmek için bir izin istediğinin anlaşıldığını, nitekim bilirkişinin yapılacak yerinde incelemede taraflarına da hazır bulunması yönünde herhangi bir bildirim yapmadığını, yargılama sürecinde dosyaya uzman görüşünü içerir rapor sunulduğunu, buna istinaden de dosyanın yeniden bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişi raporunda ... hisselerinde artış olması gerekçesine dayanılarak, davacı hisselerinin ... uhdesinde bulunduğu sonucuna varıldığını, uzman görüşünde ise, pay sahiplerinin hisselerindeki artış ve azalışların şirket yönetim kurulu üyelerinin gerçekleştirmiş bulunduğu, ...'ın artan hissesinin ve davacının azalan hissesinin kimden gelip kime gittiğinin, bir anlamda payın misli eşyaya benzer özelliği nedeniyle kesin şekilde tespit edilemediğini, bu sebeple hukuka aykırı davranan kişi ya da kişilerin bu eylemlerinin sonuçlarına beraberce katlanması gerektiğini, aksi halde hukuka aykırı davranan kişilerin bir kısmının eylemlerinin yaptırımsız kalacağı yönünde tespitlerin bulunduğunu, taraflarınca dosyaya sunulan uzman görüşünün kısmen müvekkili lehine kısmen aleyhine tespitler içerdiğini, belirtilen uzman görüşünün objektif niteliğinde olduğunun bu özelliğinden de anlaşıldığını, önceki bilirkişi raporlarıyla uzman görüşü arasındaki temel çelişkinin, davacı payının kimin uhdesinde olduğunun belli olup olmamasıyla ilgili olduğunu, mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyetinin asli görevinin çatışma hali bakımından çözüm üretmek olduğunu, uzman görüşünün ibrazından sonra alınan bilirkişi raporlarında, bilirkişinin asli görevlerinden olan raporlar arasındaki çelişkiyi giderme görevinin yerine getirilmediğini, nitekim dosyada mevcut olmasına rağmen bilirkişi tarafından dikkate alınmayan pay devrini gösteren 25.05.1998 tarihli belgeye göre, davacı ...'ın payının hiç görünmediğini, davalı ...'ın payının %55, ...'ın payının ise %40 seviyesinde olduğunu, davacı ...'ın %4'lük payı bu iki hissedarın payı arasında da bulunabildiğini, bu 25.05.1998 tarihli belge davalı ... ve ... tarafından imzalandığından, davacı ...'ın %4'lük payının zaten olmadığını, sonrasında ...'a diğer davalı ... tarafından %4 oranında daha pay geçişi olduğunu, bu geçen %4'ün davacıya ait olduğunu hiç kimsenin iddia edemeyeceğini, kesin ispatın ...'ın payı ancak sıfıra düşseydi mümkün olabileceğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ise payın durumuyla ilgili kesin bir tespitte bulunulduğunu, bu halde bir anlamda misli eşyaya benzeyen ve ayırt edici hiçbir özelliği bulunmayan davacı paylarının kimin uhdesinde bulunduğuna dair kesin tespitin nasıl yapıldığının açıklanması gerektiğini, davacı hissesinin davalı ...'ın uhdesine girip orada mı kaldığı, ...'ın uhdesinden ...'a mı geçtiği, yoksa doğrudan ...'a mı geçtiği noktasında kesin kanaatin gerekçeleriyle ortaya koyulması gerekirken bilirkişi raporlarında buna itibar edilmediğini, mahkemenin de bunun dikkate almadığını, uzman görüşünde işbu davada haksız fiile ilişkin hükümlerden istifade edilmesinin uygun olacağı tespiti mevcut olup, haksız fiil hükümlerinin işbu davada kıyasen uygulanabileceği anlamına gelmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, uzman görüşündeki açıklamaların anlaşılamadığını, davanın sorumluluk davası olmadığını, sorumluluk davasının kusur gerektirdiğini, şirketin ortakların ve alacaklıların dava açabileceği gibi TTK'daki sorumluluk davasına dair esaslardan bahsedildiğini, karara esas alınan bilirkişi raporlarında, mülkiyet hakkına tecavüz edenin tespit edilemediğini, birden fazla kimseye yönelen istirdat ya da istihkak iddialarının ne surette sonuçlandırılacağı hakkında herhangi bir tespitte bulunulmadığını, mahkemenin eksik ve hatalı bilirkişi raporlarına dayanarak hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin 20.01.2021 tarihli kararı müflis ...'ı temsilen iflas idare memurlarına tebliğ edildiğini, iflas idare memurları dosyaya sundukları beyanlarda müflis davalılar ... ve ... arasında menfaat çatışması olduğundan davayı takip etmeyeceklerini bildirdiklerini, bu sebeple gerekçeli kararın taraflara tebliğe çıkarılmasını talep ettiklerini, bunun üzerine mahkemece gerekçeli karar, hakkındaki iflas kararı nedeniyle davada taraf ehliyeti olmayan ...'a tebliğ edildiğinin anlaşıldığını, taraf ehliyeti olmayan ...'a yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, diğer yandan hakkındaki iflas kararına rağmen taraf ehliyeti var kabul edilse bile, bu durumda yargılamada vekille temsil edilen tarafın vekiline yapılmayan tebligat bu yönüyle de usulsüz olduğunu, Yasa gereği usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmeyen tebligat içeriği tebliğin edilmiş kabul edilemeyeceğini, iflas idare memurlarının, davalılar arasında menfaat çatışması nedeniyle davayı takip etmeyeceklerini bildirmeleri neticesinde mahkemece, dava şartı olan olan taraf ehliyeti sorunu çözülmeden yargılamaya devam edilmesinin hukuken hatalı bulunduğunu, her iki davalının da davada kim tarafından temsil edilmesi gerektiği noktasında bir karar alınmalı, usul açısında bu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini, nitekim Yargıtay kararında bir yargılamada taraf ehliyeti konusundaki eksikliği irdeleyerek, bu eksikliğin nasıl giderilmesi gerektiğine dair bir karar verildiğini, diğer yandan ... tarafından açılan ve Ankara 6. Ticaret Mahkemesi 2019/302 Esası ile görülen davada davanın tarafları arasında menfaat çatışması olduğundan davanın iflas masasınca takip edilmeyeceğinin bildirildiğini, bunun üzerine Mahkemece alınan 17.03.2021 tarihli ara karar ile davanın tarafları açısından davanın kim tarafından takip edileceği konusunda bir karar alınarak yargılamaya devam edildiğinin anlaşıldığını, davada ... vekili olarak temsil yetkisinin açıklamalar ve TBK'nun 513. maddesi dikkate alındığında mevcut olduğunu, bu sebeple bu başvuruıaı reddine dair mahkemenin 31.03.2021 tarihli ek kararı yasaya aykırı olup bu kararın kaldırılması gerektiğini, usul ve esas yönden yasaya aykırı olan mahkemenin 20.01.2021 tarihli kararına karşı istinafa başvurulduğunu, 23.12.2020 tarihli son bilirkişi raporu davalıyı temsilen taraflarına tebliğ edilmediğini, bu arada Uyap sisteminden davalı ... vekili kaydının silindiğini, müvekkilinin de dosyaya sunduğu 18.01.2021 tarihli beyanla davalı ... ile arasında menfaat çatışması olduğundan iflas idare memurlarının davalılar adına davayı takip etmeyeceğini bildirdiğinden, dosyadan yapılacak tebligatların adına veya vekiline tebliğ edilmesini talep ettiğini, müvekkilinin savunma hakkının da kısıtlandığını, adil şekilde yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının da karşılanmadığını, hükme esas alman bilirkişi raporlarındaki tespitlerin hatalı olduğunu, bilirkişi raporlarında bahsi geçen ve kararda da belirtilen zayi belgesinin alınıp alınmamış olmasının derdest davayla ilgisi bulunmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; anonim şirketteki hisse miktarının tespiti ile pay defterine işlenmesi istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davalı ... vekilinin karara yönelik istinaf başvurusu üzerine mahkemece 31/03/2021 tarihli ek karar ile istinaf dilekçesi veren vekilin temsil yetkisi bulunmadığı, istinaf talebinde de bulunamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Davalı ... vekilinin ek karara yönelik istinaf itirazı incelendiğinde, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/488 Esas 2015/377 Karar sayılı kararıyla davalı ... ile diğer davalı ...'ın iflasına karar verilmiş olup, anılan davalılar hakkındaki iflas işlemleri Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 sayılı iflas dosyasında yürütüldüğü dosya içeriğiyle sabittir.
Anılan iflas dosyasında 20/06/2019 tarihli olağanüstü alacaklar toplantısında masaya alacak kaydında bulunmayan, müflisin leh ve aleyhindeki açılan ve/veya açılacak olan davalardan müflislerin birbirlerine karşı açtıkları, açıldığı tespit edilen dava ve icra takipleri hariç diğer davaların takip edilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 iflas sayılı dosyası üzerinden davalılar ... ve ... iflas idare memuru tarafından 15/01/2021 tarihli yazı ile, müflisler davalı ... ile davalı ... arasında menfaat çatışması bulunduğu, bu davanın iflas masası tarafından takip edilmediği bildirilmiş, anılan davalılar iflas idare memuru ... tarafından 08/02/2021 tarihli yazı ile benzer bildirimde bulunarak yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu vb. tüm belgelerin davanın tarafı olan müflislere tebliği talep edildiği gibi, anılan davalılar iflas idare memuru ... tarafından gönderilen 04/08/2020 tarihli yazılı beyan dilekçesi ile de, müflis ... ve ... arasında menfaat çatışması bulunduğundan davanın iflas masası tarafından takip edilmediği bildirilmiş, 08/02/2021 tarihli yazılı beyan dilekçesi ile de aynı hususlar belirtildikten sonra gerekçeli kararın davalı müflislere tebliğ edilmesi talep edilmiştir.
Davacı yan davalı ...'tan davalı ... A.Ş.'nin nama yazılı hisselerinin %4'ünü devraldığını, bu devrin pay defterine işlendiğini, genel kurulda hazirun cetvellerinin bu devre göre hazırlandığını, daha sonra davalı ...'tan aldığı %4 şirket hissesinin hazirun cetvellerinde gösterilmediğini, sadece babasından intikal eden payların hazirun cetvellerinde gösterildiğini iddia ederek işbu anonim şirket hisse miktarının tespiti ve pay defterine işlenmesi davasını açmıştır.
Davalı ...'ın, Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmü, Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükümleri bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinde ise "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir." düzenlemesi yer almaktadır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve 2013/1752 başvuru numaralı kararında "...Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…" şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Anılan hükümler ve Anayasa Mahkemesi kararından da anlaşılacağı üzere adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyeti anayasa ile güvence altına alınan haklardır. Davalı ... hakkında dava tarihinden sonra verilen bir iflas kararı bulunmakta olup, davalılar ... ve ... hakkında verilen iflas kararı nedeniyle her iki müflisin iflas işlemleri aynı iflas dosyası üzerinden, Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 iflas sayılı dosyası üzerinden yürütülmektedir.
Emsal dosyalardan da anlaşıldığı üzere, anılan iflas dosyasında 20/06/2019 tarihli alacaklılar toplantısında masaya alacak kaydında bulunmayan, müflisin leh ve aleyhindeki açılan ve/veya açılacak olan davalardan müflislerin birbirlerine karşı açtıkları, açıldığı tespit edilen dava ve icra takipleri hariç diğer davaların takip edilmesine karar verilmiştir. Bu karar gerekçe yapılarak iflas idaresi tarafından davalı müflis ... ile davalı müflis ... arasında menfaat çatışması bulunduğundan davanın masa tarafından takip edilmeyeceği bildirilmiştir.
İflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı kanısına varırlarsa, masanın davayı takip etmemesine karar verirler. Bu halde, o davayı takip yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir (İİK m. 245). Hiçbir alacaklı, davayı takip etmek istemezse, o zaman, müflisin dava takip yetkisi yeniden doğar ve müflis iflasın kapanmasını beklemeden, davayı kendi adına devam ettirebilir (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2. Baskı, Ankara 2013, s:1229 vd.)
Gelinen aşamada müflis olan davalı ...'ın iflas idaresi tarafından davanın takip edilmediği gibi iflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısında masanın davayı takip etmemesine karar verilmiştir.
İİK'nun 245. maddesi uyarınca davayı takip etmek isteyen herhangi bir alacaklı bulunmadığından davayı takip yetkisinin isteyen alacaklıya devri de söz konusu değildir. Hiçbir alacaklı davayı takip etmek istemediğinden müflis olan davalının dava takip yetkisi yeniden doğacak olup, davalı davayı kendi adına takip edebilecektir. Aksi durum davalının Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, hak arama hürriyeti haklarının engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Hal böyle olunca, mahkemece davalı müflisin iflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısında masanın davanın takip edilmemesine karar verildiği, iflas idaresi ve masa tarafından davanın takip edilmediği, isteyen alacaklı bulunmadığından davayı takip yetkisinin alacaklıya devredilmediği, müflisin dava takip yetkisinin yeniden doğduğu, müflis olan davalının Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, hak arama hürriyeti kapsamında işbu davayı takip etme hak ve yetkisi bulunduğu gibi, karara karşı istinaf hak ve yetkisinin de mevcut olduğu gözetilmeden müflis davalı ... vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Davalı ... vekilinin ek karara yönelik istinaf itirazı yerinde görüldüğünden karara yönelik istinaf itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.
Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/482 Esas 2014/763 Karar sayılı dava dosyası, Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/1022 Esas 2013/1286 Karar sayılı dosyası, genel kurul toplantı tutanakları, hazirun cetvelleri, yargılama aşamasında hukukçu ve muhasebeci bilirkişi heyetinden alınan 10/07/2014 tarihli birinci bilirkişi heyeti kök, 28/09/2015 tarihli birinci ek rapor ile heyete hukukçu bilirkişi ilavesi ile alınan 11/02/2016 tarihli ikinci ek, 10/07/2020 tarihli üçüncü ek rapor, davalı şirket vekili tarafından sunulan ve hukukçu tarafından hazırlanan 22/07/2014 tarihli hukuki mütalaa, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi suretleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Müdürlüğünün 15/12/2014 havale tarihli cevabi yazısı, pay defteri suretleri, davalı ... vekili tarafından sunulan ve hukukçu bilirkişi tarafından hazırlanan 05/10/2020 tarihli uzman görüşü, hukukçu, hesap uzmanı, hukukçu bilirkişi heyetinden alınan 23/12/2020 tarihli ikinci bilirkişi heyeti raporu dosya içerisinde yer almaktadır.
Yargılama aşamasında alınan birinci bilirkişi heyeti kök raporunda, davacının davalı şirket sermayesinin %4'lük hissesini davalı ...'tan devraldığı, devrin 06/10/1986 tarihli şirket yönetim kurulunca da onaylandığı, 20/03/1987 tarihli hazirun cetvelinde davacının hissesinin %4 olduğunun yazıldığı, 1988-1996 tarihleri arasında yapılan genel kurul toplantılarındaki hazirun cetvellerinde de bu hissenin yer aldığı, 1997-2005 yıllarında yapılan genel kurul toplantılarında davacıya ait %4 payın hazirun cetvellerine işlenmediği, 2005-2011 yıllarında yapılan genel kurullarda hazirun cetvelinde görünen payın davacının babasının vefatı nedeniyle davacıya veraseten intikal eden paylar olduğunun anlaşıldığı, davacının %4'lük şirket hissesini 06/10/1986 tarihinden itibaren sahip olduğu, hissesini başka bir kişiye devretmediği, davacının bu hissesinin yeni pay defterine kaydedilmesi gerektiği yönünde kanaat bildirilmiştir.
Alınan birinci ek rapor ile birinci ek rapordaki görüşü tekrar eden ikinci ve üçüncü ek raporlarda, davacının 06/10/1986 tarihinden itibaren sahip olduğu davalı şirketin %4'lik hissesinin 1997 yılına kadar korunduğu, %4 hisse akıbetinin 1997 yılına ilişkin inceleme yapılarak çözümü gerektiği, 1997 yılından davanın açıldığı 2013 yılına kadar %4'lük hissenin ortada mevcut olmadığı, davayla ilgili olarak yerinde inceleme sırasında temin edilen belgelere göre 1996 yılında davalı ...'ın %75'e tekabül eden hissesinin 1997 yılında %24 azalışla %51'e indiği, davalı ...'ın %15'e tekabül eden hissesinin ise 1997 yılında %31 artışla %46'ya yükseldiği, dava dışı ortak ...'ın 1996 yılında %4'lük hissesinin 1997 yılında %3'lük azalışla %1'e düştüğü, davacının 1996 yılında %4 olan hissesinin 1997 yılında %4'lük bir azalışla 0'a indiği, diğer ortakların hisselerinin değişiklik göstermediği, 4 ortak arasında toplam %31 oranında hisse değişikliği yaşandığı, bu hisselerin %24'lük oranının davalı ...'ın, %3'lük oranının ...'ın, %4'lük oranının ise davacının hissesinin davalı ...'ın hissesine eklenmesi ile gerçekleştiği, davalı ...'ın %31 oranındaki hisseyi diğer davalı ...'tan devraldığını beyan etmişse de hisse devrine ilişkin belgelere rastlanılmadığı, dosyaya sunulması halinde bunların dikkate alınması gerekeceği, davacının %4 hissesinin 1997 yılında davalı ...'ın hissesine eklendiğinden davacının bu hissesinin davalı ...'tan alınarak yeni pay defterine kaydedilmesi gerektiği tespit edilmiştir.
İkinci bilirkişi heyetinden alınan raporda, 1987-1996 yıllarında yapılan olağan genel kurullarında hisse dağılımının ...'ın %4, ...'ın %71, ...'ın %15, ...'ın %4 hissesi bulunduğu şeklinde olduğu, 1997-2004 yılları olağan genel kurullarında hisse dağılımının ise ...'ın %0, ...'ın %51, ...'ın %46, ...'ın %1 hissesi bulunduğu şeklinde olduğu, muris ...'ın vefatı üzerine davacının da mirasçısı olduğu yasal mirasçılarına şirket hisselerinin geçtiği, 2005-2006 yılı olağan genel kurulları hisse dağılımında ...'ın %0,17, ...'ın %51, ...'ın %46, ...'ın %1 hissesi bulunduğu, 2007-2013 yılı olağan genel kurulları hisse dağılımında ise ...'ın %0,17, ...'ın %51,07, ...'ın %45,81, ...'ın %0,77 hissesi bulunduğu şeklinde olduğu, davacıya ait %4'lük hissenin 06/10/1986 tarihinden 1997 yılına kadar korunduğu, 1997 yılı itibarıyla hissenin kaybolduğu, dava tarihine kadar mevcut olmadığı, 1996 yılında davalı ...'a ait hissede %24 azalış görüldüğü, davalı ...'ın hissesinde ise %31 artış meydana geldiği, dava dışı ...'ın hissesinde %3, davacının hissesinde ise %4'lük azalış meydana geldiği, davalı ..., dava dışı ... ve davacının hisselerinde meydana gelen toplam %31 hisse azalışı olmasına rağmen davalı ...'ın hissesinde aynı oranda olacak şekilde %31 oranında artış meydana geldiği, haziren cetvelleriyle ortaya çıkan hisse artış azalış oranlarının pay defterlerine işlenmediği, mahkemeye ve Gümrük Ticaret Bakanlığına sunulan pay defterlerinin çelişkili olduğu, tek başına defter kayıtlarının değerlendirilemeyeceği, tescil edilmiş resmi hazirunların esas alınmasının yerinde olacağı, davacıya ait %4'lük hissenin davalı ...'ın hissesine eklendiği, davalı ...'ın %4 payının alınarak davacıya eklenmesi gerektiği yönünde kanaat bildirilmiştir.
Davalı şirket vekili tarafından sunulan ve hukukçu tarafından hazırlanan 22/07/2014 tarihli hukuki mütalaada, davacının davalı şirketin %4 payının davalı ...'tan 06/10/1986 tarihinde devir ile iktisap ettiği, devrin şirket yönetim kurulunca uygun bulunarak pay defterine işlendiği, davacının paylarını başka birine devrettiğine ilişkin bir devir sözleşmesi bulunmadığı, anonim şirketlerde pay defteri ve hazirun cetvelinin uyumlu olmasının beklendiği, aralarındaki bilgilerin uyumsuz olması halinde Yargıtay'ın hazirun cetvelindeki kayıtlara üstünlük tanıdığı, hazirun cetvelindeki kayıtların tek başına kimseyi şirkete ortak olduğunu veya ortaklıktan ayrıldığını göstermeyeceği, davacının davalı şirkette miras ile elde ettiği payların dışında kalan %4 oranındaki payının özellikle 1984 ve 1998 yıllarında onaylanarak kullanılmaya başlanan şirket pay defterindeki kayıtların düzgün tutulmaması, defter asıllarının dosyada yer almaması sebebiyle akıbetinin anlaşılamadığı, davacının davalı şirket genel kurul toplantılarına asaleten katıldığı, hazirun cetvelini bizzat imzalayıp oy kullanması sırasında cetvelde yer alan kayıt ve bilgilere itiraz etmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davacının hazirun cetvellerini imzalamasının tek başına paylarını ortadan kalktığını gösteren kesin bir delil olmamakla birlikte özellikle yazman olarak katıldığı, pay oranlarının da gösterildiği cetvellerdeki imzaların davacının pay oranlarındaki değişikliği bildiğini ortaya koyduğu, davalı ...'ın davalı şirketteki pay miktarının sürekli azaldığı, dava konusu payların anılan davalının uhtesinde olmadığının söylenebileceği belirtilmiştir.
Davalı ... vekili tarafından sunulan ve hukukçu bilirkişi tarafından hazırlanan 05/10/2020 tarihli uzman görüşünde, davacının iddiaya konu %4 oranındaki hissesinin diğer hisselerden ayırıp somut ve belirgin hale getirecek vasıflar mevcut olmadığından bu hissenin kimin uhtesinde bulunduğu konusunda kesin bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, hazirun cetveli ya da pay defterinde kayden oynama ile eş zamanlı olarak gerçekleşen davalı ... hissesinde artış olması, ... hissesinde azalma olması olayının davacı hissesinin davalı ... uhtesinde bulunduğuna dair kesin bir tespit yapmaya elverişli olmadığı, davalı ...'ın hisse oranı azalma sonucunda 0'a düşmediğinden davacının vasıfları belirgin olmayan %4'lük hissesinin davalı ... adına kayıtlı %51 oranındaki hisse arasına da dahil edilmiş olmasının ihtimal dahilinde bulunduğu, iddiaya konu hisselerin davalılardan hangisinin uhtesinde bulunduğunu tayin etmenin mümkün olmadığı, hisselerin kayden yok olmasının pay defterinde yapılan değişiklik sonucunda meydana gelmesi ihtimalinde hukuka aykırılığı pay defterini tutan yönetim kurulu üyelerinin gerçekleştirdiği, bunlardan hangisinin tek başına davacı hissesinin kayden yok olmasına sebebiyet verdiğinin anlaşılamaması halinde haksız fiil hükümlerinin müteselsil sorumluluğu öngören hükmünün iade bakımından da uygulanabileceği, davacının iade talebini dilediği üyeye yöneltebileceği, davalı ... ve ...'ın davacının %4 payının iadesinden müteselsilen sorumlu tutulabileceği, hazirun cetvellerinden hareketle sorunun çözümüne gidilmesi halinde hazirun cetvelini tanzim eden kişi davacının payına kayden tek başına yok eden kişi olması ve davalı ...'ın bu eylemi bir dahli olmaması nedeniyle bu davranışın sonuçlarına haksız fiil hükümleri uygulanmak suretiyle davalı ...'ın tek başına katlanması gerektiği, iadeyle sadece davalı ...'ın yükümlü olabileceği yönünde kanaat bildirilmiştir.
Davacı yan davalı şirkette bulunan %4 hissesinin 1997-2005 yıllarında yapılan genel kurullarda hazirun cetvellerinde yer almadığını, 2005 yılından sonra yapılan genel kurullarda ise hazirun cetvelinde görünen payın babasının vefatı nedeniyle kendisine intikal eden pay olduğunu, davalı şirkette ayrıca %4 hissesi bulunduğunu iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davalı ... hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, davacının davalı şirkette, babasının vefatı ile kendisine intikal eden paylar dışında %4 hissesi bulunup bulunmadığı, %4 hisse var ise bu hissenin davalı ortakların üzerine kayıtlı bulunup bulunmadığı, üzerine kayıtlı ise hangi davalı ortağın üzerine kayıtlı bulunduğu hususlarında kaynaklanmaktadır.
Davalı ... vekilinin karara yönelik istinaf itirazlarının incelenmesine gelindiğinde, dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgeler ile davalı şirket kayıtları üzerinde yapılan inceleme ile hazırlanan bilirkişi heyetleri kök ve ek raporlarından, davacının 06/10/1986 tarihinden itibaren sahip olduğu davalı şirketin %4'lik hissesini 1997 yılına kadar koruduğu, 1997 yılından davanın açıldığı 2013 yılına kadar %4'lük hissenin ortada mevcut olmadığı, 1997 yılında %4'lük bir azalışla davacının davalı şirketteki hissesinin 0'a indiği, bu durumun 2005 yılına kadar devam ettiği, 2005 yılında davacının babasının vefatı ile veraseten intikal eden şirket payı sonucu davalı şirkette %0,17 oranında hissesi bulunduğu, bu durumun dava tarihine kadar devam ettiği anlaşılmıştır. Davacının davalı şirketteki hissesine ilişkin bu değişiklik, anılan yıllara ilişkin davalı şirket genel kurul toplantılarına ilişkin davacının da imzasının bulunduğu hazirun cetvelleriyle sabittir. Bilirkişiler tarafından da hazirun cetvelleri üzerinde yapılan inceleme ile davacının 1986-2013 yılları arasındaki hisse oranlarına dair değişiklik tespit edilmiştir.
Yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere davacının işbu davaya konu ettiği ve 1997 tarihine kadar hazirun cetvellerinde yer alan %4 hisse, 1997-2004 yılları arasındaki genel kurul hazirun cetvellerinde %4 azalış ile 0 olarak gösterilmiş, 2005 tarihinden dava tarihine kadar yapılan davalı şirket genel kurul toplantılarına ilişkin hazirun cetvellerinde ise sadece davacının babasının vefatı ile miras yoluyla intikal eden hisseleri olan %0,17 oranındaki hisse gösterilmiştir. Davacı anılan bir kısım genel kurul toplantılarına asaleten katıldığı gibi, %0,17 hissesinin yer aldığı hazirun cetvelinin hazırlandığı 2006 ve 2007 genel kurul toplantısında davacı yazman olarak genel kurul tutanağının ve hazirun cetvelinin hazırlanmasında da görev almıştır.
Genel kurul toplantısına asaleten katılan ortak hissesinin yanlış olarak yazıldığı hazirun cetvelini imzalamayacağı gibi, hazirun cetvelindeki hissedeki yanlışlığı ileri sürmesi gerekecektir. Kaldıki davacı ortak yazman olarak yer aldığı 2006 ve 2007 yılı genel kurul toplantılarına ilişkin hazırlanan hazirun cetvellerinde işbu dava konusu olan %4 hissesinin cetvelde gösterilmediği, sadece babasından intikal eden %0,17 oranındaki hisse oranı yer aldığı halde hazirun cetvelini bizzat imzalamıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece davalı şirketin 1986-1997 yılları arasında yapılan genel kurul toplantılarında davacının işbu dava konusu olan %4 oranındaki hissesi görüldüğü halde 1997-2004 yılları arasında davalı şirketteki hissesinin %0, 2005 yılından dava tarihine kadar yapılan genel kurul toplantılarında davalı şirketteki hissesinin sadece miras yoluyla intikal eden %0,17 oranında gösterildiği, %4 hissenin yer almadığı, davacının 2006 ve 2007 yılı genel kurul toplantılarında yazman olarak yer aldığı, %0,17 hisse oranının yer aldığı hazirun cetvelini imzaladığı, hazirun cetvellerindeki hisse oranlarına yönelik bizzat katıldığı genel kurul toplantılarında itiraz ileri sürmediği, %0,17 hisse oranının yer aldığı hazirun cetvellerini imzaladıktan sonra gelinen aşamada bu davanın açılmasının TMK'nun 2. maddesinde belirtilen iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı gözetilerek davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Öte yandan, ilk derece mahkemesince davalı ... hakkında açılan davanın reddine ilişkin karara yönelik bir istinaf başvurusu bulunmadığından anılan davalı hakkında verilen ilk derece mahkemesi kararı kesinleştiğinden anılan davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
Davalı şirket hakkında açılan davaya gelindiğinde, mahkemece yapılan yargılama sonunda davalı şirket hakkında açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı şirket hakkında açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin sebebi davacının işbu davaya konu ettiği %4 hissenin davalı ... hisseleri arasında bulunması olup, mahkemece davalı ...'ın %4'lük hissesinin iptaliyle davalı şirket pay defterine davacı adına kaydedilmesine hükmedilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere davalı ... hakkında açılan davanın reddi gerektiğinden davalı şirket hakkında açılan davanın kısmen kabulü kararının dayanağı da ortadan kalkacak olup, davalı ... vekilinin karara yönelik istinaf başvurusu üzerine ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasının davalı şirkete neticesi itibarıyla sirayet edeceği, davalı şirketin pay defterine tescili gereken durumun ortadan kalktığı gözetilerek Dairemizce davalı şirket hakkında da davanın reddine hükmolunmuştur.
Tüm bu nedenlerle davalı ... vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi ek kararının kaldırılmasına, ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne yönelik kararında isabet görülmediğinden davalı ... vekilinin karara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının davalı şirket ve ... yönünden kaldırılmasına, davanın reddine, diğer davalı ... hakkındaki ilk derece mahkemesi kararı kesinleştiğinde anılan davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
A)1-Davalı ... vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2.Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 31/03/2021 tarih 2013/445 Esas 2021/15 Karar sayılı ek kararının KALDIRILMASINA,
3.Davalı ... tarafından ek karara yönelik istinaf başvurusu nedeniyle yatırılan 59,30 TL maktu istinaf karar harcı ile 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine, B)1-Davalı ... vekilinin karara yönelik istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2.Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/01/2021 tarih 2013/445 Esas 2021/15 Karar sayılı kararının davalı şirket ve ... yönünden KALDIRILMASINA,
3.Davalı ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen karar kesinleştiğinde anılan davalı hakkında yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,
4.Davalılar ... ve şirket hakkında açılan davanın reddine,
5.Alınması gereken 427,60 TL karar ilam harcının, 24,30 TL peşin harç ile 5.966,00 TL tamamlama harcından mahsubu ile fazla alınan 5.562,70 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
6.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7.Yargılama aşamasında kendisini vekille temsil ettiren davalı ... ve davalı şirket yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri gözetilerek hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalılara, davalı şirket yönünden 4.080,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla, verilmesine,
8.HMK'nın 333. maddesi gereği varsa kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine, C)1-Davalı ... vekili tarafından istinaf aşamasında yatırılan 59,30 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine,
2.Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 41,50 TL posta masrafı olmak üzere toplam 203,60 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
3.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından davalı ... yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/12/2024 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi - Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.