3. Hukuk Dairesi
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1498 - 2025/718
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2015/2073 Esas, 2021/995 Karar
DAVACILAR : 1- ...
2- ...
Av. ..
GEREKÇELİ KARARIN
Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/11/2021 tarih ve 2015/2073 Esas, 2021/995 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 08/08/2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasında; yolcu konumundaki müvekkillerinin yaralandığını, ... plakalı araç sürücüsü ...'ın %100 oranında kusurlu olduğu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her davacı için ayrı ayrı 1.000,00 TL toplam 5.000,00 TL belirsiz alacağın kaza tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacılardan ..., ..., ... ve ... yönünden davanın tefrik edildiği, eldeki davaya davacılar ... ve ... yönünden devam edildiği görüldü. ISLAH : Davacılar vekili 23/11/2021 tarihli dilekçesi ile dava değerini davacı ... yönünden 263.410,09 TL'ye, davacı ... yönünden ise 2.731,28 TL'ye olmak üzere toplamda 266.141,37 TL'ye ıslah etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı aracın 21/04/2015/2016 tarihleri arasında ... numaralı ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, kazanın Zorunlu Karayolu Taşımacılık poliçesi kapsamında olduğu, sigorta şirketinin sorumlu olmadığını, zorunlu taşımacılık poliçesinin bulunmaması halinde .. başvurulması gerektiğini, bu yol tüketildikten sonra trafik poliçesine başvurulabileceği, netice olarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davanın kabulü ile; davacı ... yönünden 290.000,00 TL maddi tazminatın 05/10/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı ... A.Ş'den alınarak davacıya ödenmesine, davacı ... yönünden; 2,731,28 TL maddi tazminatın 05/10/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı ... A.Ş'den alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği görüldü.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; kazaya karışan aracın ZMMS sigortasının olmadığını, bu nedenle öncelikle Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk sigortasından karşılanması, bakiye alacağın zorunlu mali mesuliyet sigortasından karşılanması, bakiye alacağın ihtiyari mali mesuliyet sigortasından karşılanmasının gerektiğini, davaya konu kazanın zorunlu taşımacılık poliçesi kapsamında olduğunu zarardan öncelikle ... sorumlu olduğunu, para karşılığı ticari yolcu taşıması yapan minibüsün taşımacılık poliçesini yaptırmamasının faturasının, aracın trafik poliçesini düzenleyen müvekkili şirkete kesilemeyeceğini, TMK'nın 2. maddesi gereği herkesin haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğunu, dava konusu kazaya karışan ... plakalı aracın Yunanistan’a kaçak yolla gitmek isteyen şahısları taşımak amacıyla taşımacılık yapmakta olduğunu, taşıma eyleminin aynı zamanda insan kaçakçılığı suçunu oluşturması sebebiyle davacının taleplerinin sigorta genel şartları uyarınca teminat kapsamı dışında olduğunu, hükme esas alınan maluliyet ve tazminat raponun hatalı olduğunu, davacıların Türk vatandaşı olmadığından, tazminat hesabına esas olarak Türkiye asgari ücretinin uygulanmasının kabul edilemeyeceğini, davacı tarafın Suriyeli sığınmacı olması ve Türkiye'de oturma ve çalışma izni olmadığından davacı tarafın tazminata hak kazanması halinde Suriye devletindeki asgari ücretin esas alınarak hesaplama yapılmasının gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatının poliçe kapsamı dışında olduğunu, davacı tarafın müvekkilİ şirkete yaptığı başvurusunda sağlık kurulu raporu ibraz etmediğinden davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesinin gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılmasının gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3. ve 55 ve 56. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili istinaf etmiştir.
HMK'nın 352. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabul edilebilmesi için miktar itibariyle kararın kesin nitelikte olmaması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 341/1 maddesinde öngörülen 1.500,00 TL kesinlik sınırının her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranında arttırılacağı düzenlenmiş olup 01/01/2021 tarihinden itibaren kesinlik sınırı 5.880,00 TL'dir.
Somut olayda; mahkemece davanın davacı ... yönünden davanın kabulü ile 2,731,28 TL tazminata hükmedilmiş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde bu davacı yönünden kabulüne karar verilen 2.731,28 TL tazminata ilişkin kısmı istinaf etmiştir.
Davalı vekilinin istinaf ettiği miktarın istinaf sınırı olan 5.880,00 TL'nin altında kaldığı dikkate alınarak ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın davacı ... yönünden kurulan hüküm için istinaf yoluna başvurulması mümkün olmayan kararlardan olduğu anlaşılmış olup, davalı vekilinin istinaf başvurusunun (davacı ... yönünden kurulan hüküm yönünden) usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HMK'nın 355. maddesi gereği teminat dava şartı yönünden yapılan istinaf incelemesinde incelemede;
Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacıların Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olduğu görülmektedir. Bilindiği üzere yabancı uyruklu vatandaşların Türkiye'de dava açabilmesi için bir teminat yatırması gerekmektedir. Şayet, yabancı uyruklu vatandaşın tabi olduğu ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık ilişkisi kapsamında bir ikili anlaşma olması halinde ya da bir uluslararası sözleşme bulunması halinde ilgilinin bu teminatı yatırmasına gerek bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, ülkemiz ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında henüz teminatın muhaf tutulmasına ilişkin olarak ikili bir anlaşma yapılmamıştır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un Teminat başlıklı 48. Maddesine göre; (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Bu zorunluluk 6100 sayılı HMK'nın 114/son maddesi çerçevesinde dava şartı niteliğindedir.
Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir.
2.Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir.
3.Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir.
Ne varki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma konumunda olmayıp, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası korumu Kanununun 91. md.si gereği “Geçici koruma statüsün“ de (sığınmacı) oldukları, bu statünün geçici nitelikte de olsa taraflara uluslararası kuruma sağladığı, bu yönüyle MÖHUK 48/1.maddesinden doğrudan yararlanmaları değerlendirilebileceği gibi, bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. (Anayayasa Mahkemesi 2019/26339 esas sayılı ve 17/5/2023 tarihli, ... ve ...)
Davacıların kimlik bilgileri araştırıldığında kendisine yabancı kimlik numarası ile geçici koruma statüsü verildiği görülmektedir. Söz konusu yabancı kimlik numarası ülkemize yasal yollardan girmiş olan Suriye uyruklu vatandaşların koruma talebinde bulunmaları üzerine geçici sığınmacı statüsünde bulunan kişilere verilmektedir.
Bu kapsamda davacıların Göç İdaresinden almış olduğu yabancı kimlik numarası ile sığınmacı başvurusunda bulunduğu, bu kapsamda ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunduğu dolayısı ile AİHM kırılgan grup olarak nitelendirmiş olduğu grup içinde olduğu sabittir.
Ülkemizin de taraf olduğu 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, bir ülkede koruma talebi ile bulunmakta olan yabancı uyruklu kişilerin adli makamlara başvuruları sırasında herhangi bir teminat yatırmaları zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine 6458 sayılı yasanın 88/1 maddesinde uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, karşılıklılık şartından muaf olacağı kabul edilmiştir.
Buna göre, yukarıda anılan AİHM kararı ile 6458 sayılı yasanın 91/1 maddesi ve 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunan davacıların Anayasa'nın 36 maddesi ve AİHS 6. Maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının gereği olarak mahkemeye erişim hakkının temini bakımından bu aşamada dava açarken dava şartı niteliğinde olan teminat yatırması zorunluluğu aranmaksızın işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları kapsamında delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi yerinde görülmüştür. Davalı ... A.Ş vekilinin, davacı ... yönünden oluşan zarardan ihbar olunan ...'nın sorumlu olduğuna ilişkin istinaf incelemesinde;
Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun "Sorumluluk ve Sigorta" başlıklı bölümünde düzenlenmiş olup; Kanunun 17. maddesinde "Şehirlerarası ve Uluslararası yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere kalkış noktasından, varış noktasına kadar geçecek süre içinde meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması ya da eşyanın zarara uğramasından dolayı sorumludurlar" düzenlemesi yapıldıktan sonra, 18. maddesinde "Taşımacılar, yolcuya gelebilecek bedeni zararlar için bu Kanun'un 17. maddesinden doğan sorumluluklarını sigorta ettirmek zorundadırlar" düzenlemesine yer verilmiştir.
Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın "Tazminat Ödemesinde Öncelikli Sigorta" başlığını taşıyan B.8. maddesinde ise; "Meydana gelen zarar, öncelikle bu sigortadan karşılanır. Sigorta sözleşmesinin hiç yapılmamış olması, yapılmış fakat geçersiz hale gelmiş olması, süresinin bitmiş olması veya meydana gelen zararın bu sigorta teminatlarının üzerinde bulunması halinde teminatların üzerinde kalan kısım için; sırasıyla 13/10/1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre yapılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortasına ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortasına başvurulur" denilmektedir.
Bahse konu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, yasa koyucu, yolcuların uğradığı zararlar bakımından taşımayı yapan aracın zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigortacısı, zorunlu mali sorumululuk trafik sigortacısı ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı bakımından müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk öngörmemiş, sıralı bir sorumluluk düzenlemiştir. Başka bir anlatımla, yolcunun uğradığı bedeni zararlar, taşımayı yapan aracın zorunlu karayolu taşımacılık sigortası kapsamında ise, bu aracın trafik veya ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğu doğmayacaktır. Ancak, bu sigortanın yapılmamış olması, kaza tarihinde süresinin dolması ya da sigorta yapılmış ancak limitin aşılmış olması durumunda ise sırasıyla zorunlu ve ihtiyari mali mesuliyet sigortacılarının sorumluluğu söz konusu olacaktır. Buna göre taşıma ilişkisinde, zorunlu taşımacılık mali sorumluluk sigortası, zorunlu mali sorumluluk sigortası ve ihtiyari mali sorumluluk sigortası arasında sıralı sorumluluk ilişkisi kabul edilmiştir.
Dosya kapsamından, 08.08.2015 tarihinde, zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigortası bulunmayan yolcu minibüsünün tek taraflı kaza yapması neticesinde araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralanması nedeniyle davacının, iş bu davada tazminat talebinde bulunduğu ve Mahkemece, davanın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini düzenleyen ... A.Ş. yönünden yönünden kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. İstinafa konu uyuşmazlık rizikonun zorunlu karayolu taşımacılık ve / veya mali sorumluluk sigortası kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler ile Burhaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/270 Soruşturma sayılı dosyasına göre, 08/08/2015 tarihinde Suriye uyruklu vatandaşların içerisinde yolcu olarak bulunduğu, ... Ltd. Şti. adına kayıtlı ... plakalı minibüsün devrilmesi nedeniyle meydana gelen kazası neticesinde, 13 kişinin öldüğü, 27 kişinin yaralandığı ve olayın göçmen kaçakçılığı yapıldığı esnada meydana geldiği anlaşılmıştır.
Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın "Kapsam Dışında Kalan Haller" başlıklı A.5. Maddesinin (i) bendinde "cürüm ve cinayet işlemek veya bunlara teşebbüs," hallerinin bu sigorta teminatının dışında olduğu ifade edilmiştir.
Buna göre, somut olayda, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamında kalan nitelikte, yolcu taşımacısı tarafından yapılan bir taşıma faaliyeti söz konusu olmadığından, başka bir deyişle dava konusu taşımacılık eylemi, göçmen kaçakçılığı suçunun (cürüm) işlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiş olduğundan davalı ...'nın sigortalının (zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigortası bulunmayan işletenin) 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'ndan doğan sorumluluğunu üstlendiğinden söz etme olanağı yoktur. O halde mahkemece, ihbar olunan ... yönünden zararın teminat dışında olması ve zorunlu mali mesuliyet sigortası yönünden kabulüne karar verilmiş olması usul, yasa ve içtihatlara uygun olduğundan davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Davalı ... A.Ş vekilinin oluşan zararın teminat dışında olduğundan bahisle sorumlu olmadıklarına yönelik istinaf incelemesinde;
Somut olayın gerçekleşme biçimi yukarıda açıkladığı şeklide gerçekleştiği ve bu husus dikkate alındığında, 2918 sayılı KTK'nin 95/2 maddesi ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında düzenlemeye tabi tutulmuştur. ZMSS Poliçe Genel Şartlarının göre, gerçekleşen kazada, davalının sorumluluğunu ortadan kaldıran, başka bir anlatımla davcıların zararını teminat dışında tutuna bir hüküm bulunmadığı, desteğin araçta yolcu olarak bulunması ve ülkeye yasa dışı yollar ile girmiş olması (veya çıkmayı amaçlaması) sigorta şirketinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağından, davalı vekilinin istinaf başvurusu haksız bulunmuştur. Davalı ... A.Ş vekilinin, davacı ... yönünden asgari ücret yönünden hesaplamaya yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Davacının devamlı olarak Suriye'de yaşadığına dair dosyada delil bulunmamakla birlikte yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince hesaplamaya esas alınacak en düşük ücretin asgari ücret olması gerektiğinden bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davalı ... A.Ş vekilinin, davacı ... yönünden hükme esas alınan maluliyet raporuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde;
Bilindiği üzere Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli tıp Kurumu 3. İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Buna göre 01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki meydana gelen kazalar için 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" çerçevesinde düzenlenmiş düzenlenmiş sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir.
Mahkemesinde hükme esas alınan 04.03.2019 tarihli Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas dairesinin maluliyet raporunun, kaza tarihi olan 08.08.2015 tarihinde yürürlükte bulunan 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümlerine düzenlendiği ve kaza ile oluşan yaralanma arasında illiyet bağı kurulacak şekilde davacının iş bu kaza nedeni ile %37 oranında kalıcı bir maluliyetinin bulunduğu tespit edilmiştir.
Bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu haksız bulunmuştur. Davalı ... A.Ş vekilinin, davacı ... için geçici işgörmezlik tazminatı yönünden hesaplamaya yönelik yapılan istinaf incelemesinde;
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında, rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortacının ödeyeceği tazminat, 2918 Sayılı Kanun’un 91.maddesinin yollamasıyla aynı Kanunun 85.maddesine göre belirlenir. Buna göre; sigortacı, sigorta ettiren işleten tarafından, motorlu aracın işletilmesi sırasında ortaya çıkan maddi zararlar ile kişinin yaralanması veya ölmesi gibi bedeni zararlardan sorumludur. Kişinin bedenine gelen zararlarda tedavi giderlerinin ödenmesine ilişkin koşullar 98. maddede düzenlenmiştir.
Söz konusu bu madde 25.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarih, 6111 Sayılı Yasanın 59. maddesi ile değiştirilmiştir. Değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesine göre, trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. (Ek cümle: 4/4/2015-6645/60 md.) Söz konusu düzenlemeye göre, hastanelerce sunulan sağlık hizmet bedelleri yönünden sigorta şirketlerinin ve ...’nın yükümlülükleri sona ermekte, ancak kazazedelerin bunun dışında kalan bakıcı veya tedaviye bağlı sair harcamaları yönünden ise, sigorta şirketlerinin ve ... tedavi teminatları kapsamında sorumlulukları devam etmekte olup, teminat kapsamının yasaya aykırı genel şart hükmü ile daraltılması mümkün değildir. Bu nedenle geçici iş göremezlik zararının poliçe teminatı kapsamında olduğu kabul edilmiş ve davalının aksi yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir. Davalı ... A.Ş vekilinin, davacı ... için müterafik kusur ve hatır taşıması indirimine yönelik yapılan istinaf incelemesinde;
Somut olayda, 31/03/2021 tarihli hesap bilirkişisi ...'dan alınan bilirkişi raporuna göre, ... plakalı araçta yolcu konumunda olan davacı ...'ın geçici iş göremezlik tazminatının 10.286,83 TL olarak hesaplandığı, sürekli iş göremezlik tazminatının toplam 351.311,87 TL olarak hesaplandığı anlaşılmıştır. Dava dosyasına sunulmuş olan Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk sigortası Poliçesine göre kaza tarihi olan 08/08/2015 tarihinde geçerli olan kişi başı sakatlanma ve ölüm sigorta limitinin 290.000,00 TL olduğu anlaşılmakla, bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davaya konu kazaya karışan ... plakalı araç, 10-17 koltuklu minibüs vasfında bir araç olup, uyuşmazlığa konu olayda İstanbul’dan Çanakkale’ye istiap haddi de aşılmak suretiyle 43 kişinin para karşılığı taşındığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle bır hatır taşıması söz konusu değildir.
Ancak davacının gerçekleşen olayda istiap haddi aşmış vaziyetteki araçta seyahat ettiğinden müterafik kusurunun bulunduğu ve belirlenen toplam zarardan takdiren %20 oranında indirim yapılması gerekmektedir. Buna göre davacının toplam zararı 361.598,70 TL olduğu, iş zarar miktarından takdiren %20 oranında müterafik kusur indirimi yapıldığında 289.278,96 TL tazminat talep edebileceği anlaşılmıştır. Yapılan indirim oranının takdiri olduğu ve ilk derece mahkemesince 290.000,00 TL maddi tazminat hükmettiği dikkate alındığında, davcının lehine hükmedilen tazminat miktarının netice itibariyle müterafik kusur indirimi yapılan miktarla yaklaşık olarak aynı olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.
HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
HMK'nın 346. maddesi gereğince kesin olan karara karşı istinaf dilekçesi ilk derece mahkemesince reddedilebileceği gibi 352. madde gereğince Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf isteminin reddine karar verilebilir. Bu nedenle davalı vekilinin, davacı ... yönünden istinaf kanun yoluna başvurma talebinin, istinaf edilen kararın miktar itibarı ile 2,731,28 TL olduğu ve davacı ... yönünden kesin olduğundan, bu davacı yönünden istinaf talebinin HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince usulden reddine verilmiş, davacı ... yönünden ise İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davacı ... yönünden esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.İlk Derece mahkemesince verilen karar davacı ... yönünden kesin olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince USULDEN REDDİNE,
2.İlk Derece mahkemesi kararı davacı ... yönünden usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
3.Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 19.996,47 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 4.999,12 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 14.997,35 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4.Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5.Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
6.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7.Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade, harç iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin (544.000,00 TL) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda OY ÇOKLUĞU ile karar verildi. 20.03.2025
Başkan Üye Üye Katip
(e-imzalıdır)
(Karşı Oy)
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından iş bu dosyada temyiz kesinlik sınırınını 6100 sayılı HMK'nın 362. Maddesi ve aynı yasanın Ek 1/2 maddesi gereğince 544.000,00TL olduğu kabul edilerek buna göre Dairemizin kararının kesin olduğu belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 30/01/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2023/182 esas 2024/203 sayılı 04/12/2024 günlü kararı ile 6100 Sayılı HMK'nın 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanunun 44. Maddesi ile eklenen ek 1. Maddesinin 2 numaralı fıkrasında yer alan "...341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." hükmündeki " 341 inci, 362 nci ve" ibarelerinin Anayasanın 13 ve 36 maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Söz konusu kanun maddesindeki "362." ibaresinin iptaline karar verilmiş olması nedeni ile artık 6100 sayılı yasanın 362. Maddesinde yer alan Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararların temyiz sınırını belirleyen parasal sınırlara ilişkin olarak Bölge Adiye Mahkemesince hüküm verildiği tarihteki miktarın uygulanması olanaklı değildir. Zira temyiz sınırına ilişkin olarak Blge Adliye Adliye Mahkemesinin " karar tarihindeki" miktara göre temyiz sınırının belirlenmesine ilişkin hükmün Anayasa'nın 13 ve 36. Maddelerine aykırı olduğu Anayasa mahkemesince tespit edilmiş ve bu tespite ilişkin karar Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Dolayısı ile artık Anayasa'ya aykırı olduğu tespit edilen bir kanunun hükmüne göre temyiz kesinlik sınırının belirlenmesi olanaklı değildir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler.
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararının resmi Gazetede yayınlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında ve yine 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Öte yandan Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından Anayasa Mahkemesinin 30/01/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2023/182 esas 2024/203 sayılı 04/12/2024 günlü kararının halen yürürlüğe girmediği, kararın resmi gazetede yayınlandıktan 9 ay sonra yürürlüğe gireceği bu nedenle bu iptal kararının uygulanmaması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Heyetimizin sayın çoğunluğu tarafından eldeki dosyada temyiz yasa yolunun uygulanmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının 9 ay sonra yürürlüğe gireceği söz konusu iptal kararının henüz yürürlüğe girmediği kabul edilerek bu iptal kararı dikkate alınmadan Dairemizce verilen kararın kesin olduğu belirtilmiş ise de Dairemizin 2024/274 esas 2025/644 Karar sayılı kararında, 2023/350 Esas 2025/717 Karar sayılı kararında, 2023/360 Esas 2025/622 Karar sayılı kararında 2023/2534 Esas 2025/656 Karar sayılı kararında ve benzer mahiyetteki dosyalarda verilen kararlar da ise Anayasa Mahkemesinin 14/03/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2024/29 esas 2024/226 sayılı 25.12.2024 günlü kararı ile 6100 HMK'nın 326/2 maddesinin manevi tazminat davalarında uygulanmasına ilişkin hükmün iptaline dair kararı uygulanmak sureti ile kendisini vekil ile temsil ettiren davalı lehine manevi tazminatın red olunan kısmı için vekalet ücreti takdir edilmemiştir. Anılan Dairemiz kararlarında gerekçe olarak Anayasa Mahkemesinin 14/03/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2024/29 esas 2024/226 sayılı 25.12.2024 iptal kararının derhal uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Ne var ki Anayasa Mahkemesinin 14/03/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2024/29 esas 2024/226 sayılı 25.12.2024 günlü iptal kararında da söz konusu iptal kararının 9 ay sonra yürürlüğe gireceğini belirtmiştir. Şu halde Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından iş bu dosyada temyiz yasa yoluna yönelik miktara ilişkin sınırın uygulanmasına dair kanunun Hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine rağmen bu iptal kararının halen yürürlüğe girmediği gerekçesi ile uygulanmamış olması ancak benzer şekilde yine Anayasa Mahkemesince verilen 6100 Sayılı yasanın 326/2 maddesinin iptaline ilişkin kararın 9 ay sonra yürürlüğe gireceği belirtilmesine rağmen söz konusu 9 aylık süre beklenmeden ( doğru bir uygulama ile ) derhal uygulanarak, eldeki mevcut derdest dosyalarda Anayasa Mahkemesi kararı gibi uygulama yapılması da çelişki oluşturmakta hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmektedir.
Bu nedenlerle eldeki dosyada dosyamız davalısı şirket tarafından ilk derece Mahkemesinin 23/11/2021 günlü kararına karşı istinaf yasa yoluna başvuru yapılmış olup bu/ tarihteki Temyiz sınırı olan 78.630,00TL miktarı esas alınarak dairemizce verilen kararın temyize tabi olduğu kanaatinde olduğumdan dairemizin kararının kesin olduğu yönündeki karar katılmadığımdan dairemiz kararına bu yönü ile karşı oy kullanmaktayım.
BAŞKAN
Karşı Oy
¸
İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.