Aramaya Dön

3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2025/871
Karar No
K. 2025/1010
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL BAM

8. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2025/871

KARAR NO: 2025/1010

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 24/12/2024

NUMARASI: 2023/395 Esas - 2024/998 Karar

DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/06/2025

İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;

K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi nezdinde ZMM sigortalı bulunan ... plaka sayılı motosiklet sürücüsü ...'in, Ceyhan istikametinden Yumurtalık istikametine araç sevki sırasında viraja hızla girmesi neticesinde aracın kayarak su tahliye kanalına doğru sürüklenmesi neticesinde meydana gelen 21/08/2015 günlü tek taraflı trafik kazasında, vekil edeninin ağır bir biçimde yaralanarak kafa tasında çatlama oluştuğunu ileri sürerek, fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla, iş gücü kaybından doğan 1.000,00-TL daimi maluliyet (sakatlık) tazminatının dava tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 21/08/2015 günlü kazaya sebebiyet verdiği ileri sürülen aracın vekil edeni şirket nezdinde ZMM sigortalı bulunduğunu, ancak sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ve araç sürücüsünün kusuru ile sınırlı olduğunu, kazanın oluşumunda sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmaması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ayrıca davacının kaza neticesinde meydana gelen yaralanmasına bağlı maluliyet oluşup oluşmadığının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi'nden alınacak raporla tespit edilmesini ve davacı gelirine ilişkin belge ibraz etmediğinden tazminat hesaplamasının asgari ücret üzerinden yapılmasını istediklerine beyanla davaya karşı koymuştur.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek 21/08/2015 günlü trafik kazasının oluşumunda sigortalı araç sürücüsü ...'in tam kusurlu olduğu, ancak söz konusu araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralanmasında %80 oranında kusurlu bulunduğunun 10/09/2020 günlü kusur bilirkişi raporuyla tespit edildiği, davacının kaza neticesinde çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı işlemleri yönetmeliği hükümleri uyarınca %10,2 oranında maluliyete uğradığının Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 11/04/2018 günlü raporla belirlendiği, Anayasa Mahkemesi iptal kararı doğrultusunda davacıda oluşan maluliyetin Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca belirlenen maluliyet oranının hükme esas alınması gerektiği, davacının kendini korumak için tedbir almaması nedeniyle de %20 oranında kusurlu olduğu buna göre davacının kalıcı iş göremezlik zararının 88.288,48-TL olduğunun aktüer bilirkişi tarafından düzenlenen 10/09/2020 günlü raporda birinci seçenek olarak gösterildiği, ayrıca davacının motosiklette hatır için taşındığının anlaşılması nedeniyle, belirlenen tazminattan %20 oranında hatır taşıması indirimi yapıldığında, davacının talep edebileceği maddi tazminat tutarının 70.630,78-TL olacağının anlaşıldığı şeklindeki gerekçeyle; -Davanın KISMEN KABULÜNE, -Davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin kısmen kabulü ile 70.630,78 TL sürekli iş göremezlik tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, -Fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairece verilen 24/05/2023 gün 2021/552 Esas-2023/897 Karar sayılı ilamla; "Davacı vekili 10/09/2020 günlü aktüer bilirkişi raporuna karşı sunduğu 27/10/2020 günlü itiraz dilekçesinde; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 11/04/2018 günlü raporda Çalışma Gücü ve Maluliyet Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre belirlenen ve maluliyet oranının %10,2 olduğunu belirleyen 11/04/2018 günlü raporun hesaplamada dikkate alınmasının doğru olduğunu, ayrıca PMF Yaşam Tablosu'nun baz alınmasının da isabetli bulunduğunu bildirmiş, buna karşılık gelirin asgari ücret düzeyinde olduğu yönündeki tespitlere katılmadıklarını, zira vekil edeninin asgari ücretin daha üzerinde gelire sahip bulunduğunu, bu durumu kanıtlayan SGK uzun vade hizmet dökümünü dilekçe ekinde mahkemeye sunduklarını, ayrıca söz konusu aktüer raporda bilinen dönem hesabının rapor tarihine kadar (10/09/2020) yapılması gerekirken, 21/08/2020 tarihine kadar yapılmasının doğru olmadığını, bu şekilde eksik tazminat hesaplandığını, keza bilirkişinin kendisini mahkeme yerine koyarak davacının %20 müterafik kusurlu olduğunu ve hatır taşıması bulunduğunu belirterek buna göre hesaplama yapmasının da isabetsiz olduğunu itirazları doğrultusunda yeniden rapor düzenlenmesini talep ettiği görülmüş ve davacı tarafın fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak kaydıyla 1.000,00-TL bedel üzerinden açtığı eldeki davada herhangi bir bedel arttırımı veya ıslah yoluna gidilmediği görülmüştür.Hal böyle olunca mahkemece, bedel arttırımı veya ıslah yapılmayan bir davada, dava dilekçesiyle talep edilen miktar sadece 1.000,00-TL olduğu halde, talebin aşılması suretiyle 70.630,78-TL sürekli iş göremezlik tazminatına hükmedilmiş olması ve esasen teknik anlamda reddedilen bir miktar bulunmadığı halde, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilerek buna göre harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması da usul ve yasaya açık aykırılık teşkil etmektedir.Davacı vekili 10/09/2020 günlü aktüer bilirkişi raporuna karşı sunduğu 27/10/2020 günlü itiraz dilekçesinde; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 11/04/2018 günlü raporda Çalışma Gücü ve Maluliyet Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre belirlenen ve maluliyet oranının %10,2 olduğunu belirleyen 11/04/2018 günlü raporun hesaplamada dikkate alınmasının doğru olduğunu, ayrıca PMF Yaşam Tablosu'nun baz alınmasının da isabetli bulunduğunu bildirmiş, buna karşılık gelirin asgari ücret düzeyinde olduğu yönündeki tespitlere katılmadıklarını, zira vekil edeninin asgari ücretin daha üzerinde gelire sahip bulunduğunu, bu durumu kanıtlayan SGK uzun vade hizmet dökümünü dilekçe ekinde mahkemeye sunduklarını, ayrıca söz konusu aktüer raporda bilinen dönem hesabının rapor tarihine kadar (10/09/2020) yapılması gerekirken, 21/08/2020 tarihine kadar yapılmasının doğru olmadığını, bu şekilde eksik tazminat hesaplandığını, keza bilirkişinin kendisini mahkeme yerine koyarak davacının %20 müterafik kusurlu olduğunu ve hatır taşıması bulunduğunu belirterek buna göre hesaplama yapmasının da isabetsiz olduğunu itirazları doğrultusunda yeniden rapor düzenlenmesini talep ettiği görülmüş ve davacı tarafın fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak kaydıyla 1.000,00-TL bedel üzerinden açtığı eldeki davada herhangi bir bedel arttırımı veya ıslah yoluna gidilmediği görülmüştür.Hal böyle olunca mahkemece, bedel arttırımı veya ıslah yapılmayan bir davada, dava dilekçesiyle talep edilen miktar sadece 1.000,00-TL olduğu halde, talebin aşılması suretiyle 70.630,78-TL sürekli iş göremezlik tazminatına hükmedilmiş olması ve esasen teknik anlamda reddedilen bir miktar bulunmadığı halde, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilerek buna göre harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması da usul ve yasaya açık aykırılık teşkil etmektedir." "Bundan ayrı; cismani bir zarar nedeniyle yapılan tazminat hesaplamasında zarar görenin gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. Somut olayda davacı vekili aktüer bilirkişi raporuna itirazında vekil edeninin aylık gelirinin asgari ücret üzerinde olduğunu beyan ederek, bu yöndeki iddiasını kanıtlama bakımından "SGK Uzun Vade Hizmet Dökümü" ibraz ederek tazminatın iş bu gelir belgesine göre yeniden hesaplama yapılmasını talep etmiş ve ayrıca bilinen dönem hesabının rapor tarihine kadar yapılması gerekirken, 21/08/2020 tarihine kadar yapılmış olması nedeniyle eksik tazminat hesaplandığını ileri sürmüştür. Bilinen dönem hesabının kural olarak rapor tarihine kadar yapılmış olması, yerleşmiş yargısal içtihatların bir gereği bulunduğundan mahkemece, davacının gelire ve hesap dönemine ilişkin itirazları üzerinde durulması ve bu yöndeki itirazların karşılanması gerekirken bunun yapılmamış olması gerekirken bunun yapılmamış olması ve davacı vekilinin yeniden rapor alınması yönündeki talebinin gerekçesiz bir şekilde reddedilmiş olması da isabetsizdir." gerekçesiyle; diğer istinaf itirazları incelenmeksizin ilk derece mahkemesince verilen kararın yazılı biçimde iki farklı sebep doğrultusunda HMK.m.353/1-a/6 hükmü kapsamında kaldırıldığı görülmüştür.Dairece verilen kaldırma kararından sonra 2023/395 Esasına kayıtlanan davanın devam eden yargılaması sırasında davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen 12/06/2024 günlü ıslah dilekçesiyle 1.000,00-TL'lik sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin istek miktarını bilirkişi raporu doğrultusunda 70.630,78-TL'ye çıkarttıklarını açıklamış ve yapılan yargılama neticesinde mahkemece; İddia, savunma, kaldırma kararı, kaldırma kararından önce ve sonra toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı yeniden değerlendirilerek; "Maddi tazminat istemi yönünden ıslah ile artırılan talep bakımından davalı zamaaşımı itirazında bulunmuştur. Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Zararın öğrenilmesi kavramıyla kastedilen ise, haksız fiil nedeniyle oluşan bedensel zararın kapsamının öğrenilmesi olup, bu bedensel zararın sebep olacağı maluliyet oranının belirlendiği tarihin, zararın öğrenilmesi kavramına bir etkisi yoktur. Bedensel zararın (yaralanmanın) gerçekleşmesi ve bu yaralanmayla ilgili tedavinin tamamlanması ile zararın kapsamının belli olduğu kabul edilmelidir. Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;kaza sonucu davacının yaralandığı, kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, davaya konu trafik kazasının 21.08.2015 tarihinde meydana geldiği 08.12.2015 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakkı saklı tutularak 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulduğu, 12.06.2024 tarihli dilekçe ile maddi tazminata ilişkin ıslahı sureti ile maddi tazminat alacağının 70.630,78 TL’ye yükseltildiği sabittir. Dava açılmakla, belirsiz alacak davasında alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekte iken, kısmi davada talep edilmeyen kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Dava tarihinde 6100 Sayılı Yasa yürürlükte olduğu , dava dilekçesinde HMK 107 veya belirsiz alacak davası ibaresinin bulunmadığı anlaşılmakla dava kısmi dava olarak açılmıştır. Davacının ıslah talebine karşı davalının zamanaşımı itirazının bu kapsamda değerlendirilmiş ve ıslah ile talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığına kanaat getirilmiştir." gerekçesiyle;-Davanın Kısmen Kabulü ile 1.000,00TL kalıcı iş görmezlik tazminat talebinin 08/12/2015 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ıslah ile arttırılan bedelin zaman aşımına uğramış olması nedeniyle reddine, karar verilmiştir.Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; 21/08/2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasına dayanılarak 08/12/2015 tarihinde açılan bir davada aktüer bilirkişi raporunun geç alınması olgusunun müvekkiline yükletilemeyeceği, bu durumun açıkça adil yargılama ilkesine aykırılık teşkil edeceği; tüm bunlardan ayrı müvekkilinin uğradığı zararın gerçek boyutunu 26/01/2024 tarihli aktüer bilirkişi raporu ile öğrendiği ve ıslahında 10 yıllık genel zaman aşımı süresi içerisinde yapıldığı gözetildiğinde, ıslah tarihi itibariyle geçirilmiş bir zaman aşımı süresi bulunmadığı halde hatalı bir takım değerlendirmeler neticesinde davanın reddine karar verilmiş olmasının isabetsiz olduğuna yöneliktir.Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen, bedensel zarara dayanılarak açılmış, kalıcı iş göremezlik (sakatlık) tazminatı isteğine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerlerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.) maddesinde de düzenlenmiştir.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. maddesinde "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Diğer bir anlatımla iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.Somut olayda, trafik kazası 21/08/2015 tarihinde meydana gelmiş olup; 08/12/2015 tarihinde acılan dava HMK 109 kapsamında kısmi davadır ve 12/06/2024 tarihinde ıslah yapılmıştır.Dosya kapsamından davaya konu trafik kazasında davacıdan başka bir kişinin (motosiklet sürücüsü) daha yaralandığı anlaşılmakta olup; az yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler dikkate alındığında, eldeki davada uygulanması gereken zaman aşımı süresinin kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 89.ve 66.madde hükümleri uyarınca 8 yıl olduğu konusunda duraksamamak gerekir. Hal böyle olunca; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davacı uğradığı zararı ve boyutunu esasen kaldırma kararından önce temin edilen 10/09/2020 günlü kök aktüer bilirkişi raporuyla öğrendiği ve bu tarih itibariyle 8 yıllık hak düşürücü süre geçirilmemiş olduğu halde ıslah talebinde bulunulmadığı, bu hususun ihmal edildiği ve kaldırma kararından sonra yapılan ıslah tarihi itibariyle de 8 yıllık uzamış ceza zaman aşımı süresinin geçirilmiş bulunduğu gözetildiğinde kısmi dava olarak açılan iş bu davada mahkemece davalı tarafın süresi içerisinde yaptığı zaman aşımı define değer verilerek ıslah edilen dava bölümü yönünden talebin zaman aşımına uğradığını kabul edilerek ret kararı verilmesinde somut olayın özelliklerine göre usul ve yasaya aykırı bir yön tespit edilemediğinden (Bkn; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/18419 Esas-2022/8379 Karar sayılı ilamı) davacı vekilinin yerinde olmadığı sonucuna varılan, istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca,1/Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,2/İstinaf yasa yoluna başvuran davacıdan karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 615,40-TL harcın tamamı peşin alındığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerin üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; 04/06/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Yasanın 20.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek-1 maddesi ikinci fıkrasında yapılan değişiklik nedeniyle, HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.26/06/2025

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK DIGER Ceza Hukuku 818 sayılı Borçlar Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 5237 sayılı TCK'ya göre zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, davaya konu trafik kazasının 21.08.2015 tarihinde meydana geldiği 08.12.2015 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakkı saklı tutularak 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulduğu, 12.06.2024 tarihli dilekçe ile maddi tazminata ilişkin ıslahı sureti ile maddi tazminat alacağının 70.630,78 TL’ye yükseltildiği sabittir. Dava açılmakla, belirsiz alacak davasında alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekte iken, kısmi davada talep edilmeyen kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Dava tarihinde 6100 Sayılı Yasa yürürlükte olduğu , dava dilekçesinde HMK 107 veya belirsiz alacak davası ibaresinin bulunmadığı anlaşılmakla dava kısmi dava olarak açılmıştır. Davacının ıslah talebine karşı davalının zamanaşımı itirazının bu kapsamda değerlendirilmiş ve ıslah ile talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığına kanaat getirilmiştir." gerekçesiyle;-Davanın Kısmen Kabulü ile 1.000,00TL kalıcı iş görmezlik tazminat talebinin 08/12/2015 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ıslah ile arttırılan bedelin zaman aşımına uğramış olması nedeniyle reddine, karar verilmiştir.Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; 21/08/2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasına dayanılarak 08/12/2015 tarihinde açılan bir davada aktüer bilirkişi raporunun geç alınması olgusunun müvekkiline yükletilemeyeceği, bu durumun açıkça adil yargılama ilkesine aykırılık teşkil edeceği; tüm bunlardan ayrı müvekkilinin uğradığı zararın gerçek boyutunu 26/01/2024 tarihli aktüer bilirkişi raporu ile öğrendiği ve ıslahında 10 yıllık genel zaman aşımı süresi içerisinde yapıldığı gözetildiğinde, ıslah tarihi itibariyle geçirilmiş bir zaman aşımı süresi bulunmadığı halde hatalı bir takım değerlendirmeler neticesinde davanın reddine karar verilmiş olmasının isabetsiz olduğuna yöneliktir.Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen, bedensel zarara dayanılarak açılmış, kalıcı iş göremezlik (sakatlık) tazminatı isteğine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerlerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza Kanunu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 7550 sayılı Yasanın 20.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu HMK md.353/1 TBK md.72/1 K6100 md.1 K5237 md.109 K7550 md.20 K6098 md.66 TCK md.89 HMK md.361 K818 md.60 HMK md.109 K6098 md.72/1 HMK md.107 K6100 md.355
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog