Esas No
E. 2025/723
Karar No
K. 2025/1040
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

ERZURUM

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/723

KARAR NO: 2025/1040

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 26/05/2025 (Ara Karar)

NUMARASI : 2024/197 Esas,

DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)|Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin)

Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan yargılaması sırasında; mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair 26/05/2025 tarihli ara karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

TALEP

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket müdürlerinin tedbiren yönetim görevinden alınarak yerine kayyım atanması talep edilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI :

26/05/2025 tarihli ara kararda özetle;" Talep, görülmekte olan limited şirketin feshi ve tasfiyesi (6102 sayılı TTK mad.636); kademeli olarak ileri sürülen ortaklıktan çıkma (6102 sayılı TTK mad. 638) istekli davada limited şirket müdürünün yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılarak şirkete kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir uygulanması isteğine ilişkindir.

Talebin yasal dayanağını oluşturan 6100 sayılı HMK'nın "İhtiyati Tedbirin Şartları" başlıklı 389/1. maddesi, "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmünü havi olup, geçici bir hukuki koruma olan ihtiyati tedbirin ancak "uyuşmazlık konusu" hakkında verilebileceği yasa koyucu tarafından açıkça belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen yasal düzenleme çerçevesinde mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi hükmüne göre ihtiyati tedbirin ancak "uyuşmazlık konusu" hakkında verilebilecek olması, somut uyuşmazlığın ise şirketin feshi (ve kademeli olarak ileri sürülen çıkmaya izin) istemine yönelik olması, bu sonuca göre şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanması isteğinin uyuşmazlık konusu olmaması nedeniyle" gerekçesiyle davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kuruluşundan bu güne kadar hukuka uygun tek bir yönetim kurulu toplantısı yapılmadığını, şirketin her hangi bir denetim organı olmadığını, şirketin yapması gereken faaliyetlerin hiç birinin yerine getirilmediğinin dosyada sabit olduğunu, müvekkilinin adeta sivil ölüm olarak adlandırılacak her türlü muameleye maruz kaldığını, şirkete girişinin engellendiğini, fiziki şiddete maruz kaldığını, müvekkilinin şirketten elde ettiği maaşın keyfi sebeplerle ödenmediğini, müvekkilinin kaldığı evin doğal gaz, elektrik, su gibi temel insani ihtiyaçlarının ertelendiğini, şirketin çektiği ihtarname neticesinde müvekkilinin abonelikleri üzerine almak zorunda kaldığını, aynı sıfata haiz diğer ortakların ise bu işlemlerin hiç birini kendi adlarına yapmadığını, ne bir kira ödemesi ne de fatura ödemesi yaptıklarını, müvekkiline ait bireysel emeklilik ödemelerinin iptal edildiğini, ancak diğer ortakların şirket hesabından kendi bireysel emekliliklerini ödemeye devam ettiğini, sözüm ona yapılan genel kurul toplantılarının hepsinin Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin muhtelif dosyalarında iptal edildiğini, şirket müdürünün azli için Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/...Esas sayılı dosyasında dava ikame edildiğini, asgari ücretle çalışan ve ortaklardan ...'ın oğlu ...'ın şirket müdürü atanması nedeniyle bu dosyanın esası hakkında karar verilemediğini, müdür ...'ın müvekkili ile ceza mahkemesinde husumetli bulunduğunu, müvekkilinin kendi dükkanına girmek isterken ... tarafından saldırıya uğradığını, ...'ın şirketi yönetme kapasitesinin olmadığının herkesçe bilindiğini, üstüne üstlük şirket hisse satışının ...'a yapıldığı işlemlerde şirketin değerinin çok az gösterilmesinin muvazaanın en bariz örneği olduğunu, ...'ın oturduğu evin gerçekte ve hakikatte davalı firmaya ait olduğunu, asgari ücretli birinin 5 yıl öncesinde böyle bir taşınmaz alamayacağını, firma müdürlerinin şirketin parasını kullandığını, aynı şirket müdürü ...'ın da şirkete ait olan taşınmazın kendi adına tescil ettirdiğine dair mahkeme huzurunda ikrarı bulunduğunu, bilirkişi raporlarında görüldüğü üzere kayyumlara gerekli bilgi ve belge verilmediğinin dosyada sabit olduğunu, şirketin içinin boşaltıldığını, kayyumun tüm ihtarlarına rağmen satışların devam ettiğinin raporlarla sabit olduğunu, 2024 yılı için kar dağıtımı yapıladığının sabit olduğunu, bu davanın sonucunda ortaklık payının tespitinin yapılmasının neredeyse imkansıza yakın olduğunu, zira ortakların şirket hesaplarından çektiği paralardan banka hesap hareketlerine kadar hiç bir kaydın kayyuma ve dosyaya sunulmadığını, dosyanın çözümlenmesi ve gerekli evrakların toplanması için yönetim kayyumu atanmasına yönelik taleplerinin dikkate alınmadığını şayet böyle bir karar verilmiş olsaydı bu dosyanın en fazla 10 gün içinde uzlaşı ile çözüleceğini, firmaya ait hayvanlara ilişkin bilgilerin davanın açıldığı 07/.../2024 tarihinde ÇKS'den gelen müzekkere ile sabit olduğunu, bu malların hepsinin 13/06/20... yılının Kurban Bayramında satıldığını, bu kadar açık şeffaf olan bilgiye rağmen bilirkişi tarafından hazırlanan envanter raporunda verilen tarihlerin tamamen yanlış olduğunu, gelinen aşamada karşı tarafın sonradan tanzim edilen müstahsil raporlarla yaptıkları usulsüzlüğü kapatmaya çalıştıkları şirketin bu kadar kuralsızlık bu kadar hukuksuzluk içinde organları olmadan muvazaalı işlemlerle yönetilmesinin beklenemeyeceğini, son şansın yönetici kayyum atanması olup adaletin tescili için bunun zorunlu olduğunu, 2024/.... Esas sayılı dosyada 25/11/20... tarihinde alınan bilirkişi raporuna göre uzun süredir genel kurul toplantısının yapılmadığının anlaşıldığını, bu durumun müdürün özen yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal etmesi ve azli için haklı sebep sayılacağının kanunda düzenlendiğini,

TTK 636/2 maddesi gereğince telafisi imkansız sonuçların doğmaması adına şirkete tedbiren yönetim kayyumu atanması gerektiğini, belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE Dava; şirketin feshi veya ortaklıktan çıkma, talep ise; ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

İlk derece mahkemesince; ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı ihtiyati tedbir talep eden/davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. 6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Madde “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak buradaki kayyımlık bir yönetim kayyımlığı değildir.Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye vermiş görülmektedir (TTK m. 636/4). (Bknz. İstanbul BAM 13.H.D.,2024/1847 E.- 2024/1938 Karar K.)

Somut olayda;

TTK'nun 636/4 maddesinde, fesih davası açıldığında mahkemenin, tarafların birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacağı belirtilmiş ise de, davacı tarafça ileri sürülen şirketin kötü ve kötü niyetli yönetim nedeniyle zarara uğratıldığına dair iddiasının yargılamada yaklaşık ispatının gerektirdiği, aslolanın şirketin özel hukuk alanında faaliyetlerinin devamının ortaklar kurulunca seçilen yöneticiler tarafından sürdürülmesi olduğu, toplanan deliller ve davanın geldiği aşama nazara alındığında davalı şirketin yöneticisinin değiştirilmesi, yönetim kayyımı atanması şartlarının oluşmadığı, yaklaşık ispatın bu aşamada gerçekleşmediği ve şirkette organ boşluğu da bulunmadığı anlaşılmakla, mahkemece talebin reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmamaktadır. Bu sebeple, ihtiyati tedbire itiraz eden davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.İlk derece mahkemesinin hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2.İstinaf başvurusu aşamasında yeteri kadar harç alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

3.İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan tarafça bu aşamada yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,

5.Kararın taraflara tebliği ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere 14/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog