40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2022/389
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 19/11/2021
NUMARASI: 2020/874 (E) - 2021/1103 (K)
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 27/03/2013 tarihinde, davalının işleteni olduğu ancak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) bulunmayan ... plakalı aracın karşı istikametten gelen ... plakalı araca çarpması ve daha sonra savrularak kaldırımda yürüyen yayalar dava dışı ... ve ...'ya çarpması sonucu malul kalan ... ve ...'nın müvekkili şirkete başvurması üzerine adı geçenlerin maluliyeti için müvekkili tarafından 34.562 TL maddi tazminat ödendiğini, yapılan ödemenin rücuen tahsili için davalı hakkında Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; kazazedenin Adli Tıp Kurumuna götürülmesinin mahkemenin sorumluluğunda olduğunu, 15/10/2021 tarihli duruşma tutanağında kazazedeler ... ve ...'nın celse arasında hazırlanması için taraflarına süre verilmiş ise de kazazedelerle iletişim kurmalarının mümkün olmadığını, mahkeme tarafından HMK'nin 291. maddesi gereği 3. kişiye ihtarlı davetiye tebliğ edilerek gelmediği taktirde zorla getirilerek kolluk kuvveti vasıtasıyla sevk edilerek rapor aldırılması gerektiğini, bu halde mahkemece zorla getirilme kararı çıkarılmadan doğrudan davanın reddine karar verilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, HMK'nin 291. maddesinin kıyasen uygulanmasının hakkaniyete, adalet duygusuna ve çıkarlar dengesine daha uygun olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava; zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi bulunmayan aracın neden olduğu trafik kazası sonucu zarar gören dava dışı kişilere Güvence Hesabı tarafından ödenen tazminatın, Güvence Hesabı Yönetmeliği'nin 16. maddesi gereğince araç işleteni davalıdan tahsili amacıyla yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Güvence Hesabının rücu edebileceği tazminat tutarı, sigortasız araç sürücüsünün kusur oranına ve zarar görenlerin gerçek zararına göre belirlenir. Davacı Güvence Hesabı zarar gören dava dışı ... ve ...'ya Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen özürlü sağlık kurulu raporlarının (...'nın özür oranı % 8 ve ...'nın % 6) esas alındığı medikal rapora göre tazminatı belirlemiş ve adı geçenlere ödeme yapmıştır.
İlk derece mahkemesince zarar görenlerin gerçek zararının belirlenmesi için 17/05/2019 tarihli duruşma ara kararı ile dava dışı zarar görenler ... ve ...'nın maluliyet oranlarının tespiti bakımından rapor alınmasına karar verildiği ve bu hususta İstanbul Adli Tıp Kurumuna (ATK) yazılan yazıya verilen cevaplarda adı geçen kişilerle ilgili mütalaa düzenlenebilmesi için müzekkerelerde belirtilen eksikliklerin yerine getirilmesi ve bir tıp fakültesi ya da eğitim araştırma hastanesi ortopedi kliniğine sevkleri sağlanarak ortopedik muayeneleri sonucu düzenlenecek rapor ile nöroloji kliniğine sevkleri sağlanarak yeni yaptırılacak ayrıntılı nörolojik muayeneleri sonucu düzenlenecek raporun gönderilmesinin istenmesi üzerine mahkemece davacı vekilinin hazır olduğu 27/09/2019 tarihli duruşma ara kararı ile ATK raporunda belirtilen eksiklikler ikmal edildiğinde dosyanın maluliyet oranlarının tespiti bakımından yeniden ATK'ye gönderilmesine, bu amaçla ATK raporunda belirtilen yerlere müzekkere yazılmasına, ayrıca ... ve ...'ya davetiye çıkarılarak adı geçen kişilerin ATK raporunda belirtildiği şekilde sevklerinin sağlanmasına karar verildiği, ayrıca bu hususta davacı vekiline "dava konusu olayla ilgili başvurulan tüm sağlık kuruluşlarının iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize bildirilmesi ve ... ile ...'nın hastaneye sevki için iki haftalık kesin süre içerisinde mahkeme kaleminde hazır bulundurulması, gereklerin yerine getirilmediği takdirde mevcut dosya durumuna göre karar verileceği" ihtarını içerir e-tebligatın 07/10/2019 tarihinde tebliğ olduğu, davacı tarafça dava konusu olayla ilgili başvurulan sağlık kuruluşlarının mahkemeye bildirilmediği anlaşılmıştır. Mahkemece 05/03/2021 tarihli duruşma ara kararıyla dava dışı ... ve ...'ya kurum tarafından herhangi bir sürekli yada geçici işgöremezlik ödemesi yapılıp yapılmadığı, sürekli yada geçici işgöremezlik derecesinin belirlenmesine esas kurum tahsis dosyasının ve kişilerin tüm sağlık kurulu raporlarının gönderilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna müzekkere yazılmasına karar verildiği, yazılan yazıya verilen cevapta adı geçenlerin herhangi bir hizmet kaydı ve sağlık kurulu raporunun bulunmadığı, sürekli veya geçici işgöremezlik ödemesi yapılmadığının bildirildiği, Mahkemece bu kez 15/10/2021 tarihli duruşmada dava dışı zarar görenlerin maluliyet oranlarının tespiti bakımından celse arasında hazır edilmesi hususunda davacı tarafa bir aylık kesin süre verilmesine, aksi taktirde mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği ve davacı vekilince hazır edilememesi üzerine takip eden duruşmada davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Eldeki dava, rücuen tazminat istemine ilişkin olmakla, taraflarca getirilme ilkesine tabidir. Taraflarca getirilme ilkesinin istisnasını ise kamu düzenini ilgilendiren davalar oluşturmaktadır. Kamu düzeninin söz konusu olduğu davalarda, hakimin delile kendiliğinden ulaşmaya dair görev ve yetkisinden dolayı, kişilerin rızası olmasa bile insan bedeni üzerinde inceleme yapılmasına karar verilebilmektedir. Somut olayda olduğu üzere, haksız fiil nedeniyle oluşmuş bir bedensel zararla ilgili rücu davasında, kişinin bedeni üzerinde inceleme yapılacak olan mağdur, üçüncü kişi konumundadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda insan bedeni üzerinde yapılacak incelemelerin niteliğini belirleyen açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, insan bedeni üzerinde incelemeye dair var olan tek düzenleme, anılan kanunun "Soybağı tespiti için inceleme" başlıklı 292. maddesi olup keşif başlığı altında yer almaktadır. Bu durumda, üçüncü kişinin incelemeye katlanma yükümlülüğü ancak (diğer koşullarının da oluşması kaydıyla) soybağının tespiti davaları ile sınırlıdır. Anayasa’nın 17. maddesinde vücut dokunulmazlığı: “Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz” şeklindeki hükümle korumaya alınmış ve müdahale belli koşullara bağlanmıştır. Hukuk davasında iddianın ispatı bakımından başvurulan keşif ve bilirkişi incelemesi talebi ile delil elde etmek amaçlandığından, müdahale için tıbbi bir zorunluluktan söz edilemez. Başka bir anlatımla; ispat aracı olarak insan bedeninden yararlanılması, tıbbi zorunluluk bulunmasına ve ilgili durumun kanunda açıkça düzenlenmiş olmasına bağlıdır. Anayasa'nın 17. maddesindeki düzenleme gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayata ve aile hayatına saygıyı düzenleyen 8. maddesinin 2. fıkrasında kişinin vücut bütünlüğüne müdahale; “...müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması" koşullarına bağlanmıştır. Bu açıklamalara göre, davacı vekilinin "üçüncü kişiye ihtarlı davetiye tebliğ edilerek gelmediği taktirde zorla getirilerek kolluk kuvveti vasıtasıyla sevk edilerek rapor aldırılması gerektiği" yönündeki itirazlarının dayanaksız olduğu, üçüncü kişinin bedeni üzerinde muayene ve inceleme yapılmasına ilişkin talebin HMK'nin 291/3 maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla mahkemenin, davanın ispat edilememesi nedeniyle reddine karar vermesinde dosya içeriği ile usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına 3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.11/07/2025