Esas No
E. 2024/992
Karar No
K. 2025/1030
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku
T. C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.

HUKUK DAİRESİ 2024/992 Esas - 2025/1030 Karar

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2024/992
KARAR NO: 2025/1030

TÜRK MİLLETİ ADINA

KARAR

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ : ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 17/04/2024

NUMARASI : 2023/924 Esas 2024/399 Karar

DAVA: Şirket Müdürünün Azli ile Şirkete Kayyım Atanması
DAVA TARİHİ: 05/09/2023
KARAR TARİHİ: 01/10/2025

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 01/10/2025

Taraflar arasındaki şirkete kayyım atanması istemli davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik verilen hükme karşı, davalılar tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA

Davacı; aralarında boşanma davası bulunan davalı ... 'nın, davalı şirketi kötü yöneterek yükümlülüklerini yerine getirmeyerek katılma alacağını azaltmak amacıyla şirketin tüm mal varlığını yok etmeye uğraştığını, borçlanma yasağına aykırı davrandığını, sahte kaşe basılmak suretiyle sahte senetler düzenlediğini, bu senetlerin şirketin ticari defter ve kayıtlarında yer almadığını, ayrıca şirketin mallarının davalı tarafından satışa çıkartıldığını beyan ederek şirketin yöneticisi olan davalı ... ...'in, ... Plastik ile ilgili her türlü temsil-karar-tasarruf işleminin kaldırılmasına, şirketin temsil ve yönetiminin mahkemece belirlenecek kayyım tarafından yerine getirilmesine, aksi halde şirkete onay kavyımı tayin edilmesine; şirketin yöneticisi olan davalı ... ...'in ... Plastik ile her türlü karar-tasarruf işleminin geçerliliğinin (Vergi Dairesi ve SGK'da yapılacak işlemler ve ödemeler hariç) atanan kayyımın onayına bağlanmasına, kayyımın onay görevini yaparken davacının hak ve menfaati ile şirket menfaatlerini gözetmesine, kayyım görevine başlatıldığında atama kararının ticaret sicilinde tescil ve ilanına, adli yardım talebinin kabulü ile kayyım ücretinin ödenekten karşılanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılar; davacının dava ehliyeti bulunmadığını; boşanmak üzere olan davacının şirket alacaklısı ve şirket ortağı olmadığından şirket menfaatleri ile ilgili davalarda taraf olamayacağını, Aile hukuku kaynaklı mal rejimi-katılım alacağı davasının muhatabının davalı eş olduğunu, davalı şirketin boşanma ve mal rejimi davasında taraf olarak gösterilmesinin mümkün olmadığını, davada talep edilen mal rejimi-katılma alacağının Aile Mahkemesinin görev alanına girdiğini, açılan davanın ticari nitelikte olmadığını, kanunda belirtilen kayyım atanmasını için gerekli koşulların davada oluşmadığını, yöneticilerin sorumluluğu davasına yol açabilecek hususların şirkete denetim kayyımı atanmasının gerekçesi olamayacağını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davalı şirketin tek ortağı ve yetkilisi olan davalı ...'nın, kötü yönetim sonucu şirketi zarara uğrattığı, bu durumun davacının katılma alacağını etkilediği, bu anlamda davacının dava açma hakkı bulunduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle; " davanın kabulü ile davalı şirkete şirketin organsız kalması nedeniyle kayyım atanmasına, davalı şirkete, şirket müdürünün bütün görevlerine sahip olarak kararın yazımından itibaren Av....'in atanmasına, kendisine aylık 15.000-TL ücret takdirine, ücretin şirket bünyesinden karşılanmasına," ilişkin karar verilmiş, karara karşı davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalılar istinaf dilekçesinde özetle; davacının şirket ortağı, alacaklısı olmayıp katılma alacağını davalı şirketten isteyemeyeceğini, kayyım atanması için yasada öngörülen koşulların bulunmadığını, yöneticinin sorumluluğu davasına konu olabilecek hususların denetim kayyımı atanması gerekçesi olamayacağını, yasal koşulların bulunmadığını, bu suretle şirketin faaliyetlerinin engellendiğini, mahkemece verilen tedbir kararının da itirazları üzerine istinaf incelemesi sonucu kaldırıldığını, verilen bu kayyım atama kararının da aynı gerekçe ile kaldırılması gerektiğini, katılma alacağı için şirkete kayyım atanamayacağını ileri sürmüşlerdir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, davalı şirket müdürünün yetkilerinin sınırlandırılması ve davalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;

Dosya kapsamında toplanan delillerden; davacı ... ... ile davalı ... ...'in evlilik birliğini sona erdirme kararı üzerine taraflar arasında boşanma ve katılma alacağı istemli davalar açılarak yargılamanın sürdürüldüğü, Ankara 28. Aile Mahkemesi'nin 2022/860 Esas sayılı dosyasında davacının ... ..., davalı eşin ise ... ... olduğu, katılma alacağı istemli dava görüldüğü, işbu dava kapsamında davacı kadın tarafından bu kez, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesine esas olmak üzere davalı ... ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu ... Plastik Kalıp Hırdavat Temizlik ve Elektronik San. Tic. Ltd. Şti.'in mal varlığının tükendiğini, şirketin banka hesaplarındaki paraların üçüncü kişilere gönderildiğini, şirketin aktiflerinin harcandığını, şirketin fiilen hiçbir faaliyette bulunmadığını, bu suretle davalı eşin katılma alacağı almasını engelleme amacı ve kastıyla şirketi kötü yöneterek şirket aktiflerini azalttığı iddiası ile elde ki davayı açarak davalı ... ...'in ... Plastik ile ilgili her türlü temsil-karar-tasarruf işleminin kaldırılarak şirkete temsil ve yönetim için kayyım atanması talebinde bulunduğu, Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin karar venrildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda uyuşmazlık; davacının, Aile Hukukundan kaynaklanan mal rejiminin tasfiyesine yönelik katılma alacağı istemli davasında lehine hükmedilebilecek bir alacak hakkını, davalı şirkete yönelterek şirketten alacak talebinde bulunup bulunamayacağı, alacağını teminen şirketin kötü yönetildiği iddiasıyla davalı eşin yöneticilik görevinden azlini talep ederek şirkete temsil ve yönetim amacıyla kayyım atanmasını talep edip edemeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Davalı ... Plastik Kalıp Hırdavat Temizlik Ve Elektronik Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; şirketin ortaklarının ..., ... ..., ... ... ... olduğu görülmüştür. Husumet konusu, taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay'ca tarafların husumet konusunda bir savunması olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden gözetilir.

Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.

Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme, dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Bkz. Baki Kuru- Ramazan Arslan- Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani bir davada taraf olabilmek için, ya hakiki şahıs; ya da hükmi şahıs olmak gerekir. Zira taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Bkz. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 288).

Diğer taraftan, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise, o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir. Taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında, isteme gerek kalmaksızın Mahkemece kendiliğinden gözetilmesi zorunludur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2023 tarih, 2023/6235 Esas, 2023/7042 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, ortaklık hak ve sıfatına bağlı olarak açılan davalarda, dava açan kişinin davanın başından sonuna kadar bu sıfatını sürdürmesi gereklidir. Şayet yargılama sırasında bu sıfatı sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki yararı kalmaz. Aktif dava ehliyetine ilişkin olan bu hususlar mahkemece resen göz önüne alınır.

TTK 630/2 maddesine göre dava açma yetkisi şirket ortağına aitttir. TTK sisteminde şirketler hukukuna ilişkin davalarda kanun koyucu dava açma hak ve yetkisi verdiği kişileri ve sıfatlarını sınırlı olarak belirlemiştir. Şirket işleyişine ilişkin dava açma yetkisi sınırlayan kanun koyucu şirkete hukukunda şirketle bağı olmayan kişilerin dava açarak şirketlerin işleyişlerine müdahil olmalarını engellemeyi tercih etmiştir. Kanunun anılan sistematiğine göre de kanunun dava açma yetkisi vermediği bir kişiye dava açma yetkisi tanınamaz.

Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde; eldeki davada, davacı yanca, davalı şirketin müdürü olan ve aralarında Aile Hukukundan kaynaklı katılma alacağı istemli dava bulunan diğer davalının yetkilerinin sınırlandırılması ve diğer davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik işbu davanın açıldığı anlaşılmakta olup Aile Hukuku temelinde geçerli olan mal rejiminin tasfiyesi istemiyle eşler tarafından boşanma davasıyla veya boşanma kararının kesinleşmesi sonrası yasal sürelerde birbirlerine karşı yönelttebilecekleri ve eşler arasında başka bir şekilde kararlaştırılmadığı takdirde TMK'da düzenlenerek geçerli olan yasal mal rejim türü olan "Edinilmiş Mallara Katılma" rejiminden kaynaklanan katılma alacağı istemli davaların, bu davanın taraflarına, katılma alacağı talep hakkı verdiği ve bu haktan kaynaklanan talepleri de eski eşlerin ancak birbirlerine karşı yöneltebilecekleri, bu hakkın ayrı bir hak oluşturmadığı tazminat istemine dayanak olarak şahsi hak niteliğinde bulunduğu davacının, davalı şirkette ortak olmadığı gözetildiğinde; davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı açık olup ilk derece mahkemesince, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere yanılgılı ve yanlış değerlendirmeyle karar verilmiş olması isabetsiz olup usul ve yasaya aykırıdır.

İlk derece mahkemesinin, davalı müdürün dava dışı şirketin mal varlığında azaltıcı işlem yapmasının davacının katılma alacağını etkileyeceğinden bahisle dava açma hakkının varlığına ilişkin gerekçesi de TTK 630/2 maddesine aykırıdır. Müdürün, şirketi zarara uğrattığı iddiasına ilişkin hukuki haklar ve bunları kimin kullanacağı da TTK' da ayrıca düzenlenmiştir.

İlk derece mahkemesince kararla birlikte yönetim boşluğu gerekçe gösterilerek kayyum atanması asıl hüküm ise kayyum tayini kararının da kesinleşmesi gerekir.

Öte yandan geçici hukuki koruma niteliğinde ise taleple bağlıdır.

İlk derece mahkemesi, hükümde geçici hukuki koruma olan ihtiyati tedbir niteliğinden bahsetmeksizin kayyum atadığı halde, Ticaret Odasına kayyum tayini gerekçe gösterilip müdürün yetkilerinin kalktığına dair müzekkere yazılarak kayyum tayini kararının hukuki niteliği de tartışmalı hale gelmiştir. Gelinen aşamada davalı şirketin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararına kaldırılmasına ve davanın reddi kararı verilmekle kayyum tayinine ilişkin ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldığından kayyum atama kararının kaldırılmasına dair ayrı bir hüküm kurulmamıştır. Tüm bu nedenlerle davalıların istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık gözetilerek kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

A)1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilmek suretiyle HMK'nun 353/(1)b.2 maddesi gereğince KABULÜNE,

2.Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/04/2024 tarih ve 2023/924 Esas 2024/399 Karar sayılı kararının kamu düzenine aykırılık gözetilerek KALDIRILMASINA,

B)1-Davanın, davacının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle REDDİNE,

2.Alınması gereken 615,40-TL peşin harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,

3.Davacı yargılama sırasında Adli Yardımdan faydalandırılmakla suç üstü ödeneğinden karşılanarak yapılan 4.000-TL bilirkişi ücreti, 342-TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 4.342-TL yargılama giderinin, davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

4.Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

5.Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden kararın kaldırma gerekçesi gözetilerek ilk derece mahkemesi karar tarihindeki AAÜT hükümlerine göre taktir ve tayin olunan 17.900-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,

6.Artan avansın karar kesinleştiğinde ve istem halinde taraflara iadesine, C)1-Davalılar tarafından yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara iadesine,

2.İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kararın kaldırma gerekçesi gözetilerek üzerinde bırakılmasına,

3.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 01/10/2025 Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi-

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog