7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden olup, şehir içi yolcu taşıma görevini yerine getirdiğini, bu görevinin yerine getirirken ihtiyaç hasıl olan malzemelerin temini amacıyla 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na uygun şekilde ihaleler açtığını, bu bağlamda, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ve Hizmet İşleri Genel Şartnamesi kapsamında ihale açmak suretiyle teklif istediğini, gelen tekliflerden en uygun olanının müvekkili şirketin Teklif Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirilerek seçildiğini ve sipariş formu düzenlenerek, 2 kalem akü satın aldığını, yapılan bu ihaleye, davalı şirketin ... teklif numaralı Teklif İsteme Formuyla katıldığını, ihaleye katılan 3 katılımcı arasından en uygun teklif olarak davalı şirketin teklifinin seçildiğini, karşı tarafın, kaşesi ve imzası bulunan Teklif İsteme Formunda teslim süresinin 15 takvim günü olarak belirlendiğini ancak 11.11.2022 tarihli Sipariş Formuyla verilen siparişin son teslim günü 26.11.2022 olmasına rağmen davalı firmanın bu tarihe kadar belirtilen malları teslim etmediğini, son teslim tarihinin 26.11.2022 olduğunu bildiklerini ve teslim edememesinin kendilerinden kaynaklandığını ikrar ettikleri kaşeli imzalı dilekçe sunulduğunu, bunun üzerine müvekkil şirket davalı şirkete Teklif İsteme Formu’nun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formu’nun 4. maddesi uyarınca toplam malzeme tutarının %10’una tekabül edecek şekilde 102.095,00-TL bedelli, 28.11.2022 tarihli ve ... no’lu ceza faturası kesildiğini, davalı şirketin işbu faturaya karşı haksız yere 28.11.2022 tarihli ve ... no’lu iade faturası kestiğini, bunun üzerine müvekkili şirket tekrardan 102.095,00-TL bedelli, 29.11.2022 tarihli ve ... no’lu faturayla ceza faturası kesmek durumunda kaldığını, davalı şirketin bu faturaya karşı yine haksız şekilde 30.11.2022 tarihli...no’lu iade faturası kestiğini, akabinde müvekkili şirketin Bornova ... Noterliği’nden ihtarname çekerek faturaya itiraz ederek faturayı iade ettiklerini, alacağın tahsili için İzmir... İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyasıyla davalıya icra takibi başlatıldığını, yapılan itiraz üzerine takibin durdurulduğunu, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını beyan etmekle, davalının İzmir... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasına vaki itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20 inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri, arabuluculuk vekalet ücreti ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibi de huzurdaki dava da yetkisiz mahkemede açıldığından yetki itirazlarının bulunduğunu, dava ve takip talebinde müvekkili şirketin yerleşim yeri mahkemesi olan Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacı taraf arabuluculuk son tutanağı aslını sunmadığı için davanın usulden reddinin gerektiğini, sipariş formu tek taraflı düzenlenmiş olup müvekkile ulaşma tarihinin belirsiz olduğunu, dava dilekçesi ekindeki 11/11/2022 tarihli Sipariş Formunda teklif fiyatının şirketçe uygun görüldüğü, hizmetin firmadan satın almasının uygun görüldüğü belirtilmiş ve son teslim tarihi 26/11/2022 olarak yazıl ise de bu belgede müvekkili şirketin imzasının bulunmadığını, sipariş formunun davacı tarafından tek taraflı olarak düzenlendiğini, dolayısıyla sipariş formunun düzenlendiği tarih değil davalı müvekkil şirkete tebliğ edildiği tarih itibariyle 15 günlük sürenin başlayacağını, davacı tarafın sipariş formunun tebliğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunamadığı için tebliğ hususunun ispatlanamadığını, son ödeme tarihi olarak belirlenen 26/11/2022 tarihi "cumartesi" gününe rastlamakta olup resmi tatil günü olması nedeniyle ifa süresinin uzadığını, davacı ile davalı şirketin, 11/11/2022 tarihli sipariş formunda belirtilen toplamda 262 adet akü siparişine ilişkin anlaştıklarını düzenlenen sipariş formunda teslim tarihinin 26/11/2022 olarak belirtildiğini, müvekkil şirketin, söz konusu anlaşmaya istinaden fabrikaya üretim için siparişi vermiş ise de müvekkilinin kusurundan kaynaklanmayan şekilde fabrikada üretim aşamasında yaşanan yoğunluk ve aksaklık nedeniyle siparişlerin üretimi 26/11/2022 tarihine yetişmediğini, fabrika kaynaklı siparişte gecikme olabileceğini fabrika kendisine ilettiği anda müvekkili şirketin davacı şirkete sözlü olarak durumu bildirdiğini, müvekkili şirketin 29/11/2022 tarihinde fabrikadan temin etmiş olduğu malları davacıya teslime hazır halde olmasına rağmen teslimin vaktinde yapılmadığı gerekçesiyle malların davacı şirket tarafından teslim alınmadığını, sipariş formunda yazılı teslim gününden 2 gün sonra yani 28/11/2022 tarihinde davacı şirket tarafından davalı müvekkile cezai şart içerir fatura düzenlediğini, müvekkiline siparişin iptal olduğunu bildirdiğini ve müvekkilindenden cezai şart bedelini ödemesi talep edildiğini, davacı şirketin Bornova... Noterliğinin... yevmiye numaralı 01/12/2022 tarihli ihtarnamesi ile 29/11/2022 tarihli... numaralı 102.095,00-TL tutarındaki ceza faturası üzerine müvekkili şirketin Ankara... Noterliği 07/12/2022 Tarih... Yevmiye numaralı ihtarnamesi ile faturaya itiraz edildiğini ve ihtara cevap verildiğini, müvekkilinin tüm iyi niyetine karşılık bu kez de İzmir ... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, sözleşmenin feshi nedeniyle "ifaya eklenen cezai şart" uygulanmasının mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte fahiş miktardaki cezai şartın kabulü mümkün olmayıp mahkemece takdiri indirim yapılması gerektiğini beyan etmekle, haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle usulden mümkün değil ise diğer sebeplerle esastan reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
1.İzmir Arabuluculuk Bürosunun... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı,
2.Taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde düzenlenen 11/11/2022 tarihli Sipariş Formu,
3.Davalı şirket tarafından davacı şirkete hitaben yapılan 06/12/2022 tarihli başvuru evrakı,
4.İzmir ... İcra Dairesinin ...Esas sayılı icra takip dosyası,
5.Davacı şirkete ait şirketi imzaya ve temsile yetkili şahısları da gösterir ticaret sicil kayıtları,
6.Davacı şirkete ait vergi sicil kayıtları ile 2022-2024 yılına ilişkin BA/BS formları,
7.Davalı şirkete ait şirketi imzaya ve temsile yetkili şahısları da gösterir ticaret sicil kayıtları,
8.Davalı şirkete ait vergi sicil kayıtları ile 2022-2024 yılına ilişkin BA/BS formları,
9.Sair deliller. DAVA KONUSU :
Açılan dava, taraflar arasındaki ... Yıl Garantili/...-Orijinal ve ... Yıl Garantili/...-Orijinal mahiyetindeki iki kalem akü ürünlerinin davacı şirket Teklif Değerlendirme Komisyonu tarafından seçilmesi ve sipariş formu düzenlenmesi üzerine satın alınmasına dair ticari ilişki kapsamında, ürünlerin 11/11/2022 tarihli Teklif İsteme Formunda 15 gün olarak belirlenen teslim tarihi olan 26/11/2022 tarihinde teslim edilmemesi üzerine Teklif İsteme Formunun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formunun 4. maddesi uyarınca davacı şirket tarafından davalı şirket adına toplam malzeme tutarının %10'una tekabül edecek şekilde 28.11.2022 tarihli ve... numaralı, 102.095,00-TL bedelli ceza faturası kesildiği, davalı şirketin ise 28.11.2022 tarihli ve ... numaralı iade faturası ile faturayı iade ettiği, bunun üzerine davacı şirket tekrardan 29.11.2022 tarihli ve ...numaralı, 102.095,00-TL bedelli faturayla ceza faturası kesmek durumunda kaldığı, davalı şirketin bu faturayı da 30.11.2022 tarihli ve...numaralı iade faturası ile iade ettiği, neticeten davacı şirketin Teklif İsteme Formunun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formunun 4. maddesi uyarınca malzeme tutarının %10'u oranında olacak şekilde davalı şirketten 102.095,00-TL tutarında alacaklı olduğundan bahisle, cezai şart bedelinden kaynaklanan alacağın davalı şirketten tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine davalı şirket tarafından süresinde yapılan itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete verilmesi taleplerine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67. maddesinde İcra Takibine İtirazın İptali; ''Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.'' şeklinde düzenlenmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İcra ve İflas Kanunu'nun 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süresinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku, 2006, s. 219, 223).
İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.
Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m.67/1). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkar tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.
Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış uygulamasına göre; itirazın iptali davalarında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.
Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlarının bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2017/3-957 E., 2020/99 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.
İzmir... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının davaı...Anonim Şirketi, borçlunun davalı... Ticaret Limited Şirketi olduğu, davacı alacaklı vekilinin davalı borçlu aleyhine 102.095,00-TL asıl alacak, 288,80-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 102.383,80-TL üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir. Satım sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 207. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesinde; ''Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun'un 208. maddesinde ise; ''Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir. Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer. Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer.'' düzenlemesi bulunmaktadır.
Taşını satışına ilişkin olarak, Kanun'un 209. maddesinde; ''Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır. Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır.'', 210. maddesinde; ''Satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür.'' hükümleri düzenlenmiştir. Taşınır bir malın satışına ilişkin sözleşmede satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.
Borçlu şirket vekili tarafından İzmir ... İcra Dairesini... Esas sayılı dosyasında davalı şirketin merkez adresinin Ankara İlinde olması sebebiyle Ankara İcra Dairelerinin yetkili olduğundan bahisle icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 50. maddesinde para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye dair hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağının, ayrıca takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesinin de takibe yetkili olduğunun düzenlendiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesinde genel yetkili mahkemenin davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunun belirtildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davaların sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceğinin belirtildiği, ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesinde taraflar arasında aksine bir anlaşmanın bulunmaması durumunda para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinin düzenlendiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 19/2. maddesinde ise yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazında bulunan tarafın yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirmesi gerektiğinin, aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmayacağının belirlendiği, dava konusu uyuşmazlığın Teklif İsteme Formunun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formunun 4. maddesi uyarınca davacı şirket tarafından davalı şirket adına düzenlenen faturadan kaynaklanan para alacağına ilişkin olduğu, her ne kadar davalı borçlu şirket vekilince davalı şirketin merkez adresinin Ankara ilçesinde olması sebebiyle Ankara İcra Dairelerinin yetkili olduğundan bahisle icra dairesinin yetkisine itiraz edilmiş ise de, dava konusu itirazın yöneltildiği ödeme emrine dayanak alacağın faturadan kaynaklanan para alacağı olduğu, para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğine yönelik düzenleme gözetildiğinde davacı şirketin merkezinin bulunduğu İzmir İcra Dairesinin de yetkili olduğu, bu kapsamda icra takibinin yetkili icra dairesinde ikame edildiği kanaatiyle, icra takibinde yer alan ödeme emrinde icra dairesinin yetkisine yönelik olarak yapılan itirazın reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davalı şirket vekili tarafından davalı şirketin merkez adresinin Ankara İlinde olması sebebiyle Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle mahkememizin yetkisine itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 50. maddesinde para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye dair hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağının, ayrıca takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesinin de takibe yetkili olduğunun düzenlendiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesinde genel yetkili mahkemenin davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunun belirtildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davaların sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceğinin belirtildiği, ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesinde taraflar arasında aksine bir anlaşmanın bulunmaması durumunda para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinin düzenlendiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 19/2. maddesinde ise yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazında bulunan tarafın yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirmesi gerektiğinin, aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmayacağının belirlendiği, dava konusu uyuşmazlığın Teklif İsteme Formunun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formunun 4. maddesi uyarınca davacı şirket tarafından davalı şirket adına düzenlenen faturadan kaynaklanan para alacağına ilişkin olduğu, her ne kadar davalı şirket vekilince davalı şirketin merkez adresinin Ankara ilçesinde olması sebebiyle Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle mahkememizin yetkisine itiraz edilmiş ise de, dava konusu itirazın yöneltildiği ödeme emrine dayanak alacağın faturadan kaynaklanan para alacağı olduğu, para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğine yönelik düzenleme gözetildiğinde davacı şirketin merkezinin bulunduğu İzmir Mahkemelerinin de yetkili olduğu, bu kapsamda davanın yetkili mahkeme nezdinde ikame edildiği kanaatiyle, mahkememizin yetkisine yönelik olarak yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde düzenlenen 11/11/2022 tarihli Sipariş Formunda ... Yıl Garantili/...-Orijinal akü ürününden 137 adet,... Yıl Garantili/...-Orijinal akü ürününden 125 adet olmak üzere iki kalemde belirtilen akü ürünlerinin davalı şirketten sipariş edildiği, teslim işleminin 15 iş günü içerisinde yapılacağının, son teslim tarihinin 26/11/2022 olduğunun, not başlıklı kısmın 4. maddesinde ise siparişe istinaden teslim edilmeyen malzemelerin toplam tutarına %10 cezai işlem uygulanacağının belirtildiği görülmektedir.
Davalı şirket tarafından davacı şirkete hitaben yapılan 06/12/2022 tarihli başvuru evrakında, ... sipariş numarası ile uhdelerinde kalan aküleri son teslim tarihi olan 26/11/2022 tarihinde teslim etmeleri gerekirken, fabrikada yaşanan üretim bandı sorunundan dolayı 2 gün gecikmeli geldiği, geç teslim edecekleri, fabrikanın 15 gün içinde teslim edebiliriz sözüne istinaden sözlü olarak 15 gün içinde teslim edebiliriz dedikleri ama fabrikada yaşanan aksaklıklar nedeni ile 2 gün geç geldiği, akülerin ellerine yeni ulaştığı fakat gününde teslim edemediklerinden dolayı taraflarına 105.095.00-TL ceza kesildiği, bir de alımın iptal edildiği, ceza miktarının çok yüksek olmasından dolayı firmalarının çok büyük zarar göreceğinden kesilen ceza bedelinin iptal edilmesini, uygun görüldüğü takdirde, akülerin en geç 30/11/2022 tarihinde yani 2 gün içinde teslim edecekleri bildirdikleri, bu konu hakkında yardım rica ettiklerini belirttikleri anlaşılmaktadır.
Cezaî şart, borçlunun asıl borcunu ileride hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezaî şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer’î bir edimdir. Borçlu cezaî şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının kapsamını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezaî şart kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezaî şart kararlaştırılabilir (Selahattin Sulhi Tekinay, Sermet Akman, Halûk Burcuoğlu, Atillâ Altop; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358). Cezaî şartın istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dâhi temerrüt hâlinde alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de cezaî şartın istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması gerekir.
Cezaî şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlâli hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezaî şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezaî şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezaî şart ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Köksal Kocaağa; Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31).
Cezaî şart, somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 ilâ 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 158 inci maddesi; “Akdin icra edilmemesi veya natamam olarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise, hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya cezanın tediyesini isteyebilir.
Akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra edilmemesi halinde tediye olunmak üzere cezai şart kabul edilmiş ise, alacaklı hem akdin icrasını hem meşrut cezanın tediyesini talep edebilir. Meğer ki alacaklı bu hakkından sarahaten feragat etmiş veya kayıt dermeyan etmeksizin edayı kabul eylemiş olsun. Borçlunun, cezai şartı tediye ile akitten rücu etmek hakkını ispat edebilmek salahiyeti mahfuzdur” düzenlemesini içermektedir. 818 sayılı Kanun'un 158/1 maddesinde seçimlik cezaî şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezaî şart vaat edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezaî şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezaî şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda alacaklı, ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezaî şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezaî şart söz konusu olduğunda alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Başka bir deyişle burada seçimlik bir hak söz konusu olup alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da cezaî şartın ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de cezaî şartın ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifa imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da cezaî şartın ödenmesini ister. 818 sayılı Kanun'un 158/2 maddesinde düzenlenen ifaya ekli cezaî şart ise alacaklı, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezaî şartın ödenmesini talep edebilir. İfaya eklenen cezaî şartın söz konusu olabilmesi için ilk olarak bu hususun sözleşmede özel olarak düzenlemesi gerekir. Ayrıca ifaya eklenen cezaî şartın talep edilebilmesi için alacaklının cezaî şarttan açıkça feragat etmiş veya ifayı çekince koymadan kayıtsız şartsız kabul etmiş olmamalıdır. Alacaklı ifayı, cezaî şartı isteme hakkını saklı tutmadan (çekince, ihtirazi kayıt koymadan) kabul edecek olursa cezaî şarttan zımnen feragat etmiş olacaktır. Cezaî şartı isteme hakkının saklı tutulması (çekince, ihtirazı kayıt konulması), yenilik doğuran bir irade beyanı olup ifa anında açıkça yapılmalıdır. Saklı tutma, teslim-kabul tutanağına düşülecek bir kayıtla veya ifayı kabulden önce yapılacak yazılı bildirimle yahut iş bedelinin ceza alacağı kesilerek ödenmesi gibi buna delalet eden bir eylem veya işlem ile gerçekleştirilebilir. Buna karşılık cezaî şarttan açık feragat ise borçluya yöneltilen ve varması gereken bir irade beyanıyla veya sözleşmeye önceden ifanın çekincesiz kabul edileceğine ilişkin bir hükmün konulmasıyla olur.
Hemen belirtilmelidir ki 818 sayılı Kanun'un 158 inci maddesi emredici nitelikte olmadığından gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş veya sözleşmede cezaî şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış veyahut da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezaî şart isteme hakkı düşmez.
Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezaî şart ise 818 sayılı Kanun'un 158/3 maddesinde düzenlenmiştir. Burada borçlunun cezaî şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezaî şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezaî şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezaî şarttın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir.
Seçimlik ve ifaya eklenen cezaî şart, borçlunun borcunu ihlâl etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlâli koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, cezaî şartı ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir (Kocaağa, s. 145).
Sözleşme özgürlüğü, taraflara sözleşmenin içeriğini serbestçe belirleme yetkisi verir. Taraflar serbestçe belirlemiş oldukları bu sözleşmenin içeriğinde yer alan hükümlere uygun davranarak edimlerini ifa etmelidirler. Ancak kanun koyucu, sözleşme özgürlüğüne bazı sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalar, 818 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi gereğince sözleşmenin veya bazı hükümlerinin geçersiz sayılmasında olduğu kadar, hâkimin mevcut bir sözleşmeye müdahale etmesi şeklinde de kendini gösterir.
Sözleşme özgürlüğüne ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme de cezaî şart hakkında öngörülmüştür. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 161/1 maddesinde tarafların cezaî şartın miktarını serbestçe belirleyebileceği belirtilmiş olsa da, aynı Kanun’un 161/3 maddesinde hâkimin aşırı gördüğü cezaî şartı kendiliğinden indirebileceği düzenlenmiştir. Buna göre 818 sayılı Kanun’un 161 inci maddesinin birinci fıkrasında taraflara cezaî şart hususunda bir özgürlük tanınmış iken üçüncü fıkrasında bu özgürlüğün kötüye kullanılmasının ve ekonomik dengenin borçlu aleyhine aşırı derecede bozulmasının önüne geçilmek istenmiş ve hâkime bu duruma müdahale yetkisi verilmiştir. 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesi; “Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir” hükmünü haizdir. Buna göre hâkim, sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılmasının ve ekonomik dengenin borçlu aleyhine aşırı derecede bozulmasının önüne geçmek için fahiş cezaî şartı indirmek zorundadır. Dolayısıyla hâkim, borçlunun talebi olmasa dahi fahiş gördüğü cezaî şartı resen dikkate alarak indirebilir. Fahiş cezaî şart, borçlunun ekonomik kişilik hakkını, ticari faaliyetini ihlal edecek, olumsuz yönde etkileyecek derecedeki cezaî şarttır (Fikret Eren; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 1216). Hâkim, cezaî şartın fahiş olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezaî şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezaî şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Kararlaştırılan cezaî şart indirilirken herhâlde alacaklının müspet zararını karşılamak için genel kurallara göre isteyebileceği tazminat miktarının üstünde kalınmalıdır. Fahiş olan cezaî şartın indirilmesi olanağı, zayıf durumda bulunan borçlunun sömürülmesini önlemeye yönelik, kamu düzenine ilişkin bir kuraldır. Bu nedenle borçlunun "indirilme olanağından önceden feragati" geçersizdir (Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2004, s. 391).
Hemen belirtilmelidir ki bir cezaî şartın fahiş olması, o cezaî şartın sırf bu sebeple geçersiz olması anlamına gelmez. 818 sayılı Kanunun 161/3. maddesiyle amaçlanan, cezaî şartın tamamen ortadan kaldırılması değil, sadece indirilmesidir. Dolayısıyla hâkim, kural olarak cezaî şartın tamamını ortadan kaldıramaz. Bu sebeple fahiş cezaî şartın indirilmesiyle birlikte, kararlaştırılan cezaî şartın yerine hâkim tarafından tayin edilen yeni cezaî şart geçmektedir.
Öte yandan bir sözleşmede tacir sıfatına taşıyan tarafın kararlaştırılan fahiş cezaî şartın, hâkim tarafından 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesine dayanarak indirilmesini mahkemeden talep etmesi mümkün değildir. Zira somut olay bakımından uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 24 üncü maddesi; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez” hükmünü haizdir. Her ne kadar anılan maddede "cezaî şart" yerine "ceza" tabiri kullanılmış ise de, gerek madde metninde fahiş olduğu iddiasıyla indirilmesinin mahkemeden istenemeyeceğinin belirtilmesi gerekse 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesine yapılan atıf dolayısıyla "ceza" tabiri ile "cezaî şartın" kastedildiği kuşkusuzdur. Dolayısıyla 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile borçlu tacirin fahiş cezaî şartın indirilmesini mahkemeden talep etmesi mümkün değildir.
Kanun koyucu, tacirlerin faaliyetlerini yürütürken tacir olmayanlara göre daha dikkatli ve özenli olması gerektiğini öngörmüştür. Tacirlere yüklenen bu gereklilikler, tacirlerin faaliyetlerinde daha çok risk altına girebileceğinin kabulü sonucunu doğurur. Bu durum 6762 sayılı Kanun’da düzenlenen basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğünde kendini gösterir. Objektif bir özen ölçüsü getiren basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü, tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli ve öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesi gerektiği anlamına gelir. Bu bakımdan tacirlerin fahiş cezaî şartın indirilmesini talep etme hakkını yasaklayan 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğünün bir yansıması niteliğindedir. Zira bir tacir, basiretli bir iş adamı gibi davranarak ekonomik açıdan yüksek bulduğu cezaî şartı en baştan kabul etmemelidir. Zira ticari hayat, istikrar üzerine kurulu olup alacaklı, çoğu zaman kararlaştırılan cezaî şarta güvenerek sözleşmeyi akdetme yoluna gitmektedir. Tacir borçlunun önceden kabul ettiği cezaî şartın fahişliğini iddia ederek indirilmesini sağlaması, alacaklının menfaatlerine ters düştüğü gibi ticari hayatta gerekli olan güven ve istikrarı da zedeler.
Bununla birlikte 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinin mutlak anlamda uygulanması, hakkaniyete aykırı bazı sonuçlara sebebiyet verir. Zira tarafların tacir olması, sözleşme özgürlüğü ile belirlenmiş sınırlar dışında sözleşme yapabilecekleri anlamına gelmez. Sözleşme özgürlüğünü düzenleyen 818 sayılı Kanun’un 19/1 maddesi gereğince; “Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbeste tayin olunabilir”. Tacir olan kişiye de tanınmış olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, bütün sözleşmeler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan ve 6762 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi atfı nedeniyle tacirler hakkında da uygulanacak olan 818 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi ile sınırlanmıştır. 818 sayılı Kanunun 20/1 maddesi; “Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır” hükmünü haizdir. Buna göre tacirler açısından cezaî şart miktarının sadece “ahlâka ve adaba aykırılık” kavramı ile sınırlanabileceği görülmektedir. Dolayısıyla taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezaî şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, ekonomik mahvına sebep olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam etmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise bu cezaî şart, ahlâka ve adaba aykırı bir şart olarak kabul edilmeli ve kısmen veya tamamen geçersiz sayılmalıdır.
Sözleşme özgürlüğüne ve bu özgürlüğün sınırlarının aşılması hâlinde öngörülen yaptırımlara ilişkin hükümler, genel nitelikte hükümler olduğundan bu hükümlerin tacirler yönünden de uygulanacağı şüphesizdir. Başka bir deyişle ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla cezaî şartın butlanı genel bir hüküm olduğundan borçlu, tacir olsa dahi böyle bir durumda cezaî şart kısmen veya tamamen geçersiz sayılabilir. 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinin, 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesine yaptığı yollamadan da anlaşılacağı gibi, sadece “fahiş olsa dahi cezaî şartın indirilemeyeceği” esası kabul edilmiş; aksine ahlâk ve adaba aykırı olan cezaî şartın da geçerli olmasını kabul etmemiştir.
Görüldüğü üzere 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile getirilen yasağın mutlak anlamda uygulanması adalet ve nesafet duygularına aykırı olduğu gibi ekonomik ve ticari hayatın gerçekleriyle uyuşmadığı için tacir borçlu aleyhine kararlaştırılan cezaî şartın ifasının borçlunun ekonomik mahvına yol açması muhtemelse, bu cezaî şart kural olarak ahlâka ve adaba aykırı kabul edilmelidir. Öte yandan ahlâka ve adaba aykırı olarak değerlendirilen bir cezaî şartın tamamen geçersiz sayılması yerine 818 sayılı Kanun’un 20/2 maddesine göre kısmen geçersiz sayılması gerekir. Nitekim kısmi butlan, bölünebilir sözleşmelerde olduğu gibi miktarı bakımından bölünebilir edimlerde de mümkündür (Doğan Ağırman; Uygulamada Ceza Koşulu ve Benzer Kurumlar, Ankara, 2023). Böylelikle ahlâka ve adaba aykırı derecede fahiş görülen cezaî şarttın sadece ahlâka ve adaba aykırılık teşkil eden kısmının geçersiz sayılması, kalan kısmında geçerliliğini koruması gerekir. Zira cezaî şartın alacaklının menfaatlerini de koruyan baskın bir yönü bulunduğundan cezaî şartın tamamen geçersiz sayılması taraflar arasındaki menfaat dengesinin bozulmasına sebep olacaktır.
Öte yandan 6762 sayılı Kanunun 1466 ncı maddesi; “Ticari hükümlerle yasak edilmiş bulunan muamele veya şartlar, aksine hususi bir hüküm bulunmadıkça, batıldır; şu kadar ki, bir akit hükmünce yerine getirilmesi gereken edalar hakkında kanun veya salahiyetli makamların kabul etmiş olduğu en yüksek haddi aşan mukaveleler, en yüksek had üzerinden yapılmış sayılır ve bu hadden fazla olan edalar, hata ile yapılmış olmasa dahi geri alınır. Bu hallerde Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi tatbik olunmaz.” hükmünü haizdir. Buna göre anılan maddedeki düzenleme kıyasen uygulandığında tacirler açısından ahlâka ve adaba aykırılık teşkil eden cezaî şarttın 818 sayılı Kanun’un 20/2 maddesi gereğince tamamen geçersizliği söz konusu olmayacak; sadece hâkim tarafından indirilen kısım geçersiz olacaktır (Kemal Oğuzman, Turgut Öz; Borçlar Hukuku Genel Hükümler C. 2, İstanbul 2018, s. 555).
Hemen belirtilmelidir ki; cezaî şart, tacir borçlunun ekonomik olarak mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise bu husus ahlâka ve adaba aykırı sayılacağından, hâkimin cezaî şartın tamamen veya kısmen geçersiz olduğuna karar vermesi mümkün ise de; bir sözleşmenin taraflardan biri için ekonomik yıkım teşkil ettiği ve bu sebeple ahlâka ve adaba aykırı olduğu hususu taraflar veya hâkimin bu husustaki sübjektif görüşüne değil, doğru ve makul kimselerin vasati görüşlerine göre tayin ve takdir edilmelidir. Zira bir tacirin hayatını başka yolda düzenlemek, özellikle masraflarını azaltmak ve bazı ihtiyaçlarından vazgeçmek mecburiyetinde kalması, ahlâka ve adaba aykırılığın kabulü için yeterli değildir. Ahlâka ve adaba aykırılığı tayin ve takdir edebilmek için taahhüt olunan işin değeri, tarafların ve özellikle borçlunun cezaî şartın kabul edildiği tarihteki ekonomik durumu tespit edilmeli, kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını belirlenmelidir (İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İstanbul, 2004, s. 237). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 18/2. maddesinde; ''Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.'' hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler, doktrin görüşleri ve açıklamalar çerçevesinde, davalı şirketin sadece davacı şirket ile yapmış olduğu anlaşma bedelinin 1.020.000,00-TL olduğu, sadece bir anlaşma kapsamında bahsi geçen bedel mukabilinde satış yapan bir şirketin işlem hacminin büyük olduğu, ayrıca davalı şirketin ticaret şirketi olması sebebiyle haiz olduğu tacir sıfatına binaen basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğu, davalı şirket tarafından davacı şirkete sunulan dilekçede de belirtildiği üzere teslim tarihinin 26/11/2022 olduğunun davalı şirketin kabulünde olduğu gözetildiğinde, cezai şart bedelinin fahiş bir bedel olmadığı kanaatine varılmıştır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinde; ''Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez. Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir.'' hükmüne yer verilmiş olup, avukatlık ücretinin kapsadığı işlere yer verilmiştir.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 16. maddesinde ise 'Arabuluculuk, Uzlaşma Ve Her Türlü Sulh Anlaşmasında Ücret' hususunda; ''1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur. (2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır:
a)Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanır. Şu kadar ki miktarı 7.200,00 TL’ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, 1.080,00 TL. maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
b)Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücrettir.
c)Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 1.080,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
ç)Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek bu Tarifeye göre belirlenir.'' hükmü düzenlenmiştir.
Yine her ne kadar davacı vekilince dava dilekçesinde, arabuluculuk vekalet ücretinin hüküm altına alınması talep edilmiş ise de, yukarıda yer verilen kanun ve tarife hükümleri kapsamında, avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığı olduğunun, arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukatın ücrete hak kazanacağının, ancak bu ücretin asıl alacağı geçemeyeceğinin, arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücretin (c) bendine göre ödediği maktu ücretin mahsup edilmesi ile bu tarifeye göre belirleneceğinin düzenlendiği, avukatın müvekkili olan tarafın yargılama sonucunda vekili olan avukata ödeyeceği vekalet ücretinin, anlaşmazlık ile sonuçlanan arabuluculuk faaliyeti kapsamında ödemesi gereken vekalet ücreti miktarının mahsup edilmesi neticesinde hesaplanacak bakiye bedelden ibaret olduğu dikkate alındığında, yapılan yargılama neticesinde ödenecek vekalet ücreti açısından avukatın müvekkili olan tarafa anlaşmazlık ile sonuçlanan arabuluculuk faaliyeti vekalet ücretinin ek bir külfet olarak yüklenmediği, müvekkili tarafından ödenecek sonuç vekalet ücreti içerisinde arabuluculuk faaliyeti vekalet ücretinin de yer aldığı, belirtilen sebepler dahilinde arabuluculuk faaliyeti vekalet ücretinin, yargılama sonucunda hüküm altına alınan vekalet ücretinden hariç tutulduğuna dair herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, aksine arabuluculuk vekalet ücretinin, avukatın yargılama sonucunda hak edeceği vekalet ücreti içerisinde yer alacağının düzenlendiği, ilgili kanun ve mevzuat hükümleri kapsamında avukatın müvekkiline yüklenmeyen arabuluculuk vekalet ücretinin karşı taraftan tahsilinin talep edilmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği gibi iyi niyet kurallarına da aykırılık teşkil edeceği ve hukuk düzeni tarafından korunmasının mümkün olmadığı göz önünde bulundurularak, davacı vekilinin arabuluculuk taraf vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında davalılardan tahsili ile davacıya verilmesi talebinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir Arabuluculuk Bürosunun...arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde düzenlenen 11/11/2022 tarihli Sipariş Formu, davalı şirket tarafından davacı şirkete hitaben yapılan 06/12/2022 tarihli başvuru evrakı, İzmir ... İcra Dairesinin... Esas sayılı icra takip dosyası, davacı şirkete ait şirketi imzaya ve temsile yetkili şahısları da gösterir ticaret sicil kayıtları, davacı şirkete ait vergi sicil kayıtları ile 2022-2024 yılına ilişkin BA/BS formları, davalı şirkete ait şirketi imzaya ve temsile yetkili şahısları da gösterir ticaret sicil kayıtları, davalı şirkete ait vergi sicil kayıtları ile 2022-2024 yılına ilişkin BA/BS formları ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın, taraflar arasındaki ... Yıl Garantili/...-Orijinal ve ... Yıl Garantili/...-Orijinal mahiyetindeki iki kalem akü ürünlerinin davacı şirket Teklif Değerlendirme Komisyonu tarafından seçilmesi ve sipariş formu düzenlenmesi üzerine satın alınmasına dair ticari ilişki kapsamında, ürünlerin 11/11/2022 tarihli Teklif İsteme Formunda 15 gün olarak belirlenen teslim tarihi olan 26/11/2022 tarihinde teslim edilmemesi üzerine Teklif İsteme Formunun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formunun 4. maddesi uyarınca davacı şirket tarafından davalı şirket adına toplam malzeme tutarının %10'una tekabül edecek şekilde 28.11.2022 tarihli ve... numaralı, 102.095,00-TL bedelli ceza faturası kesildiği, davalı şirketin ise 28.11.2022 tarihli ve ... numaralı iade faturası ile faturayı iade ettiği, bunun üzerine davacı şirket tekrardan 29.11.2022 tarihli ve... numaralı, 102.095,00-TL bedelli faturayla ceza faturası kesmek durumunda kaldığı, davalı şirketin bu faturayı da 30.11.2022 tarihli ve... numaralı iade faturası ile iade ettiği, neticeten davacı şirketin Teklif İsteme Formunun 8. maddesi ve Sipariş İsteme Formunun 4. maddesi uyarınca malzeme tutarının %10'u oranında olacak şekilde davalı şirketten 102.095,00-TL tutarında alacaklı olduğundan bahisle, cezai şart bedelinden kaynaklanan alacağın davalı şirketten tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine davalı şirket tarafından süresinde yapılan itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, İzmir ... İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyasında davacı alacaklı vekilinin davalı borçlu aleyhine 102.095,00-TL asıl alacak, 288,80-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 102.383,80-TL üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde düzenlenen 11/11/2022 tarihli Sipariş Formunda... Yıl Garantili/...-Orijinal akü ürününden 137 adet,...Yıl Garantili/...-Orijinal akü ürününden 125 adet olmak üzere iki kalemde belirtilen akü ürünlerinin davalı şirketten sipariş edildiği, teslim işleminin 15 iş günü içerisinde yapılacağının, son teslim tarihinin 26/11/2022 olduğunun, not başlıklı kısmın 4. maddesinde ise siparişe istinaden teslim edilmeyen malzemelerin toplam tutarına %10 cezai işlem uygulanacağının belirtildiği, davalı şirket tarafından davacı şirkete hitaben yapılan 06/12/2022 tarihli başvuru evrakında,... sipariş numarası ile uhdelerinde kalan aküleri son teslim tarihi olan 26/11/2022 tarihinde teslim etmeleri gerekirken, fabrikada yaşanan üretim bandı sorunundan dolayı 2 gün gecikmeli geldiği, geç teslim edecekleri, fabrikanın 15 gün içinde teslim edebiliriz sözüne istinaden sözlü olarak 15 gün içinde teslim edebiliriz dedikleri ama fabrikada yaşanan aksaklıklar nedeni ile 2 gün geç geldiği, akülerin ellerine yeni ulaştığı fakat gününde teslim edemediklerinden dolayı taraflarına 105.095.00-TL ceza kesildiği, bir de alımın iptal edildiği, ceza miktarının çok yüksek olmasından dolayı firmalarının çok büyük zarar göreceğinden kesilen ceza bedelinin iptal edilmesini, uygun görüldüğü takdirde, akülerin en geç 30/11/2022 tarihinde yani 2 gün içinde teslim edecekleri bildirdikleri, bu konu hakkında yardım rica ettiklerini belirttikleri, davalı şirketin sadece davacı şirket ile yapmış olduğu anlaşma bedelinin 1.020.000,00-TL olduğu, sadece bir anlaşma kapsamında bahsi geçen bedel mukabilinde satış yapan bir şirketin işlem hacminin büyük olduğu, ayrıca davalı şirketin ticaret şirketi olması sebebiyle haiz olduğu tacir sıfatına binaen basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğu, davalı şirket tarafından davacı şirkete sunulan dilekçede de belirtildiği üzere teslim tarihinin 26/11/2022 olduğunun davalı şirketin kabulünde olduğu gözetildiğinde, cezai şart bedelinin fahiş bir bedel olmadığı, dava açılmadan önce davalı şirketin usulüne uygun şekilde temerrüte düşürüldüğüne ilişkin yazılı delillerin mahkememize ibraz edilmemesi çerçevesinde temerrüt olgusunun ispatlanamadığı, davalı şirketin alacak talebine dayanak faturadan ödeme emrinin tebliği ile birlikte haberdar olduğu, bu sebeple işlemiş faiz talebinin haklı bir tarafı bulunmadığı, cezai şart bedelinin mahkememizce takdir olunduğu ve mahiyeti itibarıyla likit olmaması sebebiyle icra inkar tazminatı talebi açısından yasal şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, açılan davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Açılan davanın KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE,
1.Davalı ... Ticaret Limited Şirketinin İzmir... İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyasındaki icra takibine ilişkin İTİRAZININ 102.095,00-TL asıl alacak bedeli yönünden İPTALİNE, İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasındaki icra takibinin 102.095,00-TL asıl alacak bedeli üzerinden, asıl alacağa 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uyarınca yıllık %9 oranında ve değişen oranlarda yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına, 288,80-TL işlemiş faiz bedeline yönelik fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
2.Alacak miktarı likit olmadığından, yasal şartları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE,
3.Davacı vekilinin arabuluculuk vekalet ücreti talebinin REDDİNE,
4.492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 6.974,10-TL karar ve ilam harcından, davanın açılışı sırasında peşin olarak yatırılan 1.236,54-TL harcın mahsubu ile bakiye 5.737,56-TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5.Davacı tarafından yapılan 30,00-TL elektronik tebligat, 120,00-TL tebligat, 4,00-TL kep posta ücreti, 427,60-TL başvurma harcı ve 1.236,54-TL peşin harç olmak üzere toplam 1.818,14-TL yargılama giderilinin davanın kabul oranı dikkate alınarak 1.813,00-TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6.Davacının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 30.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7.Davalının kendilerini vekille temsil ettirdikleri göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 288,80-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
8.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi gereğince ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00-TL zorunlu arabuluculuk yargılama giderinin 3.111,20-TL'sinin davacıdan, 8,80-TL'sinin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
9.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/01/2025 Katip...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)