12. Ceza Dairesi
12. Ceza Dairesi 2016/9473 E. , 2017/878 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
Hüküm : 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili ile şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Suçtan zarar gören ... adına yapılan temyiz istemi davaya katılma talebi olarak değerlendirilmiş olup, şikayetçi kurumun, 5271 sayılı CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca kamu davasına katılan sıfatı ile kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;
1.Katılan Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde; 17/08/2011 tarih ve 28028 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, doğal sit alanlarında izinsiz gerçekleştirilen müdahaleler nedeniyle açılan davalara katılma hakkının ...'na ait olması karşısında, mahkemece katılan olarak kabul edilen Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, sanık hakkında tesis edilen hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmadığı anlaşılmakla, katılan Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak REDDİNE,
2.Katılan ... vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; 2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; kolluk kuvvetlerince düzenlenen 23/02/2008 tarihli tutanakta, ...'e ait olduğu tespit edilen evde inşaat çalışması yapıldığının belirtildiği, tutanak tanığı ...'ın soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığı'nda verdiği 06/06/2008 tarihli ifadede, 23/02/2008 tarihli tutanağı, kaba inşaatı bitmiş haldeki evin dış sıvasının yapılması ve eve bahçe duvarı inşa edilmesi nedeniyle düzenlediklerini söylediği, 24/07/2013 tarihli iddianame ile sanığın, İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 15/11/1995 tarih ve 7755 sayılı kararı ile tescilli 3. derece doğal sit alanı içerisindeki evinde tadilat ve sıva yaptırdığının iddia olunduğu, dava konusu edilmeyen bahçe duvarı imalatına ilişkin zamanaşımı dolduğundan, sadece dış sıva yapımına ilişkin değerlendirmede bulunulabileceği;
Dosya kapsamında mevcut Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2007/72 - 2007/480 sayılı dosyası ve sözü edilen dosya ile birleşen aynı mahkemenin 2007/114 - 2007/337 ve Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2007/83 - 2007/375 sayılı dosyaları incelendiğinde, sanığın, 23/02/2008 tarihli tutanağa konu yerde, daha önce, 26/10/2006, 23/11/2006 ve 04/01/2007 tarihli yapı tespit tutanakları ile belirlenen inşai müdahalelerinden dolayı yargılanmış ve 18/09/2007 tarihli karar ile mahkumiyetine hükmedilmiş olduğunun görüldüğü, 2007/83 - 2007/375 sayılı dosya içerisindeki 06/09/2007 tarihli bilirkişi raporunda, suça konu villanın dış cephesinin siding kaplamalı, dış doğramalarının pvc olduğunun; 2007/114 - 2007/337 sayılı dosya içerisindeki 06/06/2007 tarihli bilirkişi raporunda da, villanın pvc dış doğramalarının takılmış olduğunun belirtildiği;
Sanığın aşamalardaki savunmalarında, gerçekleştirdiği inşai müdahaleler nedeniyle yargılandıktan sonra suça konu yere yeni bir müdahalesinin olmadığını beyan ettiği, her ne kadar sit tescilinin mahallinde ilan edildiğine dair herhangi bir bilgi - belgeye ulaşılamamış ise de, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış olan taşınmaz üzerinde ve dolayısıyla hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen eylemler bakımından sit ilanının yapılmış olup olmamasının önem arz etmediği, kaldı ki, yukarıda da değinilen tutanaklar ve bu tutanaklara dayanılarak açılan davalardan sonra sanığın bölgenin niteliğini bilmediğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmakla; olay yerinde yeniden keşif yapılarak, tutanak tanığının beyanında dile getirdiği “inşaatı bitmiş haldeki evin dış sıvasının yapılması” fiilinin, sanığın daha önce yargılandığı dava dosyalarında binanın dış cephesine ilişkin olarak tespit edilen durumdan farklı bir fiil olup olmadığının, başka bir deyişle, bina dış cephesinin mevcut halinin, kullanılan malzemenin niteliği, yıpranma durumu, renk solmaları gibi teknik veriler ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle ne zaman yapıldığının, yapım zamanının, 23/02/2008 tutanak tarihi ile örtüşüp örtüşmediğinin tereddütsüz biçimde tespit edilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, 6498 sayılı Kanun değişikliğine şekli bir anlam yüklenmek suretiyle, işin esasına ilişkin değerlendirme yapılmadan beraat hükmü tesisi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin ve şikayetçi vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 08/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.