13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin şirket nezdinde işyeri sigorta poliçesi ile sigortalı ve davalının güvenlik hizmeti verdiği-----ait -----Zabıta Müdürlüğü arkası ------ adresinde mukim işyerine 30.10.2014 günü hırsız girdiğini, sigortalı konutta hırsızlık sigortası genel şartları ve eki klozlar dikkate alınarak ekspertiz incelemesi yaptırıldığını, sigorta zararının 11.910,00-TL olduğunun tespit edildiğini, sigorta zararının müvekkili şirketçe 11.12.2014 tarihinde tazmin edildiğini, TTK.’nun 1481. maddesi mucibince müvekkili şirket tazmin ettiği miktar kadar sigortalısının haklarına kanunen halef olduğundan ve sigortalının da güvenlik hizmetinin barındırdığı özeni göstermeyerek zarar uğramasına sebep olan davalıya zararının tazmini için genel hükümler uyarınca dava açma hakkı olduğundan, işbu rücuen tazminat davası ikame edildiğini, davalıya şifahen ve 13.03.2015 günlü yazı ile başvurulmuş olmasına rağmen davalının herhangi bir ödeme yapmadığını, müvekkilinin sigortalısının tazmin edilen 11.910,00-TL sigorta zararının tazmin tarihi olan 11.12.2014’den itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama masrafları ve ücreti vekaletin dahi davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dilekçesinde belirttiği dava dışı/sigorta ettiren ------ ile müvekkili arasında herhangi bir hizmet ilişkisi bulunmadığını, huzurda görülmekte olan davada müvekkilinin davalı sıfatı bulunmadığını, davanın hukuka aykırı, haksız ve mesnetsiz olup, delillerle ispatlanamamış soyut iddialar ile temellendirildiğini, dava konusu olay ticari iş ile ilgili olduğundan ötürü, davaya bakmakla görevli Mahkemenin TTK md.3 ve 4 uyarınca Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin davalı taraf sıfatı bulunmadığından müvekkilene yöneltilen haksız ve mesnetsiz davanın sıfat yokluğundan (husumetten) reddine ve görev yönünden reddine karar verilmesini ve ayrıca 14/03/2016 tarihli dilekçesi ile davanın, olayın meydana gelmesinde sorumluluğu bulunduğundan bahisle ------ ihbar edilmesini ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İhbar olunan vekili 13/02/2017 tarihli dilekçesi ile, müvekkili şirkete atfedilebilecek herhangi bir kusur ve sorumluluk olmaması nedeniyle haksız ve mesnetsiz olan davanın müvekkili şirkete ihbarı talebinin reddini istemiştir. Yargılama sırasında davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
DELİLLER
Kobi Paket Sigorta Poliçesi, Hasar dosyası, Ticaret Sicil Kayıtları,01.03.2014 tarihli Özel Güvenlik Hizmet Alım Sözleşmesi, Soruşturma dosyası UYAP kaydı, İfadeler, Keşif, Bilirkişi Raporu ve ek raporu, Ekspertiz Raporu, Ödeme belgeleri, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Dava , 6102 sayılı TTK'nin 1472. maddesi uyarınca davacı sigorta şirketinin sigortalısının haklarına halef olması sebebiyle 'Kobi Paket Sigorta Poliçesi' kapsamında işyerinden hırsızlık nedeniyle sigortalısına ödediği tazminatın davalı güvenlik şirketinden rücuen tahsili istemine ilişkindir.Tarafları yukarıda belirtilen dava dosyası hakkında----Hukuk Dairesi tarafından verilen 09/06/2022 tarih ve ------- Karar sayılı kararının kesinleşmesi ve süresinde yapılan başvuruya bağlı olarak Mahkememizin başlıktaki esasına tevzi edilen dava dosyasında 6102 Sayılı TTK'nin madde 4/2 hükmünde miktar ve değeri 500.000.00 (beşyüzbin) TL'yi geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanacağı belirtildiğinden müddeabihin değerine göre yargılamanın HMK.316-317 ve devamı maddelerine gereğince basit yargılama usulüne göre kaldığı yerden devam edilmiş, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada taraf vekillerinin ve ihbar olunan vekilinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçirilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Bilindiği üzere görevsizlik kararı ile birlikte görevli mahkeme tarafından yeniden görülmeye başlanan dava yeni bir dava olmayıp, görevsiz mahkemede başlayan davanın devamı niteliğindedir. Kural olarak; görevsiz mahkemede tarafların yaptığı usul işlemleri geçerli olup, görevsiz mahkeme tarafından yapılan usul işlemleri ise geçersizdir. Ancak görevli mahkeme görevsiz mahkemenin yapmış olduğu usul işlemlerinin tekrarlanması için başkaca bir neden yoksa bunları hükme esas alabilir. Bu ilkelerden hareketle mahkememizce önceki uzun yargılama süreci ve işin niteliği ile hukuki nitelendirmeye bağlı olarak görevsiz mahkeme tarafından yapılan usul işlemlerinin tekrarlanmasına gerek görülmediğinden hükme esas alındığı ifade edilmelidir. Davanın niteliğine göre bir kısım hukuki açıklamalar yapılarak somut olaya uyarlanması uygun olacaktır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun "Halefiyet" başlıklı 1472. maddesinde " (1) Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir. (2) Sigortalı, birinci fıkraya göre sigortacıya geçen haklarını ihlal edici şekilde davranırsa, sigortacıya karşı sorumlu olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur." hükmü bulunmaktadır.Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde de "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir. Bilindiği üzere haksız fiil ise öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmaktadır. Haksız fiilin unsurları ise eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak gösterilmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğmalı, zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ile zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir. Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır. 6098 Sayılı TBK'nin 61. maddesinde ise “Dış ilişkide, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” denilmiş, 62. madde de ise “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” düzenlemesi ile birden çok kişinin aynı zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Türk Borçlar kanununun müteselsil borçluluk ve dış ilişki de borçluların sorumluluğu başlıklı 163. maddesinde “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder” denilerek, zarar verenlerin zarar görenlere karşı sorumluluğunun kapsamını düzenlemiştir. Buna göre zarar gören tazminatın tamamını dilediği takdirde zarar verenlerin hepsinden talep edebileceği gibi bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki; müteselsil borçlular arasında aksi yönde bir kararlaştırmanın bulunmaması halinde, kural olarak borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumlu iseler de, bu kuralın istisnalarının da bulunduğu, Türk Borçlar Kanunu’nun 167. maddesinde düzenlenen "...veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ifadeden açıkça anlaşılmaktadır. Gerçekten de, müteselsil borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, aksine bir anlaşma olmasa dahi müteselsil borçluların, alacaklıya yapılan ifadan eşit oranda sorumlu olmamalarını, tam aksine müteselsil borçlulardan birinin borcun tamamından sorumlu olmasını gerektirebilir.Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama ışığında somut olaya bakıldığında ; davacı sigorta şirketi ile dava dışı sigortalısı ----- İsimli şirket arasında 01/04/2014-01/04/2015 başlangıç ve bitiş tarihli 'Kobi Paket Sigorta Poliçesi' bulunduğu , dava dışı işbu şirketin ------ adresinde kurulu ------ inşaatı nedeniyle projede taşeron olaark iş yaptığı ve proje sahasında kurulu şantiyesinin bulunduğu, 30.10.2014 gecesi şantiyede bulunan ve ofis olarak kullanılan yapıya hırsızların girdiği ve şirkete ait bilgisayar ve mütemmim cüzlerinin çalındığı sabittir. Buna ilişkin yapılan soruşturma, alınan ifadeler, tutanaklar ve sair tüm bilgi ve belgeler dosyada mukimdir. Davacı sigorta şirketine dava dışı sigortalanın hırsızlık hasar ihbarı sonucunda ekspertiz raporu düzenlenmiş ve rapor doğrultusunda dava dışı sigortalıya dava konusu edilen miktar ödenmiş ve bu bedeli için sigortalısına halef olmuştur. Aslında buraya kadar açıklanan hususlarda bir uyuşmazlık olmayıp olayın bütünün anlamak ve akışı sağlamak için açıklanıp anlatılmıştır. Söz konusu şantiye sahası bir bütün olup asıl işveren/yüklenici konumunda olan dava dışı ihbar olunan------. ile davalı güvenlik şirketi arasında 01.03.2014 tarihli Özel Güvenlik Hizmet Alım Sözleşmesi bulunmaktadır. Yargılamanın önceki safhalarında her nasılsa davalı taraf ile ihbar olunan arasındaki sözleşme ilişkisi ve karşılıklı sözleşmedeki sorumlulukları ve sorumlulukların yerine getirilip getirilmediği üzerinde durulmuş ve önceki görevsiz mahkeme tarafından verilen kararda da; bilirkişi raporu temel alınarak aynen davalı ve ihbar olunanı bağlayıcı bu sözleşme hükümleri ve bilirkişi rapor ve ek raporu gözetilerek ihbar olunan------ güvenliğe dair sunulan risk analizine dair sorumluluğunu yerine getirmediğinden davalının (da) sorumlu tutulamayacağı düşüncesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkememizce elbette bu gerekçeyle bağlı kalınmamış ve karar hiçbir şekilde paylaşılmamıştır. Çünkü; yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarına göre davacının sigortalısı şirketin ofisinde hırsızlık meydana geldiği, ofisin bulunduğu yerin bilirkişi tarafından hazırlanan krokiden de anlaşıldığı üzere güvenlik hizmetine dahil olduğu, olayda haksız fiilin tüm unsurlarının oluştuğu ve üçüncü kişi konumunda olan davacının vaki zararının TBK'nin 61. maddesi gereğince müteselsil sorumluluk ve dış ilişki kapsamında davalı tarafından karşılanması gerektiği çok açık bir şekilde tespit ve tayin edilmiştir. Filvaki, mahkememizden önceki görevsiz mahkemede dava ve bilirkişi raporlarında tartışılıp değerlendirilen hususlar, sözleşme ilişkisi ve hüküm gerekçesi tamamen TBK' nin 167.maddesi kapsamında davalı ile ihbar olunan şirketler arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiren konulardır. TBK'nin 50.maddesine göre yargılama sırasında zarar miktarı, kusur ve ispatı konusunda ise esaslı bir tartışma olmasa da; işin niteliği gereği kusur dış ilişkide külliyen davalının üzerinde olup, zarar tarihi itibariyle zarar miktarı ise ekspertiz raporu ve bunu doğrulayan zarar hesabına ilişkin benimsenen bilirkişi raporu da bu konuyu kalıcı ve kesin olarak çözmüş durumdadır. Zira; Sigorta eksperlerinin hukuki statüsü ve sigorta eksperleri tarafından tanzim edilen raporların hukuki niteliği 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda düzenlenmiştir. Kanunun 2/1-n maddesinde sigorta eksperlerinin tarafsız ve bağımsız olduğu, aynı kanununun 22/13 fıkrasında sigorta eksperlerinin tarafsız olmak zorunda olduğu, yine aynı kanunun 22/17 fıkrasında eksperler tarafından düzenlenen raporların delil niteliğinde olduğu yönündeki düzenlemeler dikkate alındığında sigorta eksperleri tarafından düzenlenen raporların yargılama aşamasında itibar edilecek türden bir belge olduğu açıktır. Bu durumda birbirini doğrulayan ekspertiz raporu ve gerekçeli ve denetime açık olduğu için benimsenen bilirkişi hesap raporuna göre zarar miktarının dava değeri gibi hükme esas alınmasında bir sakınca yoktur. Binaenaleyh, davacı şirketin davasını, TMK'nin 6 ile HMK'nin 190, maddeleri gereğince özellikle ekspertiz raporu, soruşturma dosyası, poliçe ve değere ilişkin kısmen benimsenen bilirkişi raporu ve anılan diğer durum ve deliller karşısında açıkça ispatladığı sonuç ve kanaatiyle davanın kabulü ile, 11.910,00 TL rücuen tazminat alacağının taleple bağlılık ilkesi ve her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre karara bağlanması esasında; halef-selef şirketlerin ve davalının tacir sıfatı taşımaları nedeniyle uygulanması gereken faiz tür ve oranı ile zararın tazmini tarihinden itibaren sorumlulara rücu edilerek faiz yürütülebileceğinin tespitiyle; 11.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhine hüküm verilen davalı şirket sorumlu tutulmak suretiyle ; 6 100 Sayılı HMK'nin 26, 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
1.)Davanın kabulü ile, 11.910,00 TL rücuen tazminat alacağının 11.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,
2.)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 813,57 TL karar ve ilam harcından başlangıçta alınan 203,40 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 610,17 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3.) Davacı tarafından yapılan 27,70 TL başvurma harcı 203,40 TL peşin harç, 518,90 TL posta masrafı ve 2.700,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 3.450,00 TL yargılama giderinın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4.)Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davacı vekili için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1 maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 9.200,00 TL nispi/maktu vekalet ücretinın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5.)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına,Dair, davalı vekilinin ve ihbar olunan vekilinin yüzlerine karşı, davacı vekilinin yokluğunda ;6100 sayılı HMK'nin 341/2. maddesi gereğince karar tarihi itibariyle kararının miktar yönünden (11.910,00 TL