Aramaya Dön

3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2021/758
Karar No
K. 2023/402
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2021/758
KARAR NO: 2023/402
DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
DAVA TARİHİ: 14/09/2021
KARAR TARİHİ: 27/04/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 02/06/2023

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

İDDİA

Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 14/09/2021 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ;

Müvekkili ...'ın ortağı olduğu .... İş Sağlığı'nın 04/05/2010 tarihinde kurulduğunu, Müvekkilinin feshi istenen şirketin %50 oranında hissedarı olup,şirketin diğer hissedarının yine *6S0 oranında ... olduğunu, 25/06/2020 tarihinde ilan edilen genel kurul kararı gereği hem müvekkilinin hem de şirketin diğer hissedarı ...'ın 5 yıllığına şirketi münferiden temsil etmeye yetkili müdür olarak atandıklarını, halihazırda hem müvekkilinin hem de ...'ın şirketi tek başına temsil yetkisi bulunduğunu, feshi talep edilen davalı şirketin esas sözleşmesinin 11. maddesinde; "Şirketin safi karı, şirket adına yapılmış her türlü masrafların çıkarılmasından sonra kalan miktardır. 965 ihtiyat akçesi ayrıldıktan sonra kalan miktar hissedarlara ödenmiş sermaye üzerinden hisseleri oranında dağıtılır. Karın bir kısmının hissedarlara dağıtılması veya şirket adına işletilmesi veya memurlara, hizmetlilere ikramiye olarak verilmesi gibi kararlar şirket sermayesinin en az %51'ini temsil eden hissedarların kararına bağlıdır." hükmünün yer aldığını, yine esas sözleşmenin 12. maddesinde; "Safi kardan her yıl öncelikle 965 ihtiyat akçesi ayrılır. İhtiyat akçesi şirket sermayesinin 9620'sine çıkıncaya kadar ayrılır. Kanuni ve ihtiyari akçeleriyle, kanun ve bu ana ire avrılması gereken miktar safi kardan ayrılmadıkça hissedarlara kar dağıtılamaz." hükmünün yer aldığını, İlgili hükümlerde açıkça görüldüğü üzere şirket hissedarlarına kar payı dağıtılmasının, öncelikle şirket sermayesinin 9651'ini temsil eden hissedarların kararına bağlandığını, Feshi talep edilen .... İş Sağlığı ve İş gözetildiğinde, somut olayda dava konusu şirket hissedarlarına kar dağıtılması için bu kararın güvenliği Hizmetleri Limited Şirketi'nin %50'şer hisse üzerinden 2 hissedarı bulunduğu oybirliğiyle alınması gerektiğini, ayrıca sözleşmenin 12. maddesinde belirtildiği üzere, ihtiyat akçeleri ayrılmadıkça hissedarlara kar payı dağıtılmasının esas sözleşme ile yasaklandığını, şirket hissedarı ve şirketi münferiden temsile yetkili ...'ın, esas sözleşmeye aykırı şekilde şirket giderleri ödenmeden ve ihtiyat akçesi ayrılmadan, şirkete ait ortak hesaptan haksız ve hukuka aykırı olarak para çektiğini, hem şirketin tüzel kişiliğini hem de şirket hissedarı ve müdürü müvekkili ...'ı zarara uğrattığını, ...'ın şirketin hesaplarından yaptığı hukuka aykırı işlemler ve haksız para çekmesi sebebiyle şirkete ait vergi borçları da ödenemediğinden kamunun da zarara uğradığını, ..., şirket adına ödenmesi gereken, şirket merkezinin bulunduğu taşınmaza ait kira bedellerine de haksız ve hukuka aykırı olarak el koyduğundan, bir süre daha kira ödemesi yapılamaması halinde şirketin faaliyetinin devam ettirildiği taşınmazdan tahliye edilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalınacağını ve şirketin faaliyetinin devamının imkansız hale geleceğini, ...'ın gerek şirketi, gerek şirket ortağı müvekkili ...', gerekse kamuyu zarara uğratan eylemleri sebebiyle, şirketin halihazırda faaliyetine devam etmesinde yarar bulunmadığı gibi şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinde haklı sebebin varlığı halinde her ortak tarafından mahkemeden limited şirketin feshinin talep edilebileceğinin düzenlendiğini, haksız eylemleri sebebiyle şirketi zarara uğratan ... halihazırda şirketi münferiden temsile yetkili olduğundan, şirketin, şirket ortaklarının ve kamunun zararının artmasını engellemek amacıyla öncelikle şirket hesapları hakkında 'şirkete ait kamu borçlarının ve şirket merkezinin bulunduğu taşınmaza - ilişkin kira borçlarının ödenmesi dışında herhangi bir işlem yapılamaması' yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, feshi talep edilen şirket hissedarı ...'ın sağlık problemleri sebebiyle şirkette aktif çalışamayacağını, kendisi adına yapılacak işlemlerin oğlu ... tarafından takip edileceğini müvekkili ...'a sözlü olarak bildirdiğini, esasında ...'ın oğlu ....'ın babasının talimatları ile şirketin giderlerinin ödeneceği ortak hesaptan henüz şirket giderleri ödenmeden ve kar payı dağıtımına ilişkin bir anlaşma yapılmadan, zaten kar payı olmayan bedelleri -zira şirketin giderleri ödenmeden kar payı - tespit edilemeyeceğinden- şirketin ortak hesabından öncelikle davalı şirket ortağı ve babası olan ...'ın hesabına, akabinde annesi ....'ın hesabına göndererek hem şirketi hem de şirket ortağı müvekkili ...'ı zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini, müvekkili ...''ın şirket ortağı ... ve ailesinin hileli davranışları sebebiyle şirketin zarara uğramasını engellemek amacıyla ... ve ailesinin hukuka aykırı işlemlerini sonlandırması ya da ortaklığın anlaşma yolu ile sonlandırılmasına ilişkin teklifte bulunmuşsa da, ... ve oğlu ... müvekkilinin tüm taleplerine rağmen hukuka aykırı ve hileli işlemlerini devam ettirdiğinden ve taraflar arasında güven ilişkisi kalmadığından bu halde şirketin devamı da mümkün olmadığından, davalı şirketin feshini talep etme zaruretinin hasıl olduğunu, Neticede; davanın KABULÜ ile ...'nin FESHİNE, şirketin feshinin mümkün olmaması halinde şirket ortağı ...'ın ortaklıktan çıkarılmasına veya Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3. maddesi gereği duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA

Dava dilekçesi ile eklerinin davalı şirkete usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davalı şirketin cevap dilekçesi sunmadığı görüldü. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, davalı şirketin fesih-tasfiyesi veya davacıların çıkma payının tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.

Bilirkişiler Prof. Dr. ...., .... ve Dr. ... tarafından mahkememize sunulan 02/03/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davalı şirketin 31.03.2022 tarihi itibariyle rayiç değerli özkaynaklarının 833.187,07 TL olduğu, dolayısıyla davacı ve dava dışı ...'ın ayrılma payının rayiç değerli özkaynak 833.187,07 TL /2 = 416.593,54 TL olarak hesaplandığı, dosyada mevcut bilgi ve belgeler ışığında, davalı şirketin TTK m. 636/3 kapsamında feshi için haklı sebeplerin mevcut olduğu, fesih ve tasfiye dışında alternatif bir çözümün somut uyuşmazlık bakımından gerçekçi olmayacağı yönünde görüş bildirmişlerdir.

Limited şirketin infisah sebeplerinin nelerden ibaret olduğu TTK.m.636 da sayılmış bulunmaktadır. Bu maddenin birinci bendine göre, ana sözleşme ile şirketin infisah sebeplerini önceden kararlaştırmak mümkündür. Ortaklar, kanunda gösterilen sebepler dışında diğer infisah sebeplerini serbest iradeleriyle tespit edip bunları şirket sözleşmesine dercededebilirler. Örneğin, ortaklardan birinin ölümü veya iflâsı yahut şirket müddetinin sona ermesi gibi sebepleri infisah sebebi olarak kabul edebilirler. Bunun yanı sıra TTK.m.636/3 de "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir"hükmü getirilmiştir.

Haklı sebebe sonuç bağlanan hallerden bir tanesi de ortaklık sözleşmelerinde ortaklığın feshi ve yine buna bağlı olarak ortaklıktan çıkma-çıkarma halleridir.TTK'nın 636/3'ncü maddesinde düzenlenen fesih davasının tamel şartı,haklı sebebin olmasıdır. Genel olarak söylenebilir ki, ilgili hükümlerde, haklı sebeple feshin yanında ortaklığın sona erme sebepleri şahsında doğan yahut feshi talep eden ortağın ortaklıktan çıkarılması kabul edildiği gibi (çıkarma), ortağın haklı sebeplerin mevcudiyeti halinde şirketten çıkmasına da (çıkma) müsaade edildiği görülmektedir (Kollektif şirket için TK. 245, 255/1, 257, anonim şirket için TK. 531, limited şirket için TK. 636/3, 638/2, 639/2 b, 640/3; ayrıntılı bilgi için bkz. Nuri ERDEM, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul 2012, s. 5 vd). TTK.' da limited ortaklığın, ortaklardan birinin talebi üzerine ve haklı sebeplerden dolayı mahkeme kararıyla sona erebileceği düzenlenmiştir. Keza, haklı sebeplerin varlığı halinde ortak, Mahkeme kararı ile limited ortaklıktan çıkma hakkına sahiptir.

Ancak TTK.m.636 da nelerin haklı sebep sayılacağı gösterilmemiştir. Şahıs şirketlerinde olduğu gibi Limited Şirketlerde de ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek gayret ve birbirlerine karşı güven ilişkisi içerisinde bulunmaları şirketin devamı için zorunludur. Şirketlerde olmazsa olmaz bu unsurların zedelenmesi, şirketin devamını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkânsız hale getirebilir. Ortaklar arasında özünde, aynı amaç için çalışma azminin olmaması şirketlerde güvensizliğe neden olacaktır. Böyle bir durumun varlığına rağmen, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak doğru değildir. Bu durumda ortağın şirketteki payını başkasına devrederek ayrılması düşünülebilirse de ortağın payını devrederek şirketten ayrılmasının zor veya imkânsız olduğu hallerde, ortağın kendisini, çekilmez bir hal alan ortaklık ilişkisinden, kurtarabilmesi amacıyla, haklı sebeple fesih hükümlerine yer verilmiştir. Haklı nedenin tanımı yasada yapılmamış ancak bazı hükümlerde örnek olarak haklı nedenlere değinilmiştir (TTK md. 245 a-d ). Bu nedenle haklı sebep her olayın özelliğine göre saptanır.

TTK md. 245 metninde dört bent halinde sayılan fesih nedenlerinin sınırlı olmadığı bu hallerin örnek olarak verildiği 4. bendin sonundaki "gibi haller " deyiminden açıkça anlaşılmaktadır. Haklı sebepler, ya şirket ortakların şahsından ya da ortakların şahıslarıyla hiç ilgisi olmayan nedenlerden doğmuş olabilir. Maddenin a-d bentlerinde sayılan haller ortaklara bağlı (sübjektif) sebeplerdir. Şirketin maksadının elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek maddi ve hukuki sebepler, (örneğin döviz yokluğu nedeniyle ithalatın uzun süre yapılamayacağının anlaşılması gibi) (objektif) sebeplerdir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir.(Ydr.Doç.Dr.Ali Haydar Yıldırım,Limited Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi,Bursa 2013,s.126-127)

Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun limited ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülecektir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlali, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin, E. 1997/9084; K. 1997/8442, T. 21/11/1997 ) tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin E. 2003/3080, K. 2003/9839, T. 27/10/2003 ) gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür.

Haklı sebeple şirketin feshinin temelinde, dürüstlük kuralı ve kişilik haklarının korunması ilkeleri bulunduğundan, haklı sebebin mevcut olup olmadığı tespit edilirken dürüstlük kuralına ve kişilik haklarına aykırı bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir (Zeynep Mineliler, Yeni Türk Ticaret Kanunu'na GöreLimited Şirketterin Haklı Sebeple Feshi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C: XVI, Y. 2012, S. 3, s. 109). Haklı sebeplerin şirketin feshini gerektirebilmesi için, artık bu sebeplere dayanılmasının davacı ortak veya ortaklar açısından açık bir şekilde imkânsız hale gelmesi ve şirketin devamını sağlayan unsurların ortadan kalkmış olması gerekmektedir.(Mineliler, s. 109).

Haklı sebep olduğu iddia edilen olayın, şirketin feshine neden olacak nitelikte olup olmadığı değerlendirirken, şirketin yapısı, ortak sayısı, ortaklar arasındaki ilişkileri dikkate alınmalıdır. Örneğin, iki ortak arasındaki ciddi bir anlaşmazlık, iki kişilik bir şirkette, şirketin çalışamaz duruma gelmesine neden olabilirken, daha fazla ortak sayısına sahip bir şirkette aynı anlaşmazlık şirketin faaliyetlerinin devamını etkilemeyebilir.

Bunun yanı sıra talep edilen sonucun kabulünün menfaatler dengesine uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Feshi talep eden ortağın çıkması veya çıkarılması taraf menfaatlerine daha uygun ise feshe karar verilmemelidir. Taraf menfaatlerinin dışında fesih talebinin son çare olup olmadığı hususu da değerlendirilmelidir.

TTK.’nun 636/3’ncü maddesi uyarınca her ortak, muhik sebeplere dayanmak şartıyla şirketin feshini mahkemeden talep edebilir. Bu hükmün devamında getirilen düzenleme mülga TTK da bulunmayıp, Mahkemeye, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmetme yetkisi vermektedir.

Kanunda anılan çözümler, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılması ile sınırlı olmayıp Hakime geniş bir hareket alanı bırakmaktadır. Uygun düşen kabul edilebilir çözüm konusunda Kanunda bir açıklık bulunmamakla beraber İsviçre doktrininde anonim şirketler bakımından örneğin hakim uyuşmazlık konusu olayda örneğin kâr payı dağıtılmasına, yeni bir müdür atanmasına, azlık pay sahibine tazminat ödenmesine, kısmi tasfiye gibi çözümlere başvurabileceği belirtilmektedir. Bu genel açıklamalardan sonra somut olayda haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek gerekecektir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı .... (*433,33 oranında esas sermaye payı) TTK m.636 uyarınca bu davayı açmaya yetkilidir. Bilindiği üzere - anonim şirketten farklı olarak -limited şirkette haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshini her ortak isteyebilir, dava açmakiçin azınlık pay sahibi olmak gibi bir koşul bulunmamaktadır. Dolayısıyla limited şirketlerde fesih davası azınlık hakkı olarak değil ortaklık hakkı olarak düzenlenmiştir.

Gerçekten de davacının iddialarından (bu meyanda bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilmiş olduğu, şirket ortaklarının şirkete ait makine, araç ve gereçleri kendi şirketlerine taşıdıkları, tüm müşterileri kendi şirketleri olan .... şirketine yönlendirdikleri, davalı şirket tabelasını indirerek kendi şirketlerinin tabelasını astıkları, davalı şirketin üretim tesisinde kendi şirketlerinin mallarını ürettikleri, şirketin kötü yönetilmekte olduğu, davalı şirketin üretim ve pazarlamasının .... şirketi üzerinden yürütülmekte olduğu, ortaklar arasında güven kalmadığı, davacı ile diğer ortaklar arasındaki husumetin uzun süredir devam etmekte olduğu, davalı şirkette hiç kar dağıtılmamış olduğu yönündeki iddiaları), davacı pay sahibi bakımından Şirket'te kalmanın çekilmez bir hale geldiği anlaşılmaktadır. Davalı da cevap dilekçesinde ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmiş olduğunu kabul etmektedir. Tarafların karşılıklı iddiaları değerlendirildiğinde,ortaklar arasındaki güven duygusunun temelinden sarsıldığı görülmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından TK m. 531 ile ilgili verilen bir kararda, ortaklar arasında uzlaşma olanağının kalmayışı ve taraflar arasında birçok dava ve çekişmenin bulunması, haklı sebep olarak kabul edilmiştir (12.10.2015 T., E. 2015/6768, K. 2015/10302, . Bununla birlikte yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere limited şirketin feshine karar verilebilmesi için azlık tarafından ileri sürülen sebeplerin haklı olması tek başına yeterli değildir. Mahkemenin feshe karar verebilmesi için, ileri sürülen sebeplerin şirketin feshini gerektirecek nitelikte olması da gerekir. Alternatif çözümler varken, şirketin varlığını ortadan kaldıran sonucun seçilmemesi verekir.Yukarıdaki açıklamalara göre davacının,haklı nedenle şirketin feshini veya ortaklıktan çıkarılmayı talep etme şartlarının oluştuğu sonucuna varılmaktadır.

Davalı şirketin haklı nedenlerle feshi koşulları oluştuğu belirlenmekle birlikte işletmenin devamı menfaatler dengesine daha uygun görülmektedir. Bununla birlikte, taraflar arasında kişisel anlaşmazlıklar baş gösterdiği, bu hususun şirketin ilerlemesini engellediği, dosyaya yansıyan karşılıklı suçlamalar olduğu, tarafların az ortaklı limited şirkette bir arada faaliyet göstermesindeki zorluklar kabul edilmesi gereken vakıalardır. Bu gibi durumlarda ortaklar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek üzere şirketin feshedilmeksizin çözüm yolları getirmek üzere konuyu düzenleyen 6102 sayılı TTK. 636/3' te 6762 sayılı kanundan farklı olmak üzere ilave çözüm yollarına hükmedilmiştir. Hükmün ikinci cümlesinde mahkemeye ilave bir imkân getirilerek "Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir" şeklinde bir kural konulmuştur. Hüküm anonim ortaklığın haklı sebeple feshini düzenleyen TTK. 531' e paralel olduğundan bu hükümle ilgili kabul edilen esaslar limited ortaklıklar bakımından da tatbik edilebilir mahiyettedir.

Esasen hüküm ilave bir imkâna yer verdiği gibi, davaya bakan mahkemeye son çare niteliğinde fesih kararı vermezden evvel uygun çözüm yollarını inceleme mükellefiyeti de getirmektedir. Şöyle ki, fesih kararı verilmeden önce diğer çözümlerin, söz gelimi çıkmanın sonuç sağlayıp sağlamayacağı tartışılmalıdır. Zira bu yapılmadan feshe karar verilmesi bir bozma gerekçesidir (ERDEM, s. 223). Bir hukuki ilişkinin haklı sebeple sona erdirilmesi, son çare olarak uygulanması gereken ve eğer taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü başka bir yolla sağlanabiliyor ise ancak ondan sonra başvurulması gereken tali bir çözüm tarzıdır. Kaynak İsviçre Hukukunda da, ortaklığın haklı sebeple feshi davasının tali bir yol olduğu kabul edilir. Her ne kadar gerek TTK 531' in gerekse TTK. 636/3' ün lafzı öncelikle fesih yöntemini dile getiriyor ise de bu yanıltıcıdır. Zira fesih, tali ve son çare "ultimo ratio" bir çözüm tarzıdır. Taliliğin genel olarak iki şekilde anlaşıldığı görülür. Bunlardan ilki, öncelikle diğer çözüm yollarına başvurulmuş olması gerektiği, diğeri ise, haklı sebeple fesih sebeplerinin diğer fesih sebepleri yoksa başvurulması gereken bir sebep olduğudur. Ayrıca, bilimsel öğretide yeni kabul gören bir fikre göre, diğer tedbirlerin uygulanması ile olası bir aykırılık giderilebilecek ise haklı sebeple fesih talebinin kabul edilmesi doğru olmayacağı gibi verilecek hüküm yönünden de orantılılık ilkesi göz önünde bulundurularak uygun ve kabul edilebilir bir çözüme hükmedilebilecektir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı ... (9650 esas sermaye payı) TTK. m. 636 uyarınca işbu davayı açmaya yetkilidir. Bilindiği üzere - anonim şirketten farklı olarak - limited şirkette haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshini her ortak isteyebilir, dava açmak için azınlık pay sahibi olmak gibi bir koşul bulunmamaktadır. Dolayısıyla limited şirketlerde fesih davası azınlık hakkı olarak değil ortaklık hakkı olarak düzenlenmiştir. Öte yandan haklı sebeple fesih davasında husumet, ortaklara değil, limited ortaklığa yöneltilir. Bir başka deyişle, haklı sebeple fesih davasının davalısı limited ortaklıktır ki huzurda davada husumet Şirket'e yöneltilmiştir. Gerçi Yargıtay iki ortaklı limited şirketlerde husumetin diğer ortağa yöneltilmesini de kabul etmektedir.

Mali Bilirkişi tarafından yapılan incelemeler neticesinde;Mahkememizce Esenler Kaymakamlığı'na yazılan müzekkereye verilen 13.01.2022 tarihli cevabi yazı ekindeki tutanakta, “bahse konu Şşirketin 1 yıldan beri kapalı olduğu çevrenin beyanından anlaşılmıştır...” yazılı olduğunun görüldüğü, yine Mahkememizce Davalı Şirket'in vergi dairesi olan Esenler Vergi Dairesi'ne yazılan müzekkereye verilen 12.10.2022 tarihli cevabi yazıda, Davalı Şirket'in 31.03.2022 tarihi itibariyle re'sen terk olduğu bilgisinin verildiği, nitekim Davalı Şirket mali müşaviri nezdinde yapılan incelemelerde de *Davalı Şirket'in mali ve vergisel yükümlülüklerini 31.03.2022 tarihine kadar yerine getirdiğinin, işbu tarihten sonra Şirket'in faaliyetlerine son verdiğinin” beyan edildiği, Şirket'in kasa hesabının detayının incelenmesinde, kasada para olduğu halde bankadan kasa hesabına para çekilmeye devam edilmesinin, çekilen paraların aslında Şirket kasasında olmadığına işaret ettiği, Şirket kamuya olan borç ödemelerini dahi yerine getirememişken, Şirket ortaklarının Şirket'e toplam 927.896,65 TL borcu olmasının, Şirket kaynaklarının ortaklar cari hesabına aktarıldığını gösterdiği tespit edilmiştir.

Sektör Bilirkişisi tarafından yapılan keşif esnasında da bahse konu adreste davalı şirketin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Bu genel açıklamalar ışığında huzurdaki dava değerlendirilecek olursa: şirketin %100 üne sahip pay sahibi olan davacı ile diğer ortağın bir araya gelerek uzun zamandan beri ortaklar kurulunu toplayamadıkları ve yaptırılan zabıta araştırmasına göre davalı şirketin tescilli adresinde faaliyet göstermediği,gibi vergi kaydının da işyerinde faal olmaması nedeniyle resen terkin edildiği,davalı şirketin gayri faal olduğu anlaşılmıştır.Şirketler kâr amacıyla kurulur. Gayri faal olma durumunun süreklilik arzetmesi halinde, ekonomik amacını yitirdiğinin kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11 inci Hukuk Dairesi'nin 04/11/2013 gün ve 2013/2984 esas,2013/19604 karar sayılı ilamı) Somut olayda davalı şirketin uzun zamandan beri herhangi bir faaliyetinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Bu durumda şirket ortakları arasında ortaklık ilişkisini sürdürme iradesinin ve amacının ortadan kalktığı, şirketin hali hazırda gayri faal olduğunun polis tutanakları ve vergi kayıtları ile sabit olduğu, şirket sözleşmesinde yazılı olan amaç ve işletme konusunu gerçekleştirmesinin hemen hemen imkânsız hale geldiği,,buna göre şirketin haklı nedenlerle feshi koşullarının oluştuğu kanaatine varılmıştır.

Bu gibi durumlarda ortaklar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek üzere şirketin feshedilmeksizin çözüm yolları getirmek üzere konuyu düzenleyen 6102 sayılı TTK. 636/3' te 6762 sayılı kanundan farklı olmak üzere ilave çözüm yollarına hükmedilmiştir. Hükmün ikinci cümlesinde mahkemeye ilave bir imkân getirilerek "Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir" şeklinde bir kural konulmuştur. Hüküm anonim ortaklığın haklı sebeple feshini düzenleyen TTK. 531' e paralel olduğundan bu hükümle ilgili kabul edilen esaslar limited ortaklıklar bakımından da tatbik edilebilir mahiyettedir.

Esasen hüküm ilave bir imkâna yer verdiği gibi, davaya bakan mahkemeye son çare niteliğinde fesih kararı vermezden evvel uygun çözüm yollarını inceleme mükellefiyeti de getirmektedir. Şöyle ki, fesih kararı verilmeden önce diğer çözümlerin, söz gelimi çıkmanın sonuç sağlayıp sağlamayacağı tartışılmalıdır. Zira bu yapılmadan feshe karar verilmesi bir bozma gerekçesidir (ERDEM, s. 223). Bir hukuki ilişkinin haklı sebeple sona erdirilmesi, son çare olarak uygulanması gereken ve eğer taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü başka bir yolla sağlanabiliyor ise ancak ondan sonra başvurulması gereken tali bir çözüm tarzıdır. Kaynak İsviçre Hukukunda da, ortaklığın haklı sebeple feshi davasının tali bir yol olduğu kabul edilir. Her ne kadar gerek TTK 531' in gerekse TTK. 636/3' ün lafzı öncelikle fesih yöntemini dile getiriyor ise de bu yanıltıcıdır. Zira fesih, tali ve son çare "ultimo ratio" bir çözüm tarzıdır. Taliliğin genel olarak iki şekilde anlaşıldığı görülür. Bunlardan ilki, öncelikle diğer çözüm yollarına başvurulmuş olması gerektiği, diğeri ise, haklı sebeple fesih sebeplerinin diğer fesih sebepleri yoksa başvurulması gereken bir sebep olduğudur. Ayrıca, bilimsel öğretide yeni kabul gören bir fikre göre, diğer tedbirlerin uygulanması ile olası bir aykırılık giderilebilecek ise haklı sebeple fesih talebinin kabul edilmesi doğru olmayacağı gibi verilecek hüküm yönünden de orantılılık ilkesi göz önünde bulundurularak uygun ve kabul edilebilir bir çözüme hükmedilebilecektir.Yine diğer uygun çözümler değerlendirilmeden feshe karar verilmesi de bir bozma sebebidir.Ancak somut olayda şirketin faal olmaması ve davalı şirketin işletme konusunun gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi hususları gözönüne alındığında davalı şirketin feshine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davanın KABULÜNE; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün .... sicil numarasında kayıtlı bulunan davalı ... İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ HİZMETLERİ LİMİTED ŞİRKETİnin TTK'nun 636/3.maddesi hükmü uyarınca HAKLI SEBEPLE nedeniyle FESİH VE TASFİYESİNE,

2.Tasfiye işlemlerini başlatıp sonuçlandırmak üzere davacı ...'ın şirkete tasfiye memuru olarak ATANMASINA, bu hususta kendisine yetki VERİLMESİNE,

3.Tasfiye memuruna ücret takdirine YER OLMADIĞINA,

4.Keyfiyetin karar kesinleştiğinde TESCİL VE İLANINA, tescil ve ilan masraflarının ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça KARŞILANMASINA,

7.Alınması gerekli 179,90-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 59,30.-TL'nin mahsubu ile bakiye 120,60.-TL harcın davalı şirketten alınarak hazineye İRAT KAYDINA,

8.Davacı tarafından ödenen 59,30.-TL başvurma harcı ile 59,30.-TL peşin harç ve 8,50.-TL vekâlet harcının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

9.Davacı tarafından yapılan 28 adet tebligat+posta ücreti 629,40-TL,bir bilirkişi inceleme ücreti 9.000,00.-TL olmak üzere toplam 9.629,40-TL yargılama giderinin davalı şirketten alınarak davacıya VERİLMESİNE,

10.Davacının kendini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 9.200,00.-TL ücreti vekaletin davalı şirketten tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,

11.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak yatırılan 250,00-TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,

5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 164/2 nci madde hükmü uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile 10 gün içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 27/04/2023 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog