6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ...
E. Sayılı dosyasında müvekkilleri ...
ve ... ile dava dışı ... aleyhine, haksız bir icra takibi başlatıldığını, davacılardan ..., icra takibine itiraz ettiğini ve takip kendisi bakımından durduğunu, diğer davacı ... Gültekinin itiraz süresini kaçırdığı için onun hakkında takip kesinleştiğini, davalı alacaklı tarafça, kağıt üzerinde ... adına hacze gelinmiş gibi davranılarak, ...'in sahibi olduğu işyerinde haciz işlemi yapıldığını, ...'in hacze karşı istihkak iddiasında bulunduğunu, istihkak davası açılması için ...'e süre verildiğini, bu kararın ...'e hiçbir zaman tebliğ edilmediğini, tebliğ şartı gerçekleşmediğinden istihkak davası açma süresinin müvekkilleri bakımından başlamadığını, buna rağmen davalı alacaklı tarafından istihkak davası açma süresi geçtiği iddia edilerek tekrar haciz talebinde bulunulduğunu, davalı alacaklı tarafın, alacak iddiasında haklı olduğuna dair delilleri varsa itiraz ile durmuş bir takibe karşı itirazın iptali davası açması gerekirken, diğer dosya borçlusunu kullanarak itiraz eden borçlunun iş yerine hacze gelmeyi tercih edip bu şekilde müvekkil ...'in iradesi fesada uğratılarak haciz baskısı altında borcu kabul beyanı alındığını, davalı tarafça 31.10.2019 tarihinde, davacılardan ... hakkında kesinleşen bir takip olmamasına rağmen, istihkak davası açma süresi için bir tebligat da yapılmadan, haklarını öğrenmesine fırsat verilmeden, kendisini korkutarak menfaat sağlama maksadıyla ikinci kez hacze gelindiğini, müvekkillerinin yeterli hukuki bilgisi olmadığından, "mahkeme bizi haklı buldu, tutanakları imzalamazsan tüm malları kaldıracağız" şeklinde beyanlarla kandırılarak ...'den de "borcu kabul ediyorum" şeklinde beyan alındığını, müvekkilleri ...'den borcu kabul beyanı alındıktan sonra alacaklı vekilince itirazın kaldırılması davası açıldığını ve Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesi tarafından hatalı olarak itirazın kaldırılması kararı verildiğini, mahkeme gerekçeli kararında, kira sözleşmesinden bahsedildiğini, davalının ödeme iddiasını ispatlamadığı belirtilmişse de icra dosyasının tarafları arasında kira sözleşmesi bulunmadığı gibi, müvekkilleri ...'in borcun ödeme yoluyla itfa savunması da olmadığını, müvekkillerinin borçlu olmadığını belirttiğini, Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesinin hatalı kararı sonucunda müvekkilleri ...'in borca itirazının kaldırıldığını, bunun neticesinde davalı alacaklı tarafından, daha önce borçlu ...'in adına olduğu iddia edilerek istihkaklı hacze gelinen iş yerine bu sefer müvekkil ... adına üçüncü defa hacze gelindiğini ve iş yerinin devamlılığı için gerekli olan dikiş makinelerinin haciz ve muhafaza altına alındığını, müvekkilleri ... ve ...'in, alacak iddiasındaki davalıya karşı hiçbir borcu bulunmadığını belirterek davacı iki müvekkilleri bakımından da borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinin o sezon bir müşterisinden almış olduğu 950 adet gömlek siparişinin karşılanması için davacılardan ...'in şahıs firması olan ... isimli firma ile, gömleklerin dikilerek paket halinde hazır olarak kendisine teslimi için anlaşmaya vardığını, davacı ... adına hareket eden ve aynı zamanda ismi geçen davacının babası olan diğer davacı ...'in gömleklerin üretileceği kumaşı müvekkilleri şirketin daha önce ödemesini yapmış olduğu kumaş toptancısı ... İthalat İhracat Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nden irsaliye ile teslim aldığını, irsaliye üzerinde müvekkilleri şirketin tescilli markası olan "..." ibaresine atfen "..." yazıldığını, kumaşı teslim alan olarak davalılardan ...'in imzasının bulunduğunu, müvekkilleri şirketin işbu toptan kumaş için kumaş şirketine öncesinde 36.000 TL ödeme yaptığını, adı geçen toptan kumaşı teslim alan davacıların, müvekkillerinin kendilerine verdiği 950 adet gömleği üretmeye başladıklarını ifade ettiğini, ancak tarafların anlaştığı teslim tarihinin üzerinden oldukça zaman geçmiş olmasına rağmen bu ürünlerin bir türlü müvekkilleri şirkete teslim edilmediğini, yaşanan bu süreç içerisinde müvekkilleri şirket sahibi ve yetkilisi ...'ü, dava dışı ... isimli bir kişinin arayarak müvekkillerine ait 950 adet gömleğin kendisine ait atölyede bulunduğunu, bu gömleklerin dikimini bitirmiş olmasına rağmen dikim ücretini alamadığı için gömlekleri de davacılar ... ve ...'e teslim etmediğini, ancak gömlekler üzerindeki müvekkilleri şirkete ait tescilli marka olan "..." markasının etiketleri üzerinden gömleklerin müvekkilleri şirkete ait olduğunu anladığını ve bu şekilde müvekkilleri şirkete ulaştığını, bu çerçevede kendisine dikim ücreti olan 6.000 TL'nin ödenmesi halinde gömlekleri müvekkilleri şirkete teslim edebileceğini ifade ettiğini, bunun üzerine müvekkilleri şirket sahibi ve yetkilisi ...'ün de kendisini arayan ... isimli kişiye ilaveten 6.000 TL daha dikim ücreti ödediğini, bu kişinin de gömlekleri paketleyerek ertesi gün müvekkilleri şirkete teslim edeceğini sözlü olarak ifade ettiğini, ancak bahsi geçen 950 adet gömleğin henüz müvekkilleri şirkete teslim edilmeden, 25.05.2019 tarihinde dava dışı ... isimli kişinin atölyesine bu kez davacılardan ... gittiğini ve bu atölyede bulunan müvekkilleri şirkete ait ve müvekkilleri şirketin tescilli markası olan ... etiketine sahip 950 adet gömleği atölyeden aldığını, anılan gömleklerinde bugüne dek müvekkilleri şirkete teslim edilmediğini, her ne kadar davaya konu icra takip dosyası ile o dönemde yalnızca kumaş bedeli ve dikim ücretinin tahsili talep edilmiş olsa da 950 adet hazır gömleğin piyasa rayicine göre bedeli nazara alındığında müvekkilleri şirketin zararının çok daha büyük olduğunu yine müvekkillerinin geciken sipariş nedeniyle de zararı doğduğunu, müvekkilleri şirket yetkilisinin tekstil piyasasındaki tanıdıklarından öğrendiği kadarıyla davacıların işbu 950 adet gömleği, gömlekler üzerinde müvekkilleri şirkete ait tescilli marka bulunmasına rağmen toptan olarak üçüncü kişilere sattığını, ayrıca bu yolla da haksız menfaat temin ettiklerini, davalılardan ...'in, yaptıkları şikayete ilişkin açılan savcılık dosyasında ve sonrasında ceza dosyasında vermiş olduğu ifadelerde gömleklerin elinde bulunduğunu kabul edip daha sonra gerçeğe aykırı biçimde gömlekleri müvekkilleri şirkete iade ettiğini öne sürdüğünü, davalıların, dava konusu gömleklerin müvekkilleri şirkete teslim edildiğine dair hiçbir delili bulunmadığı gibi bu hususu gerçeğe aykırı beyanda bulunacak tanık anlatımı gibi hususlarla ispat etmesinin mümkün olmadığını, bahsi geçen olayların yaşanması öncesinde davacıların iş yeri aile işletmesi olarak bilinmekte olup bu çerçevede her iki davacının da müvekkilleri şirketin yaşamış olduğu zarardan sorumlu olduklarını, müvekkilleri şirkete halen teslim edilmemiş olan 950 adet gömlek nedeniyle müvekkilleri şirketin uğratıldığı zararın ortada olduğunu, bu zararın tekstil alanında uzman bir bilirkişi tarafından, gömleklerin üretildiği toptan kumaşın olay tarihindeki değeri, 950 adet gömleğin dikimi için piyasa rayiçlerine uygun fason dikim ücreti ve 950 adet gömleğin piyasa rayiçlerine uygun toptan değerinin tespiti ile rahatlıkla görülebileceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Mahkemenin görevine dair kurallar kamu düzenine ilişkin olup 6100 HMK'nın m. 1 hükmü uyarınca mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir; m. 114(1)-c hükmüne göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Aynı Kanun'un m. 115 hükmüne göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi gerekir. 6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir: (i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. (ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. (iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Dosya kapsamı uyarınca dava, fason üretimden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takip nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup dava 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Nispi ticari dava olarak kabul edilmesi için gereken her iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi ve her iki tarafın tacir olması şartlarının da somut olayda mevcut olmadığı, zira davacıların tacir olmadığı bu haliyle davanın nispi ticari dava olarak da kabul edilemeyeceği açıktır. Varılan sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde, davanın mutlak ya da nispi ticari dava olmadığı anlaşıldığından davanın asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla değil asliye hukuk mahkemesi olarak görülmesi gerektiğinden davanın görev dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.HMK'nın 114 ve 115 maddeleri gereğince görev dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden REDDİNE,
2.Mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla kararın kesinleşmesini müteakip 2 haftalık kesin süre içinde talep halinde dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, -Belirtilen iki haftalık süre içinde talepte bulunulmaması veya süresinden sonra talepte bulunulması halinde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar (ek karar) verilmesine
3.Harç, yargılama giderleri ve diğer hususların HMK.nun 331/2 maddesi gereğince Yetkili ve Görevli Mahkemece değerlendirilmesine,
4.Artan avansın dosyasına iadesine
Dair, davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen kararın gerekçesinin taraflardan her birine tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize yahut başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamını ödemek suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar usulen anlatıldı. 03/07/2023 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)