12. Ceza Dairesi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2012/32352
- Karar No
- 2013/17885
- Karar Tarihi
- 01.07.2013
- Dava Türü
- Ceza
- Hukuk Alanı
- Ceza Hukuku
- Karar Sonucu
- BOZULMASINA
12. Ceza Dairesi 2012/32352 E. , 2013/17885 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 134/2, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, kırtasiye malzemesi ticareti işiyle uğraşan sanığın, “Messenger” tabir edilen ve direk görüşme imkanı sağlayan program aracılığıyla, doğrudan internet adresleri üzerinden, arkadaşı tanık... ile sohbet ettiği sırada, kamerasını açıp, iş yerinde sekreter olarak çalışan katılanın yüz, göğüs ve arka kısımlarını, onun bilgisi ve rızası dışında görüntüleyip, arkadaşına göstermek suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediği sabit görülerek, sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, dosya içerisinde, sanığın, arkadaşıyla sohbet ettiği sırada, kamerasının açısını katılanın erojen bölgelerine odakladığı konusunda, hukuka uygun, gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı, mutlak surette her türlü kuşkuyu gidermeye yeter düzeyde delil bulunmamaktadır.
Dosyadaki deliller incelendiğinde; sanık aşamalarda hakkında ileri sürülen iddiaları kabul etmediğini, katılan tarafından iş yerindeki bilgisayarından ele geçirilip dökümü şikayetçi dilekçesine ekli olarak sunulan tanık... ile gerçekleştirdiği ikili sohbet görüşmelerine ilişkin elektronik iletilerdeki ifadelerin, iki erkek arasında tamamen dostça yapılan sohbet niteliğinde olduğunu beyan etmiştir.
Sanığın savunmasını doğrular mahiyette, tanık..., sanığın, katılanın özel hayatının gizliliğini ihlale yol açacak bir eylemine şahit olmadığını belirtilmiştir.
Ayrıca, söz konusu elektronik iletiler incelendiğinde; tanık...'nün, sanığa hitaben; “şu kameranı açıp kızıda çağır bir bakalım”, “ya şu kıza söylede...sen yazarken o da arkanda dans etsin”, “ hala kameranı açmadın”, “kız nerede”, “şu kameranı açta senin sekreterini göreyim”, “kız orada mı len...bi sırtını kaşısa, bilgisayarının tozunu alsa ha...”, “arkandan geçti..la bida geçseye laaa...hadi leyn...kaç paraysa verelim...” şeklinde sıklıkla gönderilen yazılarından, çok defa katılanın görüntülenmediği ve kameranın açısının katılanı gösterecek şekilde ayarlanmadığı anlaşılmaktadır. Katılanın Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 27.02.2006 tarihli beyanında geçen “... da bana chatleştiği sırada kamerayı eline alıp yakın gösterecek şekilde bir harekette de de bulunmadı.” açıklaması da, bu hususu doğrulamaktadır. Kendi ifadelerine yansıdığı üzere sanık tarafından görüntülü sohbet yapıldığını bilen ve hatta bir defasında kameraya el sallayan katılanın, iş yerinde çalıştığı ve farkında olmadan kameranın çekim alanına girdiği sırada, günlük kıyafetleriyle tanık tarafından görülmüş olması, katılanın özel yaşam alanına giren bir olay olarak kabul edilemez. Esasen katılan, sanıkla tanık... arasındaki ikili sohbet görüşmelerinde kendisi hakkında cinsel içerikli sözler yazılması nedeniyle şikayetçi olduğunu beyan etmiş; sanığın müstehcen görüntülerini kaydettiği, başkalarına gösterdiği veya gönderdiğine dair bir iddiada bulunmamıştır.
Görüldüğü üzere, mevcut deliller, sanığın, iddiaya konu eylemi gerçekleştirdiğini, açık ve net olarak orataya koymamaktadır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” temel hukuk prensibi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılması için, suçun tereddüte yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi gerekir. Oluş şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı mahkum etmek, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasından sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34 ve 230. maddelerine aykırı olarak, olayın oluş şekli ile sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi gösterilmemek suretiyle, “Yukarıda açıklanan delillere, dosyadaki bilgi ve belgelere sanığın arkadaşı ile yaptığı konuşma tutanaklarına göre, sanık E.G.’nin katılan İ.K.'nın özel hayatının gizliliğini ihlal ettiği sübut bulmuş ve mahkememize de bu doğrultuda tam bir vicdani kanaat gelmiştir.” şeklinde, yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi, Kabul ve uygulamaya göre de:
Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanığa hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 232/6. ve sanık hakkında belirlenen tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 52/3. maddelerine aykırı hareket edilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 01.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.