12. Ceza Dairesi
12. Ceza Dairesi 2013/7032 E. , 2013/28285 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Tehdit, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Hakaret
Hüküm : 1- Kişisel verileri hukuka aykırı olarak vermesuçundan; 5237 sayılı TCK'nın 136/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince (Üç kez) mahkumiyet.
2.Hakaret suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 125/1,43/1, 62/1, 52/2-4. maddeleri gereğince (İki kez)mahkumiyet.
3.Tehdit suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 106/1, 43/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince (İki kez) mahkumiyet. Hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve tehdit suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: A- Hakaret suçundan iki ayrı kez kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Anayasa Mahkemesinin 07.10.2009 gün ve 27369 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanıp, yayımından itibaren bir yıl sonra 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren, 23.07.2009 gün ve 2006/65 Esas, 2009/114 karar sayılı iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe kadar 5237 sayılı TCK'nın 50 ve 52. maddeleri ve 765 sayılı TCK hükümleri uyarınca doğrudan hükmedilip, başkaca hak mahrumiyeti içermeyen 2000 TL'ye kadar (2000 TL. Dahil) adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümleri 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı Kanunun 305. maddesi gereğince kesin nitelikte olup, 07.10.2010 ila 6217 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihine kadar ise mahkumiyet hükümlerinin hiçbir istisna öngörülmeksizin temyizinin mümkün olduğu, 14.04.2011 ve sonrasında ise, doğrudan hükmedilen 3000 TL’ye kadar (3000 TL dahil) para cezalarının 5320 sayılı Kanunun Geçici 2. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu, 22.10.2008 tarihinde verilen 1860 TL'den ibaret iki ayrı mahkumiyet hükmüne karşı suç niteliğine ilişkin de herhangi bir temyiz istemi bulunmadığından sanığın temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE,
B- Sanığın, katılan ...'ya yönelik ölümle tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına ve oluşa göre, sanığın 04.04.2007 ve 17.04.2007 tarihlerinde gönderdiği iki adet mesaj ile, katılanı öldüreceğini söyleyerek katılanın hayatına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit ettiğinin sabit olduğu ve sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçu birden fazla işlediği anlaşılmakla, sanığın, atılı suçu işlemediğine ve katılandan kendisine yönelik tahrik eylemlerinin gözetilmediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
C- Sanığın katılan ...'ya yönelik ölümle tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına ve oluşa göre, sanığın, sübuta ve atılı suçları katılanların tahrik teşkil eden eylemleri neticesinde işlediğine yönelik yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Dosya kapsamına göre; sanığın, katılan ...'ya 09/02/2007 tarihinde günün değişik saatlerinde gönderdiği üç adet iletide, "senin telefonunu internette yayınlayacağım”, “senin başına bela olurum” ve “pazartesi iş yerine aleyhine telefonlar gelmeye başlayacak" şeklindeki ifadelerle gerçekleştirdiği tehdit eyleminde, sanığın, katılana vereceği zararın ne olduğu ve nasıl bir ağırlıkta olacağını açık ve net olarak bildirmeyip, genel anlamda ona kötülük yapıp zarar vereceği düşüncesini uyandıracak sözlerle katılanı tehdit ettiği, bunun dışında sanığın katılan ...'ya yönelik ölümle tehdit suçunu işlediğine ilişkin dosyada bir delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında TCK'nın 106/1-2. cümlesi ve 43/1. maddelerinde düzenlenen tehdit suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde sanığın katılan ...'ya yönelik ölümle tehdit suçundan mahkumiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,
D- Sanığın katılan ...'ya yönelik verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
İncelenen dosya içeriğine göre, sanığın, bir süre duygusal boyutta arkadaşlık ilişkisi içerisinde olduğu katılan ... tarafından arkadaşlıklarına son verilmesine tepki olarak, katılan ...'nın ve katılanla ayrılmasına sebep olarak gördüğü katılan ...'nın ablası olan diğer katılan ...'nın günlük kıyafetleri ile çekilmiş fotoğraflarını, ad soyadı gibi kişisel bilgilerini ve telefon numaralarını, katılanların rızası dışında internette yayınladığı, sanığın aşamalı ikrar ve savunması ile dosya içerisinde bulunan CD ve internet çıktıları topluca ele alındığında, sanığın katılan ... ve ...'ya yönelik verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarının sübut bulduğu görülmektedir.
Ancak, dosya içerisinde, sanığın, diğer iki katılanın kardeşi olan katılan ...'ya karşı, bu katılanın kişisel bilgilerini, fotoğraf ve telefon numarasını internette yayınlamak suretiyle, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediği konusunda, hukuka uygun, gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı, mutlak surette her türlü kuşkuyu gidermeye yeter düzeyde delil bulunmamaktadır.
Dosyadaki deliller incelendiğinde; sanık ve katılanlar ... ve ... arasında, suç tarihinden başlamak üzere şikayet tarihine kadar, sanığın kendilerine karşı olan haksız eylemlerine son vermesi için yazışmalar yapıldığı, MSN, windows live massenger ve cep telefonları aracılığıyla sanık ve bu iki katılanın karşılıklı diyalog halinde oldukları, bu konuşmalar sırasında sanığın her iki katılana yönelik, tehdit ve hakaret içeren çeşitli sözler sarf ettiği, ayrıca bu süreçte her iki katılanın, kişisel bilgi ve telefonlarını kullanmak suretiyle, pornografik ifadelerle arkadaşlık sitelerinde yayınladığı anlaşılmakta ise de, katılan ...'ya yönelik benzer bir eyleminin olmadığı dosya içerisinden anlaşılmaktadır. Katılanların hep birlikte vekalet verdikleri avukatlarının savcılığa verdiği şikayet dilekçesi içeriğinde de, sanığın katılan ...'ya yönelik işlediği suça ilişkin somut bir iddiada bulunulmadığı gibi, sanığın katılan ...'ya yönelik verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçun işlediği yönünde, dosya içerisinde delil veya tespit de bulunmamaktadır.
Görüldüğü üzere, mevcut deliller, sanığın, iddiaya konu eylemi gerçekleştirdiğini, açık ve net olarak orataya koymamaktadır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” temel hukuk prensibi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılması için, suçun tereddüte yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi gerekir. Oluş şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı mahkum etmek, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasından sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34 ve 230. maddelerine aykırı olarak, olayın oluş şekli ile sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi gösterilmemek suretiyle, yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,
F- Sanığın, katılanlar ... ve ...'ya yönelik verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi,
TCK'nın 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanunun 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın, bir süre duygusal boyutta arkadaşlık ilişkisi içerisinde olduğu katılan ... tarafından arkadaşlıklarına son verilmesine tepki olarak, katılan ...'nın ve katılanla ayrılmasına sebep olarak gördüğü katılan ...'nın ablası olan diğer katılan ...'nın günlük kıyafetleri ile çekilmiş fotoğraflarını, ad soyadı gibi kişisel bilgilerini ve telefon numaralarını, katılanların rızası dışında internette yayınladığı sabit olduğundan, sanığın atılı suçları işlemediğine ve katılanlardan kendisine yönelik tahrik eylemlerinin dikkate alınmadığına ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak;
1.Sanığın katılanlara yönelik verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan cezalandırılmasına karar verildiği sırada temel cezanın miktarının gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232/6 maddesine muhalefet edilmesi kanuna aykırı,
2.Hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun Geçici 1. maddesinin, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmü gereğince, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.