Aramaya Dön

3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2020/764
Karar No
K. 2023/1035
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2020/764
KARAR NO: 2023/1035
DAVA: Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 27/10/2020
KARAR TARİHİ: 16/11/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 14/12/2023

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

İDDİA

Davacılar vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 27/10/2020 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkili şirketin 1980 yılından beri Sultanahmet semtinde ilkin ... unvanıyla, 1994 itibariyle de ... Otelcilik Ltd. Şti. unvanıyla turizm sektöründe otel ve restaurant hizmeti verdiğini, 1992 yılından beri otel ve restaurant için gerekli olan tekstil ihtiyacının tamamını dava dışı ... A.Ş.’den temin ettiğini, 20 yıl boyunca müvekkili şirketin sahipleri ile ...’in ortakları ... ve ... ile arasında güven ve dostluk ilişkisi uzantısında özellikle 2010-2011-2012 yıllarında finans (hatır) çeki ilişkisi de kurulduğunu, ...’in yüklü imalat ve yüklü ihracatıyla yılda 30-35.000.000 TL civarında yüksek cirolar yapan bir firma olup, ihraç ürünlerinin nakliyesi, gümrük süreci, alıcının muayene süresi, ardından ödemenin vadeli oluşu nedenleriyle, ihracat gelirlerini geç aldığı sebebiyle iç piyasadan hammadde tedarik etmek için önden tedarikçilerine çek verip ya da bankaya teminat olarak çek sunup karşılığında kredi çekip imalat ve yönetim giderlerini karşılamak için çeke ihtiyacı olduğunu, ihracattan gelecek paraya göre çek vadelerini ayarlayacağını böylece çeklerin bedelini öncesinde karşılayıp hazır edeceğini söyleyerek müvekkilinden hatır çeki rica ettiğini, müvekkilinin de 2010 yılı vade tarihli 53 yaprak, toplamda 1.277.548,74 TL tutarında hatır çeki verildiğini, ...’in aynen söylediği gibi vadesinde ya da vadesine yakın zamanda çek bedellerini müvekkili şirketin hesabına ya da şirketin hesabına aktarmak üzere müvekkili şirket sahibi ...’ın hesabına yatırdığını, takiben 2011 yılı vade tarihli 109 yaprak, toplamda 4.600.748,09 TL tutarında hatır çeki verildiğini, bu yıl ... yetkililerinin aldıkları dolu hatır çeklerinde tarih ve meblağlarda değişiklik yapmak gerektiğinde kalem farkı oluştuğu için sıkıntı doğduğunu, bu nedenle çeklerin imzalanıp boş olarak verilmesini rica ettiklerini, müvekkilinin de kimi çekleri dolu verirken birçok çeki de sadece imzalayıp boş olarak verdiklerini ve 2011 yılında bu şekilde verilmiş hatır çeklerinin de aynı şekilde ... tarafından yatırıldığını, ardından 2012 yılı vade tarihli 137 yaprak, toplam 5.821.241,00 TL tutarında hatır çeki verildiğini, ... tarafından 2012 yılında vade tarihi yazılan çeklerin bir kısmının 2011 yılında boş verildiğini, diğer kalan kısmının da 2012 yılı başlarında verildiğini, lehtar, tarih ve miktarlarının ... tarafından doldurulduğunu, bu boş çeklerin kimisinin usulsüz bir şekilde ...’ın eline geçtiğini, çeklerin üzerlerine lehtar olarak doğrudan ... firması yazıldığını ve bu şekilde ... tarafından usulsüz kullanıldığını, müvekkili ile ... arasında hiçbir zaman doğrudan ticaret olmadığını, bu şekildeki 2012 yılı vadeli çeklerin ilk 36 tanesinde sorun yaşanmadığını ancak 37. Sıradaki 22.03.2012 tarihli çekin bedelinin ... tarafından müvekkili şirkete ödenmemesi sonucunda bu çekin yazıldığını, yazılan çekten sonraki çeklerin ödemeleri de gelmeyince, müvekkili şirketin ...’e yoğun bir şekilde gidiş gelişleri sonucunda ... yetkililerinin, müvekkiline ...’ın halka arzlardan büyük paralar geleceğini, bu durumun geçici olduğunu söyleyerek, müvekkiline 25.04.2012 tarihli Protokol imzalayıp 4.178.441,00 TL tutarındaki borç için 25.04.2012 tanzim tarihli 25.04.2015 vade tarihli 4.300.000,00 TL bedelli bir adet senet verdiklerini, ...’in o dönemde yakın vadeli senet vermeye ticari durumlarının kötü olması ve hacizlere muhatap kaldıklarını ileri sürerek yanaşmadığını bu sebeple vadenin 25.04.2015 tarihi olarak tayin edildiğini, ancak birkaç ay içinde ...’ın halka arzlarından gelecek büyük paralarla zaten tüm borçlarını ödeyerek sorunun giderileceğini telkin ettiklerini, bu süreç ve sonrasında ...’e hacizler başlayınca, müvekkilinin ...’e gide gele kendisi gibi mağdur edilmiş başka firmaların varlığını da öğrenince mağdurların birleşerek alacaklarını almak için birlikte hareket etmeye başladıklarını, ... tarafından ...’a verilmiş 07.01.2012-24.10.2012 vade tarihleri arasında toplam 9.265.822,78 TL tutarlı 199 adet çek bulunduğunu, keza buna karşılık ... tarafından ...’e verilmiş 07.01.2012-15.12.2012 vade tarihleri arasında toplam 10.264.887,18 TL tutarlı 344 adet senet ve bono bulunduğunu, ...’ın ekonomik krizi ile ilgili olarak mağazaların ard arda kapatılması sonucunda ... MAĞAZA firmasının ... ÜRETİM firması ile birleştirilerek son bulduğunu, ...’ın nitelikle hisselerinin ve ... markasının rehin verildiğini, ... firmasının tüm aktiflerinin ... firmasına satıldığını, ayrıca ... ÜRETİM’in fabrika şubesinin kapandığının duyurulduğunu, ...’ın unvan değişikliği sonucunda ... adını aldığını, davalı ...’in ...’ın fabrikasını, üretim araçlarını ve markalarını devir aldıktan sonra ve ... ’ın unvanı 16.09.2016 tarihinde ... olunca, ortadan kalkan aynı unvanla ... firmasının sahiplerinin, 03.10.2016 tarihinde yeni bir şirket kurduklarını, ... ve ... ’un, ...’... tüm işletme faaliyetini, tesisini ve markasını devir alan ve devir alandan devir alan olarak ...’ın borçlarından sorumlu oldukları için dava edildiklerini, diğer ... ... ve ...’un sahipleri olan ... ailesinin aynı zamanda ... ve ... şirketlerinin de sahipleri olup, ...’in ana tedarikçisi olarak temel ticari bağları olmakla birlikte, baba dostluğundan gelen uzun bir dostluk ilişkilerinin mevcut olduğunu, ..., ... ve özellikle bu firmaların sahibi ...’ın da doğrudan bilgisi, dahli ve katkısı olduğu için, bu haksız fiilden ötürü kendilerinin de müvekkillerine karşı müşterek ve müteselsil sorumluluklarının bulunduğunu, nitekim ...’in topladığı hatır çeklerini ... ve ayrıca ... ve ...’e geçirerek finans ilişkileri kurduklarını, 4.300.000,00 TL tutarındaki senet ödenmeyince, müvekkili tarafından İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyasından senedin takibe konulduğunu, ancak ...’in atıl terkedildiği için ve kefilleri olan ... ve ... adına da malvarlığı bulunamadığı için müvekkilinin dosyadan bir tahsilat yapamamış vaziyette ağır mağdur durumda olduğunu, en az kapak hesabı ile birlikte 7.483.661,72 TL alacak zararının mevcut olduğunu, müvekkili ...’ın, müvekkili ... Otel’in 03.04.2014 tarihinde 2.181.982 USD ve 04.04.2014 tarihinde 311.000 EURO borcunu ödeyip, müvekkili ... Otel’in de bu şekilde ...’a borçlu olduğunu, 25.04.2015 tarihli 4.300.000 TL tutarlı senet vadesinde ödenmiş olsaydı bu tarihte 1.573.132,36 USD edeceğini, ancak ödeme ve tahsilat olmadığını, geçmiş vadeli 4.300.000 TL bedel ve dava tarihine kadar işlemiş faizlerinin toplamda 1.000.000 USD’nin dahi altında kaldığını, müvekkilinin ... Bankası ... Şubesi ve ... Bankası ... Şubesi’nden krediler kullandıklarını, müvekkilinin 4-4.500.000 TL gibi çok yüklü bir borcun altında girdiğini, müvekkillerinin bir çoğunu ödemek zorunda kaldığını, ancak ödemeye yetişemeyip yazılan çeklerden dolayı da sicillerinin bozulduğunu, neticeten; davanın ... ve ... A.Ş.’ye ihbarına, davacı ... Otel bakımından açılan davanın kabulüne, şimdilik 7.000.000,00 TL asıl ve fer’i alacak toplamının ve ayrıca 10.000 USD aşkın zarar alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari avans faizleriyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekalet + KDV’nin davalılara müşterek ve müteselsilen yükletilmesine, davacı ... bakımından açılan davanın kabulüne, şimdilik 10.000,00 USD yansıma zarar alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari avans faiziyle birlikte tahsiline yargılama giderleri ve ücreti vekalet + KDV’nin davalılara müşterek ve müteselsilen yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA;

Davalılar ... Tekstil, ... Tekstil, ... ... ve ... vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde ; Öncelikle arabuluculuk talep ve görüşmeleri yok hükmünde olup dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkiller ve davacılar arasında ne bir ticari ilişki ne de tanışıklık söz konusu olmadığı gibi, davalı ... A.Ş. ve dava dışı ... A.Ş. ile de müvekkillerin ticari iş ve işlemlerinin bulunmadığını, zira davacı tarafça da ikrar edildiği üzere ve dahi eski ... ile yapılan Marka Devir Sözleşmesinin tarihinden de anlaşılacağı üzere 2016 öncesi ... ile müvekkillerin hiçbir bağlantısının bulunmadığını, bununla birlikte müvekkil ...’a da dava yöneltilmiş olsa da müvekkil ...ın da sıfatı bulunmadığını, davacı karşı tarafça çeklerin hatır çeki olduğunun iddia edildiğini, müvekkil şirketlerin ve müvekkil ...’ın da bunun bildiği iddia edilmiş olsa da bu iddia ve isnatların gerçekle bağdaşmadığını, zira senet metninden anlaşılmayan bu durumun davacı taraf ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmayan müvekkil şirketlerce ve müvekkil ... tarafından bilinmesi hukuken mümkün olmadığını ve dahi sorumluluklarının bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkil şirketlerin ortak ve yöneticileri ile ne ... ve ...’ın ne de eski ...’ın ortak ve yöneticilerinin her birinin farklı kişiler olduğunu, davacı tarafça söz konusu çeklerin hatır çeki olduğunu iddia etmiş olsalar da buna dair yazılı bir delil de ortaya koyamadıklarını, dava dilekçesinde müvekkil şirketlere ve müvekkil ...’a yönelik “…... (yeni unvanı ...)’in ana tedarikçisi olarak temel ticari bağları olmakla birlikte, baba dostluğundan gelen uzun bir dostluk ve ticari ilişkileri mevcuttur…” şeklindeki her türlü hukukilikten uzak ve dahi sorumluluk yükleme saiki taşıyan kötü niyetli iddiaları ile bu durumun müvekkillerce bilindiği iddia edilse de bu durumun gerçeği yansıtmadığını, zira ...’ın devrinin ticari işletme devri olmayıp, İstanbul .... Noterliği’nin 05/01/2016 tarih ve .... yevmiye numaralı Marka Devir Sözleşmesinden de görüleceği üzere, sadece markanın devredilmesinden ibaret olup ticari işletme devrinin söz konusu olmadığını, dolayısıyla aktif ve/veya pasiflerin devri de söz konusu olmayıp hukuken ne muvazaa, ne de borçlardan sorumluluğun mümkün olmadığını, neticeten; davanın usulden reddine, aksi kanaat hasıl olduğu takdirde ise davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ; Dava dilekçesinde açıkça ikrar edildiği üzere davacıların ... Tekstil dışındaki firmalarla herhangi bir ticari faaliyeti olmadığını, müvekkilin ... Yatak firmasının yönetim kurulu üyesi olup, ... Tekstil ve davacılar arasındaki ticari ilişkinin tarafı olmadığından husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkilin ... Yatak şirketinde kurumsallaşma organizasyonlarını sağlamak amacıyla yönetim kurulu üyeliği yaptığını, hiçbir şekilde görev yaptığı ... Yatak şirketinde kurumsallaşma organizasyonlarını sağlamak amacıyla yönetim kurulu üyeliği yaptığını, hiçbir şekilde görev yaptığı ... Yatak şirketinde ticari yönlendirmede bulunmadığını, dava dilekçesinde davacıların ... Tekstil’den alacaklarını alamadıklarını ... Tekstil’den dolaylı ortağı olduğu ... Yatak şirketinin bu alacaktan sorumlu olduğunu ... şirketinin de ödeme kabiliyeti olmadığından bu şirketin yönetim kurulu üyelerinin sorumlu oluğunu iddia ettiklerini, ancak müvekkilin yönetim kurulu üyesi olmasının davaya taraf olabilmesi için yeterli olmadığını, zira müvekkilin davacıları zarara uğratma maksadı içinde olduğu tek bir eylemi yahut fiilinin dahi olmadığını, müvekkil ile davacılar arasında herhangi bir hukuki işlem olmadığını, aralarında hiçbir hukuki veya fiili iş gerçekleşmediğini, davacılardan müvekkile intikal etmiş hiçbir hak ve alacak bulunmadığını, dolayısıyla müvekkilden doğan bir zarardan bahsedilemeyeceğini, zararın sorumlu ve muhatabının müvekkil değil şirket olduğunu, neticeten; davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ;

Davacı tarafın hiçbir hukuki gerekçe sunmadan ve izahını yapmadan, alacaklı olduğunu iddia ederek, “yöneticilerin sorumluluğu, haksız fiil, bağlantı sorumluluğu, perdenin aralanması gibi” birbiri ardına sıralanan pek çok tez ve iddia ileri sürerek ilgili/ilgisiz, yetkili/yetkisiz davalılardan ... ile ilgisi olan herkesi davaya dahil ederek, hangisi tutarsa mantığı ile huzurdaki davayı ikame ettiğini, müvekkilin davalı ... ... A.Ş. (...) ve ... Yatak ve Mob.

San. A.Ş.’nin şirketinde, babasının vefatı ile kısa bir süre şirket yönetim kurulunda bulunduğunu, fakat şirket işleri ile ilgisi bulunmadığından 1 yıl gibi bir süre sonunda yönetim kurulundan istifa ederek ayrıldığını, müvekkilin husumet ehliyetinin bulunmadığını, zira sermaye şirketlerinde şirket ortağının şahsi malvarlığı itibariyle sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilin yönetim kurulu üyeliğinden doğan sorumluluğunun bulunmadığını, kaldı ki böyle bir sorumluluğun varlığı biran için kabul edilse dahi yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun TTK 560 uyarınca zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın çek borçlularına başvuru hakkının dahi TTK 814 uyarınca zamanaşımına uğradığını, davacının icra takibi yaptığını ve alacaklarını tahsil edemediğini iddia ettiği dönemde dahi müvekkilin yönetim kurulunda dahi olmayan şirketin yüzlerce hissedarlarından sadece birisi olarak dava konusu olayla hiçbir ilgisinin bulunmadığını davacı tarafın dava dilekçesinden de anlaşıldığı üzere müvekkil ile bir ticari ilişkisinin bulunmadığını, neticeten; husumet ve zamanaşımı itirazı nazara alınarak esasa girilmeden davanın usulden reddine, işbu itirazların Sayın Mahkemenizce nazara alınmaması hainde ise yersiz ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar ... ve ... vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkillerin müteveffa ...’in mirasçıları olması sebebiyle derdest davada taraf gösterildiğini, ...’in ... isimli firmada yönetim kurulu üyeliği bulunduğunu, öncelikle davacı tarafın talebini belirsiz alacak şeklinde bildirdiğini ve kabul edilmezse kısmi olarak miktar belirtmek suretiyle kısmi olarak talepte bulunduğunu, bu da davanın terditli olduğunu gösterdiğini, davacının kısmi ve belirsiz dava türleri arasında bu şekilde bir ilişki kurmak suretiyle dava açmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, öte ... müvekkillerin davalı olarak gösterilme sebebinin murislerinin yönetim kurulu üyesi olduğu dava dilekçesinden anlaşılsa da murisin sorumluluk sebebinin açık olmadığını dava dilekçesinin tamamı değerlendirildiğinde, talebin bir şekilde hem haksız fiil sorumluluğuna dayandırıldığı hem de şahsi olan alacak hakkına dayandırıldığının anlaşıldığını, bu hususun davacı ... açıklattırılması gerektiğini, davacı tarafların müvekkillerin murisinin kurul üyelikleri yaptığı hiçbir şirketten alacaklı olmadıklarını, neticeten; davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile avukatlık ücretlerinin davacı ... üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ...'in mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ; Davanın Türk Ticaret Yasası’na göre ve Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesinin Sorumluluğu çerçevesinde ikame edildiğini, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davalarının 2 yıl ve 5 yıllık zamanaşımına tabi kılındığını, davalının ... A.Ş. yönetim kurulu üyeliğinden 2013 yılı Kasım ayında istifa ettiğini ve üzerinden 7 yıl geçtiğini, zamanaşımı süresinin hitam bulduğunu, her ne kadar 2013 yılının kasım ayına kadar yönetim kurulu üyeliği yapılmışsa da hiçbir aşamada temsil ve ilzama yetki olmadığını, yönetim kurulu görev taksimine göre ....’nin mali ve tüm konularda sorumlu olarak murahhas aza olarak tayin edildiğini, şirketin mali hususlardaki sorunlarından dolayı, davalının hiçbir şekil ve surette sorumluluğu bulunmadığı gibi bunlardan murahhas üyenin sorumlu olduğunu, 2009 yılının mayıs ayında ... ...

San. A.Ş.’nin hukuki konularındaki bilgi ve tecrüben nedeniyle şirketin avukatlığının yanı sıra 2013 yılının Yönetim Kurulunda görev aldığını, hiçbir aşamada ...’ta imza-teslim ve ilzam yetkisine sahip olmadığını, davacıların davalının ...’ın yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle daha önce de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın ... Genel Sor.urma Bürosu vasıtasıyla suç duyurusunda bulunduklarını, ... Otelcilik Ltd. Şti. ile ...’ı bu Savcılık şikayetinde ilk defa duyduğunu, kolluk nezdinde ifade aşamasına kadar davacılarla hiçbir şekilde muhatap olmadığını, ... ...

San. A.Ş.’ne çek vs. verdiğinden haberinin olmadığını, ... ile ilgili olarak davacılarla herhangi bir alışveriş yapılıp yapılmadığından da haberi olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını, zira ...’ın temsile yetkilisi/imza yetkilisi olmadığı gibi, yıllık 30-40 milyon TL cirosu olan bir firmanın çek portföyünü takip eden bir sorumluluk ve yükümlülüğünün hiç olmadığını, yönetim kurulunun bu türlü işlerle ilgili sorumluluğunun Yönetim Kurulu kararıyla belirlenip tespit edildiğini, davacılar ile ilgili olarak ... Yönetim kurulunda hiçbir konuşma geçmediğini, davadaki iddialar ile ilgili olarak herhangi bir bilgi ve belgenin yönetim kurulunun önüne getirilmediğini, söz konusu çeklerin tamamının ... A.Ş.’ne verilen ve ... firmasının kullandığı, tamamının Banka ve finans kuruluşlarına ciro edilip devredilen çekler olduğunun görüldüğünü, ...’ın yılda 30-40 milyon TL’lik mal satan bir firma olduğunu, bu firmanın muhasebesine binlerce çek girdiğini ve çıktığını, bunların detayının ne şahsen ne de Yönetim Kurulu’nun bilmesi ve takip etmesinin mümkün olmadığını, neticeten; davanın zamanaşımı ilk itiraz ve husumetin bulunmaması, keza esas yönünden de mesnetsiz olması nedeniyle davanın reddine, tüm yargılama giderlerinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ; Dava dilekçesinde bahsolunduğu üzere dava dışı ... A.Ş. ile parasal ilişki kurulmuş olan davacıların bu ilişkiyi şirketi sevk ve idare eden dava dışı diğer hissedar ve imza yetkilileri ... ve ... ile gerçekleştirdiğini,

... A.Ş.’nin hissedarı ve imza yetkilisi olunmamasına, şirketi sevk ve idare etmemesine evrakların altında imzası bulunmaması ve iddia olunan işlemlerin muhatabı olunmamasına rağmen tarafa yönelik dava açıldığını, davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiği, dava dilekçesinde yer alan iddiaların aksine dava dışı ... A.Ş.’nin davalılardan ... San. ve Tic. A.Ş.’nin grup şirketleri içinde yer almadığını, dolayısı ile davacının dilekçesinde yer alan iddiaların tamamen gerçek dışı ve somut duruma açıkça aykırı iddialar olduğunu, ...

... A.Ş.’nin satışlarını artırabilmek için beyaz ev tekstili talebini karşılamak adına, 1992 yılında ... firmasından beyaz ev tekstili tedarik edilmeye başlandığını, böylelikle ...’ın toplu satışları güçlenmiş olup, 2012 yılına kadar ... firmasının toplu satışlar faaliyetlerini yürüttüğünü, 2002 yılında ... firması örme yatak kumaşı üretimine başladığını ve gerek ... gerek diğer yatak üreticilerine bu ürünün satışının gerçekleştirildiğini, aynı zamanda ...’in, ...’ın otel ve sair toplu satışlarda bayisi olduğunu, davalı ...’nin davalı ... A.Ş.’nin sahibi veya tek hissedarı olmadığını, şirket halka açık bir şirket olup halihazırda 5 yönetim kurulu üyesi bulunduğunu ve bu üyeler tarafından yönetildiğini, davacılar iddia edildiği gibi bir zarara uğramış ise, bu durumun tek sorumlusunun dava dışı ... A.Ş.’yi yöneten ve her bir evrakın, her bir işlemin altında imzası bulunan ... ve ... olduğunu, dava dilekçesinde de yer aldığı üzere hatır çeklerini alanların şirketi temsil ve ilzam eden ve ödemeleri yapan aynı kişiler olmasına rağmen 2012 Mart ayı sonunda çeklerinin ödenmediği ve zarara uğradığını iddia edip, davalıyı olayda suçlu gösterme çabaları ile bir dönem murahhas üyesi bulunulan ... A.Ş. ile ilişkilendirilmeye çalışılmasının tarafça kabul edilmediğini, dava dilekçesine sunulan belgeler arasında ... tarafından ...’a gönderilen mail ekinde yer alan “İstanbul Cumhuriyet Savcılığı” başlıklı yazı incelendiğinde şirketi imzası ile temsil ve ilzam eden şirketi borçlandırıcı her türlü evrakın altında imzası bulunan ...’ın sanki tüm işlemler tarafımca imzalanmış gibi, şirketi usulsüz yönetim ve imzalar ile borca batık hale getirilmiş gibi asılsız senaryolar yazılmak suretiyle davacı ve diğer mağdur ettikleri arkadaşlarını gerek davalıya gerekse diğer davalılara yönlendirdiğini, davacı ... dosyaya sunulan 25/04/2012 tarihli protokol başlıklı yazı ve bu protokol ekinde davacıya verildiği iddia olunan 4.300.000,00 TL bedelli senet altındaki imzaların da diğer iki yetkiliye ait olduğunu, söz konusu belgenin danışıklı olarak taraflarca sonraki bir tarihte düzenlendiği bilgisi tarafından haricen öğrenildiğini, zira dava dışı ... A.Ş. tarafından verildiği iddia olunan işbu senedin defter ve kayıtlarda tanzim tarihi itibari ile çıkış kaydının bulunması gerektiğini,

... A.Ş.’nin bağımsız denetim raporlarında hesapların tüm açıklığı ile detaylandırılmış olup, gizli ve örtülü hesap hareketlerinin bulunmadığını, Bakırköy .... Noterliği’nin 04.07.2012 tarih ... yevmiye no.lu yazısı ile ... A.Ş.’deki yönetim kurulu üyeliğinden ve imza yetkilerinden istifa edildiğinin bildirildiğini, söz konusu istifanın şirkete tebliğ edilmesine rağmen şirket tarafından gerekli bildirimlerin yapılmadığı tespit edildiğinden İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne gerekli bildirimin yapıldığını, neticeten; davanın zamanaşımı nedeni ile reddine, davanın pasif husumet yönünden reddine, hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderlerinin davacılara aidiyetine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Yatak ve Mobilya Sanayi Anonim Şirketi'nin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ; Huzurdaki davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesini talep ettiğini, dava dilekçesinde de bahsolunduğu üzere dava dışı ... A.Ş. ile parasal ilişki kurulmuş olan davacıların bu ilişkiyi şirketi sevk ve idare eden dava dışı şirket yetkilileri ... ve ... ile gerçekleştirildiğini, bir zarar meydana gelmiş ise tek sorumlularının her bir evrak altında imzaları bulunan her türlü borçlandırıcı işlemi gerçekleştirenin ... ve ... olduğunu, dava dışı ... A.Ş. ile davalı firma arasında ...’in ürettiği yatak kumaşının satın alınmasına dayalı bir ticari ilişki bulunduğunu, dava dilekçesinde yer alan iddiaların aksine dava dışı ... A.Ş.’nin davalılardan ... San. ve Tic. A.Ş.’nin (eski unvanı: ... ... San. A.Ş.) grup şirketleri içinde yer almadığını, dava dışı ... A.Ş. ile müvekkil arasında,

... A.Ş.’nin ürettiği yatak kumaşlarının alımına dair bir ticari ilişki bulunduğunu, bunun dışında herhangi bir ilişki bulunmadığını, davacılar iddia edildiği gibi bir zarara uğramış ise, bu durumun tek sorumlusunun dava dışı ... A.Ş.’yi yöneten ve her bir evrakın ve işlemin altında imzası bulunan ... ve ... olduğunu, dava dilekçesinde yer aldığı üzere hatır çeklerini alanların şirketi temsil ve ilzam eden diğer iki ortak, ödemeleri yapanın yine aynı kişiler olmasına rağmen 2012 Mart ayı sonunda çeklerinin ödenmediği ve zarara uğradığını iddia edip, gerek müvekkil gerekse diğer davalıların ilişkilendirilmeye çalışılmasının kabul edilmediğini, dava dilekçesi ekinde sunulan belgeler arasında ... tarafından ...’a gönderilen mail ekinde yer alan “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına” başlıklı yazı incelendiği şirketi imzası ile temsil ve ilzam eden, şirketi borçlandırıcı her türlü evrakın altında imzası bulunan ...’ın davacı ve diğer mağdur ettikleri arkadaşlarını gerek müvekkile gerek diğer davalılara yönlendirdiğini, her ne kadar ... A.Ş. tarafından yeni kurulan ve %99 hissesi kendisine ait olan ... A.Ş.’ye sahip olduğu demirbaş niteliğindeki makineleri ayni sermaye olarak konulacağı taahhüt edilmiş ve bu konuda kararlar alınmış olmasına rağmen, huzurdaki davada davalı olmayan ... ve ... tarafından söz konusu makinelerin 2012 mayıs ayında ...’un sahibi olduğu ... isimli şirkete rehnedildiği, rehin sözleşmeleri imzalandığı ve kendilerine teslim edildiği bilgisinin 2012 Haziran sonunda makinelerin 3.kişi firma tarafından haczedilip muhafaza altına alınması ile şirket yetkilisi ... tarafından öğrenildiğini, müvekkilin yapılan işlemlerden haberinin olmamasın nedeni ile ... A.Ş. lehine yaklaşık 200.000,00 TL tutarlı avans senedi düzenlenip verildiğini, fakat kendisine mal teslim edilmemesi nedeni ile mağdur olduğunu, söz konusu senetler nedeni ile icra takiplerini maruz kaldığını borcu olmadığı halde senet bedellerini ödediğini ve mağdur edildiğini, ... A.Ş.’ye ait marka ile .... Kiralama A.Ş. adına kayıtlı fabrika ve arsasının ... Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’ye satışının huzurdaki dava ve davacıları var olduğunu iddia ettikleri zarar ile bağlantısı bulunmadığını, neticeten; davanın zamanaşımı nedeni ile reddine, davanın pasif husumet yönünden reddine, yargılama giderlerinin davacılara aidiyetine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER VE GEREKÇE Dava, alacağın tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuç- landırılmıştır.

Bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 06/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Dava konusunun, davalılar tarafından ödenmeyen cari alacaktan kayaklı olarak davacıların katlanmış olduğu zararların davalılardan tahsilinden ibaret olduğu, davacı ... Otelcilik Turizm İnş. Ve Tic. Ltd. Şti.’nin 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018 ve 2019 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, 2010 ve 2011 yılları Envanter defterlerinin kapanış tasdiki yaptırılmadığından lehine delil niteliği bulunmadığı, davalı ... ...

San. A.Ş.’nin 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalı ... Teks. San. ve Tic. A.Ş.’nin 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalı ... Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’nin 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalı ... Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’nin 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, dava dışı ... Ev ve Otel Tekstili San. ve Tic. A.Ş.’nin ticari defterleri ile ilgili olarak; dava dışı ... Ev ve Otel Tekstili San. ve Tic. A.Ş.’nin Sayın Mahkemece belirlenen incelemeye katılmadığı ve yerinde inceleme talebi bulunmadığından ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılamadığı, mezkur taksitli kredi ödeme planında bahsedilen gider kalemlerinden kaynaklı olarak çekilmiş olan kredinin davacı ... tarafından 02.04.2009 tarihinde kullandırılmış olduğu, mezkur kredi ödemelerinin taraflarında kabul ve ikrar ettiği üzere 2012 yılına kadar 36 adet çek olmak üzere düzenli bir şekilde ödemelerinin gerçekleştirildiği, 2012 yılında ödenmeyen çeklerden dolayı 25.04.2015 yılında davalı tarafından davacı şirkete 4.300.000,00 TL tutarında senet verilmiş olduğu, mezkur senedin ödenip ödenmediğine ilişkin dosyaya mübrez evraklar içerisinde herhangi bir ödeme evrakının bulunmadığı, bunun yanı sıra yapılmayan ödemelere ilişkin sırasıyla 19.03.2014, 24.05.2016, 17.08.2018 ve 20.09.2018 tarihi olmak üzere tadil edilmiş olduğuna ilişkin ödeme planlarının sunulmuş olduğu, sunulan ödeme planlarında gider kalemlerinin (Vergi, kur farkı vb.) davalılardan tahsili talebinin neler olduğuna ilişkin, bu giderlerin mezkur kredilerden kaynaklı olup olmadığının dosyaya mübrez evraklardan tespitinin yapılamadığı, neticeten, kullanılan kredilerin mezkur şirket mali verileri dikkate alındığında gerek şirketin aktif yapısı gerekse şirketin borç yükümlülüğü gereği gerekli olmadığı, ancak mezkur dava konusu kredinin ... adına çekilmiş olduğu, ... ismine ilişkin mali veri vb evrakların dosyaya mübrez olmadığından davacı şirket mali tablo ve verilerine göre kredi yapılandırılması ve kullanılması gereğinin bulunmadığı, Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise davacının talepleri doğrultusunda ödenmeyen hatır çeklerinden kaynaklı olarak davalıların müteselsil sorumlu olduklarını iddia ettiği zarar kalemlerine ilişkin detaylı bir listenin ilgili bankalardan ibraz edilmesinin gerekeceği, mevcut durumda davacıların zarar iddialarının ispata muhtaç olduğu, davaya konu edilen bonodan dolayı borç altına girenlerin sadece TTK’da öngörülen usuller dairesinde bonoya imza koyanlardan ibaret olduğu; bu kapsamda Davalılar’ın hiçbirinin bonoda imzası bulunmadığından sorumluluklarının bulunmadığı; sadece Davalı ...’ın ...’ten bölünmek suretiyle kurulan bir şirket olmasından hareketle ayrıca değerlendirilmesi gerektiği; ...’ın bölünme planı uyarınca dava konusu borcun ...’a tahsis edilmediği; bu durumda TTK m. 176 hükmünde yer alan şartların bulunması halinde dava konusu borçtan ikinci derecede sorumlu olacağı, davaya konu edilen bononun vadesi geçmiş olduğundan, bononun alt ilişkisine dayalı olarak talepte bulunulmasının mümkün olduğu; bononun alt ilişkisinde ... Otel ile ... arasındaki hatır sözleşmesinin ihlalinden doğan zararın ödenmesine yönelik sözleşmesel ilişki (Protokol) bulunduğu; bu hususun dosyaya mübrez Protokol başlıklı belge ile sabit olduğu; ancak hatır ilişkisi bir sözleşme niteliğinde olduğundan kural olarak bu sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin bu sözleşme nedeniyle borç altına girmelerinin mümkün olmadığı; bu kapsamda ... hatır sözleşmesinin tarafı olan ... bünyesinden bölündüğü için TTK m. 176/2 hükmündeki şartların bulunması halinde ...’ın hatır sözleşmesinden doğan borçlardan ikinci derece sorumlu olacağı, davacıların başta ... ve iştirakleri olmak üzere Davalılar’a yönelttiği iddiaların temelinde yatan sebeplerden birisinin tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi olduğu; Davalı ...’nin dava dışı ... ve davalı ... şirketlerinde pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olmasından bahisle bu iddianın değerlendirilmesi gerektiği; ancak ...’nin dava dışı ...’te payların ya da oy haklarının çoğunluğuna sahip olmadığı, yönetim kurulunda da tek başına karar almasının mümkün olmadığı, hatır sözleşmesini imzalayan yönetim kurulu üyelerinden dahi olmadığı ve nihayetinde bizatihi Davacılar’ın beyanlarında ...’e verilen hatır çeklerinin 20 yıllık dostluk, itibar ve hatır karşılığında verildiği ifade edildiğinden; ...’nin ya da ...’in tüzel kişilik perdesini TMK 2 hükmüne aykırı olarak kullandığını kabul etmenin ve tüzel kişilik perdesini aralamak suretiyle sorumlu olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı, haksız fiil iddialarına ilişkin olarak; dava konusu alacağın temelinde hatır ilişkisinden doğan alacağın ödenmemesi bulunduğu ve Davalıların fiilleri ile Davacılar’ın uğradığı zarar arasında hukuka aykırılık bağı bulunmadığından haksız fiil sorumluluğunun şartlarının oluşmadığı, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu iddialarına ilişkin olarak; davaya konu edilen zararın doğrudan zararın tazminine ilişkin olduğu; doğrudan zararın tazminine ilişkin olarak açılan davaların temelinde haksız fiil sorumluluğu bulunduğu; yönetim kurulu üyesi sıfatıyla hareket eden kişilerin fiilleri ile Davacılar’ın zararı arasında hukuka aykırılık bağı bulunmadığından haksız fiil sorumluluğunun şartlarının oluşmadığı, davacı ...’ın davaya konu edilen alacaklara ilişkin alacaklı sıfatına sahip olmadığı; zira senedin yetkili hamili olmadığından senede ilişkin alacak iddiasında bulunamayacağı; öte ... senedin temelinde yatan hatır sözleşmesinin de tarafı olmadığı; söz konusu sözleşmede üçüncü kişi yararına sözleşme olacak şekilde ... lehine herhangi bir düzenlemenin de bulunmadığı; bizatihi Davacı ...’ın ifade ettiği üzere, uğradığını iddia ettiği zararın “yansıma zarar” niteliğinde olduğu; oysa yansıma zarar ile iddia edilen fiiller arasında hukuka aykırılık bağı bulunmadığından Davacı ...’ın alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığı yönünde görüş ve beyan sunmuşlardır.

Bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 13/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davaya konu edilen bono üzerinde Davalılar'dan hiçbirisinin imzasının bulunmadığı ve bono nedeniyle sorumluluklarından bahsedilemeyeceği, ancak Davalı ..., bono borçlusu ...'in kısmi bölünmesi yoluyla kurulmuş bir şirket olduğundan TTK 176 hükmü kapsamındaki şartların mevcudiyeti halinde sorumluluğuna gidilebileceği, bononun temelinde yer alan hatır ilişkisi çerçevesinde sorumluluğun kural olarak hatır sözleşmesinin tarafı olan ...'e ve bu sözleşme çerçevesinde ...'in borcuna kefil olan kişilere ait olduğu; hatır sözleşmesinin tarafı olmayan Davalılar'ın sorumluluklarına gidilmesinin mümkün olmadığı; ancak Davalı ..., bono borçlusu ...'in kısmi bölünmesi yoluyla kurulmuş bir şirket olduğundan TTK 176 hükmü kapsamındaki şartların mevcudiyeti halinde sorumluluğuna gidilebileceği, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine ilişkin olarak ...'nin ... nezdinde gerek pay sahipliği gerekse yönetim yetkisi bakımından kontrol sahibi olmadığı; tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin şartların oluşmadığı, haksız fiilden doğan sorumluluk ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu hükümleri ekseninde sorumluluk şartlarının oluşmadığı, davacı ...'ın dava konusu alacaklar bakımından alacaklı sıfatına sahip olmadığı; uğradığı iddia olunan zararın ispat edilmesi halinde dahi bu zararın yansıma zarar niteliğinde olduğu ve hukuka aykırılık bağı bulunmadığından bahisle ...'ın alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığı yönünde görüş ve beyan sunmuşlardır.

Somut uyuşmazlığın temelinde, (dava dışı) ... Ev ve Otel Tekstili Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (“...”) tarafından keşide edilen ve ... Otelcilik Turizm İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti'nin (“... Otel”) lehtar olduğu 4.300.000,00-TL bedelli bononun ödenmemesi yer almaktadır. Konu hakkında davacılar, söz konusu bononun, taraflar arasındaki hatır ilişkisine dayalı olarak verilen çek bedellerinin ödenmemesi sebebiyle uğradıkları zarardan davalılarıın sorumlu olduğunu iddia etmektedir. Huzurdaki davanın çözümü için,

i)— Dava konusu alacağın dayanağını oluşturan bonodan doğan borçlardan kimlerin sorumlu olduğu, ü Bononun verilmesine neden olan alt (temel) ilişkiden dolayı kimlerin sorumlu olduğu, ifi. — — Bononun yaratılmasına neden olan alt ilişkinin tarafı olmayan Davalılar'ın davaya konu edilen borçtan sorumlu olup olmadıkları Hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava Konusu Bonodan Dolayı Sorumluluk

Bir bono üzerine keşideci (düzenleyen), ciranta,avalist, araya giren gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (“TTK”) öngörülen usüllerde imza atarak sorumluluk silsilesine dahil olanların tamamı, başta yetkili hamil olmak üzere, sorumluluk silsilesinde kendisinden sonra gelen kişilere karşı borcun tamamen ya da kısmen ödenmemesinden dolayı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludur. Bonodan dolayı sorumluluğu bulunan bu kimselerden keşideci ve keşideciye aval verenler asıl borçlu olarak nitelendirilirken, asıl borçlular dışında senet üzerinde imzası bulunanlar ise başvuru borçlusu olarak nitelendirilmektedir. (Ülgen/Helvacı/Kaya/Nomer Ertan, s. 214-215).

Huzurdaki dava konusu bononun keşidecisi dava dışı ...'tir. Dava dışı ... ve ..., ... lehine aval vermişlerdir. Bononun lehtarı ise ... Otel olarak belirlenmiştir. Söz konusu bononun üçüncü kişilere ciro edilmemiş olduğu da dikkate alındığında, ... Otel'in yetkili senet hamili olarak senet borçlularına karşı alacağını talep etme hakkı bulunmaktadır. Dava konusu bononun borçluları ise; keşideci ... ile ... lehine aval veren ... ve ...'dır.

Bir kambiyo senedi niteliğinde olan bonoda, kural olarak senet üzerinde imzası bulunmayan kimselere karşı senetten doğan borç nedeniyle herhangi bir alacak talebinde bulunulması mümkün değildir. Huzurdaki davada Davalıların hiçbirinin senet üzerinde imzasının bulunmadığı görülmektedir. Şu halde Davalıların hiçbirinin bonodan doğan borç nedeniyle sorumlu olmadığı sonucuna varılması mümkündür.

Ancak davalılardan ... Tekstil Sanayi Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi'nin (“...”) ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira ..., keşideci (dava dışı) ...'in kısmi bölünmesi sonucunda 12.06.2012 tarihinde kurulmuş bir şirkettir. TTK m. 159/1-b hükmü uyarınca bir şirketin malvarlığının bir veya birden fazla bölümünün diğer şirketlere devrolunması yoluyla gerçekleştirilen bölünme işlemi “kısmi bölünme” olarak adlandırılmaktadır (Ferna İpekel-Kayalı-Türk Ticaret Kanunu'na Göre Sermaye Ortaklıklarının Bölünmesi, İstanbul 2021, s.76 vd.). TTK m. 174 vd. hükümlerinde bölünmede alacaklıların korunmasına yönelik özel düzenlemeler getirilmiştir. Bu bağlamda TTK m. 174 hükmünde bölünmeye katılan şirketlerin alacaklılarına çağrı yapılması, TTK m. 175 hükmünde bu çağrı üzerine şirkete başvuran alacaklıların alacaklarının teminat altına alınması, TTK m. 176 hükmünde de alacakların teminat altına alınmaması halinde bölünmeye katılan şirketlerin ikinci derecede sorumluluğu düzenlenmiştir.

TIK m. 176/1 hükmü uyarınca bölünme sözleşmesi ya da bölünme planıyla kendisine borç tahsis edilen şirket birinci derecede sorumludur. ...'ın tesciline ilişkin ilan ... tarihli ... sayılı T.Ticaret Sicili Gazetesi'nde yapılmış olup,söz konusu ilanda yer verilen bölünme planı incelendiğinde dava konusu alacağın ...'a tahsis edildiğine dair bir ibarenin bulunmadığı görülmektedir. Şu halde dava konusu alacağın, (kısmi bölünen) ...'te kaldığı sonucuna varmak mümkündür. Bu durumda ... dava konusu bonodan doğan borç nedeniyle birinci derecede sorumludur (TTK m. 168/1-b)'. Kanunda bir borçtan dolayı birinci derecede sorumlu olan şirketin borcunu ifa etmemesi üzerine alacaklının bölünmeye katılan diğer şirketlere başvurabileceği düzenlenmiştir. Ancak kanun koyucu, ikinci derecede sorumlulara başvurulmasını belirli şartlara tabi kılmıştır.

Gerçekten de TTK m. 176/2 hükmü uyarınca alacaklının ikinci derecede sorumlulara başvurabilmesi için; alacağın teminat altına alınmamış olması ve birinci derecede borçlu hakkında şu hallerden en az birisinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir: a) İflas etmiş olması, b) Konkordato süresi almış olması, c) Aleyhinde yapılan bir icra takibinde kesin aciz vesikası alınmasının şartlarının doğmuş olması, d) Merkezi yurt dışına taşınmış ve artık Türkiye'de takip edilemez duruma gelmiş olması veya e) Yurt dışındaki merkezinin yeri değiştirilmiş ve bu sebeple hukuken takibinin önemli derecede güçleşmiş olması. Dosya münderecatında, Davacı ... Otel'e teminat verildiğine dair bir delile rastlanmamıştır. Öte ... (dava dışı) asıl borçlu ... hakkında alınmış bir iflas ya da konkordato kararına da dava dosyasında rastlanmamıştır. Yine ...'in merkezini yurt dışına taşıdığına dair delil de bulunmamaktadır. Davacılar, 4.300.000,00-TL değerindeki dava konusu bononun ödenmemesi üzerine icra takibi başlattıklarını, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ...

E. Sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibinin ise karşılıksız kaldığını ifade etmektedir.

Şu halde eğer ... hakkında yapılan icra takibi neticesinde kesin aciz vesikası alınmasının şartları oluşmuş ise, Davalı ... ikinci derecede sorumlu olacak ve böylece davacı ... Otel'in alacağını ...'dan talep etmesi mümkün olacaktır.

Buna karşın TTK m. 176/2 hükmünde öngörülen şartlardan hiçbirisi mevcut değilse, söz konusu bono nedeniyle ...'a herhangi bir talep yöneltilmesi mümkün olmayacak olup davacılar tarafından borçtan birinci derecede sorumlu ... firması hakkında kesin aciz vesikası alınması koşullarının oluştuğu davacılar tarafından ispat edilememiştir. Bononun Düzenlenmesine Neden Olan Alt İlişkiden Doğan Sorumluluk

Bilindiği üzere her kambiyo senedi bir temel ilişkiye dayanılarak verilir ve taraflar arasında bir borç ilişkisinin bulunmaması halinde dahi hatır ilişkisi niteliğinde bir temel ilişkinin bulunduğu kabul edilmektedir(Ülgen/Helvacı/Kaya/Nomer Ertan, s. 90; Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku,s. 72). Bir temel ilişkiden doğan borç hakkında kambiyo senedi ve alacaklıya teslim edildiği zaman temel ilişkiden doğan borcun sona , kambiyo senedinin ifa uğruna ya da ifa yerine verilmiş olmasına göre değişmekte olup, senet ifa yerine verildiğinde temel ilişkiden doğan alacak hakkı sona ererken, senet ifa uğruna verildiğinde temel ilişkiden doğan alacak ile kambiyo senedinden doğan alacak aynı anda mevcudiyetini devam ettirir (Ülgen/Helvacı/Kaya/Nomer Ertan, s. 96; Öztan, s. 73). Temel ilişkiden doğan alacak ile senetten doğan alacak aynı anda mevcut olsa da, senedin vadesi gelene kadar alacaklının temel ilişkiden doğan alacağını talep etmesi kural olarak mümkün değilken, senedin vadesi geldikten sonra alacaklı isterse senetten doğan alacağını talep edebilir, isterse senedi iade etmek suretiyle temel ilişkiden doğan alacağını talep edebilir (Ülgen/Helvacı/Kaya/Nomer Ertan, s. 96; Öztan, s. 73). Bir senedin ifa uğruna ya da ifa yerine verildiğine ilişkin taraflar açıkça bir belirleme yapmadıkları takdirde, senedin ifa uğruna verildiği kabul olunur(Ülgen/Helvacı/Kaya/Nomer Ertan, s. 96).

Huzurdaki davada Davacı ... Otel, dava dışı ... lehine 20 yıllık dostluk ve güven ilişkisine dayalı olarak- 2010 yılından itibaren çok sayıda hatır çeki verdiğini iddia etmektedir. Davacı ... Otel'in bu iddiasını; dava dışı ..., ... ve ...'ın imzalarının bulunduğu 25.04.2012 tarihli “Protokol” başlıklı yazılı delil ile ispat ettiği görülmektedir. Söz konusu metinde, Davacı ... Otel tarafından ... lehine hatır ilişkisine dayalı olarak çekler keşide edildiği; 2011 yılı sonrasında tarih, lehtar ve miktar kısımları boş şekilde çeklerin ...'e teslim edildiği, ...'in yaşadığı mali sıkıntılar nedeniyle keşide edilen hatır çeklerinin karşılıklarının ödenmediği ve ... Otel'in bu çekler nedeniyle sorumlu tutulduğu ifade edilmiştir.

İlgili metnin son paragrafında şu ifadelere yer verildiği görülmektedir: “Bu çerçevede ..., ...'a 4.300.000 TL (Dört milyon üç yüz bin Türk Lirası) borçlu olduğunu kabul ve taahhüt eder. Aynı şekilde bu miktar borçtan ... ve ... beş yıl boyunca bu bedelden müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğunu şimdiden kabul ve taahhüt ederler. Bu bedel karşılığı, borçlusu ... ve müşterek ve müteselsil kefilleri ... ve ... olan şekilde, lehtarı ... olan bir adet senet ...'a imzalanarak teslim edilmiştir.”25.04.2012 tarihli Protokol (yazılı delil) ile ispat edildiği üzere, Davacı ... Otel'in ...'e teslim etmiş olduğu çeklerin temelinde hatır ilişkisi yatmaktadır.

Doktrinde hatır senetleri; senette borçlu olarak gözüken kişinin, senette yazılı bedeli bizatihi kendi şahsi malvarlığından ödemesini gerektirecek bir borcu olmamasına rağmen, senet alacaklısının nakdi kredi temin etmesini veya mali durumunu olduğundan daha iyi gösterecek şekilde bu senedi düzenlemeyi, karşı tarafın da bu senede dayalı olarak senet borçlusundan talepte bulunmamayı ve ayrıca senet meblağını ödemesi için senet borçlusuna temin etmeyi veya senedi tedavüle çıkarmamayı üstlendiği senetler olarak (Nurkut İnan, Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara 1969, s. 64-65). Hatır senetlerini diğer bedelsiz senetlerden ayıran temel kıstas, senet borçlusunun esasen senet bedelini ödeme konusunda bir iradesinin olmaması ve senet alacaklısının bu durumu bilmesi ve kabul etmesidir (İnan, s.

65.Hatır senetlerinde temel ilişki bizatihi hatır ilişkisinin kendisidir (İnan, s. 56). Senedin yaratılmasına neden olan hatır ilişkisi,hukuki niteliği itibariyle bir sözleşmedir (İnan, s. 75 vd). Bu sözleşme uyarınca hatır senedi düzenlemeyi taahhüt eden “hatır borçlusu”, senedi düzenleyip karşı tarafa yani hatır alacaklısına teslim etmeyi; hatır senedi tedavüle çıkarılmak amacıyla verilmişse, hatır alacaklısı tarafından sağlanan senet bedelini senedin yetkili hamiline ödemeyi taahhüt ederken, hatır alacaklısı ise senedi en geç vadesinde hatır borçlusuna iade etmeyi; senet tedavüle çıkarılmış ise en geç vadede senet bedelini yetkili hamile ödenmek üzere hatır borçlusuna ödemeyi taahhüt eder (İnan, s. 79 vd). Hatır alacaklısının, senet bedelini temin etme borcunu yerine getirmemesi halinde, hatır alacaklısı hatır borçlusuna karşı sorumlu olur ki, bu sorumluluk taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali niteliğindedir (İnan, s. 84).

25.04.2012 tarihli Protokol aynı zamanda dava konusu bononun düzenlenmesine neden olan alt (temel) ilişkiyi ortaya koymaktadır ki, bu ilişkinin hatır ilişkisi olmadığı, Davacı ... Otel ile dava dışı ... arasındaki hatır sözleşmesinin ihlalinden doğan zararın ödenmesine yönelik sözleşmesel ilişkisinin (yani Protokol'ün) yattığı yukarıda açıklanmıştı. Şu halde huzurdaki uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için dava konusu bononun düzenlenmesine neden olan alt (temel) ilişkiden kimlerin sorumlu olduğunun tespiti önem arz etmektedir.Bilindiği üzere nisbilik ilkesi, bir alacaklının alacak hakkını ancak borçluya karşı ileri sürebilmesini, üçüncü kişilere karşı ileri sürememesini ifade etmektedir (Kemal Oğuzman/Nami Barlas, Medeni Hukuk, İstanbul 2012, s. 162).

Sözleşmeler hukukuna hakim olan nisbilik ilkesi gereği, sözleşme İilişkisi ile bağı olmayan üçüncü kişi ya da kişilere karşı borcun ifa edilmemesi ya da kötü ifa edilmesi nedeniyle herhangi bir talepte bulunulması mümkün değildir. (Kemal Oğuzman/Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, İstanbul 2013, s. 21).

Huzurdaki uyuşmazlık bakımından, Davacı ... Otel ile dava dışı ... arasındaki hatır sözleşmesinin ihlalinden doğan talep hakları kural olarak sadece ... Otel ile ... arasında sonuç doğurur. Taraflar arasındaki Protokol'de dava dışı ... ve ...'ın bu borca kefil olduğuna ilişkin ifadelere yer verilmiştir. Ancak huzurdaki davada ... ve ...'a husumet yöneltilmediğinden, bu kişilerin kefalet sözleşmesi uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılmasına gerek bulunmamaktadır.

Son olarak hatır sözleşmesinden doğan borç, bölünme planı ile ...''a tahsis edilmiş olmadığından, ...'ın bu borç nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için TTK 176/2 hükmünde yer alan şartların bir arada bulunması gerekmektedir. Şayet TTK 176/2 hükmünde öngörülen şartlardan hiçbirisi mevcut değilse, söz konusu bono nedeniyle ...'a herhangi bir talep yöneltilmesi mümkün değildir.Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere bu şirket yönünden TTK 176/2 hükmünde öngörülen şartların oluştuğu ispat edilemediğinden davalı ... şirketinin bu borçtan sorumlu olması mümkün değildir. Öte ... Davalı ... dışında, Davacı ... Otel ile dava dışı ... arasındaki hatır sözleşmesinin ihlal edilmesi nedeniyle üçüncü kişi konumunda olan diğer davalıların sorumlu tutulabilmeleri kural olarak mümkün değildir. Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması İddiası Hakkında Değerlendirme Dava dilekçesinin 22. sayfasında Davacılar'ın şu ifadelere yer verdiği görülmektedir: “... ve bağlantılı şirketi ... üzerinden, o dönem ...'ın yönetim kurulu bilgisi ve operasyonu dahilinde, ancak özellikle ... idaresinde bu olay gerçekleşmiştir. Bu nedenle davalılar kusur ve sorumluluklarından ötürü alacak ve zarardan dolayı (haksız fiil, bağlantı sorumluluğu, yöneticilerin sorumluluğu, perdenin aralanması) gibi birden çok haklı nedenle müşterek ve Müteselsil sorumluluklarından ötürü dava açmaktayız.”

Şu halde Davacı ... Otel ile dava dışı ... arasındaki hatır ilişkisinden doğan borçlara ilişkin olarak, ticaret unvanı daha sonradan ... San. Ve Tic. Anonim Şirketi (“...”) olarak değiştirilen ... ... Anonim Şirketi ve iştiraklerinin tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinden hareketle sorumlu olup olmadıklarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, hukuken kendisini oluşturan ya da kuruluşu - gerçekleştiren kişilerden bağımsız bir kişiliği olan tüzel kişilerin, kanunlarda öngörülen amaçlarına aykırı olarak kullanılmasını ve tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmak suretiyle kanunun arkasından dolanılmasını engellemek amacıyla, Türk Medeni Kanunu 2 hükmünde öngörülen dürüstlük kuralından yola çıkarak ortaya atılan, tüzel kişiyi oluşturan kişilere de başvurma imkanı tanıyan bir hukuki enstrümandır (Kemal Oğuzman /Özer Seliçi/Saibe Oktay-Özdemir, Kişiler Hukuku, İstanbul 2005, s. 89-90). Bu teori sayesinde hakkaniyet ve kanun hükümlerinin amacı ve özü itibariyle gerekli olduğu hallerde tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmış tek veya büyük ortağa başvurarak onun tüzel kişilik perdesini amaca aykırı şekilde kullanması ihtimali ortadan kaldırılmaktadır (Reha Poroy/Ünal Tekinalp/Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku C. I, İstanbul 2014, s. 90, N. 121a).

Huzurdaki dava konusu olayda, Davacılar tüzel kişilik perdesinin aralanmasından bahsetmekte ise de bu teorinin hangi şirket açısından uygulanması gerektiğini tam olarak açıklamamaktadır. Ancak hatır çeklerinin bazılarının ... ve iştirakleri tarafından keşide edildiği iddia edildiğinden; ... bünyesinde ortak ve yönetim kurulu üyesi olan Davalı ...'nin aynı zamanda ... bünyesinde ortak ve yönetim kurulu üyesi olmasından bahisle bu teorinin ... hakkında uygulama alanı bulup bulmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Davaya konu edilen olayların gerçekleştiği sırada, Davalı ... veya herhangi bir iştirakinin, dava konusu alacağın asıl borçlusu olan ... ile herhangi bir ortaklık ilişkisi bulunmamaktadır. Ancak ...'in pay sahiplerinden ve yöneticilerinden ... aynı zamanda ...'te de pay sahibi ve yönetim kurulu üyesidir. Ancak tüzel kişilik perdesinin kaldırılabilmesi için bu hususlar yeterli değildir. Davaya konu edilen olayların gerçekleştiği sırada, ticaret sicili kayıtları uyarınca ... ... ortağı olsa da, ...'te toplam pay adedi (her biri 1 TL değerinde) 7.500.000 iken, ... bu paylardan 2.497.600 adedine sahiptir. Yani şirket paylarının yaklaşık 1/3'üne sahiptir. İlgili dönemde ...'in yönetim kurulu üyeleri ise; ..., ... ve ...'dir. Dava dışı ...'in ortaklık yapısı ve yönetim kurulu incelendiğinde, Davalı ...'nin bu şirketin genel kurulunda ve/veya yönetim kurulunda çoğunluğa sahip olmadığı görülebilmektedir.

Öte ... bizatihi dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, Davacı ... Otel tarafından ...'e çek verilmesi amacıyla hatır sözleşmesi ilişkisine girilmesinin nedeni, 20 yıllık dostluk, itibar ve güven ilişkisi iken ve ... ile ... Otel arasında imzalanan Protokol'de ... dışındaki yönetim kurulu üyelerinin de imzasının bulunduğu görüldüğünden; ...'nin ya da ...'in tüzel kişilik perdesini TMK 2 hükmüne aykırı olarak kullandığını kabul etmek ve tüzel kişilik perdesini aralamak suretiyle sorumlu olduğunu kabul etmek mümkün gözükmemektedir. Haksız Fiil İddiası Hakkında Değerlendirme Davalıların sorumlu olduklarına ilişkin olarak davacılar tarafından ileri sürülen iddialardan bir diğeri de haksız fiil sorumluluğuna ilişkindir.Bilindiği üzere haksız fiil sorumluluğu TBK 49 vd. hükümlerinde düzenlenmektedir. Bu hükme göre “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlür Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Haksız Fiil Sorumluluğuna İlişkin Genel Olarak Bu hükümden yola çıkarak haksız fiil sorumluluğundan bahsedebilmek için kural olarak 4 şartın birlikte bulunması gerektiği kabul edilmektedir: zarar, hukuka aykırı fiil, kusur ve illiyet bağı.

a)Hukuka Aykırı Fiil

Haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için Kanun'da da açıkça ifade edildiği üzere öncelikle failin hukuka aykırı bir fiilinin bulunması gerekmektedir. Hukuk düzeni gereği kişileri zarardan korumak amacıyla konulan ve herkese hitap eden emredici hükümlerin ihlal edilmesi halinde hukuka aykırı fiilin bulunduğu kabul edilmektedir (Selahattin Sulhi Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu /Atilla Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 476; Kemal Oğuzman / Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, İstanbul 2013, s. 12).

Huzurdaki davanın temelinde yer alan hak (alacak), niteliği itibariyle nisbi bir haktır. Bir fiil neticesinde nisbi bir hak ihlal edilmiş ve bir zarar meydana gelmişse, burada ihlal edilen normun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Bir alacak ilişkisi içerisinde borçlunun borca aykırı davranmak suretiyle alacaklıyı zarara uğratması, TBK m. 112 vd. hükümlerinde düzenlenen sözleşme sorumluluğudur (Oğuzman/Öz, C. li, s. 18). Üçüncü bir kişi, sözleşme konusunun ifa edilmesini engellerse, örneğin satım sözleşmesine konu edilen ürünün zayi olmasına neden olursa, mal sahibi olan satıcıya karşı haksız fiil nedeniyle sorumlu olabilecekken, malın alıcısına karşı hukuka aykırılık bağı bulunmadığından sorumlu olmayacaktır (Oğuzman/Öz, C. lI, s. 18). Buna karşın üçüncü kişi, sırf alıcının zarara uğramasını hedeflemek suretiyle, kasten hareket etmiş ise bu halde TBK m. 49/2 hükmü kapsamında ahlaka aykırı davranması nedeniyle sorumlu olacaktır (Oğuzman/Öz, C. lI, s. 18).

b)Zarar Kavramı

Sorumluluk hukukunda zarar en önemli kavramlardan birisi olup, tazminat borcunun doğması için vazgeçilmez bir unsurdur, yani zarar olmayan yerde hukuki sorumluluktan bahsedilmesi kural olarak mümkün değildir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 520; Oğuzman/Öz, s. 38). Sorumluluk hukukunda zarar kavramı genel olarak, zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonra gösterdiği durum ile zarar verici olay gerçekleşmeseydi göstereceği durum arasındaki fark olarak tanımlanmaktadır (Tekinay/ Akman/Burcuoğlyu/ Altop,s. 548; Eren, s. 522; Oğuzman/Öz C. lI, s. 38). Malvarlığındaki azalma, malvarlığında yer alan aktiflerin azalması şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, pasiflerin artması şeklinde de görülebilir. Yine zarar verici fiil nedeniyle elde edilmesi beklenen karın elde edilememesi halinde de yoksun kalınan karın talep edilebilmesi mümkündür (Tekinay/Burcuoğlu/Akman/Altop, s. 559; Eren, s. 526).

c)Kusur

Hukukumuzda kusur kavramı hem sözleşme sorumluluğu (TBK m.

112.hem de haksız fiil sorumluluğu (TBK m.

49.bakımından kural olarak kurucu unsur olarak belirlenmiştir. Kusur, hukuk düzeni tarafından kişiye yüklenen yükümlülüğü kişi tarafından istenerek ihlal edilmesi ya da bu kişinin söz konusu yükümlülüğü ihlâl etmek istememesine rağmen bu sonucu doğuracak davranıştan kaçınmak için iradesini gerektiği şekilde kullanmamasıdır (Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, C. I, s.53; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 492). Kusurluluk kavramı, kast ve ihmal olarak temelde ikili bir ayrım altında incelenmekte ise de, TBK m. 49/1 kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için failin kasten ya da ihmalen hareket etmesinin bir önemi bulunmamaktadır. (Oğuzman/Öz, C. I, s. 55;Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 496). En hafif ihmal hali dahi sorumluluğun doğması için yeterli iken, kusurun ağırlığı meselesi tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınmaktadır. (Oğuzman/Öz, C. I, s. 55; Tekinay/Akman /Burcuoğlu/ Altop, s. 496).

d)İlliyet Bağı

Bir olay ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının var olduğunu kabul edebilmek için, işlenen fiilin olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre meydana gelen zarara sebep olabilmesi gerekmektedir. İlliyet bağı kavramını bu şekilde yorumlayan teori uygun illiyet bağı teorisi olup, doktrin ve uygulamada bu teori benimsenmektedir (Tekinay/ Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 573; Eren, s. 541).

Uygun illiyet bağının bulunduğunu kabul edebilmek için zarar verici fiili gerçekleştiren kimsenin o sonucu öngörmüş olması zorunluluğu yoktur. Objektif olarak o fiil olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre o zarara sebep olacak nitelikte kabul edilebiliyorsa bu durumda illiyet bağı mevcuttur(Oğuzman/Öz, C. I, s. 44). Dava Konusu Alacak Hakkında Değerlendirme Davacılar, ... ve iştiraklerinin, ...'nin idaresinde hareket etmek suretiyle sorumlu olduklarını iddia etmektedir. Davacı ... Otel ile hatır ilişkisine giren ...'in borçlarını gereği gibi ya da hiç yerine getirmemesi nedeniyle davalılar'ın haksız fiil sorumluluğuna gidilebilmesi için yukarıda yer alan şartların bütünüyle gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Davacılar, ... Otel tarafından keşide edilen çeklerin bir kısmının Davalılardan ... tarafından kullanıldığını, ...'ın dava dışı ...'e bu çekler karşılığında senet verdiğini, ...'ın senet bedellerini ödememek suretiyle ...'i zarara uğrattıklarını ifade etmektedir. Dava dilekçesinin 4 vd. sayfalarında yer alan bu iddialarda yer alan ...'ın hangi şirket olduğu net olarak belli olmamakla birlikte, bu eylemin haksız fiil sorumluluğu yaratıp yaratmadığı inceleme konusu edilmelidir.

Bizatihi davacıların da ifade ettiği üzere, dava dışı ... ile ... ve iştirakleri arasında sözleşmesel ilişki kurulmuş, ...'ten alınan alınan çekler karşılığında ... tarafından keşide edilen senet bedelleri ödenmemiştir. ... tarafından ... lehine keşide edilen senet bedellerinin ödenmemesi ile ...'in alacaklısı ... Otel'e olan borçlarını ödeyememesi arasında bu bağlamda herhangi bir hukuka aykırılık bağı bulunmamaktadır. Bu nedenle huzurdaki davada haksız fiil sorumluluğundan bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu Hakkında Değerlendirme

Anonim şirketlerde ve (TTK m. 644/1-a hükmünde yapılan atıf gereği) limited şvrketlerde yöneticilerin sorumluluğu TTK m. 553 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir.TTK. 553 hükmü uyarınca şirket yöneticileri kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem şirket ortaklarına hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. TK m. 553 hükmü çerçevesinde şirket yöneticilerinin sorumluluğunun doğabilmesi için kural olarak şu dört unsurun bir arada bulunması gerekmektedir: zarar, hukuka aykırı fiil, kusur ve illiyet bağı.

Zarar kavramına ilişkin olarak yukarıda haksız fiile ilişkin değerlendirme başlığı altında açıklama yapılmıştır. Şirket yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin özellik arz eden husus, doğrudan zarar ve dolaylı zarar ayrımıdır. Doğrudan zarar kavramı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı önem arz etmeksizin pay sahibi ve alacaklıların malvarlıklarında meydana gelen zarar olarak tanımlanabilir (Mehmet Helvacı,Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 2001, s.151-152; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, C. Ili, Ankara 2018, s. 2561; ÜnalTekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2020, N. 16-87; NeclaAkdağ Güney, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu,İstanbul 2010, s. 52; Sıtkı Anlam Altay, Anonim Ortaklıkta Yönetim YetkilerininDevrinin Sorumluluğa Etkileri, İstanbul 2011, s. 247). Doğrudan zarar söz konusu olduğunda, şirketin zarara uğraması sonucunda dolaylı olarak pay sahipleri ve alacaklıların malvarlıklarında meydana gelen bir azalmadan değil, aksine yönetim kurulu üyelerinin fiili sonucu pay sahipleri ve alacaklıların doğrudan doğruya bireysel olarak uğradıkları zarar gündeme gelmektedir.

Dolaylı zarar kavramı ile ifade edilen ise şirket yöneticilerinin fiilleri sebebiyle şirket malvarlığında meydana gelen zararın pay sahibi ve alacaklıların malvarlıklarına yansıma yoluyla etki etmesi ve zarar meydana getirmesidir (Pulaşlı, s. 2563; Akdağ Güney, s. 53; Altay, s. 245). Sorumluluk hukukunda kural olarak sadece doğrudan zararın tazmin edilmesi mümkündür, ancak kanunda açıkça öngörülmesi halinde dolaylı zararın talep edilmesi de mümkündür (Tekinalp, N. 16-107). Nitekim pay sahiplerinin ve alacaklıların dolaylı zararlarını talep edebileceği TTK 553 vd. hükümlerinde özel olarak düzenlenmiştir.

Doğrudan zarar ile dolaylı zarar arasındaki en temel fark, tazminatın nereye ödeneceğine ilişkindir. Doğrudan zararın dava konusu edildiği hallerde pay sahipleri tazminatın kendilerine ödenmesini talep edebilirken, dolaylı zararın dava edildiği hallerde tazminatın ancak şirkete ödenmesini talep edebilirler. Bu şekilde pay sahibinin dolaylı olarak uğramış olduğu zarar, yine dolaylı olarak tazmin edilmiş olacaktır (Helvacı, s. 130; Akdağ Güney, s. 56; Tolga Ayoğlu, Pay Sahipleri ile Alacaklıların “Dolayısıyla Zarar” Nedeniyle Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Sorumluluk Davası Açma Hakkı ve Bu Tür Davalarda Alınan İlamları İcraya Koyma Yetkisi, Legal Hukuk Dergisi, S. 73, 2009, s. 70).

Huzurdaki davada tazminatın doğrudan davacılar'a ödenmesi talep edildiğinden, huzurdaki davanın doğrudan zarara ilişkin olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Doğrudan zarar nedeniyle açılan davalarda, pay sahipleri (ya da alacaklılar) ile şirket yöneticileri arasında herhangi bir sözleşmesel ilişki bulunmadığından, bu davanın haksız fiil esasına dayandığı kabul edilmektedir (Oğuz İmregün, “Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin Ortaklığa Karşı Hukuksal Sorumu”, Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu'na 65. Yaş Günü Armağanı, İstanbul 2001, s. 275; Altay, s. 220-221).

Davalıların haksız fiil sorumluluğuna ilişkin yukarıda detaylı olarak değerlendirilme yapılmış olup, davalıların eylemleri ile davacılar'ın uğradıkları zarar arasında hukuka aykırılık bağı bulunmadığından haksız fiilin şartlarının gerçekleşmesinden bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle şirket yöneticisi olduklarından bahisle haklarında dava açılan davalılar'ın dava konusu alacak nedeniyle sorumlu olmadıkları sonucuna varılmıştır. Davacı ...'ın Taraf Sıfatına İlişkin Olarak

Huzurdaki davanın temelinde davacı ... Otel'in bonodan doğan alacağı ve bu bononun temelinde yatan alt ilişkiden doğan alacağı bulunmaktadır. Ancak dava dilekçesinin 22 ve 23. sayfalarında, ... Otel'in hatır çeklerinden kaynaklanan borçları için Davacı ...'ın kredi çektiği, bu kredinin daha sonra yapılandırıldığı ve Davacı ...'ın bu nedenle zarara uğradığı iddia edilmektedir.

Yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere dava konusu bononun lehtarı ... değil, ... Otel'dir. Yani ...'ın bonoya dayalı olarak herhangi bir talepte bulunması mümkün değildir. Öte ... ..., ... Otel ile ... arasındaki hatır ilişkisinin tarafı da değildir. Yine yukarıda izah edildiği üzere, sözleşmeler hukukunun en temel ilkelerinden birisi nisbilik ilkesi olup, kural olarak bir sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin sözleşmeye dayalı olarak talepte bulunması mümkün değildir. Üçüncü kişi yararına yapılan sözleşmeler ise bu kuralın istisnasını oluşturmaktadır (Oğuzman/Öz, C. I, s. 21). ... Otel ile ... arasındaki sözleşme incelendiğinde, Davacı ... lehine herhangi bir düzenleme bulunmadığı gibi, ...'ın hak sahibi olduğuna dair başkaca bir delile de rastlanmamıştır. Şu halde ...'ın Davalılar'a karşı herhangi bir talep ileri sürmesi kural olarak mümkün değildir.

Dava dilekçesinde Davacı ...'ın yansıma zarara uğradığı iddia edilmektedir. Yansıma zarar kavramı, bir hukuka aykırı fiile maruz kalan kimseden başka bir kişinin de bu fiil nedeniyle uğradığı zararı ifade etmektedir (Oğuzman/Öz, C. I, s. 42). Yansıma zarar nedeniyle failin sorumlu tutulabilmesi için hem fiil ile zarar arasında illiyet bağının kurulması, hem de hukuka aykırılık bağının bulunması gerekmektedir. Doktrinde konu hakkında verilen örneklerden birisi, bir gazinoda çalışan ses sanatçısının hukuka aykırı bir fiil neticesinde ölmesi sonucunda gazinonun gelir kaybına uğramasıdır. Bu halde gazinocunun uğradığı zarar yansıma zarar niteliğinde olup, illiyet bağının bulunduğu kabul edilse dahi, hukuka aykırılık bağının bulunmadığı ifade edilmektedir (Örnek için bkz. Oğuzman/Öz, s. 42-43).

Dava konusu olayda ...'ın çekmiş olduğu kredinin bütünüyle ... lehine keşide edilen hatır çeklerinin ödenmesi amacıyla kullanıldığının ispat edilmesi halinde dahi, bu husus ... Otel'in uğradığı zarar nedeniyle uğranılan “yansıma zarar” niteliğinde olup, hatır sözleşmesinin ihlali ile bu zarar arasında hukuka aykırılık bağı bulunmadığından, avacı ...'ın huzurdaki davada alacaklı sıfatını haiz olmadığı anlaşıldığından davacıların davalılar hakkında açtıkları tüm davaların reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davanın REDDİNE,

2.Alınması gerekli 269,85 TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 122.293,69 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 122.023,84 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacılara İADESİNE,

3.Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,

4.Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... San. Ve Tic. Ltd. Şti., ... Tekstil San. Ve Tic. A.Ş., ... Tekstil San. Ve Tic. A.Ş., ... Tekstil San. Ve Tic. A.Ş. kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre reddedilen miktar üzerinden hesap edilen 375.611,00 TL ücreti vekaletin davacılardan tahsili ile bu davalılara VERİLMESİNE,

5.6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 360,00 x 2 saat= 720,00.-TL) X 2 = 1.440,00.-TL arabuluculuk ücretinin davacılardan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA,

5.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 250,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,

5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacılar vekili, bir kısım davalılar vekillerinin yüzlerine karşı, davalı ... ve ... vekilinin yokluğunda oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 16/11/2023 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪ İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog