2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılardan alacağının tahsili için, ....
21.İcra Dairesi'nin ...Esas sayılı icra dosyasıyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalılara ödeme emrinin tebliğ edildiğini, davalıların süresi içerisinde itiraz ederek, takibin durmasına neden olduğunu, müvekkili tarafından davalılara yöneltilen ...
21.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki alacak talebi için dava şartı arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, ancak görüşmeler sonunda anlaşamama yönünde son tutanak düzenlendiğini, müvekkili ile ... Tic. A.Ş. arasında akdedilen 16.12.2011 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıklarını, belirlenen bedelin vadesinde ödenmemesi üzerine ...
21.Noterliği ... tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile işbu husus davalılara bildirildiğini, borcun tahsilinin gerçekleşmediğini, ...
21.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasıyla borçlular aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, itiraz sonucu takibin durduğunu, belgelerin dosyaya sunulduğunu, yargılama sonucu bu hususun doğruluğunun ortaya çıkacağını, haksız itirazın iptalinin gerektiğini, alacağın likit olması %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, izah olunan nedenlerle, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalının haksız ve mesnetsiz itirazının iptaline, takibin devamına, borçlulara tahsis edilen gayrinakdi kredi çerçevesinde teminat mektubu yasal sorumluluk bedeli arttığında artan oranlı olmak üzere verilmesi sebebiyle doğan alacağın faiz, gecikme tazminatı/kar payı mahrumiyeti ve sair bir getiri olmaksızın depo edilmesini, sorumluluk bedelinin ödenmesi halinde ise fiilen ödenen sorumluluk ödeme tarihindeki sorumluluk bedelinin miktarı karşılığına tekabül edecek miktarın fiili ödeme tarihinden itibaren işleyecek yıllık % 50,25 taraflar arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesinin 17.5. maddesinde belirtilen ticari işlerde uygulanan temerrüt faizinin üç katı olarak uygulanacağını, bu oranın değişmesi halinde fiili ödeme tarihindeki gecikme tazminatı/kar payı mahrumiyeti ve işleyecek gecikme tazminatı/kar payı mahrumiyetinin %5 gider vergisi ile birlikte tahsiline, %20'den az olmamak kaydıyla davalının icra inkar tazminatına mahkumiyetine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalılar ..., ..., .... ... ve ...'ya dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalılar tarafından herhangi bir cevap dilekçesinin sunulmadığı görülmüştür. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; ... Arabuluculuk Bürosu ... anlaşamama tutanağı, ...
21.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dava dosyası,16/12/2021 tarihli genel kredi sözleşmesi, kefalet sözleşmeleri kat ihtarnamesi, banka kayıtları, davalıların aile nüfus kayıt örnekleri, dava dışı asıl borçlu şirkete ait şirketin ortaklarının ve yetkili temsilcilerini gösteren ticaret sicil kayıtları celp edilmiş, incelenmiştir. Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan gayri nakdi alacağın komisyon alacağı ile gayri nakdi alacağın deposuna yönelik olarak davalı kefiller hakkında başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ... Bankası A.Ş. ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında 16/12/2011 tarihinde 500.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesinin akdedildiği, genel kredi sözleşmesine davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'in sözleşmedeki limit tutarının tamamı kadar (500.000 TL) müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefil olduğu, dava dışı asıl borçlu şirketin genel kredi sözleşmesi kapsamında kendisine tahsis edilen gayri nakdi kredileri (teminat mektubu kredisini) kullandığı, ancak sözleşmede gösterilen şekilde nakdi (mektup komisyon bedeli) ve gayri nakdi (teminat mektubu depo bedeli) kredi borçlarını geri ödeyememesi üzerine Tasfiye Halinde ... Bankası A.Ş' nin ...
21.Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı Kat İhtarnamesi ile genel kredi sözleşmesinin kat edildiği ve kat tarihi itibariyle bankaya olan toplam kredi borcunun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 1 gün içinde bankaya ödenmesini talep ettiği, kat ihtarnamesinin davalı kefillere 20/09/2016 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen borcun ödenmediği, bunun üzerine bankanın, davalı müteselsil kefiller hakkında ...
21.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası üzerinden 19/04/2022 tarihinde ilamsız icra takibi başlattığı, ancak davalıların borca itirazı üzerine takibin durduğu, davacının duran takibe devam edilmesi ve alacağın tahsiline yönelik işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere, öninceleme işlemleri tamamlandıktan sonra tahkikat aşaması ile davanın esasınına geçilmeden önce hak düşürücü sürenin incelenmesi ve değerlendirilmesi zorunludur. (HMK 142) Yasal düzenlemeler ve Doktrine bakıldığında:
Davaya konu genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmelerinin tarihlerine bakıldığında mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde imzalandıkları / kuruldukları görülmüştür. Zira, genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmeleri 16/12/2011 tarihinde akdedilmiş olup, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Bu durumda somut olayda kefalet sözleşmesinin sona ermesiyle ilgili olarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır.
Türk Borçlar Kanununun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' denilmiştir Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Davalıların tümü için müteselsil kefili oldukları genel kredi sözleşmesinin tarihi 16/12/2011 tarihi olup. Türk Borçlar Kanunun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmelerin kurulduğu bu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceği kabul edilmelidir. Nitekim anılan madde de açıkça sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalkacağı ifade edilmiştir. Buna göre 16/12/2011 tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu olan 16/12/2021 tarihi itibariyle tüm davalılar için kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığının kabul edilmesi gerekir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanununda kefalet için herhangi bir sürenin öngörülmediği, ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanununda azami 10 yıllık sürenin getirildiği ve bu düzenlemenin 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ifade edildiği şekilde ''ilk defa öngörülen'' süre niteliğinde olduğu ve kefaletin 10 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden kalkacağı 598/3. maddesinde açıkça ifade edilmiş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim öngörülen 10 yıllık süre dolduğunda, kefalet ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle 10 yıllık sürenin dolmasının neticesinde kefalet geçersiz hale gelmektedir. Yasada geçersiz hale geldiği belirtildiğinden bu hususun mahkemece resen dikkate alınması gerekmektedir. Aşağıda yer verilen görüşler dikkate alındığında kefalete ilişkin 10 yıllık sürenin zaman aşımı süresi olmadığı yönünde doktrinde de görüş birliğinin olduğu görülmektedir. ''..... 10 yılın geçmesiyle borç kendiliğinden kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek süreye ilişkin düzenleme başka hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır.......'' (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 3085) ''..... 10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. 10 yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar) kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü gözönünde tutulur......'' (Prof. Dr. Cevdet Yavuz, Borçlar Hukuku, Sayfa 1472) ''....... Yeni borçlar kanununda sona ermeyle ilgili emredici hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da- 01.07.2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır...... (kefalet sözleşmesinde) 10 yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5. maddesi gözönünde tutulacaktır. Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren 10 yılın hakdüşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi, 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir... Hak düşürücü süre olarak kabul edilirse 01.07.2012 tarihinden önce 10 yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5. maddenin tanıdığı 1 yıllık ek süreden yararlanacak ve 01.07.2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir'' (Prof. Dr. Sezayi Reisoğlu-TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi-İstanbul 15.06.2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını) ''....... Kefilin sorumlu tutulabileceği 10 yıllık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... 10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz...'' (Doç. Dr. Burak Özen, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 578 vd.) ''..... 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5/2. maddesine göre TBK ile hakdüşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, haksahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanır... Aynı kanunun 6. maddesine göre, bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir... bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal 10 yıllık süreye tabi olur... Bu tarihten önce 10 yıllık süre dolmuşsa .... alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir. Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer.....'' (Y. Doç. Dr. Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu)
Öte yandan; Doktrin ile uygulama aynı görüşte olup TBK 598/3. maddesinde düzenlenen sürenin hak düşürücü süre olduğu yerleşik yargı uygulamasında da kabul edilmiş ve benimsenmiştir. (Yargıtay 11. HD. 2020/7503 E., 2022/4265 K.; Yargıtay 3. HD. 2020/12376 E. 2021/12201 K.; İstanbul BAM 13. HD. 2021/475 E. 2021/607 K.; İstanbul BAM 43. HD. 20201528 E. 2023/1014 K. ).
O halde; davalıların müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesinin 16/12/2011 tarihinde tarihinde akdedildiği / kurulduğu, 6101 s. Kanunun 1. maddesi uyarınca Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiyenin Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabi olduğu, 6098 s. TBK 598/3. maddesi uyarınca bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı, dolayısıyla tüm davalılar yönünden genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kefaletin 16/12/2021 tarihinde sona erdiği, TBK 598/3. maddesinin hak düşürücü süre olması nedeniyle zaman aşımı süresinden farklı olarak durması ya da kesilmesinden de bahsedilemeyeceği, ... 21. İcra Müdürlüğünün ...
E. Dosyasında icra takibinin hak düşürücü süreden daha sonra 19/04/2022 tarihinde başlatıldığı, arabuluculuk sürecinin yine hak düşürücü süreden sonra 19/07/2022 - 02/08/2022 tarihleri arasında olduğu, eldeki davanın 04/11/2022 tarihinde açıldığı, hasılı davalılar için kefaletin sona erdiği 16/12/2021 tarihinden sonra takibin ve davanın açıldığı, bu itibarla takip tarihi olan19/04/2022 ile davanın açıldığı tarih olan 04/11/2022 tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin dolduğu anlaşılmıştır. Davalı kefiller yönünden kefalet sona erdiğinden, davacı bankanın genel kredi sözleşmeden doğan alacaklar için kefilleri takip ve dava etme hakkı sona ermiştir.
Ayrıca vurgulamak gerekir ki, 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre ... ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık süre dolmadığından, (aksine 10 yıllık süre Türk Borçlar Kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra 16/12/2021 tarihinde dolduğundan davacı bankanın 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde belirtilen bir yıllık ek süreden yararlanma imkanını bulunmamaktadır. Esasen 6101 s. Kanunun 1. maddesi uyarınca somut olayda, kefaletin sona ermesine ilişkin olarak 6098 s. TBK (598/3. ve 598/4. md.) hükümleri uygulanacaktır. Yargısal uygulamalarına bakıldığında: İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi 2020/1528 Esas, 2023/1014 Karar sayılı ilamında: "...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 598/3. Maddesine göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Anılan Kanuni düzenlemeye göre 10 yılın geçmesiyle kefalet ortadan kalkacağına göre, maddi anlamda hak sona erdiğinden bu 10 yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir.
Ancak, bu Kanuni düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile ihdas edilmiş olup, genel kredi sözleşmesi ve kefalet tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda bu şekilde bir düzenleme mevcut değildir. Buna karşın Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 5/2. Maddesi ile, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacağı düzenlenmiştir. Buna göre, Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup ilk defa öngörülen hak düşürücü süreler en geç 01.07.2013 tarihi itibariyle sona ermiş bulunmaktadır. Somut olayda kefalet sözleşmeleri 01/06/1996 - 20/05/2004 (bu tarihler dahil) tarihleri arasında imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle TBK'nın 598. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu takip tarihi itibariyle dolmuş bulunmaktadır.
Kanun koyucu, zamanaşımını kesen ve durduran sebepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153’üncü ve 154’üncü maddelerinde hüküm altına almasına karşın hak düşürücü süreye ilişkin bu şekilde bir düzenleme getirmemiştir. Zamanaşımının durması ve kesilmesine ilişkin bu düzenlemelerin kıyas yoluyla hak düşürücü sürelere uygulanması da mümkün değildir. Bu doğrultuda zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmamaktadır..." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/7503 Esas, 2022/4265 Karar sayılı ilamında: "...Kefaletteki 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kefaletname de 06/10/1997 tarihli olduğundan, TBK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolmuş olduğundan, davacının anılan kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı olup, 01/07/2013 tarihinden sonra bu belgeye dayalı olarak kefile başvurması mümkün olmayıp, davacı tarafından davalıya karşı başlatılan icra takibinde takip tarihi olan 29/09/2014 tarihi itibariyle yasada belirlenen 1 yıllık ek süre de dolduğundan, kefalet kendiliğinden kalkmış olup, davalının kefaletten dolayı bir sorumluluğu bulunmadığı..." Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/12376 Esas, 2021/12210 Karar sayılı ilamında: "...Davalı kefiller ... ve ...'in temyiz itirazlarının incelenmesinde;
16/01/2004 tarihli yurtdışında gönderilen kamu personeline mahsus yüklenme senedi ve muteber imzalı müteselsil kefalet senedi, davalılar ... ve ... tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Söz konusu kefelat senedi mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde düzenlenmiş ise de, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1 inci maddesi gereğince; kefalet senedinin hukuken bağlayıcı olup olmadığına ve sonuçlarına 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri, sona ermesine ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanunu'nun "D. Sona ermesi /I. Kanun gereğince" başlıklı 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası; ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar" düzenlemesini içermektedir. Kanunda açıkça ifade edildiği üzere on yıllık süre, sözleşme tarihinden itibaren başlamaktadır. Davalıların kefil sıfatıyla imzaladığı sözleşme 16/01/2004 tarihli olup, davanın açıldığı 17/10/2017 tarihi itibariyle on yıllık süre sona dolmuş olduğundan, davalı kefiller borçtan sorumlu değildir. Buna göre ilk derece mahkemesince; davalı kefiller hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken..." İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 2021/475 Esas, 2021/607 Karar sayılı ilamında: " ...Takip tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TBK'nın 598/3 maddesine göre gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Söz konusu madde de öngörülen süre hak düşürücü süre olup mahkemece resen gözetilecektir.
İlk derece mahkemesi kararında da belirtildiği üzere kefalet sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde yapılmış olsa da, 6101 sayılı 1. Maddesine göre kefalet sözleşmesinin sona ermesine ilişkin TBK hükümleri uygulanacaktır. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda kefaletin süresine ilişkin bir sınırlama hükmü bulunmamakta ise de 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'nın 598/3 maddesinde gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefaletlerde 10 yıllık geçerlilik süresi düzenlenmiştir. Madde de belirtildiği üzere KEFALET SÖZLEŞMESİNİN KURULMASINDAN başlayarak on yıl geçmesi ile kefalet kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kefalete konu BORCUN MUACCELİYETİ MADDEDE ÖNGÖRÜLEN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN BAŞLAMASINA ETKİLİ DEĞİLDİR. Kefalet tarihinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde kefil hakkında borçtan dolayı takip başlatılmaması halinde kefalet sözleşmesi kendiliğinden sona ereceğinden kefalete dayalı olarak takip yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının istinaf sebepleri yerinde değildir. Dava, hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle mahkemece resen reddedildiğinden ve davaya konu takipte alacaklı davacının kötü niyetli olduğu davalı tarafça ispatlanamadığından kötü niyet tazminatı şartları oluşmadığından davalının tazminat talebinin reddi gerekmektedir..." şeklinde karar verilmiştir.
Yapılan açıklamalar, emsal içtihatlar ve Mahkememizce varılan sonuç karşısında; davalıların müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesinin 16/12/2011 tarihinde akdedildiği, kefalet sözleşmesi 818 s. mülga Borçlar Kanunun yürürlükte olduğu dönemde yapılmış olsa da, 6101 s. Kanunun 1.maddesi hükmü uyarınca kefaletin sona ermesine ilişkin olarak Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, 6098 s.
TBK 598/3. maddesi uyarınca gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefaletlerde 10 yıllık geçerlilik süresinin bulunduğu, anılan Yasa hükmünde düzenlenen 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu ve Mahkeme / Hakim tarafından resen nazara alınması gerektiği, bu itibarla gerçek kişi olan tüm davalılar yönünden kefaletin sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 10 yıllık süre sonunda 16/12/2021 tarihinde sona erdiği, davacı bankanın genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacakları hakkında davalılar / kefiller hakkında başlattığı icra takibinin hak düşürücü süreden sonra 19/04/2022, yine eldeki davanın hak düşürücü süreden sonra 04/11/2022 tarihinde açıldığı, 16/12/2021 tarihi itibariyle davalıların kefaleti sona erdiğinden davacı bankanın bu tarihten sonra davalı kefilleri takip (TBK 598/4) ve dava etme (TBK 598/3) hakkının sona erdiği, anlaşılmakla, davanın açıldığı tarih itibariyle hak düşürücü sürenin dolduğundan davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 598/3. maddesi hükmü uyarınca hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle reddine, ayrıca icra takibinde davacının kötü niyetli olduğu davalılar tarafından ispat edilemediğinden yasal şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin dahi reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
(6325 s. HUAK 18/A-11 maddesi "Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez." şeklinde düzenlenmiş olup, davalıların mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona erdiğinden Anılan Yasa hükmü uyarınca harç (HMK 323/1-a) ve yargılama giderlerinden davalıların sorumlu tutulmasına karar verilmiştir )
1.Davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 598/3.maddesi hükmü uyarınca hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle REDDİNE,
2.Davalıların kötü niyet tazminatı istemlerinin yasal koşulların oluşmaması sebebiyle REDDİNE,
3.Alınması gereken 80,70 TL başvurma harcı, 427,60 TL maktu karar ve ilam harcı olmak üzere toplam 508,30 TL harcın HMK 323/1-a. maddesi hükmü uyarınca harçların yargılama giderlerinden olması ve 6325 sayılı HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca davalıların tamamının geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona erdiğinden 6325 sayılı HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca davalılardan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4.6325 sayılı HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca davalıların tamamının geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona erdiğinden 6325 sayılı HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca yargılama giderlerinden davalılar sorumlu olduğundan 697,00 TL yargılama giderinin tamamının davalılardan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5.6325 sayılı HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca davalıların tamamının geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona erdiğinden Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.640,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin tamamından 6325 sayılı HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca davalılar sorumlu olduğundan 1.640,00 TL'nin davalılardan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6.HMK'nın 333.maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekile İADESİNE,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalıların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 07/02/2024 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)