Aramaya Dön

7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2020/974
Karar No
K. 2023/1339
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2020/974 Esas
KARAR NO: 2023/1339
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 30/12/2020
KARAR TARİHİ: 19/12/2023
KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 21/12/2023

Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkili aleyhine İstanbul ...... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı dosyasından örnek 10 kambiyo takibi başlatıldığını, takibe konu senetteki imza müvekkiline ait olmadığını, senet üzerindeki imzaya itiraz ettiklerini, senetin sahte olduğunu, konu ile alakalı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ...... soruşturma no'lu dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını, iş bu sebeple senetteki imzanın müvekkiline ait olup olmadığının tespiti talep ettiklerini, işbu sebeple 18.11.2020 tarihinde arabulucuya başvurulduğunu, 17.12.2020 tarihli arabuluculuk anlaşamama son tutanağı ile dava şartı yerine getirildiğini, müvekkilinin hak kaybına uğramaması adına yargılama sonuna kadar icra takibinin teminatsız olarak durdurulmasını ve tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;

Davacı tarafından davalı müvekkilinin aleyhinde açılan iş bu davada, dava konusu senedin tanzim tarihi icra dosyalarından yapılan haciz tarihi olan 22.11.2010 tarihi olduğunu, yine dava konusu edilen senette belirtilen borç miktarı her üç icra dosyasından kaynaklanan ve 22.11.2010 tarihli haciz zabıtlarında belirtilen borç miktarlarının toplamı kadar olduğunu, bu hususlar dava konusu senedin icra dosyalarından kaynaklanan borca karşılık verildiğini, davacının iddiasının aksine takibe dayanak senetteki imzanın davacıya ait olduğunu, senetin icra dosyalarından kaynaklanan borç nedeniyle bizzat davacı tarafından verildiğini, yargılama aşamasında yapılacak inceleme sonucu takibe konu senetteki imzanın davacıya ait olduğunun ortaya çıkacağını, dava konusu senedin Bakırköy ....... İcra Müdürlüğünün ...... Esas sayılı icra dosyalarından kaynaklanan alacağa karşılık olarak alınması nedeniyle bu dosyaların daha sonra takipsiz bırakıldığını, davacı takibe konu senetten kaynaklanan borcu ödemediğini ve bu nedenle davacı ve diğer borçlular aleyhinde İstanbul ...... İcra Müdürlüğünün ....... sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davacı takibe konu senet nedeniyle borçlu olup davacının haksız davasının reddini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, İstanbul ...... İcra Müdürlüğü'nün ....... E. sayılı icra takibine dayanak yapılan 22/11/2010 tanzim tarihli, 10/06/2018 vade tarihli, 40.000 TL bedelli çekteki imzanın davacıya ait olup olmadığı, söz konusu senet nedeniyle davacının davalıya borçlu olup olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.

Bilirkişi 16/06/2023 havale tarihli raporunda; İnceleme konusunu oluşturan 22.11.2010 düzenleme tarihli ve 40.000 TL bedelli senette bulunan münker imzalar ile Davalı .......'e ait medarı tatbik örnek imzaların göstermiş oldukları, işleklik dereceleri, alışkanlıkları, tersim, istif, meyil, seyir, sürat, istikamet ve tazyik gibi grafolojik ve grafometrik özellikleri bakımından dosyadaki mevcut mukayese imzalara göre birbirlerine kıyasen REFLEKS YAPILANMALARI VE KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLER BAKIMINDAN BENZER YAPI ve GÖRÜNÜMDE imzalar olduğu, Diğer bir ifadeyle senet aslında yer alan kefil imzalarının davalı ....... tarafından ATILDIĞI / İMZALANDIĞI, Sonucuna varıldığını bildirmiştir.

Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).

Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.

Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845)

Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi; “(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir” Aynı Kanun’un “Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi; “(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir” HMK’nın “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise; “ (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:

a)Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.

b)(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir.

Gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekârlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”,“senedin zamanaşımına uğramış bulunması” gibi def'iler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def'i olarak kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki, borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde sahtekârlık (tahrifat) iddiası mutlak def'idir ve mahkemece bu iddia incelenmelidir.

Somut olay yönünden yapılan incelemede davacı davaya konu, 22/11/2010 düzenleme tarihli 10/06/2018 vade tarihli 40.000,00 TL bedelli çekten dolayı davalı tarafa borçlu olmadığının tespiti talebiyle eldeki davayı açmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere imzanın sahte olduğuna yönelik defi iyiniyetli olsa dahi her hamile karşı ileri sürülebilen mutlak defi olup bu yönde inceleme yapılması gerekmekte olduğundan mahkememizce alanında uzman bilirkişi tarafından rapor hazırlanması istenilmiş olup, yapılan bilirkişi incelemesi denetime elverişli ve uyuşmazlığı çözümünde hükme esas alınabilir nitelikte olduğu kanaati ile yeniden rapor alınmasına gerek görülmeyerek, dava konusu edilen çeklerin davacı eli ürünü olduğundan bahisle davanın reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davanın REDDİNE,

2.Alınması gerekli 269,85 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 952,39 TL peşin harç ve 269,85 TL ıslah hartan mahsubuyla bakiye 952,39 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

3.Davacının diğer davalı yönünden yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4.AAÜT gereğince hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

5.Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

6.Davalı tarafından yatırılan kullanılmayan gider avanslarının karar kesinleştiğinde istem halinde davalıya iadesine,

7.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar e-duruşma ile bağlanan davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 19/12/2023 Katip ..... Hakim ..... ¸

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.