Esas No
E. 2022/336
Karar No
K. 2024/468
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku
T. C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/336 Esas 2024/468 Karar

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

21.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/336

KARAR NO: 2024/468

TÜRK MİLLETİ ADINA

KARAR

MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 29/12/2021

NUMARASI : 2020/634 Esas 2021/876 Karar

DAVA: Limited Şirket Müdürünün Azli - Şirkete Kayyım Atanması
DAVA TARİHİ: 18/12/2020
KARAR TARİHİ: 27/03/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 07/04/2024

Taraflar arasındaki limited şirket müdürünün azli ve şirkete kayyım atanması istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... Ltd. Şti.’nin ortağı olup sermaye payının %50 olduğunu, davalıların ise müdürler kurulunu oluşturduklarını, şirketin davalılar tarafından iyi yönetilmediğini, bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında müvekkilinin davalılardan şirket işleri ile ilgili bilgi talep ettiğini, davalı ... ... tarafından verilen yanıtta şirketin nakit ihtiyacından bahsedildiği ancak şirketin mali durumu hakkında müvekkiline her hangi bir bilgi verilmediğini, davalıların şirketi zarara uğrattıklarını, bilgi alma ve inceleme hakkını ihlal ettiklerini. genel kurul toplantılarının yapılmadığını, şirketi özen ve bağlılık ile yönetmediklerini, usulüne uygun şekilde tutulması gereken defterleri kanuna uygun tutmadıklarını, davalılarca gönderilen hesap dökümündeki harcamaların şirkete ait olmayıp davalı ...’ın şahsi harcamaları olduğunu, müdürler tarafından şahsi menfaat temini için şirket kasasından yapılan harcamaların azil için haklı neden oluşturduğunu, davalıların esas sözleşme ve kanundan doğan yükümlülüklerini bu suretle ihlal ettiklerini, davalıların yetkilerini kötüye kullandıklarını belirterek davalıların şirket müdürlüğünden azline, şirkete kayım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından daha önce bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılması istemiyle açılan davanın reddedildiğini, şirketin faaliyeti ve işleyişi ile ilgili davacıya muhtelif dönemlerde gerekli bilginin verildiğini, şirketin faaliyetlerinin, gelir ve giderlerinin şeffaf olarak kayıtlara geçirildiğini, şirketin faaliyet konusunu oluşturan öğrenci yurdunun pandemi nedeniyle faaliyetine ara verdiğini, müvekkillerinin şahsi menfaat temin etmek amacıyla şirket hesabından harcama yaptığı ve genel kurul toplantılarının yapılmadığı iddiasının doğru olmadığını, şirketin işlettiği öğrenci yurdu binasını satmak veya kiralamak için davacının sürekli müşteri getirerek işletmenin itibarına zarar verdiğini, davacının şirket ortağı olarak şirket menfaatlerine uygun hareket etmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile, şirketin 2018 yılında 10.000,00 TL sermaye ile kurulduğu, sermayenin 3.750,00 TL’sinin ödenmediği ödenmeyen sermaye borcunun davacıya ait olduğu, şirketin faaliyetinin öğrenci yurdu işletmeciliği olduğu, şirketin faaliyet konusu itibariyle birçok sabit gideri bulunduğu (personel, kira, ısıtma vs.) incelenen 2019-2020 yılları defterlerinin açılış ve kapanışlarının zamanında ve usulüne uygun yapıldığı, şirket kayıtlarının tespit edilen mali veriler ile uyumlu olduğu, kuruluştan itibaren 2018-2019-2020 yıllarında şirketin kar elde edemediği, şirket öz varlığının negatif olup, zaten düşük olan kuruluş sermayesinin zararlar dolayısıyla yitirildiği ve üstüne epeyce borçlanıldığı, davanın açıldığı 2020 yılı sonu itibariyle şirketin faaliyet zararının -587.431,00 TL olduğu, şirketin faaliyetini borçlanarak sürdürdüğü, bu borçların ortaklara olan borçlarından oluştuğu, başka bir anlatımla şirketin ortakları tarafından finanse edilmekte olduğu, bu kapsamda davacının da 13.07.2020 tarihinde ... için açıklaması ile ... bankası aracılığı ile şirkete 127.800,00 TL gönderdiği, bu paranın diğer çeşitli borçlar hesabına kaydedildiği, esasen bu paranın şirkete borç olarak verildi ise davacının alacaklandırılması yani ortaklara borçlar hesabına kaydedilmesi gerektiği, nitekim davalı diğer ortak ve şirket müdürü tarafından şirket hesabına yatan paranın ortaklara borçlar hesabına alındığı ve şirketin borçlandırıldığının tespit edildiği, davacının şirkete yönettiği bilgi alma ve inceleme taleplerinin belirli ve somut olmadığı, konuyla ilgili davacı tarafından açılan davada verilen gerekçeli kararda belirtildiği üzere şirketin bir döneme ait tüm ticari defterlerinin belirli bir konu ile sınırlı olmaksızın bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığı, davacının bilgi alma ve inceleme talebinin belirsiz değil belirli olması gerektiği, davacının ortaklığa ait ticari kayıtlardan incelemek istediği hususun ne olduğunu bildirmesi ve talebini somutlaştırması gerektiği, davacının aksi yöndeki bilgi alma ve inceleme taleplerinin yasaya uygun bir talep olarak nitelendirilmeyeceği, şirket defterlerinin açılış ve kapanış kayıtlarının usulüne uygun ve zamanında yapıldığı, şirket kayıtlarının tespit edilen mali verilere uygun olduğunun saptandığı, tarafların ortağı olduğu şirketin faaliyet konusunu oluşturan öğrenci yurdu işletmeciliği kapsamında öğrenci kayıtlarının düzenli tutulup tutulmadığına ilişkin Ankara Valiliğine yazılan müzekkereye verilen cevapta dava konusu şirketin 2019-2020 yıllarında kayıt yapan 77 ve ayrılan 35 öğrencinin listelerini düzenli olarak valiliğe bildirdiğinin anlaşıldığı, 2019 yılında şirketin 453.966,00 TL hasılat yapmasına karşın 2020 yılındaki hasılatının 136.966,00 TL olduğu, şirketin 2020 yılında öğrenci sayısında %45'lik bir azalma olduğu, 2020 yılında başlayan pandemi sürecinin yurt işletmeciliği yapan şirketleri olumsuz etkilediğinin bilindiği, esasen şirketin faaliyetine büyük oranda ortaklardan aldığı paralarla devam ettiği, davacı tarafından gönderilen paranın usulüne uygun olarak ilgili hesaba kayıt edilmemiş olmasının tek başına davalıların azlini gerekli kılmadığı, bu kapsamda şirket defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı iddiasının somut verilerle bağdaşmadığı, genel kurulun her yıl hesap döneminin sona ermesinden itibaren üç ay içinde yapılması gerektiği, toplantı çağrısının müdürler tarafından yapılacağı yasada belirlenmiş olup, bununla birlikte azlığın çağrı ve öneri hakkına ilişkin TTK'nun 411. maddesinin limitet şirketler hakkında da uygulanacağı, bu kapsamda sermayenin %50’sini elinde bulunduran davacının da çağrı konusunda bazı yasal haklarının bulunduğu, davacının müdürler kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek genel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebileceği, talebin reddi veya yanıtsız bırakılması halinde bu yolda mahkemeye başvurma hakkı bulunduğunun anlaşıldığı, davalıların şirketi iyi yönetmedikleri şirketi zarara uğrattıkları iddiası ile ilgili olarak mali müşavir bilirkişi marifetiyle davalı şirket kayıtları üzerinde yapılan inceleme ile şirketin faaliyetini borçlanarak sürdürdüğü, bu borçların ortaklara olan borçlarından oluştuğu, başka bir anlatımla şirketin ortakları tarafından finanse edilmekte olduğu, şirketin faaliyetinde zarar ettiği için borca batık hale geldiği, şirketin zararı ve borca batık olmasında davalı müdürlerin doğrudan kusurlu olduklarına veya davalıların şahsi menfaat temin etmek amacıyla şirket hesaplarından harcama yaptıklarına ilişkin somut bir veriye rastlanmadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların şirketin mal varlığını azaltan veya kötüleştiren Yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, gerek şirkete gerekse de kurucu ortak müvekkiline ciddi oranda zarar verdiğini, davalıların yönetim yetkilerinin kaldırılması adına haklı sebep teşkil eden davranışları bulunduğunu, davalılar tarafından görevleri gereği gibi yerine getirilmemekte özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı bir şekilde şirketin ciddi maddi zarara uğramasına sebebiyet verilmiş olup, zarara uğratılmaya da devam edildiğini, müvekkilinin inceleme amacıyla davalılardan şirket kayıtlarını talep etmesine rağmen talebine olumlu cevap alamadığını, müvekkili ile müdür davalı ... ... arasında gerçekleşen mail görüşmelerinde, şirkete ait hesapların müvekkiline gönderilmesinin istendiğini, davalılarca müvekkiline gönderildiği iddia edilen hesap dökümleri incelendiğinde söz konusu dokümanlarda müvekkilin imzasının bulunmadığı, üstüne üstlük mezkûr belgelerde davalı ... tarafından yapıldığı belirtilen harcamaların şirkete ait harcamalar olmayıp, ...ın şahsi harcamaları olduğu anlaşıldığını, bu durumun davalıların özen ve bağlılığa aykırı hareket ettiklerini açıkça tevsik eder nitelikte bulunduğunu, şirketin mali durumunun kötüye gittiğinin müvekkilce öğrenilmesi fark edilmesi akabinde şirkete ait bilanço, gelir gider tabloları, muhasebe ve banka kayıtları gibi tüm mali kayıtlarını incelemek amacıyla müvekkilince noter kanalıyla ihtarname keşide ederek davalılardan talep edildiğini, ancak söz konusu talebe davalılarca cevap verilmediğini, davalıların şirketi iki yıldır genel kurula davet etmediğini, müvekkilinin 12/05/2020 tarihli bu yöndeki talebinin de yerine getirilmediğini, gerekçeli kararda müvekkilinin bu yönde talepte bulunabileceği ifade edilmişse de müvekkilinin taleplerini telefon görüşmelerinde ilettiğini, her defasında ilk fırsatta yapılacağı belirtilerek bir nevi müvekkilinin geçiştirildiğini, bilirkişilerin mali kayıtlarda müdür ...'a ait olduğu iddia edilen harcamaların şahsi harcamaları olup olmadığı, şirketin yürütülmesi amacıyla gerekli olan harcamalar olup olmadığının irdelenmediğini, müdürlerin görevlerini gerekli tüm özeni göstererek yerine getirmek ve bağlılık kapsamında şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlü olduklarını,

TTK'nun 630/3. Maddesinde yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin, yetkilerinin kaldırılması yönünden haklı sebep olarak değerlendirileceğinin açıkça hükme bağlandığını, bu yönüyle haklı sebebin, sürekli edimli bir hukuki ilişkinin devamını çekilmez kılma şeklinde tanımlanmasının mümkün olduğunu, şirketin bundan sonraki süreçte davalılar eliyle yönetilmesinin makul ve kabul edilebilir olmadığını, yönetim yetkilerinin davalılar tarafından kötüye kullanılarak şirketin zarara uğratıldığını, davalıların azli için haklı nedenin bulunduğunu, davalılar tarafından muhasebe kayıtları, ticari defterler kanunda öngörüldüğü gibi usulüne uygun bir şekilde tutulmadığını, müvekkilinin şirkete gönderdiği paranın ortaklara borçlar hesabına kaydedilmediğini, diğer ortağın gönderdiği para ve dahi müdürün şirket için yapıldığı iddia olunan harcamaların ortaklara borçlar hesabına kaydedildiğini, bu harcamaların sebebi ve gerçekten yapılıp yapılmadığının incelenmediğini, davalıların gerek kanundan gerekse de esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettiklerini, hâlihazırda şirketin zarara uğramasına neden olduklarını, davalılarca ticari kayıtlar usulüne uygun tutulmadığından müvekkilinin yaptığı maddi katkıların da usulüne uygun bir şekilde kaydedilmediğini, davalılar tarafından tutulan muhasebe kayıtlarının usule ve gerçeğe uygun olmadığınıı söz konusu ödemenin kaydının açıkça hatalı yapılmasından dahi anlaşıldığını, davalılar tarafından gösterilen muhasebe kayıtlarına itibar edilmesinin mümkün olmayacağını, çelişkili gerekçe ve değerlendirmelere dayalı olarak tesis edilmiş bir hükmün uygulanmasının hukuken isabetli olmayacağını, Ankara Valiliği ile paylaşılan öğrenci kayıtları ile muhasebe kayıtlarının karşılaştırılması ve incelenmesi gerekli iken, salt davalılarca sunulan bilgi ve belgeler ile detaylı incelenmemiş verilere dayalı olarak değerlendirme yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, mahkemece valilikten gelen cevabın hatalı bir şekilde ele alındığını, haksız bir şekilde davalılar lehine yorumlandığını, özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek şirket menfaatlerini gözetmeksizin şirketin zarara uğramasına yol açan, müvekkilinin kanundan kaynaklı ortaklık haklarının kullanılmasını dahi engelleyen davalıların yetkilerini her fırsatta kötüye kullandıklarını, şahsi harcamalarını şirket harcamaları gibi gösterdiklerini, bunun gibi çeşitli yollarla şirketin zarara uğramasına neden olduklarını, şirketin borca batık hale gelmesinin pandemiden kaynaklı olmadığını, pandemi öncesinde dahi şirketin davalılar tarafından borca batık hale getirildiğini, yalnızca davalılar tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgeler çerçevesinde bir incelemenin yapılması ile karar verilmesinin hukuken isabetli olmadığını, davanın somut deliller ile kanıtlanamadığını, davalıların şirketi zarar ettirmediği yönünde yapılan değerlendirmelerin gerçeğe aykırı olduğunu, davalılar eliyle yönetilmekte olan şirketin okulların açıldığı ve hiçbir kısıtlamanın olmadığı dönemde dahi kar elde edemediğini, davaya konu zararın doğmasında en büyük etkenlerin, davalıların şirketi gereği gibi yönetememesi, şahsi harcamalarını şirket üzerinden yapmaları, müvekkil tarafından şirket mali durumunun öğrenilmesine engel olunması, müvekkilinin şirketi maddi olarak destekleyerek alacaklandırılmasına engel olunduğunu, bilirkişilerce ve bilirkişilerin hatalı değerlendirmelerini esas alan mahkemece bu hususların gözardı edildiğini, müvekkil tarafından bilgi ve belge alma hakkının kullanımının önüne geçilmesinden, ortağı bulunduğu şirketin müdürlerin hukuka aykırı davranışlarından ötürü ciddi anlamda borca batık hale getirilmesinden sebeple huzurdaki dava açıldığını, bu hususların yargılama kapsamında tespiti ile davalıların yöneticilik görevinden azlinin talep edildiğini, dolayısıyla burada şirketin mali kayıtları kapsamında davalıların kusurlu olduğunu tevsik eder saptamayı yapmanın müvekkilinin değil, mahkeme tarafından bunu saptaması için görevlendirilmiş olan bilirkişinin görevi olduğunu, bilirkişilerce salt davalılar tarafından sunulan dayanaktan yoksun beyanlar kapsamında raporun düzenlendiğini, bu kapsamda hukuka aykırı ve hatalı tespitlerde bulunulduğunu, dava konusu şirket tarafından yapılmış herhangi bir olağan olağanüstü genel kurul toplantısı olmadığını, davalılarca müvekkile karşı yapılmış bir genel kurul toplantısı çağrısının da bulunmadığını, aksini ispatlar somut bir delil dosyada bulunmamakla beraber, bu durumun ticaret sicil gazetesi kapsamında yapılacak araştırma ile de sabit olacağını, davalılar tarafından mail yazışmaları kapsamında bazı verilerin excel ortamında paylaşıldığına ilişkin beyanların gerçeğe aykırı olduğunu, excel ortamında paylaşılan verilerin denetime elverişli olmayacağını, excel ortamında paylaşılan bir mali kaydın esasen gerçeğe uygun olduğunun denetimi mümkün olmayacağından bu kapsamda paylaşılan verilerin de uyuşmazlığın çözümünde esas alınamayacağını, davalılarca paylaşılmış kasa raporu ve öğrenci listesi söz konusu olmadığını, bilirkişi raporlarında müvekkilinin dava konusu şirketin mali müşavirini tanıdığına, oradan bütün kayıtların incelenebileceğine değinildiğini, bu durumu tevsik eder herhangi bir somut bilgi ve belgenin dosyasında mevcut olmadığını, bir an için müvekkili tarafından gerçekten mali müşavirin tanındığı kabul edilse dahi bu durumun, davalıların yükümlülüklerine zeval vermeyecek, onların yükümlülüklerine aykırı sergiledikleri davranışlarını hukuka uygun hale getirmeyeceğini, bilirkişilerce müvekkilinin ortağı bulunduğu şirket mali müşavirini tanıyor oluşunun, ortağı bulunduğu şirkete dair en temel haklarından birisi olan bilgi edinme hakkının kullanımının şirket müdürleri tarafından kötüniyetli ve keyfi bir şekilde engellenmesini geçerli kılar bir gerekçe gibi gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini, şirketin ortaklar ve müdürlere olan borçları dikkate alınmaz ise davalıların savunduğu gibi şirketin borca batık görünmediğinin değerlendirildiğini, davalıların yetkilerini her fırsatta kötüye kullanarak şahsi harcamalarını şirket harcamaları gibi gösterdiğini, şirketin zarara uğramasına neden olduklarını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; limited şirket müdürünün haklı nedenle azli ve şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;

Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/273 Esas 2020/420 Karar sayılı karar sureti, davacı tarafından dava dışı ... Ltd. Şti'ne gönderilen ihtarname ile anılan şirket tarafından davacıya verilen cevabi ihtarname, ... Ltd. Şti.'nin 19/12/2018 tarihli müdürler kurulu kararı, davacı tarafından davalı ... ...'a gönderilen ihtarname sureti, e-mailler, TTSG suretleri, davacı tarafından dava dışı ... Ltd. Şti hesabına para yatırılmasına ilişkin banka dekontu, Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen 11/10/2021 tarihli cevap, yargılama aşamasında mali müşavir ve hukukçu bilirkişi heyetinden alınan 22/04/2021 havale tarihli kök, 05/11/2021 havale tarihli ek bilirkişi raporu dosya içerisinde yer almaktadır.

Dava dışı ... Ltd. Şti'nin ticaret sicil kayıtlarından, davacının ve davalı ... (...)'un şirkette %50'şer hissedar oldukları, şirketin kuruluş tarihinden itibaren aksi karar alınıncaya kadar davalı ...'ın müdür, davalı ... ... (...)'ın müdürler kurulu başkanı olarak seçildiği, davalıların şirketi münferiden temsile yetkili oldukları anlaşılmıştır.

Davacı tarafından dava dışı ... Ltd. Şti'ne gönderilen 12/05/2020 tarihli ihtarname ile bilgi alma hakkının haklı gerekçe gösterilmeden reddedildiği, şirketle ilgili tüm bilgilerin 10 gün içinde bildirilmesi istenilmiştir.

Dava dışı ... Ltd. Şti. tarafından davacıya gönderilen 20/05/2020 tarihli cevabi ihtarname ile, davacıya bilgi verilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığı, covid-19 tedbirleri nedeniyle giderlerin aynen devam ettiği, ancak gelirde çok büyük kayıp söz konusu olduğu, acilen finansal desteğe ihtiyaç duyulduğu, krediye imza atmaya gelmediği, şirkete ve yönetime zarar verdiği bildirilmiştir.

Davacı tarafından dava dışı ... Ltd. Şti. hesabına 127.800,00 TL yatırıldığına ilişkin banka dekontu dosya içerisinde yer almaktadır. Davalı ... (...)'a davacı tarafından gönderilen 03/12/2018 tarihli ihtarname ile şirket gelir ve giderleri hakkında bilgi verilmediği belirtilerek 3 iş günü içinde şirketin tüm faaliyetleriyle ilgili bilgi verilmesi istenilmiştir.

Davacının ortağı olduğu dava dışı ... Ltd. Şti. 19/12/2018 tarihli müdürler kurulu kararıyla, olağanüstü genel kurul toplantısı yapılması, davacı ortak ...'un şirket ortaklığından çıkması, hissesinin ...'a devredilmesi, davacının ortaklıktan çıkarılması, sermayenin artışı hususlarında karar aldığı, kararın altının müdürler kurulu başkanı sıfatıyla davalı ... (...), müdür sıfatıyla davalı ... tarafından imzalandığı görülmüştür.

Dava dışı ... Ltd. Şti. Davacıya 20/12/2018 tarihli ihtarnameyi göndererek anılan müdürler kurulu kararındaki genel kurula çağrı bildiriminde bulunmuştur.

Yargılama aşamasında alınan kök ve kök rapordaki görüşü tekrar eden ek bilirkişi heyeti raporunda, davalının ticari defterlerinin incelendiği, şirketin mali durumu incelendiğinde 3 yıldır öz varlığın (-) negatif olduğu, yani şirketin 3 yıldır borca batık olduğunun görüldüğü, borca batıklık incelendiğinde ise borca batıklığın faaliyet zararlarından oluştuğu ve ortaklar ile ortak olmayan müdürün neredeyse şirketin borcunu karşılayacak kadar şirkete para aktardıkları, diğer bir anlatımla şirketin 3 yıllık zararının 31.12.2020 tarihi itibarı ile toplam 587.431,60 TL olduğu, şirketin ortak ve müdürlerine olan aynı tarihli borcunun ise toplam 529.166,80 TL olduğu tespit edilerek müdürlerin görevden azli konusunun mahkemenin takdirinde bulunduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.

Davacı yan, davalı ... ile birlikte ortak oldukları dava dışı limited şirketin münferit yetkili müdürleri olan davalıların şirket genel kurul toplantılarını yapmadığını, şirket hesaplarından şahsi harcama yaparak şirketi zarara uğrattıklarını, şirket ticari defter ve kayıtlarını usulüne uygun olarak tutmadıklarını, bilgi alma hakkının engellendiğini, haklı sebeple limited şirket müdürünün azli koşulunun oluştuğunu iddia etmiş, davalı yan ise davacı iddialarının yerinde olmadığı, davacının bilgi alma hakkının engellenmediğini, şirket kayıtlarında tüm gelir ve giderlerin şeffaf olarak kayıtlı bulunduğunu savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

Taraflar arasında dava dışı ... Ltd. Şirketi’nin %50 hissesinin davacıya, %50 hissesinin ise davalı ... (...)'a ait olduğu, davalıların şirketin kuruluş tarihi olan 2018 yılından itibaren aksi karar alınıncaya kadar şirketi münferiden temsile yetkili bulundukları hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık, limited şirket müdürü olan davalıların şirket müdürlüğünden azline ilişkin haklı sebep koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği hususundan kaynaklanmaktadır.

Davacı vekilinin istinaf itirazı incelendiğinde; 6102 sayılı TTK'nun 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilir. Anılan maddenin sonraki fıkrasında ise; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, davacının, öncelikle şirket müdürünün azlini gerektiren haklı sebeplerin varlığını ispat etmesi gerekmektedir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25/06/2018 tarih 2016/13526 Esas 2018/4741 Karar sayılı ilamı). Yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere somut uyuşmazlıkta ispat yükü davacı üzerinde olup, davacı davalı şirket müdürlerinin azlini gerektiren haklı sebeplerin varlığını usulüne uygun delillerle ispatlamakla yükümlüdür.

Davacı yan davalı şirket müdürlerinin özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, şirketi zarara uğrattığı, şirket genel kurulunu kuruluştan itibaren toplantıya çağırmadığı, bilgi alma hakkının engellendiği, ticari defter ve kayıtların usulüne uygun olarak tutulmadığı iddiasıyla davalıların şirket müdürlüğünden azlini talep etmiştir.

TTK'nun 617. maddesi uyarınca, şirketin hesap döneminin sona ermesinden itibaren 3 ay içinde ve her yıl olağan genel kurul toplantısı yapması zorunludur. Genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi ise şirket müdüründedir. Şirket ortaklarının genel kurulu doğrudan toplantıya çağırma yetkisi bulunmamaktadır. Şirket ortakları ancak şirket müdürüne genel kurulu toplantıya çağrı için ihtarname göndererek, bu ihtarnameye rağmen müdürün genel kurulu toplantıya çağırmaması halinde mahkemeden bu hususta alacağı karar üzerine genel kurulu toplantıya çağırabilecektir.

Taraf vekillerinin beyanlarından ve ticaret sicil gazetesi suretlerinden dava dışı ... Ltd. Şti'nin kuruluş tarihi olan 2018 tarihinden dava tarihi olan 18/12/2020 tarihine kadar hiçbir genel kurul toplantısının yapılmadığı anlaşılmış ise de, %50 oranında hissesi bulunan davacının da genel kurulu toplantıya çağırma konusunda yasal hakları bulunmaktadır.

Davacı tarafından bu hakların kullanıldığına ilişkin bir bilgi ve belge dosya içerisinde bulunmamaktadır. Dava tarihinden Dairemiz karar tarihine kadar da dava dışı şirketin hiçbir genel kurul toplantısının yapılmadığı görülmüş ise de, her davanın açıldığı tarihteki durum ve koşullara göre değerlendirileceği, dava tarihi itibarıyla, kuruluştan itibaren geçen süre gözetilerek genel kurul toplantısının yapılmamasına ilişki şirket müdürünün azline dair haklı nedenin oluştuğu kabul edilemeyecektir.

Öte yandan, yargılama alınan bilirkişi kök ve ek raporu ile, dava dışı şirketin kuruluşundan itibaren borca batık olduğu, borçlanarak ticari hayatına devam ettiği tespit edildiği gibi, şirket ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, tespit edilen mali verilere uygun kayıtların yapıldığı tespit edilmiştir.

Şirketin zarara uğraması ise doğrudan davalı müdürlerin kusurundan kaynaklanmamaktadır. Bu durumda davacı yanın şirket ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı, şirketin iyi yönetilmediği iddiası somut delillerle ispatlanamamıştır. Salt davacı tarafından dava dışı şirket hesabına gönderilen paranın usulüne uygun olarak ticari defterlerde ilgili hesaba kaydedilmemiş olması tek başına davalı şirket müdürlerinin haklı nedenle azlini gerektirdiği ileri sürülemeyecektir.

Hal böyle olunca, mahkemece dava tarihinde yer alan durum ve koşullar karşısında davacının 6102 sayılı TTK'nun 630/2. maddesi uyarınca davalı şirket müdürlerinin azlini gerektirir haklı sebebin varlığını usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2.Davacıdan alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/03/2024 Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ... Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog