7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Mahkeme
- BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Daire
- 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Esas No
- 2024/272
- Karar No
- 2024/924
- Karar Tarihi
- 30.09.2024
- Dava Türü
- DIGER
- Hukuk Alanı
- Ceza Hukuku
- Karar Sonucu
- REDDİNE
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketlerin içinde bulunduğu ..... grubu tarafından Almanya başta olmak üzere bir çok ülkede davalı şirketler tarafından görevlendirilen kişilerce "yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek oranlarda faiz verileceği" garantisi ile bir banka gibi davranılmak suretiyle binlerce Türk vatandaşından mevduat toplandığını, davacıdan da aynı şekilde kanuna aykırı olarak 151.805,00-DM (karşılığı 155.000,47-TL)'nin tahsil edildiğini, para yatırma makbuzunun daha sonra geri alınarak, 06/04/2000 tarihi itibariyle parasının işleyişini gösteren ortaklık durum belgesi adlı bir belgenin verildiğini, davacının daha sonra parasını geri almak istediğinde ise, defalarca davalı şirketlere telefon ettiğini, geri ödeme talep ettiğini ancak sonuç alamadığını, bunun üzerine 18/04/2008 tarihinde Beyoğlu ....... Noterliği arayıcılığıyla ihtarname göndererek paranın iadesinin talep ettiğini, ancak sonuç alınamadığını, davalılar tarafından yürütülen faaliyetin kanunlara açıkça aykırı olduğunu, Bankalar Kanununun, TTK.nun ihlal edildiğini, Sermaye Piyasası Kanununa aykırı davranıldığını, davalı şirketlerin yönetim kurulu üyeleri hakkında Konya ...... Ağır Ceza Mahkemesinde nitelikli dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığını, ancak davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, ...... grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıkça anlatıldığını, bu kapsamda izinsiz hisse satışı yapıldığını ve faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak kar dağıtıldığını, davalı ......'ın yönetim kurulu başkanı sıfatı ile diğer davalılar ile birlikte davacının zararlarından TTK. 336 maddesi uyarınca sorumlu olduğunu, şirket yönetiminin bedelleri tam olarak ödenmeden hamiline yazılı hisse senedi ihraç ettiklerini, söz konusu hisse senetlerinin izinsiz olarak ihraç ettiklerini, esas sözleşmede bir hüküm ya da genel kurul kararı olmaksızın hisse senetlerinin primli olarak ihraç edildiğini, bu nedenle şirketlerin davacının alacağının tahsil edilmesi konusunda ...... ile birlikte sorumlu olacaklarını, şirket ortaklık durum belgesinin davacının şirketlerin ortağı olduğunu göstermeyeceğini belirterek, davalılar tarafından davacıya SPK, TTK, BK ve diğer kanunların ilgili hükümleri doğrultusunda geçerli bir hisse senedi devri yapılamayacağının tespit edilmesine, bu doğrultuda davacının davalı şirketlerle hukuka uygun olarak kurulmuş bir ortaklığının bulunmadığının tespit edilmesini, davacıdan tahsil edilen 151,805,00-DM (77.616,66-EURO) karşılığı 155.000,47-TL'nin en yüksek avans faizi ile birlikte iade edilmesine, yargılama masrafları ile avukatlık ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ..... İnş. Tarım A.Ş. yönünden şirketin merkez adresinin Konya'da bulunduğunu, bu davalı yönünden yetki itirazında bulunduklarını, ayrıca esasa ilişkin olarak da, davacı ile davalı şirketler arasında ortaklık ilişkisi olduğunu, davacının her iki şirketin ortağı olduğunu ve iradesi doğrultusunda ödediği bedel karşılığında davalı şirketlere ortak olduğunu, payların kaydedildiğini, bir kısım hisse senetlerini 3. şahıslara devrettiğini, kar payının dağıtılmadığı dönemde dava açılarak "ben ortak değilim, ortaklığın geçersizdir" iddiasının ileri sürülmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, davacının şirketlerin ortağı olması nedeniyle davadaki taleplerine TTK. 329 maddesinin hukuki engel oluşturduğunu, kendisinin kandırılarak ortak yapıldığı iddialarının doğru olmadığını, bir an için bunun doğru olduğu düşünülse bile BK.31 maddesindeki hak düşürücü sürenin dolduğunu, hileli bir durumunda söz konusu olmadığını, davacının taleplerinin BK 126. maddesi gereğince zamanaşımına uğradığını, davalılar tarafından ortaklık durum belgesi veya tahsilat makbuzu adlı bir belge düzenlenmediğini, bu belgelerdeki imzanın davalı şirket yetkililerine ait olmadığını, davacının iddia ettiği bedeli değil şirket kayıtlarında ortaklık pay bedeli olarak gözüken bedeli ortaklık payı olarak yatırdığını, Haşim Bayram'ın herhangi bir sorumluluğunun söz konusu olmadığını belirterek, öncelikle davacı ile davalı şirketler arasında ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığı sorusunun cevaplandırılması gerektiğini ve bunun da davalı şirketlerin defterlerinin incelenmesiyle ortaya çıkacağını, yapılan inceleme sonucunda davacının davalı ...... talebi edemeceğinin açıklığa kavuşacağınını, şayet davacının pay defterinde kaydı bulunmadığı ortaya çıkar ise bu takdirde haksız fiil kurallarının, BK 31. maddesi ve diğer kuralların uygulanıp uygulanamayacağının, davanın süresinde açılıp açılmadığının tartışılması gerektiğini, bu nedenlerle davalılar aleyhine açılan davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
DELİLLER
Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...... Esas sayılı, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...... Esas sayılı dosyası ile 17/10/2008 tarihinde açılmış olup, 6110 sayılı Kanun'un 13. maddesi ve HSK ...... Dairesi'nin 16/05/2011 tarihli ...... sayılı ve 11/07/2011 tarihli ..... sayılı kararları gereğince dosyanın mahkememize devir olduğu, mahkememiz ..... esasına kaydedilen dava hakkında mahkememiz ...... karar sayılı 25/09/2012 tarihli kararı ile davacının davalı ...... hakkında açmış olduğu davanın husumet nedeniyle reddine, davacının davalı şirketler hakkında açmış olduğu davanın esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır. Mahkememizin kararı Yargıtay ...... Hukuk Dairesinin 06/6/2014 tarihli kararı ile bozulmakla mahkememiz ...... esasına kaydedilmiş, ..... karar sayılı 25/12/2017 tarihli kararı ile davanın kabulü ile 155.000,47-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalılardan müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, davalı yanın hisse senedinin iadesi talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkememiz kararının Yargıtay ...... Hukuk Dairesi'nin ...... esas ..... karar sayılı 10/10/2019 tarihli ilamı ile bozulmasına karar verilmiş yukarıda belirtilen mevcut ..... esasına kayıt olmuştur.
Davaya konu ..... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş'nin ünvanının ..... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştirildiği, bilahare ...... Holding A.Ş.'ye devredilmesi suretiyle birleştirilmesine ve tasfiyesiz infisahına karar verildiği ve unvanının ..... Holding A.Ş. olarak değiştiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Mahkememiz 03/11/2020 tarihli celsesi 1 nolu ara kararı ile Yargıtay İlamı doğrultusunda dosyada tespit edilen eksikliklerin incelenilmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ise de davalı vekilinin celse arası sunulan 03/11/2020 tarihli dilekçesi ile dosyanın incelenmesi neticesinde 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesine eklenen Geçici 4. Madde gereği bilirkişi ara kararından rücu edilmesine karar verilmiştir.
Mahkememizin ..... Esas ve ..... Karar sayılı 22/03/2021 tarihli kararı Yargıtay ...... Hukuk Dairesi'nin .... Esas ve ..... Karar sayılı 19/12/2023 tarihli kararıyla bozulmakla, dava mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir. Mahkememizden verilen 22/03/2021 tarih ve ..... Esas ..... sayılı kararı Yargıtay ...... Hukuk Dairesi'nin 19/12/2023 tarih ve .... Esas ve ...... Karar sayılı ilamıyla BOZULMAKLA, dava mahkememizin işbu dosya esasına kaydedilmiştir.
Yargıtay ..... Hukuk Dairesinin 10/07/2023 tarih ..... Esas ...... Karar sayılı ilamında "... Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).
Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.) 818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir. 818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, Ayşe: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)
Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir. 818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir...." hususunun belirtildiği, Somut olayda,
Davalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya ...... Ağır Ceza Mahkemesinin .... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ..... Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay ..... Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ..... Esas, ..... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davalının eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, 765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıl olduğu, davalı ...... A.Ş'nin, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, davacının şirkete en son 16.07.1999 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 17.10.2008 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.(Konya BAM 6. HD 08.11.2023 T., 2022/1610 E., 2023/2217 K. Sayılı İlamı)
1.Davanın .... Holding A.Ş. Ve ..... İnşaat Tarım Ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.ş. (Birleşme ve unvan değişikliği nedeniyle ..... Holding A.Ş.) yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine,
2.Davalı ..... yönünden karar kesinleştiğinden karar verilmesine yer olmadığına,
3.Alınması gerekli 427,60-TL harcın davacı tarafça yatırılan 2.092,60-TL harçtan mahsubuyla bakiye 1.665,00-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
4.Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5.AAÜT gereğince hesap edilen 24.000,08-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılar ..... Holding A.ş. ve ..... İnşaat Tarım Ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.ş.'ye verilmesine,
6.Davalı tarafından yatırılan kullanılmayan gider avanslarının karar kesinleştiğinde istem halinde davalıya iadesine,
7.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık yasal süreler içinde temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin ve davalılar ..... holding A.ş ve ...... inşaat açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/09/2024 Katip ....
(e-imzalıdır)
Hakim ....
(e-imzalıdır)