Aramaya Dön

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2023/16
Karar No
K. 2025/355
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/16
KARAR NO: 2025/355
DAVA: Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ: 04/01/2023
KARAR TARİHİ: 08/05/2025

Mahkememizde görülmekte olan sıra cetveline itiraz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; söz konusu olan gerek mahkeme ilam vekalet ücretleri, gerekse icra vekalet ücretlerinin müvekkile ödenmemiş olduğunu, müvekkilinin hak etmiş olduğu icra vekalet ücretleri ve ilam vekalet ücretleri sınıflandırılarak alacak kaydı talebinde bulunulmuş olduğunu, müvekkilinin Avukatlık Kanunu madde 2, 163 vd. hükümleri uyarınca hak kazanılmış olması nedeniyle toplamda 4.669.665,58TL vekalet ücreti alacağının Avukatlık Kanunu m.166/2 uyarınca rüçhanlı olarak kaydının yapılması için .... İflas Müdürlüğünün ... İflas sayılı dosyasına alacak kaydı talebi dilekçesinin sunulmuş olduğunu, iş bu dilekçenin dosyaya 242 evrak kayıt numarası ile kaydedilmiş olduğunu, müvekkilinin iflas halinde olan şirketten olan alacağının toplamda 4.669.665,58TL olduğunu, alacak kalemlerini ayrıntıları ile belirtmiş olduğunu, tüm bu hususlarla birlikte Avukatlık Kanunu’nun 166. maddesi nazara alındığında rüçhanlı alacak olduğunun tartışmasız olduğunu,

İİK 206.maddesi’nin 4. Fıkrasının “Birinci Sıra” (A) başlıklı bendinde açıklanan alacak niteliğinde olduğunu, müvekkilin alacağının rüçhanlı alacak olarak birinci sıradan kayıt edilmesi ve 1.sıra esaslarına göre iş/işlem görmesi gerekmekte olduğunu, müvekkilinin alacağını imtiyazlı 1.sırada olması gereken alacağının olması ve ileride telafisi imkansız zararların hasıl olmaması bakımından müflis şirketin mevduatı, araçları, taşınmazları ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine iflas devam ettiğinden, müvekkilin alacağının temini için sıra cetvelindeki sırasını kaybetmemesi için müvekkilin 4.669.665,58 TL alacağının 1.sıradan rüçhanlı alacak olarak masaya kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı hakkında .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... sayılı, 10/02/2022 tarihli ilamı ile iflas kararı verilmiş olup, kararın kesinleşmemiş olduğunu, müflis şirketin iflasının .... İflas Müdürlüğü'nün ... iflas sayılı dosyası ile yürütülmekte olduğunu, davaya konu alacağın mükerrer olarak talep edildiğini, alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın reddini talep ettiklerini, dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmaksızın açılan davanın usulden reddine karar verilmesini savunmuştur.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davaya konu alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, davacının somutlaştırmış olduğu icra dosya içerikleri gözetildiğinde, davacı tarafından davalı lehine vekalet ilişkisi çerçevesinde gerek genel mahkemeler gerek sigorta tahkim komisyonu nezdinde açılan davalar ile ilamlı ve ilamsız icra takipleri ve ayrıca masa vekilliği çerçevesinde hizmet verilip verilmediği, buna göre davacının müflis davalı şirketten vekalet ücreti alacağı olup olmadığı, bu ücret alacaklarının davacı vekilinin açıkladığı, somutlaştırdığı listedeki dosya sıra numarası, icra dairesi, icra dosya numarası ve icra vekalet ücreti dikkate alındığında davacının vekalet ücretini hak edip etmediği, hangi miktarda hak ettiği, bu çerçevede masaya kaydı gereken miktar olup olmadığı toplanmaktadır.

Davalı şirket hakkındaki iflas kararının UYAP kayıtlarına göre 28/12/2022 tarihi itibariyle kesinleştiği, 22/12/2022 tarihi itibariyle ilânın yapıldığı, davanın ise 04/01/2023 tarihi itibariyle açılmakla, davanın süresi içinde açılmış olduğu, davanın HUAK hükümlerine tabi olmadığı, davaya esas olan 2238 adet icra dosyasının mevcut olduğu tartışmasızdır. Öncelikle kayıt ve kabul davasına konu edilen alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle kayıt edilemeyeceği savunması üzerinde durmalıdır. 6098 sayılı Kanun'un m.147 hükmü dikkate alındığında vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacakların beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu öncelikle mahkememizce tespit edilmiştir.

Bu noktada söz konusu alacakların muaccel oldukları tarihler ile takip tarihleri arasında alacağın zamanaşımına uğradığı noktasında herhangi bir bilgi ve belge dosya kapsamında bulunmadığı gibi zamanaşımı definde bulunan davalının bu noktada somutlaştırmış olduğu herhangi bir vakıa ve delil durumu dahi yoktur. Zaten vekalet ücretine konu alacağın muaccel olacağı tarih itibariyle zamanaşımı başlayacaktır. Muaccel olacağı tarih ise Avukatlık Kanunun m.171/f.1, AAÜT m.2 ve Yargıtay uygulaması gereği üstlenilen işin bittiği tarihtir. Bir başka deyişle işin tamamlandığı tarih itibariyle ancak alacak zamanaşımı başlayacaktır. 6098 sayılı Kanun'un m.152 hükmü gereğince, asıl alacak zamanaşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına uğrar. Aynı Kanun'un 154 üncü maddesinde zamanaşımını kesen durumlar açıklanmıştır. Hükme göre, borçlunun borcunu ikrar etmesi, faiz ödemesi, kısmi ifada bulunması, rehin vermesi veya kefil göstermesi, alacaklının dava veya defi yoluyla hakeme veya Mahkemeye başvurması, icra takibinde bulunması ve iflas masasına başvurması hallerinde zamanaşımı kesilir. Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre başlar. Bu süre bir başka deyişle bu kesilmeyle birlikte beş yıllık zamanaşımı süresi yeniden başlayacaktır. Nitekim Kanun'un m.156 hükmü zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemeye başlayacağını, 157 nci maddesinde ise, zamanaşımı icra takibiyle kesilmiş ise alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden başlayacağı belirtilmiştir.

Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2021 tarihli 2021/4-902 E. 2022/1049 K.sayılı ilamında da vurgulanmıştır. 6098 sayılı TBK hükümleri gözetildiğinde zamanaşımının kesilmesi, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımını kesen durumlar arasında sayılan alacaklının takipte bulunması veya iflas masasına başvurması somut olayda irdelenmesi gereken hukuki meseledir. Alacaklının veya başka bir hükmün etkisiyle zamanaşımının kesilmesi veya durması, zamanaşımı süresinin işlememesi açısından gerekli ve yeterlidir. Bu noktada yapılan tüm icra takipleri sonrası ve yine iflas masasına başvuru sonrası zamanaşımı kesilir.

Vekalet ücreti açıklandığı üzere Avukatlık Kanunu uyarınca işin bitmesiyle yani kesinleşmesiyle muaccel olur. Kayıt kabul davasına konu olan icra vekalet ücretlerine konu takip işinin bitmesi bir tarafa takibin yapılmış olduğu tarih esas alındığında bile ilk iflas tarihi olan 06/11/218 tarihi itibariyle beş yıllık zamanaşımı süresi dolmamaktadır.

Kayıt kabul davasına esas takiplerin başlatılmasından sonra ise davalı şirket hakkında ve ilk defa 06/11/2018 tarihi itibariyle iflas kararı verilmiştir. İİK'nun m.193 hükmüne göre, iflasın açılması borçlu aleyhindeki haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesi ile takipler düşer. İflas tasfiyesi müddetince müflise karşı yukarıda belirtilen takiplerden hiçbiri yapılamaz. Bu durumda iflas kararı ilk olarak 06/11/2018 tarihi itibariyle verilmiş olmakla tüm takipler duracaktır. Adı geçen takiplerin tamamının duracağından dolayı ise zamanaşımı süresi bu tarih itibariyle artık işlemeyecektir.

Buna göre davacı tarafın alacağının dayanağı olan 600 adet ilamlı icra takibi, ayrıca 1638 adet ilamsız icra takibi, olmak üzere toplam 2238 adet icra dosyası olduğu, yapılan incelemede takip tarihleri, esasen bu tarihlerden sonra gönderilen ödeme ve icra emirlerinin tebliğ tarihleri, takibin muhtemel kesinleşme tarihleri ile müflis şirket hakkındaki ilk iflas kararının verildiği 06/11/2018 tarihi arasında beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Hatta sadece ilk takip tarihi dahi esas alınsa ilk iflas kararının verildiği 06/11/2018 tarihi itibariyle dahi beş yıllık zamanaşımı süresi dolmamaktadır. Hele hele takip konusu işin tamamlandığı tarihin daha sonra olacak olması nedeniyle dahi beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmayacağını öncelikle kabul etmek gerekir. 06/11/2018 tarihinde verilen iflas kararı ile tüm takiplerin durması nedeniyle alacakların zamanaşımına uğramamış olması söz konusu olsa da bu kararla ilgili "BAM kararının kaldırılması, İDM kararının bozulması" 21/09/2021 tarihli Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararı ortaya çıkmıştır. En azından bu karar tarihi itibariyle zamanaşımı süresi işlememiştir. Bozma kararına uyulduğu tarih ile ilk iflas kararı arasında zamanaşımı süresi işlemeyecektir. Zira bozma kararına uyuluncaya kadar iflas kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bozma kararına uyulduktan sonra ise zaten mahkemece 10/02/2022 tarihinde yeniden iflas kararı verilmiştir. Bu durumda dahi 10/02/2022 tarihli olan iflas kararına kadar olan süreç içinde beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı tüm dosyalar yönünden ve bilirkişi raporundaki veriler karşısında anlaşılmaktadır. Zaten yargılama sırasında kesinleşen iflâs kararı 10/02/2022 tarihinde verilmiş olup akabinde davacı iflas masasına başvuru yapmış, masa 28/11/2022 tarihinde red kararı oluşturmuştur. İflâs masasına yapılan başvuru ile TBK m.154 uyarınca zamanaşımı kesilmiş, yani yeniden ortadan kalkmıştır. Zamanaşımının kesildiği bu tarih ile davanın açıldığı tarih arasında ise yine zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenle daha önce verilen iflâs kararları nedeniyle İİK m.193/f.1 hükmü uyarınca oluşan durma mevcuttur. Durma karşısında ise tüm icra dosyalarına konu vekalet ücreti yönünden dolan bir zamanaşımı süresi yoktur.

Böylece yukarıda açıklanan işlemler dikkate alındığında, talebe esas 2238 adet icra dosyasındaki vekalet alacakları yönünden zamanaşımı söz konusu değildir. Bu konuya ilişkin defi ileri süren davalının ise somutlaştırmış olduğu vakıa ve delil bulunmayıp mahkememizce açıklanan gerekçeleri ortadan kaldırabilecek somut bir savunma ve delil durumu ise zaten söz konusu değildir.

Diğer yandan davacının kayıt ve kabul davasına esas olan alacak miktarının ne olduğu, hangi tutarın rüçhanlı alacak olduğu yahut olmadığı ve yine kaydı talep olunan alacağın mükerrer kaydının talep edilip edilmediği hususu ayrıca muhasebesel inceleme ve yine tarife uyarınca hesap yapılmasını gerektirmektedir.

Mahkememizce taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması için atanan bilirkişinin münferiden hazırladığı 03/11/2023 tarihli raporunda "600 adet ilamlı icra takibinde toplam 572.965,08 ₺ icra vekalet ücreti icra vekalet ücreti yönünde taleple bağlı kalınarak, talebi aşmadan hesaplama yapıldığı, 876.260,88TL ilam vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.449.225,96 TL vekalet ücreti tahakkuku bulunduğu, söz konusu icra dosyalarında icra dairesi tarafından 42.481,19 TL iflas masası tarafından 1.729.054,08 TL, iflas eden şirket tarafından 10.830,86 TL tahsil edilmiş olup, tahsil edilen tutarlardan davacı avukata avukatlık ücretinin ödendiği tespit edilemediği, söz konusu icra dosyalarında avukat tarafından tahsil edilen tutar 19.664,69 TL olup, bu tutarın mahsubu ile (1.449.225,96 TL-19.664,69 TL)=1.429.561,27 TL vekalet ücretinin talep edilebileceği, 1638 adet ilamsız icra takibinde 3.213.529,52 TL icra vekalet ücreti (İcra vekalet ücreti yönünde taleple bağlı kalınarak, talebi aşmadan hesaplama yapıldığı, söz konusu icra dosyalarında İcra dairesi tarafından 190.404,26 TL, iflas masası tarafından 170.233,41 TL, alacaklı şirket tarafından19.607,70 TL tahsil edilmiş olup, tahsil edilen tutarlardan davacı avukata avukatlık ücretinin ödendiği tespit edilemediği, söz konusu icra dosyalarında avukat tarafından tahsil edilen tutar 6.366,02TL olup, bu tutarın mahsubu ile (3.213.529,52 TL-6.366,02 TL)=3.207.163,50TL icra vekalet ücretinin talep edilebileceği" şeklinde hesaplama yapılmıştır.

Rapora yönelik itiraz nedeniyle aynı bilirkişi tarafından münferiden hazırlanmış olan 26/02/2024 tarihli birinci ek raporda "600 adet ilamlı icra takiplerinde ilam vekalet ücreti hakim tarafından takdir edildiği, 1638 adeti ilamsız icra takiplerindeki vekalet ücretleri ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği yasa gereği belirlenen tutarlar olduğu, sonuç itibariyle kanunun bu şartının sağlandığı, 600 adet ilamlı icra dosyasında vekil olarak davayı takip etmiş edilerek müvekkili lehine yasal sınırlar içinde ücreti vekalet takdir edildiği, söz konusu ilamların icraya konulması neticesinde 526 dosyada müvekkil lehine tahsilat yapıldığı, bu dosyalara isabet eden ilam vekalet ücreti 734.981,42 TL, icra vekalet ücreti 434.740,71 TL olmak üzere tahsilat bulunan dosyalarda toplam 1.169.722,13 TL vekalet ücretinin iflas eden firmaya kazandırıldığı, davacı 1638 adet ilamsız icra takibinde 190 icra dosyasında müvekkili lehine tahsilat yapıldığı, bu dosyalara isabet eden icra vekalet ücreti toplamı 230.941,17 TL olduğu, avukatın kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar lâfzından hareketle 1.169.722,13 TL+230.941,17 TL =1.400.663,30 TL tutarında avukatın müvekkiline kazandırdığı vekalet ücreti bulunduğu, davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para ya da alınacak mallar lafzından hareket edilmesi halinde ise 600 adet ilamlı icra dosyası için 1.429.561,27 TL, 1638 adet ilamsız icra dosyası için 3.207.163,50 TL vekalet ücreti alacağı bulunduğu, hukuki takdir ve değerlendirme Mahkemeye ait olmak üzere ilam gereğince tahsil edilecek para üzerinde rüçhan hakkının bulunduğunu kabulü ile 3.207.163,50 TL+1.429.561,27 TL=4.636.727,77 TL tutarın tahsil edilecek para olduğu, bu tutarın rüçhanlı alacak olabileceği, dolaylı kazanımların rüçhan hakkına konu olmayacağına karar vermesi halinde, diğer deyişle tahsil edilmemiş vekalet ücretlerinin rüçhanlı alacak olmayacağını kabulü halinde avukatın icra dosyasına kazandırdığı doğrudan vekalet ücretinin 1.169.722,13 TL+230.941,17 TL =1.400.663,30 TL olduğu bu tutarın rüçhanlı alacak olabileceğinin hesaplandığı, vekaletname düzenleme tarihine göre söz konusu alacakların rüçhanlı alacak olduğu" şeklinde bu defa hesap yapılmıştır.

Davalı vekilinin 14/03/2024 tarihli itiraz dilekçesinin ele alınması, bu çerçevede müflis firmanın ortak vekilleri olduğu bildirilen Av. ... ile Av. ...'nun lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi sonucunu doğuran bir durum olup olmadığı, mükerrer ödeme yapılmasına yol açabilecek bir halin olup olmadığı, sigorta alacakları yönünden 600 adet takip dosyası ile ilgili ilamda hükmedilen vekalet ücretlerinin icraya konulduğunun belirtilmiş olması karşısında, tahsil edilmeyen bu vekalet ücretlerinden dolayı davacının masaya kayıt yaptırmasının mümkün olup olmadığı, vekalet ücret sorumlusunun borçlu taraf yerine müflis şirket olmasını gerektirir halin ne olduğu, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ve 8.Hukuk Dairesinin hesap yöntemi de dikkate alındığında ilâma konu icra vekalet ücretlerinin müflis firmaya mı yoksa müflis firmanın vekili tarafından mı tahsil edilebileceği, 1.169.722,13-TL'nin icra dosyaları ve reddiyat makbuzları kontrol edilmek suretiyle yapılıp yapılmadığı veyahut bu şekilde yapıldığı hususuna yeniden açıklık getirilerek 2018/16 iflas dosyasının, iflas kararının bozulması ile ortadan kalması sonrası yeni oluşan iflas masasına Av. ... tarafından yeniden bir kayıt yapılıp yapılmadığı, 2018/16 iflas sayılı dosyasına müşterek vekil Av. ... tarafından sunulan beyanın yeni iflas dosyasına yeniden ve ayrıca kaydının yapılıp yapılmadığı, ne suretle mükerrer kayıt olup olmadığı, bu noktada iflas müdürlüğünden gelecek cevap ve vekilin açıklamaları sonucu aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına dair karar oluşturulmuştur.

Bilirkişinin hazırlamış olduğu 26/06/2024 tarihli ikinci ek raporda "incelenen faturaların, davamızın konusu olan icra ve ilam vekalet ücreti alacakları ile ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği netlik kazanmadığı, somut olayda 600 adet icra dosyasının 526 dosyasında tahsilat tespit edildiği, bu tahsilatlarda icra dosyasına ödenen tutar 42.481,19 TL iflas masasına ödenen tutar 1.729.054,08 TL, alacaklı şirkete ödenen tutar 10.830,86 TL, avukata ödenen tutar 19.664,69 TL olmak üzere toplam 1.802.030,82 TL olduğu, tahsilat bulunan 526 adet dosyaya ilişkin tahakkuk eden toplam ilam vekalet ücreti 734.981,42 TL toplam icra vekalet ücreti 434.740,71 TL olmak üzere 1.169.722,13 TL olduğu, tahsil edilen 1.802.030,82 TL tutardan öncelikli olarak icra masrafları ve vekalet ücretinin ödenmesi gerektiğinden 1.169.722,13 TL'nin ödenmesi gerektiği, 1638 adet ilamsız icra takibinden 190 icra dosyasına tahsilat tespit edildiği, icra dosyasına ödenen tutar 190.404 ,26 TL, iflas masasına ödenen tutar 17 0.233,41 TL alacaklı şirkete ödenen tutar 19.407,70 TE, avukata ödenen tutar 6. 366,02 TL olmak üzere toplam 386.611,13 TL olduğu, tahsilat bulunan 190 adet dosyaya ilişkin tahakkuk eden toplam icra vekalet ücreti 230.941,17 TL olduğu, tahsil edilen 386.611,13 TL tutardan öncelikli olarak icra masrafları ve vekalet ücretinin ödenmesi gerektiğinden 230.941,17 TL'nin ödenmesi gerektiği, 2018/16 iflas dosyasının iflas kararının bozulması sonrası, yeni oluşan iflas masasına Av. ... tarafından yeniden bir kayıt yapıldığına dair dosyada beyan ve davalı idarenin bu yönde iddiası bulunmadığı" şeklinde açıklama yapılmıştır. Bunun üzerine 03/10/2024 tarihli duruşmada: "1-Derdestlik veya kesin hükmün takdiri açısından ....ATM de açılmış , davacının ..., davalısının ise Müflis ... ... A.Ş olan, 03/11/2013 tarihi öncesi veya sonrası kesinleşen dava dosyasının bir hafta içinde mübaşir marifeti ile alınarak bu dosya içine konulmasına,

2.Gerek celbedilen dava dosyası içeriği, gerek 26/06/2024 tarihli ek raporun üçüncü sayfasının ikinci paragrafındaki tespitler karşısında, Toplam 1.902.627,85-TL olan, kayıt ve kabulü talep olunan bu miktarın "cari hesap fatura borcu ve faizlerden" kaynaklandığı raporda belirtilmekle birlikte, İnceleme konusu olan faturaların, halihazırda mahkememizde konu olan "icra ve ilam vekalet ücreti alacakları" ile miktar, tür,sebep,vakıa, taraf yönünden muhasebesel açıdan ilgili olup olmadığı, Bu faturalara konu olan ödemelerin "avukatlık sözleşmesine dayalı ödemeler" mi yoksa "mahkememizde konu olan icra ve ilam vekalet ücretine mi " ait olduğunun muhasebesel açıdan ve davalı lehine ispatlanabilir bir durum olup olmadığı, Buna göre incelemeye konu faturaların "mahkememizdeki davaya konu olan icra ve ilam vekalet ücreti alacakları" olduğunun muhasebesel olarak ispatlanamaması durumunda davalı savunmasının ispatlanamadığının kabulü ile hesaplama yapılması, Bu noktada davacı aleyhine muhasebesel bir sonuca varılamadığı taktirde kayıt ve kabule esas olan miktarın sonuç olarak belirtilmesi, Ayrıca 26/06/2024 tarihli ek rapora yönelik itirazların da bu çerçevede muhasebesel yönden ele alınması için, Ek rapor alınmak suretiyle tahkikat işleminin tamamlanmasına, Yargıtay HGK uygulamaları doğrultusunda mükerrer ödemeye yönelik savunmanın bu şekilde araştırılmasına," Dair ara karar oluşturulmuş, bu suretle ayrıca iki SMMM'nin bilirkişi olarak dahil edilmesi ile oluşan kurulun muhasebesel yönden inceleme yapması takdir edilmiştir.

Mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun 15/01/2025 tarihli raporunda "rapor içerisinde açıklanan gerekçelerle müflisin ticari defterlerine göre ve de dava dışı avukata ait cari hesap ekstresi ile fatura ve ödeme açıklamalarına göre dava dışı Av. ...’nun cari hesap alacağını oluşturan fatura ve ödemelerin davacının kaydını talep ettiği icra ve ilam vekalet ücreti alacakları ile ilişkisini tespit edebilmenin mümkün olmadığı, dava dışı Av. ...’nun kayıt ve kabul edilmiş olan alacakları ile huzurdaki davanın davacısının kaydını talep ettiği alacaklarının tarih ve miktar yönünden ve de alacak kayıt başvurusunda bildirilen alacak türü ve dayanılan belgeler yönünden birbiriyle ilişkili olarak gözükmediği, dava dışı Av. ...’nun alacak kaydına ilişkin olarak .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... sayılı dosyasında görülmüş olan davaya ait dava dosyası huzurdaki dava dosyasının içerisinde yer almadığından bu dosyada yer alan kayıt ve belgeler üzerinde herhangi bir inceleme yapılamadığı, alacaklar arasındaki ilişki yönünden bu dosyadaki kayıt ve belgeler üzerinde inceleme yapılmasında fayda gözüktüğü, sayın Mahkemece dosyanın celp edilmesi ya da tarafımıza yerinde inceleme yetkisi verilmesi halinde konu hakkında ek tespit ve değerlendirme yapılabileceği, tarafların itirazlarının önceki tespit ve hesaplamalarda herhangi bir değişiklik yaratmadığı, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde davacının kaydı gereken alacağının miktarının 2.ek raporda hesap edildiği şekilde yapılan tahsilatlara göre (1.169.722,13 + 230.941,17) 1.400.663,30TL olabileceği" şeklinde görüş bildirilmiştir.

Mahkememizce oluşturulan ara karar çerçevesinde, bilirkişiler ....ATM nezdinde inceleme yaptıktan sonra hazırlamış olduğu 09/04/2025 tarihli ek raporda ise "kök raporda da ifade edildiği üzere davacı avukatın dava konusu olan alacak kayıt talebinde bildirdiği alacağın türü, alacağın dayanağı, alacağı oluşturan kalemler ve mikatları dava dışı Av. ...'nun .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasına konu olan alacak kayıt talebinde bildirdiği alacağın türü, alacağın dayanağı, alacağı oluşturan kalemler ve miktarları ile uyumlu ve ilişkili gözükmediği, kök ve ek incelemede incelenmiş olan tüm kayıt ve belgelere göre davalının dava konusu edilen alacağın mükerrer olduğu yönündeki savunmasının ispata muhtaç gözüktüğü, kök bilirkişi kurulu raporundan sonraki itirazların önceki tespit ve hesaplamalarda herhangi bir değişiklik yaratmadığı, davacının kaydı gereken alacağının miktarının 26/06/2024 tarihli 2.ek raporda hesap edildiği şekilde yapılan tahsilatlara göre (1.169.722,13 + 230.941,17) 1.400.663,30 TL olduğu, 26/02/2024 tarihli ek raporda açıklandığı üzere kaydı gereken davacı alacağının rüçhanlı alacak olduğu" şeklinde görüş bildirmişlerdir. Dava vekalet ücretinden kaynaklanan alacağın iflas masasına kayıt ve kabul istemine ilişkindir. Bu noktada davacının talebi aslında İİK m.206 hükmü uyarınca vekalet alacağının üçüncü sıraya yazılmasına ilişkindir. Nitekim kök rapor bu noktada hazırlanmıştır. 2004 saylı İİK'nın m.206 hükmüne göre özel kanunlarda imtiyazlı olduğu belirlenen alacaklar sıra cetvelinde üçüncü sıraya yazılır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 166. maddesinde ise, taraflarca kararlaştırılan veya hakimce belirlenen avukatlık ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucu müvekkilini muhafaza ettiği veya kazandırdığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilâm gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde rüçhan hakkı bulunmaktadır. (Yargıtay 23.HD 2015/1929E. 2015/485K.sayılı kararı) O halde özel kanun olan Avukatlık Kanunundaki somut koşul vakıalar önem arz eder. Bu nedenle kök rapora mevcut hali ile hükme esas kabul edilmemiştir.

Mahkememizce atanan bilirkişinin hazırlamış olduğu kök raporda bu hususun irdelenmediği, mahkememizce resen tespit olunmuştur. Esasen HMK m.33 hükmü uyarınca hukukun hâkim tarafından resen uygulanması kural olarak esastır.

Bu nedenle,

Mahkememizce kök raporun sunulmasından sonra oluşturulan ara kararda davacı vekilinin ayrıca alacağının rüçhanlı olarak kaydını talep etmiş olması, bu konunun raporda ele alınmamış olması karşısında, Avukatlık Kanunu m.166/f.2 hükmünde öngörülen somut koşul vakıalar ve davacının somutlaştırdığı deliler ile icra dosyaları gözetildiğinde dava konusu edilen alacağın rüçhanlı olmasını gerektiren vakıa ve delilleri açıklamak, özellikle açılan ve kazanılan bir davadan dolayı doğrudan iflas masasına girecek, masanın kazandığı mallar noktasında belirsizliği gidermek üzere davacı vekiline HMK m.31 hükmü uyarınca iki hafta süre ve imkan tanınmasına, akabinde bilirkişi tarafından hesaplanan kök rapordaki alacağının ne kadarının Avukatlık Kanunu m.166/f.2 hükmü kapsamında rüçhanlı alacak niteliğinde olduğu, bu noktada kanun hükmünde belirtilen somut koşul vakıalar ve davacı vekili tarafından bu noktadaki belirsizliğin giderilmesine yönelik açıklamalar dikkate alındığında rüçhanlı olarak kaydı gereken miktarın ne olduğu hususunun hesaplanması amacıyla aynı bilirkişiden Yargıtay 23.HD 2014/4022 E. 2014/3876 K.ilamı çerçevesinde ek rapor alınmasına dair ara karar oluşturmuş, tahkikat genişletilmiştir.

Bilirkişinin görev alanının ayrıntılı olarak ve yeniden belirtilmesi sonucunda alınan tüm ek rapor içerikleri bir arada değerlendirildiğinde ilk grupta 600 adet ilamlı icra dosyasının olduğu, bu dosyaların 74 adedinde tahsilatın ise bulunmadığı, buna göre tahsil edilemeyen, dosyaya kazandırılmayan tutarın ise hesaplanmasının gerektiği, bu hesaplamada alınan tüm ek rapor içerikleri gözetildiğinde bu dosyalar nedeniyle tahakkuk ettiği hesaplanan 1.429.561,27 TL tutardan dosyaya kazandırıldığı hesaplanan 1.169.722,13 TL tutar mahsup olunduğunda tahsil edilemeyen, dosyaya kazandırılamayan ve bu nedenle 4.sıraya kaydı gereken tutarın 259.839,14 TL olduğu tespit olunmuştur.

Yine alınan tüm ek raporları bir arada değerlendirildiğinde ise ikinci grupta 1638 adet ilamsız icra takip dosyasının mevcut olduğu, bu dosyalardan 1448 adedinde tahsilatın yapılan tüm incelemelere rağmen tespit olunamadığı, buna göre tahsil edilemeyen, dosyaya kazandırılamayan tutarın ise hesaplanması gerektiği, bu dosyalar nedeniyle tahakkuk ettiği hesaplanan 3.207.163,50 TL tutardan dosyaya kazandırıldığı hesaplanan 230.941,17 TL tutar mahsup olunduğunda tahsil edilemeyen, dosyaya kazandırılamayan ve bu nedenle 4.sıraya kaydı gereken tutarın ise 2.976.222,33 TL olduğu tespit edilmiştir.

Böylelikle toplam 2238 adet dosya üzerinde tek tek bilirkişi incelemesinin gerçekleştiği, buna göre tek tek hesaplamaların bu çerçevede yapıldığı, sonuç olarak tahakkuk eden toplam tutardan 4.sıraya kaydı gereken 259.839,14 TL + 2.976.222,33 TL olmak üzere toplamı olan 3.236.061,47 TL olan tutarın mevcut olduğu, iflas tarihi itibariyle dosyaya kazandırılan, tahsili gerçekleştirilen miktarlar nedeniyle ise hak edilen vekalet ücretinin 1.400.663,30 TL olup bu miktarın ise yapılan hesaplamalar ve açıklamalar nedeniyle üçüncü sıraya kaydı gereken alacak olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.

Davacı vekilinin bu alacağın 1.sıraya kaydına ilişkin talep, alacağın özel kanundan doğması nedeniyle ancak 3.sıraya kayıt edilmesi olarak kabul edilmiştir. Esasen talepten daha azına karar verilmesi HMK m.26 hükmü uyarınca mümkündür. Üçüncü ve dördüncü sıraya kaydı gereken toplam alacak tutarı 4.636.724,97‬ TL olup bu miktar rakamsal açıdan talep olunan 4.669.665,58 TL'ye yakındır. Bu noktada fahiş olmayan bir fark mevcuttur. Bilirkişi raporları mahkememizce belirlenen inceleme konularını karşılar nitelikte olup Yargıtay'ın benimsediği hesaplama yöntemi çerçevesinde hazırlanmıştır. Bu açıdan hükme esas alınmasına engel bir itiraz ve hal bulunmamaktadır. Esasen davalı iflas masası vekili en son sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde dahi tüm alacağın rüçhanlı olduğu iddiasının kabulünün mümkün olmadığı, mükerrer ödeme olduğu hususlarıyla ilgili ve sınırlı olarak itirazını sunmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki yukarıda açıklandığı üzere alacağın ne kadarının rüçhanlı alacak yani 3.sıraya kaydı gereken alacak ya da 4.sıraya kaydı gereken alacak olduğu irdelenmiştir. Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde tüm alacağın rüçhanlı alacak olarak kaydını talep etmiş ise de yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde alacağın tamamının 3.sıraya kaydının mümkün olmadığı izah olunmuştur.

Davacı vekili dava dilekçesinde, tüm vekalet ücret alacağını 3.sıraya kaydını talep etmiş olmakla, 3.sıraya kaydı gerekmeyen miktarın Mahkememizce reddi yerine 4.sıraya adi alacak olarak kaydı gerektiği mahkememizce değerlendirilmiştir.

Nitekim HMK m.26 hükmüne göre "duruma göre talep sonucundan daha azına karar verilebilir." Mahkememizce söz konusu hüküm dikkat alınarak "talepten daha azı" durumundaki 4.sıraya kayıt kararı oluşturulmuştur. Yorumda kullanılan temel ilkeler gereği ise "çoğun içinde azı vardır". Bu ilke dahi açıklanan yasal hüküm ile uyumludur. Nihayet davacı avukatın, 3.sıraya kaydını talep etmiş olduğu alacağın tamamının tamamının 3.sıraya kaydını gerektirir yasal koşullar oluşmasa da bu kısma kaydedilemeyen, bu noktada gerekli şartları oluşmayan bakiye kısmın sıra cetvelinin 4.sırasına yazılması da Yargıtay uygulamasıyla kabul edilmektedir. (Yargıtay Kapatılan 23.HD 2015/1959E. 2015/4851K.sayılı kararı)

Diğer yandan davalı vekilinin mükerrer talep olduğuna dair itirazı ise iki SMMM bilirkişinin heyete dahil olması suretiyle ve ayrıntılı şekilde araştırılmıştır. Ne var ki yapılan tüm muhasebesel incelemelere, araştırmalara ve dahi ....ATM'nin ....sayılı dosyası üzerinde yapılan incelemelere rağmen davalının mükerrerlik yönündeki savunması ispatlanamamıştır.

İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Oysaki davalının mükerrerlik savunmasına esas olan savunma ispatlanamamıştır. Esasen mahkememizce toplanan deliller ve yapılan değerlendirmeler karşısında farklı bir sonuca varmayı gerektirecek somutlaştırılmış bir delil davalı tarafından sunulamamıştır. Bilindiği üzere bu noktada davalı HMK m.194 hükmü uyarınca somutlaştırma yükünü yerine getirmelidir. Aksi halde davalı, somut olayda olduğu üzere aleyhine doğacak usuli sonuçlara katlanacaktır. Kaldı ki bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu ve hükme esas alınan ek rapora yönelik davalı vekilinin başkaca somutlaşmış bir itirazı yoktur. Bu hususun dahi ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay 6.HD'nin 2021/4525E. 2021/1793K.sayılı kararında belirtildiği üzere; "Bu kapsamda HMK’nın 281. maddesi hükmü değerlendirildiğinde; bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile bilirkişi raporuna itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğacaktır. Başka bir anlatımla; bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı veya mahkemenin kendiliğinden gerekli görmesi üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır veya aynı bilirkişiden ek rapor alınır ve ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir. (KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753). (...)

Fakat Yargıtayın yerleşik içtihatlarında;

HMK’nın 281. maddesi ve 282. maddesi ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Bu durumda; hakimin HMK’nın 282. maddesi uyarınca, raporu diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceği ama bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi halinde ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından HMK’nın 281. maddesi gereği ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğu kabul edilmektedir. Ayrıca aleyhe olan hususların kabul edilmediği beyan edilse bile itiraz nedenleri gösterilerek ek ya da yeni rapor alınmasının talep edilmediği ve rapora göre karar verilmesinin talep edildiği durumlarda da usuli kazanılmış hakkın ortaya çıktığı benimsenmiştir. (Emsal, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.02.2021 tarih, 2018/10(21)-94 esas, 2021/111 karar sayılı ilamı, kapatılan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 13.09.2017 tarih, 2016/14455E. 2017/7655K.sayılı ilamı)"

Somut olayda davalı masa vekili, yukarıda açıklanan hususlar dışında ve ayrıca somutlaşmış bir şekilde, hükme esas alınan bilirkişi kurulunun raporuna başkaca itiraz etmemiştir. Zaten itiraz edilen hususlara neden itibar olunmadığı ise yukarıda gerekçeli olarak irdelenmiştir. Buna göre atıf yapılan Yargıtay HGK ve Yargıtay daire uygulamasında benimsendiği üzere açıklanan itiraz nedenleri dışında başkaca itiraz nedenleri gösterilmediğinden dolayı bu durumda artık diğer hususlar yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hakkın ortaya çıktığı dahi kabul edilebilir niteliktedir.

Yapılan açıklamalar karşısında davacının müflis şirket aleyhine açmış olduğu davanın kısmen kabulüne, iflas tarihi itibariyle 1.400.663,30-TL vekalet ücreti alacağının davacı alacağı olarak .... İflas Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyasına İİK m.206 hükmü uyarınca 3.sıra alacak olarak kayıt ve kabulüne, iflas tarihi itibariyle 3.236.061,67-TL vekalet ücreti alacağının ise davacı alacağı olarak .... İflas Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyasına 4.sıra alacak olarak kayıt ve kabulüne, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda yazılı nedenlerle;

1.Davacının müflis şirket aleyhine açmış olduğu davanın kısmen kabulüne,

İflas tarihi itibariyle 1.400.663,30-TL vekalet ücreti alacağının davacı alacağı olarak .... İflas Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyasına İİK m.206 hükmü uyarınca 3.sıra alacak olarak kayıt ve kabulüne, İflas tarihi itibariyle 3.236.061,67-TL vekalet ücreti alacağının ise davacı alacağı olarak .... İflas Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyasına 4.sıra alacak olarak kayıt ve kabulüne, Davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine,

2.492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından, davacının peşin olarak yatırdığı 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

4.Davacı tarafından harcanan 217,00TL tebligat posta masrafı, 179,90 TL başvuru harcı, 60.000,000TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 60.396,9‬0 TL yargılama giderinin davanın kabul oranına isabet eden 59.792,93‬TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

5.Davalı tarafından harcanan 7.200,00 TL bilirkişi ücretinin davanın red oranı karşısında 72,00TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6.Davacı, vekil ile temsil edildiğinden ve dava kısmen kabul olunduğundan yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

7.Davalı, vekil ile temsil edildiğinden ve dava kısmen reddolunduğundan yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8.Karar kesinleştiğinde gider avansının iadesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog