10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2012/20298 E. , 2013/11205 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Asıl dava, Kurumca re'sen tahakkuk ettirilen prim ve fer'ilerine ilişkin borca yönelik Kurum işleminin iptali ile davacının borçlu olmadığının tespiti; birleşen dava ise, ödeme emirlerinin iptali ile davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. Mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde: ”Karar aşağıdaki hususları kapsar:
1.Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,
2.Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,
3.İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,
4.Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi,
5.Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü yer almaktadır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde ise: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Açıklanan düzenlemelere göre, hükmün; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermesi gerekir.
Dava konusu somut olayda; asıl davaya ait dava dilekçesinde, Kurum tarafından re'sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammına itiraz edilmesi üzerine, Komisyon tarafından verilen 26.11.2010 tarih ve 138 sayılı itirazın reddine ilişkin kararın, dayanak müfettiş raporunun, tahakkuk ettirilen 6.115,85 TL prim, 547,67 TL işsizlik primi ve 2.045,55 TL gecikme zammının iptali ile davacı şirketin borçlu olmadığının tespiti istenilmiş, birleşen davada ise, 11.12.2010 tarih ve 00130730 – 00130731 numaralı ödeme emirlerinin ve icra takiplerinin iptali ile davacı şirketin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istenilmesine rağmen, Mahkemece; asıl dava ve birleşen davaya ait dava dilekçelerinde belirtilen istemler dikkate alınmaksızın, ödeme emrinin 30.09.2010 tarihinde tebliğ edildiği, davanın ise 08.10.2010 tarihinde açıldığı belirtilerek 7 günlük hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak gerekçenin aksine, dosya içeriğine göre; davaya konu ödeme emirleri 30.09.2010 tarihinde tebliğ edilmediği gibi, hem asıl, hem de birleşen davanın tarihi 08.10.2010 değildir. Asıl dava yönünden, 26.11.2010 tarih ve 138 sayılı Komisyon kararı ile gecikme zammıyla birlikte toplam 8.709,07 TL prim borcunun iptaline ilişkin istemin reddine karar verilmesi üzerine, Komisyonun itirazın reddine ilişkin kararı, davacıya 07.12.2010 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup, asıl dava 03.01.2011 tarihinde açıldığından, davanın 5510 sayılı Kanunun 85/3. maddesinde düzenlenen bir aylık yasal sürede açıldığı; birleşen dava yönünden ise, davaya konu 11.12.2010 tarih ve 00130730 – 00130731 numaralı ödeme emirlerinin davacıya 04.01.2011 tarihinde tebliğ edildiği, dava tarihinin ise 10.01.2011 olduğu anlaşılmakla, davanın 6183 sayılı Kanunun 58/1. maddesinde öngörülen 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde açıldığı belirgindir.
Mahkemece; hükmün kendi içinde çelişki oluşturacak şekilde, asıl dava ve birleşen davaya ait dava dilekçelerine konu istemle ilgisi bulunmayan kısa karar ve gerekçeli karar oluşturulmak suretiyle, kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerden olan yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olarak davanın yürütülüp, sonuçlandırılması, isabetsizdir. Şu halde, yapılması gereken iş; asıl dava ve birleşen davaya ait dava dilekçelerinde yazılı istemler dikkate alınmak suretiyle, her bir dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle, esasa girilerek, toplanacak deliller ve yapılacak yargılama sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.