2. Ceza Dairesi
2. Ceza Dairesi 2013/10510 E. , 2014/11580 K.
"İçtihat Metni"Tebliğname No : 2 - 2012/112365
MAHKEMESİ : Zonguldak 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 16/02/2012
NUMARASI : 2010/462 (E) ve 2012/35 (K)
Hükmolunan cezanın tür ve süresine göre sanık Ümit müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesinin yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
1.) Sanık Ümit'in yüklenen suçu işlemediğini, olay günü Kozlu İlçesine gitmediğini savunduğu, katılanın ise soruşturma evresinde aracı alıp götüren kişinin Ü.. K.. olduğunu beyan etmesine rağmen kovuşturma evresinde aracı Yasin'in alıp götürdüğünü belirttiği, öte yandan diğer sanıkların soruşturma evresindeki ifadelerinin kovuşturma evresindeki ifadelerinden farklı olduğu, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilmediğinin anlaşılması karşısında, katılan ile sanıkların yüzleştirilmesi, olay günü kendisine karşı hileli davranışlar sergileyerek aracını alan kişilerin kimler olduğunun, bu kişiler arasında sanık Ümit'in bulunup bulunmadığının sorulması, gerektiğinde sanık Ümit'in kullandığı 537 247 72 39 numaralı telefonun 05.06.2009 tarihinde Kozlu İlçesindeki baz istasyonlarından sinyal verip vermediğinin tespit edilmesi, tüm deliller toplandıktan sonra sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
2.) Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2012/15-1358 E., 2013/389 K. sayılı ve 24.09.2013 tarihli kararında da belirtildiği gibi, hırsızlık suçunda eşya, sahibinin (zilyedinin) rızası olmaksızın alınmasına karşın dolandırıcılık suçunda mal, sahibinin (zilyedin) rızasıyla teslim edilmektedir. Ancak bu rıza failin hileli davranışları ile elde edilmiş olup, geçerli bir rıza değildir.
Dolandırıcılık suçunda başlangıçta oluşan bir kast bulunmaktadır. Zilyetliğin hileli davranışlar kullanılarak elde edilmesi, bu suçta malın teslimi öncesi kast bulunduğunu ortaya koymaktadır. Güveni kötüye kullanma suçunda ise, sonradan oluşan bir kast söz konusudur. Mal fer’i zilyede belli amaçlar için tevdi edildikten sonra, iade edilmesi aşamasında malın tesliminden sonra kast oluşmaktadır. Kast öğesi olaysal olarak değerlendirilmeli, fail veya faillerin durumu, mağdurla olan ilişki ve olayın özellikleri ayrı ayrı nazara alınıp sonuca varılmalıdır. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, muhafaza edilmek veya belirli biçimde kullanılmak üzere hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak yapılmaktadır. Hırsızlık suçunda ise taşınır mal zilyedinin rızası olmadan alınmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanıklar Fatih ve Yasin'in suça konu aracın resmi satış işlemlerini konuşmak üzere katılana telefon edip buluşmayı önerdikleri, katılanın bu amaçla sanıkların yanına gittiği, sanık Yasin'in arkadaşı Ümit'in bir hastasının olduğunu, kısa bir süre için aracı Ümit'e vermesini istediği, katılanın da bu isteği kabul edip aracını Ümit isimli kişiye teslim ettiği, aracı bu şekilde teslim alıp giden kişinin bir daha geri dönmediği, diğer sanıkların da çeşitli bahanelerle katılanın yanından ayrılıp gittikleri,
TCK’nın 157. maddesinin düzenleniş şekli ve maddenin gerekçesi göz önüne alındığında, zilyetliğin geçici olarak teslimini sağlamaya yönelik bile olsa hileli davranışlar kullanıldığından ve bu hileli davranışlar sonucu zilyetlik teslim edildiğinden, sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suçun hukuki nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık F.. S..'nin, sanık Y.. S..'nin ve sanık Ümit müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK'nın 326/son. maddesi uyarınca yeni hüküm kurulurken bozma öncesi hükmolunan yaptırımın (cezanın) ve sonuçlarının ağırlaştırılamayacağı kuralının gözetilmesine, 30.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.