2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil aleyhine Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/ esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, müvekkilin dosyanın varlığından 19/07/2018 tarihinde yapılan menkul haciz sırasında haberdar olduğunu, anılan icra takibinin mesnedinin ...... ... Şubesi'ne ait 30/06/2018 keşide tarihli 22.373,00 TL tutarlı çek olduğunu, müvekkili şirketin yetkili temsilcisinin dava dışı ... olduğunu, icra takibine mesnet çek altındaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığını, bu nedenle müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun olmadığını, müvekkili şirket yetkilisi aleyhine karşılıksız çek keşide etmek suçundan Gaziantep 3. İcra Ceza Mahkemesi'nin 2018/1096 esas sayılı dosyasında davanın görüldüğünü, açıklanan bu nedenlerle müvekkil aleyhine başlatılan icra takibine mesnet çekten dolayı müvekkilinin borcunun olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davacıyla ticari münasebetlerinin olduğunu, yapılan bu ticari münasebetler sonucunda davacının müvekkilinin alacağına karşılık müvekkiline davaya konu 30/06/2018 keşide tarihli 22.373,00 TL tutarlı çeki teslim ettiğini, davacının dava dilekçesinde belirttiği şirket yetkilisinin...'nın imzasının taşımadığından bahsetmişse de çekin tanzim tarihinde şirketin yetkilisinin ... olduğunu, bu hususun ticaret sicil gazetesinden tespit edilebileceğini, çekin üzerindeki imzanın çekin düzenlendiği tarihte şirketi temsile yetkili olan ...'ya ait olduğunu belirterek açılan işbu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
1.Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,
2.Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/.... Esas sayılı dosyası,
3.İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) talebine ilişkindir. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuki normların tespiti;
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur.
Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır.
Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; “Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi; “(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”; “Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi; “(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir” “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise; “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a)Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b)(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir. İmza incelemesine ilişkin değerlendirme; 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795).
Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
Mahkememizin ara kararı gereği, dava konusu çek üzerinde atılı bulunan imzanın davacı şirket yetkilisi olduğu bildirilen ...'nın el ürünü olup olmadığı hususunda imza incelemesi yapılmak üzere dosya kül halinde Adli Tıp Kurumu'na tevdi edilmiş olup, inceleme sonrası hazırlanan 19/11/2020 tarihli raporda özetle; İnceleme konusu ...Şubesi'ne ait, ... nolu 30/06/2018 keşide tarihli, 22.273,00 TL bedelli çekteki keşideci imzası ile ...'nın mukayese imzaları arasında; Tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...'nın eli ürünü olmadığını mahkememize bildirmişlerdir.
Her ne kadar alınan bilirkişi raporuna itibar edilmişse de;
Davacı vekili tarafından mahkememize ibraz edilen cevap dilekçesinde dava konusu edilen çekin davalı tarafından davacıya ileri vadeli olarak verildiğini ve çekin kendilerine verildiği tarihte davacı şirket yetkilisinin imza incelemesi yapılan ... değil, ... olduğunu iddiasında bulunmuştur. Ticaret Sicil Gazetesi ve Gaziantep Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden getirilen müzekkere cevapları tetkik edildiğinde davalının iddia ettiği gibi şirket yetkilisinin değiştirdiği tespit edilmiştir. Bunun üzerinde davacı tarafın da iddia ettiği gibi dava konusu edilen çekin hangi tarihte davalı tarafa verildiğini tespit etmek buna göre çek üzerindeki imzaların eski şirket yetkilisine ait olup olmadığını tespit etmek gerekmiştir. Dava konusu edilen çekin davalıya verildiği tarihi tespit etmek için taraf ticari defterleri üzerinde inceleme yapmak gerekmiştir. Ticari defterlerin delil niteliğinde ilişkin yapılan değerlendirme; Hukuk Muhakemeleri Kanununun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesi; "(1)Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
3.İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4)Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5)Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." hükmünü amirdir. Yine HMK nın 222 ve devamı maddelerine göre defterlerin sahibine delil olabilmesi için uyuşmazlığın ticari işten kaynaklanması, uyuşmazlığın tacirler arasında çıkmış olması, ticari defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması, ticari defterlerin kanuna uygun tutulmuş olması gerekir.
Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda; ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de; ancak,
HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. (Sakarya BAM 7. HD 2021/408 Esas, 2021/2124 Karar sayılı ve 06/12/2021 tarihli ilamı) 7251 S.K/Madde 23. Maddesi ile HMK’nın 222/3 maddesinde getirilen ekler olmadan önce, ticari deftelerin sunulmaması halinde HMK’nın 220.maddesinin mi, yoksa 222. Maddesinin mi uygulanacağı yönünden var olan görüş farklılıkları, bu değişiklikle, 220.maddedeki imkanın 222/3. Maddesine de getirilmesi artık ticari defterler yönünden 222. Maddesinin özel bir düzenleme olduğu söylenebilir. Nitekim HGK’nın 23.11.2021 T. ve 2017/1542 E. – 2021/1474 K. ; 09.11.2021 T. ve 2017/11-833 E. – 2021/1371 K. sayılı kararlarında da HMK’nın 222/3. Maddesinde 7251 sayılı K.’nun 23. Maddesi ile getirilen yeni hüküm, eski olaylara da uygulanabilecek hükümler arasında gösterilmiştir. Bunlardan ikincisinde, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun olmaması nedeniyle HMK’nın 220/3. Maddesinin olaya uygulanamayacağı kabul edilmekteyken artık bunun kabul edilmesi mümkün görünmemektedir. Ticari defterlerin incelenmesine ilişkin bilirkişi incelemesine dair tespitler;
a)Davacı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde; Mahkememiz ara kararı gereği dosya kül halinde Mali Müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş olup, hazırlanan 04/11/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Davacı tarafından ibraz edilen 06/10/2021 tarihli dilekçesinde müvekkiline ait incelenecek yasal defterlerinin ... adresinde bulunan SMMM ...'in bürosunda olduğunu belirttiğini,
Bunun üzerine hem davacı vekili hem de anılan dilekçede belirtilen SMMM ...ile iletişime geçilerek davacının yasal defterlerinin hazır edilmesinin istenildiğini, ancak yasal defterlerin hazırlanmadığını, daha sonra 03/11/2021 tarihinde davacı vekilinin 06/10/2021 tarihli dilekçesinde belirtilen adrese gittiğini, ...ile görüşüldüğünü yapılan görüşmede davacının yasal defterlerinin bulunmadığı bahisle tarafına tevdii edilemediğini, Belirtilen bu nedenlerle davacının incelenecek olan yasal defterlerinin tarafına tevdii edilemediğinden rapor düzenlenemediğini mahkememize bildirmiştir.
b)Davalı tarafın ticari defterlerin ibraz etmemesine ilişkin değerlendirme; 15/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Davalının dava dosyasına 2017 ve 2018 yıllarına ait yevmiye envanter ve kebir defterlerini ibrat ettiğini, davalının dava dosyasına ibraz ettiği 2017 ve 2018 yılları yevmiye ve kebir defterlerini e-defter olarak, envanter defterlerini basılı defter olarak tuttuğunu, e-defter olarak tuttuğu 2017 ve 2018 yılları yevmiye ve kebir defterlerinin açılış ve kapanış noter tasdikleri yerine geçecek olan e-defter beratlarının sistemden zamanında ve usulüne uygun olarak aldığı gibi basılı olarak tuttuğu 2017 ve 2018 yılları envanter defterlerinin açılış noter tasdiklerini de zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırdığını,
Bunun yanında davalı tarafın incelenen 2017 ve 2018 yılları yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre, davalının dava dosyasına konu icra takibine dayanak olan çekin tutarı olan 22.273,00 TL tutardaki çeki 12/03/2018 tarihinde ... yevmiye maddesiyle 2018 yılı yasal defterlerine davacıdan tahsilat olarak kayıt ettiği gibi davalı ile davacı arasında bu anılan çek haricinde de ticari münasebet kayıtlarının olduğunu, belirtilen davalı ile davacı arasındaki bu tüm ticari münasebet kayıtlarına göre davalının davacıdan 2016 yılından 2017 yılına devir eden 105,73 TL alacağının olduğunu, 2017 ve 2018 yıllarında belirtilen faturalarla davacıya toplamda 61.062,88 TL tutarında satış yaptığını, davalının davacıdan 2016 yılından 2017 yılına devir eden alacağına ve 2017 ve 2018 yılında davacıya yaptığı satışların karşılığında davacıdan toplamda 61.162,40 TL tutarında tahsilat yaptığını, ancak 22.273,00 TL tutardaki çeki davacıya tekrardan iade ettiğini, böylece davalının incelenen bu 2017 ve 2018 yılları ticari münasebet kayıtlarına göre davalının davacıdan 22.279,21 TL bakiye alacağının kaldığını mahkememize bildirmiştir. Buna göre yapılan ticari defter incelemesinde dava konusu edilen çek davalı ticari defterlerine göre davacı tarafın şirket yetkilinin değişmesinde önceki tarihte ticari defterine kaydedildiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine çek üzerindeki imzanın davacı tarafın eski şirket yetkilisine ait olup olmadığının tetkik edilmesi için eski şirket yetkilinin imzalarının incelenmesi için gerekli işlemler yapılmıştır. İmzanın eski şirket yetkilisine ait olup olmadığına dair bilirkişi raporuna dair değerlendirme;
Bir üst kısımda bahsedildiği üzere çek üzerindeki imzanın davacı şirketin eski yetkilisine ait olup olmadığını incelemek gerekmiştir. Mahkememizin ara kararı gereği, dava konusu çek üzerinde atılı bulunan imzanın davacı eski şirket yetkilisi ...'nın el ürünü olup olmadığı hususunda imza incelemesi yapılmak üzere dosya kül halinde Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'na tevdi edilmiş olup, inceleme sonrası hazırlanan 07/09/2022 tarihli raporda özetle; İnceleme konusu çek üzerinde "....." adına atfen atılı bulunan imza ile ...'nın mevcut mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada; İmzaların genel şekli ve işleklik derecesinin, İmzaların başlangıç hareketinin yapılışının, İmzalardaki buklesel hareketlerin yapılışının, İmzalardaki dikey çıkış hareketlerinin yapılışının, İmzalardaki dönüş hareketlerinin yapılışının, İmzaların meyli ve istikamet pozisyonunun, İmzaların bitim hareketinin yapılışının, Kaligrafik ve karakteristik özellikler yönünden farklılıklar görüldüğünü, inceleme konusu çek üzerinde atılı bulunan söz konusu imzanın ... eli ürünü olmadığını mahkememize bildirmişlerdir. Usule uygun alınmış denetime elverişli ve ayrıntılı düzenlenmiş bilirkişi raporuna itibar edilmiş ve hükme esas alınmıştır. Kötü niyet tazminatı bakımından yapılan değerlendirme;
Öte yandan davacı taraf menfi tespit isteminin yanında ayrıca kötü niyet tazminatı talebinde de bulunmuştur. 2004 sayılı İİK m.72/5 hükmüne göre menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir.
Davalı tarafından yapılan takipte imzanın davacıya ait olmadığını bilebilecek konumunda olmadığı dikkate alınmış ve davalının kötü niyetli olduğu da ispat edilmediğinden kötüniyet tazminatına ilişkin şartların oluşmadığı kanaati hasıl olmuştur. Neticeten;
Davacı taraf Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/89197 Esas sayılı dosyasında takibe konu çek üzerindeki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı iddiası ile menfi tespit davası ikame etmiştir.
Davalı taraf, dava konusu edilen çekin her ne kadar keşide tarihi 30/06/2018 tarihi olsa da çekin 12/03/2018 tarihinde ileri vadeli olarak tanzim edildiğini ve şirket yetkilisinin çekin gerçek tanzim tarihinden sonra değiştiğini iddia etmiştir. Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden gelen yazı cevabında şirket yetkilisi ...'nın 14/03/2018 tarihinde şirketteki yetkili sıfatının sona erdiği anlaşılmıştır.
Davalı taraf ticari defterlere dair bilirkişi incelemesinde dava konusu edilen çekin 12/03/2018 tarihinde şirket ticari defterlerine kaydedildiği tespit edilmiştir. Hem eski şirket yetkilisi hem de güncel şirket yetkilisi isticvap edilmiş, dava konusu edilen çek üzerindeki imzanın eski ve yeni şirket yetkilisine ait olup olmadığına dair bilirkişi raporu alınmıştır. Alınan raporlarda dava konusu edilen çek üzerindeki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı kesin kanaat bildirir raporlarla tespit edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı denetime elverişli şekilde aldırılmış bilirkişi raporu, taraf beyanları hep birlikte incelendiğinde davasının kabulüne karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davanın KABULÜNE,
Davacının Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/89197 esas sayılı dosyası ile takibe çekten dolayı davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, Şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,
2.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 25.367,46 TL üzerinden alınması gereken 1.732,85 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 433,22 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 1.299,63 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3.Davacı tarafından yatırılan 433,22 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
4.Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen 1.891,15 TL posta, tebligat ve bilirkişi ücretinden oranlama yapılmaksızın oluşan yargılama gideri, 35,90 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.927,05 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5.Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
6.Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
7.Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı dosyada yapılan inceleme sonucunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi.17/05/2023