2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Davalı tarafından Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/..... esas sayılı dosyası ile müvekkil aleyhine 10/12/2016 vade ve 20/12/2003 tanzim tarihli bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığını, ancak söz konusu icra takibine dayanak bononun üzerinde sahtecilik ve tahrifat yapılmış olması ve müvekkilinin böyle bir borcunun bulunmaması nedeniyle müvekkilin borçlu bulunmadığının tespiti için işbu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu, müvekkilin 90 yaşında olduğunu davalıyı ve diğer cirantaları hiç tanımadığını, senette keşideci olarak görünen ...'nun müvekkilin 2003 tarihinde kiracısı olduğunu, müvekkilin annesinin ve kendisinin işlerini kendisinin Mersin ilinde ikamet etmesi nedeniyle, Gaziantep ilinde oturan müvekkilin aile dostu dava dışı ... ... ... isimli şahsın takip ettiğini, müvekkilin hatırladığına göre; takibe konu yapılan 20/12/2003 tanzim tarihli bononun o tarihte ... ... ... isimli şahsın kiracı ...'dan "müvekkilin kira alacağına karşılık depozito olarak aldığını" söylediği teminat senedi olabileceğini, dava dışı şahsın müvekkile "sen cironu yap, eğer kiracı ödemezse icraya koyarız" dediğini öyle dahi olsa o günkü aylık kira alacağının Türk Parasından altı sıfır atılmadan önce 235 milyon olduğu göz önüne alındığında, Türk Lirasından altı sıfır atılmasından sonra senet bedelinin 470,00 TL olması gerekirken senet üzerinde çeşitli oynamalar yapılarak miktarın 470.000,00 TL yapıldığını ve müvekkil de borçluymuş gibi ... ile birlikte hakkında icra takibi başlatıldığını, bonoda keşideci olarak görünen ... tarafından da ayrıca Gaziantep 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/162 esas sayılı dosyası ile takibin iptali ve taliki davası açıldığını ve açılan dosyada ... yönünden icranın durdurulması kararı verildiğini, müvekkilin sahtecilik ve dolandırıcılık suçunun mağduru olduğunu belirterek Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu ve Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/218 esas sayılı dosyası ile davalı ... ve dava dışı ... hakkında “Resmi Belgede Sahtecilik, Kamu Kurum ve Kuruluşları vb. Tüzel Kişiliklerin Araç olarak kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık” suçlamalarıyla dava açıldığını, Bu dosya içerisinde bulunan Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınmış EGM Diyarbakır Kriminal Polis Müdürlüğü’nün 06.02.2020 tarihli kriminal uzmanlık raporunda, senet üzerinde yapılan sahtecilik açıkça ortaya konulduğunu ve bononun bono vasfını kaybettiğini, açıklanan bu nedenlerle; müvekkilin Gaziantep İcra Müdürlüğü’nün 2018/ ..... E. sayılı icra takibine konu 20.12.2003 düzenleme tarihli 10.12.2016 vade tarihli 470.000, 00 TL. miktarlı senet bakımından borçlu olmadığının tespiti ile Gaziantep İcra Müdürlüğü’nün 2018/ ..... ..... E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Gaziantep 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/..... esas sayılı dosyasında gerekse Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/..... esas sayılı dosyasında yer alan ATK raporları ile senetteki imzanın Lehtar ... ... ait olduğu kanaatine varıldığını, bu raporlar sonucunda ileri sürülen definin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, lehtarın ve senedi tedavüle sokanın ... olduğunun kanıtlandığını, Lehtar ile Keşideci arasında bir uyuşmazlık söz konusu olsa bile bu uyuşmazlığın tarafı davalı müvekkilin olmadığını, uyuşmazlığa konu senedin doğumunun keşidecisi ... tarafından, tedavüle çıkışı ise Lehtar ... tarafından gerçekleştiğini, davacı hakkında Gaziantep İcra Dairesi'nin 2018/..... esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu takip başlatıldığını, borçlunun takibe itiraz ettiğini, imza itirazı sebebi ile Gaziantep 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/356 esas sayılı kararı ile dava sonuçlanıncaya kadar Borçlu ... yönünden geçici olarak durdurulmasına karar verildiğini, Gaziantep 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin imza incelemesi için Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'na gönderdiği senet orjinaline istinaden hazırlanan bilirkişi raporunda senetteki imzaların borçlunun el ürünü olduğu kanaatine varıldığını, Gaziantep 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/..... esas sayılı kararı ile geçici olarak durdurulan takibin devamına karar verildiğini, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/49761 sayılı başlatılan soruşturma neticesinde 2019/3218 karar numarası ile müvekkil hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, tüm bu nedenlerle; davanın reddine ve davacı borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazı nedeniyle %20 den aşağı olmamak üzere tazminat ödemeye mahkum edilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
1.Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,
2.Jandarma Kriminal Raporu
3.İlgili kamu kurumlarından celp edilen cevabi yazılar,
4.İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE : Dava Nevi İtibari İle Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasına İlişkindir. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuki normların tespiti;
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur.
Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır.
Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; “Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi; “(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”; “Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi; “(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir” “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise; “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a)Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b)(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir. İmza incelemesine ilişkin değerlendirme; 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795).
Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir. Mahkememizin ara kararı gereği, imza incelemesi yapılmak üzere dosya kül halinde Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'na tevdi edilmiş olup, inceleme sonrası hazırlanan 20/07/2022 tarihli raporda özetle; Tahrifat İncelemesinde;
İnceleme konusu senedin ön yüzünde bulunan el yazıları üzerinde mürekkep yönünden yapılan incelemede dört farklı cins mavi renk mürekkepli kalem kullanıldığını, senedin üzerinde miktarın rakamla belirtildiği bölümde bulunan "470.000,00" ibaresinin tamamının aynı cins mavi mürekkepli kalem ile yazıldığını, aynı bölümde bulunan rakamların kalem baskısının benzer olduğunu, senedin miktarının rakamla belirtildiği bölümde ve diğer bölümlerinde tahrifat yapıldığını gösteren herhangi bir bulguya rastlanılmadığını,
İnceleme konusunda senedin Türk Lirası hanesinde yazılı bulunan "470.000,00" ve miktarın yazı ile yazılı hanesinde bulunan "DÖRTYÜZYETMİŞmilyar" ibareleri el yazıları üzerinde tahrifat yönünden yeniden yapılan incelemede, aynı bölümde bulunan el yazılarında kalem baskılarının benzer ve kalem mürekkeplerinin aynı olmasından dolayı söz konusu el yazılarında sonradan eklenme olup olmadığı hususunda bir tespitte bulunmanın mümkün olmadığını, El Yazısı İncelemesinde; İnceleme konusu senedin "Türk Lirası" hanesinde yazılı olan "470.000,00" ibareli el yazılarında bulunan "470" ve "000.000" rakamlarının az, kifayetsiz ve aynı kişiye atfedilebilecek yeterlilikte kaligrafik ve karakteristik özelliklerden yoksun nitelikte rakamlar olduğunu,
İnceleme konusu senedin miktarın yazı ile yazılı hanesinde bulunan "DÖRTYÜZYETMişmilyar" ibareli el yazılarındaki "DÖRTYÜZYETMiş" ibarelerinin büyük harf ve "milyar" ibaresinin ise küçük harf karakterleri ile yazılmış olması nedeniyle söz konusu el yazılarının aynı kişi eli ürünü olup olmadığı hususunda müspet veya menfi bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığını mahkememize bildirmişlerdir.
Akabinde mahkememizin 5 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği; bono üzerinde yer alan rakamla yazılı "470.000.000" kısmının 470'ten sonra gelen sıfırlarının 470'in yazıldığı kısımla aynı el ürünü olup olmadığı, sonradan eklenmiş olup olmadığı ve bono üzerinde yazı ile yazılmış "dörtyüzyetmiş milyar" kısmında "milyar"kısmının "dörtyüzyetmiş" kısmı ile aynı aynı el ürünü olup olmadığı, sonradan eklenmiş olup olmadığı hususunda, İç İşleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği'nin 03.10.2018 tarihli, 2018-1026 numaralı Uzmanlık Raporu, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu'na ait 06.08.2019 tarihli Rapor, Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün ... numaralı Uzmanlık Raporu, Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün ... numaralı Uzmanlık Raporu, İç İşleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği'nin 28.04.2021 tarihli Uzmanlık Raporu ve dosyada alınan Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği'nin 20.07.2022 tarihli Uzmanlık Raporu arasındaki çelişkileri de giderecek şekilde rapor tanzim edilmesi için dosya Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Daire Başkanlığı'na tevdii edilmiş olup, hazırlanan 03/11/2022 tarihli raporda özetle;
İnceleme konusu senette rakam ve yazı ile miktar belirtir bölümlerde yer alan yazıların optik ve spektroskopik yöntemler ile ayırt edilemeyen benzer evsafta kalem ile yazılmış olduklarını, rakam ile miktar belirtir bölümde "470" ibaresi ve sonrasında gelen "0" rakamları arasında konum, satır hizası ve fulaj farkı saptandığından söz konusu "0" rakamlarının bulundukları konuma birlikte ve sırası dahilinde yazılmayıp sonradan ilave edilmiş olduğunu, söz konusu "0" rakamları ile öncesinde gelen "470" ibaresinin aynı elin ürünü olup olmadığı hususunda, ortak rakamın sadece "0" rakamı olması nedeniyle tespite gidilemediğini, yazı ile miktar belirtir bölümde "DÖRT YÜZ YETMİŞ" ile "milyar" ibaresi arasında fulaj farkı olması, "milyar" ibaresinin bulunduğu konuma sıkıştırma gayreti ile yazılmış olması nedeniyle söz konusu bölümdeki yazılar ile birlikte ve sırası dahilinde yazılmayıp sonradan ilave edilmiş olduğunu, söz konusu ibarelerin aynı elin ürünü olup olmadığı hususunda, "DÖRTYÜZYETMİŞ" ibaresinin büyük, "milyar" ibaresinin küçük harfler ile yazılmış olması nedeniyle tespite gidilemediği mahkememize bildirilmiştir. Denetime elverişli ve ayrıntılı olarak düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Davalının ve davacının kabul beyanına ilişkin yapılan değerlendirme;
Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve onun önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74).
Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır.
Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK m. 308/1). Davayı kabul eden davalı, bu şekilde, davacının talep sonucu bölümünde istemiş olduğu hakkı kısmen veya tamamen kabul eder. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur (HMK m.308/2). Davadan feragat ve davayı kabul tek taraflı usul işlemidir; bu nedenle karşı tarafın izni ve mahkemenin onayına gerek kalmaksızın hüküm ifade eder.
Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır (HMK m.309/1). Kısmen feragat veya kısmen kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede veya tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Davayı kabulün kanunun öngördüğü bu şekillerden biri ile yapılması gerekmekte olup, davalı mahkemeye vereceği bir dilekçe ile davayı kabul edebileceği gibi duruşmada sözlü olarak da kabul beyanında bulunabilir. Kabul beyanının mahkeme huzurunda sözlü olarak açıklanması durumunda, beyanın duruşma tutanağına yazılması ve tutanağın kabule ilişkin kısmının davalı ya da beyanda bulunan kişi vekili ise vekil tarafından imzalanması gerekmektedir. Yukarıda değinildiği üzere davanın kabulü, davalının tek taraflı beyanı ile yapılıp tamamlandığından, kabulün geçerliliği karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı olmaksızın sonuç doğurmaktadır. Tam kabul davayı bütünüyle sona erdirirken, kısmi kabul hâlinde kabul edilen kısım yönünden dava sonlanır, kabul dışında kalan kısım içinse dava devam eder. Davanın tam kabulü durumunda, taraflar arasındaki uyuşmazlık son bulacağından mahkemenin kabul nedeniyle davanın kabulüne karar vermesi gerekmektedir. Zira kabul maddi anlamda kesin hüküm sonucunu doğurur. Bu nedenle kabul gereğince kabulüne karar verilen uyuşmazlık taraflarca yeni bir davaya konu edilemez, aksi hâlde kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilir.
İçeriği itibariyle bir maddi hukuk işlemi olan kabulün yargılama sırasında davaya son veren bir taraf işlemi olarak hüküm ifade etmesi için irade beyanında hiçbir tereddüdün bulunmaması gerekir. Nitekim bu durum HMK’nın 309/4. maddesinde “Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır” şeklinde ifade edilmiştir. Kabul, kesin hüküm gibi hukukî sonuç doğurduğundan (HMK m.311) kabul beyanı açık ve koşulsuz olmalıdır. Davalı tarafından davanın kısmen veya tamamen kabulü mümkün ise de kabulün şarta bağlı olarak yapılması mümkün değildir. Kabul ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona erdiğinden, davalının gerçek amacının davayı kabul etmek olduğu açıkça anlaşılmalıdır. Beyanından amacının davanın tamamı ya da bir kısmını koşulsuz şekilde kabul etmek olduğu anlaşılmıyor ise mahkemenin davalıya amacının ne olduğunu açıklatması (HMK m.
31.ve beyanını ona göre değerlendirmesi gerekmektedir. Kayıt ve şarta bağlanmış beyanlarda, ihtilafın gerçek anlamda sona erdiğinden söz edilemeyeceğinden, koşula bağlanmış bir kabul beyanı geçerli olmayacaktır. Diğer bir anlatımla koşula bağlanmış kabul ile davanın sona erdiği kabul edilemez. Somut olayımızda davalı vekili mahkemeye vermiş olduğu 11/01/2023 tarihli beyan dilekçesi ile dava konusu edilen bono üzerindeki miktarın günümüz parası ile 470,00 TL olduğunu kabul ettiğini mahkememize bildirmiştir.
Davacı vekili de mahkememizin 25/01/2023 tarihli 6 numaralı celsesinde dava konusu bono üzerindeki borcun 470,00 TL olduğunu ve borcu bu miktar olarak kabul ettiğini beyan etmiştir.
Her iki vekilin de vekaletnamesi tetkik edildiğinde davayı kabule ilişkin özel yetkilerinin olduğu görülmüştür. Açıklanan nedenlerle davalı ve davacı vekili itiraz edilmediğinden bonodaki asıl alacak miktarı 470,00 TL olarak kabul edilmiştir.
Bilirkişi raporuna ilişkin değerlendirmeler; Asıl alacak miktarının 470,00 TL olduğuna dair taraf vekillerinin kabul beyanı üzerine başlatılan icra takibindeki işlemiş faiz ve asıl alacak miktarı bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmiştir.
Mahkememizin ara kararı gereği; davacı vekilinin kabul beyanı esas alınarak bono üzerindeki miktarın 470,00 TL olarak gözetilerek vade tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davacının icra takibinde talep edebileceği miktarı hesaplaması için dosya kül halinde nitelikli hesaplamalar bilirkişisine tevdii edilmiş bilirkişi tarafından hazırlanan 17/03/2023 tarihli raporda özetle;
Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/53939 Esas sayılı dosyası ile 25/04/2018 tarihinde ... tarafından ... ve ... aleyhine 470.000,00 TL asıl alacak, 2.839,32 TL işlemiş faiz, 60.263,01 TL işlemiş faiz, olmak üzere toplam 533.102,33 TL'si üzerinden 20/12/2003 tanzim, 10/12/2016 vade tarihli senedi dayalı olarak takip başlatıldığını, ödeme emrinin ...'e 30/04/2018 tarihinde tebliğ edildiğini, 25/04/2018 tarihinde 35,90 TL başvurma harcı, 2.665,51 TL peşin harç, 5,20 TL vekalet suret harcı olmak üzere toplam 2.706,61 TL'nin alacaklı tarafından ödendiğini,
İcra dosyasında müzekkere masrafı olarak 18/02/2019 tarihinde 0,35 TL, 27/09/2019 tarihinde 1,00 TL, 29/12/2019 tarihinde 1,00 TL, 06/07/2018 tarihinde 1,40 TL, 05/07/2018 tarihinde 36,85 TL, 05/07/2018 tarihinde 54,00 TL posta masrafına ilişkin reddiyat yapıldığını, 02/07/2018 tarihli müzekkere ile borçlu ...'in adına kayıtlı taşınmazlar üzerine haciz konulması yönünden Mersin Yenişehir ve Toroslar Tapu Müdürlüğü, Yalova/Altınova Tapu Müdürlüğü, Kilis Tapu Müdürlüğü'ne müzekkere yazıldığını, Borçlu ... tarafından icra dosyasına 31.01.2019 tarihinde 440,00 TL ödendiğini, ödenen miktarın 08.02.2019 tarihinde yasal harçları mahsup edilmek suretiyle alacaklı tarafına ödendiğinin tespit edildiğini,
Gaziantep İcra müdürlüğünün 2018/53939 E. Sayılı dosyasından 470,00 TL asıl alacağın, vade tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faizi 63,10 TL.sı olmak üzere toplam 533,10 TL olduğunu, davacı borçlu tarafından Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/53939 esas sayılı dosyasına 31/01/2019 tarihinde 440,00 TL ödenmiş olmakla, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla yapılan ödemenin infaz aşamasında hazara alınması gerektiğini mahkememize bildirmiştir. Denetime elverişli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiş bilirkişi raporuna itibar edilerek hükme esas alınmıştır.
Buna göre; dava konusu edilen icra takibindeki asıl alacak miktarı 470,00 TL ve işlemiş faiz olarak 63,10 TL bakımından davacının davalıya borçlu olduğu anlaşıldığından; davacının dava konusu edilen bonodan dolayı 469.530,00 TL ve işlemiş faiz olarak 63.039,23 TL borçlu olmadığının tespitine, davacı ve davalı vekillerinin karşılıklı yargılama gideri vekalet ücreti ve kötü niyet tazminatı talep edilmediği dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
1.Davacının davasının Kısmen Kabulü Kısmen Reddi ile;
Davacı ...'in Gaziantep İcra Dairesi'nin 2018/53939 Esas sayılı takibine konu bakımından dolayı davalı ...'ya 470,00 TL asıl alacak ve 63,10 TL işlemiş faiz bakımından BORÇLU OLDUĞUNUN, 469.530,00 TL asıl alacak ve 63.039,23 TL işlemiş faiz bakımından BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,
2.Talep olmadığından kötü niyet tazminatı hususunda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
3.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 533,10 TL üzerinden alınması gereken 179,90 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 9.104,01 TL peşin harcın mahsubu ile fazladan alınan 8.924,11 TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
4.Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL peşin harç, 92 TL değer arttırım harcı ve 0,10 TL tamamlama harcının toplamı olan 146,50 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5.Taleple bağlı kalınarak davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
6.Talep olmadığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7.Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
8.Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, dosyada yapılan inceleme sonucunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi. 10/05/2023